1. Bölüm

Yıllar sonraki karşılaşma

Defneela
omurnur

Selamlar ben defne ikinci kitabım ela umarım beğenirr umarım herkes beğenir severseniz oy vermeyi unutmayınn

Koridor gereğinden fazla sessizdi ve Defne bu sessizliği hiç sevmiyordu; çünkü sessizlik onun için huzur değil, yaklaşan bir şeyin habercisiydi. Adımlarını yavaşlatmadı, aksine daha dik yürüdü, sanki buraya aitmiş gibi, sanki kimseyle işi yokmuş gibi… ama bakışlar kaçınılmazdı. Herkes ona dönmüştü, fısıltılar dalga dalga yayılıyordu; kim olduğu, neden böyle göründüğü, neden bu kadar soğuk olduğu konuşuluyordu. Defne hepsini duyuyordu ama hiçbirine tepki vermiyordu, çünkü tepki vermemeyi çoktan öğrenmişti. Tam köşeyi dönüp bu bakışlardan kurtulacakken koridor bir anda gerçekten sustu; bu, sıradan bir sessizlik değildi, birinin gelişiyle oluşan türdendi. İçinden bir ses dönmesini söyledi ama o dinlemedi, bir adım daha attı… ve o anda o ses duyuldu.

“Kaç yıl oldu… Defne?”

Kalbi bir anlığına ritmini kaybetti ama yüzünde en ufak bir değişim olmadı. Yavaşça döndü ve göz göze geldiler. Mert. Aynıydı ama aynı değildi; bakışları daha sert, daha karanlıktı, sanki yıllar onu yumuşatmak yerine keskinleştirmişti. Defne sadece kısa bir an baktı, sonra hiçbir şey olmamış gibi gözlerini kaçırıp yürümeye devam etmek istedi ama geçemedi. Mert kolundan tuttu; sert, kararlı ve sanki yılların birikmişliğiyle. Defne durdu, ona bakmadan “Bırak.” dedi, sesi sakindi ama o sakinliğin altında taş gibi bir ağırlık vardı. Mert hafifçe güldü, “Bu kadar mı? Yıllar sonra ilk kelimen bu mu?” diye sorduğunda Defne başını çevirip ona baktı; gözleri boştu, neredeyse duygusuz. “Ne duymak istiyorsun?” dediğinde Mert’in yüzündeki ifade anlık değişti, “Elveda demeden giden birinden… biraz daha fazlasını.” cevabını verdi. Defne’nin kaşı hafif kalktı, “Geç kaldın.” dedi ve bu iki kelime aralarındaki bütün geçmişi tek bir anda ağırlaştırdı.

Mert elini bırakmadı, aksine biraz daha sıkı tuttu, sanki onu bir daha kaybetmemek ister gibi. “Ben hiç geç kalmam, Defne.” dediğinde Defne kolunu sertçe çekip kurtuldu ve bu sefer gözlerinin içine bakarak “Benim için kaldın.” dedi. Bu cümle Mert’e doğrudan çarptı ama geri adım atmadı, bir adım daha yaklaşıp aralarındaki mesafeyi neredeyse yok etti. “Yine kaçıyorsun.” dediğinde Defne gözlerini kısıp ona baktı, “Sen hâlâ aynı yerdesin.” diye karşılık verdi; bu, suçlama değildi, daha çok bir gerçekti. Mert hafifçe eğilip alçak sesle “Bu sefer gitmene izin vermem.” dediğinde Defne’nin bakışları ilk kez çok küçük bir an için değişti, ama hemen toparladı. “Denersin.” dedi ve arkasını dönüp yürüdü, bu sefer gerçekten uzaklaştı. Mert olduğu yerde kalıp onu izlerken dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı; bu bir vazgeçiş değil, başlangıçtı.

Sınıfa girdiğinde içerideki hava da farklı değildi; yine bakışlar, yine sessizlik… ama Defne buna alışkındı. Boş bir sıraya doğru ilerledi, tam oturacakken bir ses duydu: “Orası dolu.” Başını kaldırdığında karşısında Uras vardı; rahat, kendinden emin ve fazla dikkatli bakan gözlere sahipti. Defne onu birkaç saniye süzdü, sonra çantasını sıraya bırakırken “Şimdi boş.” dedi. Uras hafifçe gülümsedi, “Yanıma oturman için biraz fazla erken değil mi?” diye karşılık verdiğinde sınıfta birkaç kişi nefesini tuttu. Defne otururken “Seninle oturmak için hiçbir zaman doğru zaman olmayacak.” dedi ve bu cümle sınıfın havasını bir anda değiştirdi. Arka taraftan Asya’nın sesi geldi, hafif ama dikkatli: “Daha ilk günden kavga mı başlattın?” Defne göz ucuyla ona baktı; gülümsemesi sıcaktı ama gözlerinde bir şeyler gizliydi. “Başlatmadım.” dedi Defne, kısa bir duraksamadan sonra, “Bittim.”

Tam o anda kapı tekrar açıldı ve Mert içeri girdi; izin almadan, duraksamadan, sanki zaten burası onun yeriymiş gibi. Gözler onu takip ederken o sadece yürüdü ve gelip Defne’nin arkasındaki sıraya oturdu. Defne bunu hissetti ama dönmedi, çünkü dönmek zayıflık demekti. Mert hafifçe öne eğilip sadece onun duyabileceği bir sesle “Kaçamayacağını söylemiştim.” dedi. Defne bir saniyeliğine gözlerini kapattı, sonra açtı ve hiç arkasına bakmadan cevap verdi: “Ben kaçmıyorum… sen beni takip ediyorsun.” Bu bir savunma değildi, bir uyarıydı; ama ikisi de biliyordu ki bu hikaye henüz bitmemişti, aksine daha yeni başlıyordu.Ders başlamıştı ama sınıfta kimse derse gerçekten odaklanmıyordu. Defne önde oturuyordu, sırtı dikti, kalemi defterin üzerinde düzenli hareket ediyordu ama zihni tamamen sessiz değildi. Arkasında Mert’in varlığını hissediyordu; konuşmuyor, hareket etmiyor ama orada olduğunu hissettiren bir ağırlık gibi. Sanki yıllar önce bitmesi gereken bir şey hâlâ bitmemişti ve şimdi tekrar aynı odada nefes alıyordu.

Uras ise bu sessizliği en çok bozan kişiydi. Kalemini masaya hafifçe vurarak Defne’ye doğru eğildi. “Yeni gelenler genelde bu kadar soğuk olmaz,” dedi alçak sesle. Defne başını bile çevirmeden cevap verdi: “Ben yeni değilim, sadece burada değilim.” Uras kısa bir an sustu, sonra hafifçe güldü. “Bu cümle tehlikeli,” dedi, “insanlar seni ya merak eder ya da yok etmeye çalışır.” Defne sonunda göz ucuyla ona baktı. “Deneyenler oldu.” dedi sadece.

Tam o anda arka sıralardan sandalye sesi gıcırdadı. Mert ayağa kalkmıştı. Hiçbir şey söylemeden sınıftan çıktı. Ama bu sessizlik daha kötüydü, çünkü herkes onun neden çıktığını biliyor gibiydi: Defne.

Asya hemen araya girdi, sesi biraz fazla rahat çıkıyordu. “Siz ikiniz… garip bir şeysiniz,” dedi Defne’ye bakmadan. Defne kalemini durdurdu. “Biz diye bir şey yok,” dedi. Asya kaşlarını kaldırdı. “Öyle mi?” diye mırıldandı, “Mert öyle düşünmüyor ama.” Defne o an başını yavaşça kaldırdı. “Ben ne düşündüğünü umursamıyorum.”

Tam o sırada kapı tekrar açıldı. Bu kez içeri giren öğretmen değildi.

Okul müdür yardımcısıydı.

Yanında iki öğrenci daha vardı. Biri Kaan’dı—Mert’in çevresinden biri gibi duran, sert bakışlı bir çocuk. Diğeri ise Lina, Defne’ye ilk bakışta bile garip bir şekilde takıntılıymış gibi bakan kız.

Müdür yardımcısı konuştu: “Yeni düzenleme. Bu sınıfta grup çalışmaları değişti. Artık eşleşmeler sabit.”

Defne’nin kalemi durdu.

Müdür yardımcısı listeden okudu:

“Defne… Mert.”

Sınıfta bir anlık sessizlik oldu. Sonra fısıltılar patladı.

Defne yavaşça başını kaldırdı. “Hayır.” dedi net bir sesle.

Müdür yardımcısı gözlüğünü düzeltti. “Karar verildi.”

Defne arkasına bile bakmadan konuştu. “Ben onunla çalışmam.”

O anda kapı tekrar açıldı.

Mert içeri girdi.

Sanki ismi duymuş gibi.

Bakışları direkt Defne’ye kilitlendi ama yüzünde şaşkınlık yoktu. Sadece… bekliyormuş gibi bir ifade vardı.

Yavaşça konuştu:

“Ben çalışırım.”

Defne ilk kez tamamen döndü.

“Ben istemiyorum.”

Mert sandalyesine otururken gözlerini ondan ayırmadı. “İstemen gerekmiyor.”

Uras araya girdi, hafif alaycı bir sesle: “Bu sınıf çok eğlenceli olacak gibi.”

Asya kısık sesle Defne’ye eğildi: “Senin geçmişin burada ders olmaya başladı, farkında mısın?”

Defne cevap vermedi.

Ama gözleri Mert’tendi.

Mert hafifçe eğildi, sadece onun duyacağı şekilde konuştu:

“Beni silmek istedin ya… şimdi her derste bana bakacaksın.”

Defne kalemini kıracak kadar sıktı.

“Ben sana bakmam.”

Mert’in cevabı çok basitti:

“Bakıyorsun zaten.”Sınıfın içi hâlâ uğultuluyordu ama Defne’nin zihni çoktan sessizliğe çekilmişti. “Mert” adı tahtaya yazılmış gibi kafasının içinde duruyordu, silinmiyordu. Yanındaki sıraya oturduğunu biliyordu ama bakmıyordu. Bakarsa bir şeyler değişecekmiş gibi hissediyordu; o yüzden bakmamak daha güvenliydi. Ama Mert’in varlığı güvenli değildi, hiçbir zaman olmamıştı.

Uras sandalyesinde hafifçe geriye yaslandı, Defne’ye bakmadan konuştu. “Senin çevrende garip bir çekim var,” dedi. Defne kalemini deftere bastırdı. “Benim çevrem yok,” diye cevap verdi. Uras kısa bir gülüş bıraktı. “Yanındaki kişi buna katılmıyor gibi.” dedi ve göz ucuyla Mert’i işaret etti. Defne o an bile dönmedi. “Onun fikirleri benim problemim değil.”

Ama Mert duyuyordu.

Ve bu yeterliydi.

 

Şimdilik bu kadar umarım beğenirsiniz♥︎

 

Bölüm : 15.04.2026 12:56 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...