2. Bölüm

2. Bölüm

Aliya Sancaktar
pusu_13

_ _ _

"Burak, sen de gelmelisin!"

"Çok eğleneceğiz diyorum, güvenmiyor musun?"

Yılmış gözlerini, kolundan tutup kendisini çekiştiren kızın gözlerine dikti Burak, elini sertçe çekmiş başını dikleştirmişti.

"Biraz daha ısrar edersen nezaket sınırlarını aşacağım." dedi küstah bir tavırla, yeşil hareleri öfkeden alev almış çakmak çakmak yanıyordu. Karşısındaki kızın yüzünü sadece bakışlarıyla tutuşturabilirdi zira o laftan anlamıyordu. Daha bu sabah tam manasıyla tanışmışlardı ve bu elemanın davranışları anında 180 derece değişmişti.

"Erkek avcılığı yapan bir şeref yoksununa daha fazla vakit ayıramam. Bütün günümü zaten seninle ziyan ettim. Lütfen ben nezaketimi bozmadan önce çek git, gelmeyeceğim."

Kız uğradığı hakarete şaşırmış gibi bir yüz ifadesi takındı. Kolunda bulundurmak için ısrar ettiği ellerini nihayet çekmişti. Dili hiçbir şey zikretmezken gözleri cümleleri sıraya koyup yeni paragraflar kuruyordu. Arkasını döndü. Fosfor pembesi çizgiler çektirdiği, çıkartmalardan yüzü görünmeyen, görünümünü mahvettiği için çirkinleşen arabasına bindi ve hızla uzaklaştı.

"Yine mi?" dedi arkasındaki tanıdık ses, ses tonuyla gülüyordu. Böyle bir anda bunu kendisine sadece bir kişi yapabilirdi, şu zamana kadar şahsını hiçbir koşulda yalnız bırakmayan tek bir insan vardı hayatında. Toleranslarını da yalnızca ona gösteriyordu. Yutkunup konuşabilmek adına dudaklarını araladı.

"Evet yine." demişti fütursuzca

"Hepsi aynı."

Arkasını dönüp şu ana kadar dik tuttuğu omuzlarını düşürdü Burak, morali sanki hiç düzelmemişçesine darmaduman olmuştu.

"Bir daha hiçbir kızla tanışmayacağım. Sana bunu burada noktalayalım, demiştim. Bu seferki kızın durumu iyi, para gördü diye sana yılışmaz dedin. Diğerlerinden hiçbir farkı yoktu."

Öfkeyle harmanladığı harelerini yaktı ve gözlerini, arkadaşının bal sarısı gözlerine dikti.

"Eğer Kahraman soyadının kime dayandığını bilmeseydi çoktan..." defolup gitmişti, demek istedi. Yapmadı, aksine yutkunarak içindeki cümleyi daha derinlere gömdü, konuşmaya devam edecekti.

"Benden sıkıldı. Başta bana yeşil ışığı çok parlak yaktığından benden kurtulabilmek için hayatımı kurcalamaya başladı. Sırf tepkisini merak ettiğimden soyadımı söyledim, mahsustan gerilip bir şeylerin üstünü örtmeye çalışır gibi görününce soyadımın nereden geldiğinin farkına vardı. Sıkılmış yüzüne, baygın bakan gözlerine birden can geldi. Akşama kadar neyin hoşuma gittiğini düşündüyse o konuda lak lak etti, hakkında bilgisi olsun olmasın. Şimdi de bir gece kulübüne geleyim diye tutturup arabasına çekiştiriyordu."

"Gitmeyecek misin?"

"Niye gideyim Emir? Zaten hazzettiğim yerler değil. Bir de oraya zengin bir para avcısıyla mı gideceğim?"

"Beni şimdiye havadan sudan bir sebeple ortada bırakıp gitmişti, Kahramanlardan olduğumu düşünmeseydi."

"Tamam." demişti Emir, gözleri anlatılanları birebir görmüş gibi anlayışla büyümüştü. Şimdi daha derin bakıyordu. Elini bir şeyi kenara fırlatırmış gibi savurdu.

"Uzatmayalım. Bir süre karşına daha kız getirmeyeceğim. Sen de kafanı dinle biraz."

Arkalarında kalan arabasını işaret etti. Yüzüne renk katmış arkadaşına tebessüm eden bal sarısı gözleriyle bakmaya başlamıştı.

"Gidelim."

Burak başıyla onaylayıp peşi sıra ilerledi, beraber araca bindiler. Gecenin karanlığını yaran araba farları Burak'ın kenara attığı düşüncelerini günyüzüne çıkarırken Emir hiçbir şey düşünmüyordu. Arabanın içinde gecenin karanlığını daha gizemli yapan bir melodi çalıyordu.

"Nereye gidiyoruz?" diye sordu Emir,

"Merkez." dedi Burak, "Altınordu"

Ordu'da oturuyorlardı, Burak'ın farklı ilçelerde birer evi vardı. Bundan dolayı direkt "Eve" demek hiçbir zaman yeterli olmamıştı. Belirttiği ilçeye doğru ilerlemeye başladıklarında kafasını cama verip sıcak nefesini cama üfledi. İç tarafta oluşan buğu dışarıda sis olmuştu. Bulanıktı, nefesinin değdiği her nokta puslu bir katmanla kapanmıştı, hiçbiri arkasını göstermiyordu. Tıpkı, tıpkı şimdiki durumuna benziyordu. İçinden kopup gelen histerik bir gülüş, aklında olan ne varsa hepsinin iki dudağının arasından dökülmesine öncü olmuştu. Bu zamana kadar yaşadığı tanışma maceralarının hepsi birer fiyaskoydu, yenisinin de diğerlerinden hiçbir farkı yoktu.

"İstemiyorum."

"Ben istemedim Kahraman ailesinin çocuğu olmayı, ailem de beni istemedi. Durum buyken, neden bu mesele ilişkilerimin hepsine yansıyor?"

"Kızdan hoşlanmış mıydın?" diye sordu Emir, arkadaşı her zamanki gibi tepkiler vermediği için dikkati onun üzerinde yoğunlaşmıştı.

"Hayır!"

"Benden sıkıldığını beden diliyle o kadar net belli ederken ona asla alıcı gözle bakmadım ama bu gidişle bekâr kalacağım!"

Emir kendini tutmayıp gülmeye başlayınca Burak arkadaşına döndü öfkeyle,

"Ne gülüyorsun?"

"Bekârlık sultanlıktır paşam." demişti Emir gülüşü kahkahaya kayarken.

"Evinde kasa kasa paranla, günde üç kere gelen kurye ahbaplarınla takılırsın."

Sonlara doğru genç adamın sesi kısıldı, ciddileşti, durumun vahametinin farkına varmış gibiydi. Özellikle Burak gibi çocukken bile yalnız olan bir gencin gelecek senaryosu için bu, oldukça korkutucuydu.

"Affedersin."

Başını iki yana salladı Burak,

"Önemli değil. Haklısın, kalbim sevse de bir kızı paramla evlendireceğime kuryeleri akşam yemeğine çağırmayı yeğlerim."

Bu ikisini de güldürmüştü. Emir başını salladı hafifçe, tek eli direksiyonda gözleri buğulu bir halde yoldaydı.

"Bulacaksın." dedi. Hemen ardından kendini düzelterek "O seni bulacak." demişti.

"Güzel ahlaklı insanlar aramayla bulunamayacak kadar değerli oluyorlar. Karşına bir kız çıkacak ve seni hayatına çekecek. Hatta kim olduğunu bile bilmeden. Bana öyle geliyor ki başta iyi bir sürünüp nazını çekeceksin ama değecek. O yüzden senin dediğin gibi yapalım."

"Ben bir daha hiçbir kızı yoluna itmeyeceğim, karşına daha az para avcısı çıkmasına katkı sağlar bu."

"Yani?" dedi Burak,

"Akışına bırakacağız, tıpkı ilk başta istediğin gibi. Yanisi bu."

Kırmızı ışıkta durup bal sarısı gözlerini en yakın arkadaşının yeşillerine dikti.

"Sena," dedi.

"Kaba tabirle yengen olan kız, sevgilim."

"Nasıl tanıştığımızı hatırla, kızın tek suçu memleketine, Samsun'a, gidebilmek için Ordu'dan geçmek zorunda oluşuydu."

"Nereden bilebilirdi ki Ordu'da şu zamana kadar var olduğunu bile bilmediği bir gencin hayatına dâhil olacağını."

"Ben de asi ruhlu bir kızla anlaşmak bir yana dursun bir de tutup gerçekten onu seveceğimi asla bilemezdim."

Burak güzel güzel konuşan arkadaşını bozmamak adına biraz sabretti fakat onun bu öğüt veren hâlini uslu uslu dinlemek, kesinlikle uzmanlık isteyen bir mesleği icra etmekten daha zordu. Çoktan yüzüne yerleşen istemsiz sırıtış, bir muzurluk yapacağının açık bir göstergesiydi.

"Günümüz ilişkilerini düşünecek olursak, çok mesafeli bir ilişkin var. Yani..."

Arkadaşı gözlerini, gözlerinden çekip yola dönünce devam edemedi. Kızmış mıydı? Hayır, kızmış gibi görünmüyordu.

"Bundan şikâyetçi gibi mi duruyorum? Biraz garip ama ailemden alamadığım disiplini bu süre zarfında sevgilimden aldım. Sevgiliyiz diye sınırları aşmak zorunda değiliz, sevgisini bana hissettirdiği hâlde koruyabildiği mesafe, gerçekten şikâyetçi olduğum bir şey değil."

"Uzak hissettirmiyor."

Bal sarısı gözlere tekrardan inen sis Burak'a tebessüm ettirmişti.

"Birileri sınırları çiğnetmeyen bir yâri özlemiş" dedi muzipçe

"Ne yazık ki aralarına koydukları sınırlar onu görmesine engel çünkü çoktan akşam oldu!"

Arkadaşının zevzeklik ettiğini görünce araca biraz daha gaz verip aniden frene bastı Emir, bu hareketi bir anda hesapları tersine çevirmişti. Sırıtma sırasının kendisine geldiğini bilir gibi dudaklarının çarpıkça kıvrılmasına izin verdi zira yolcu koltuğunda oturan biricik can dostu, kazazede beyin gülecek hâli kalmamıştı. Yaşlı ihtiyarlar gibi söylenmeye başladı.

"Bu kadar alıngan olunmaz, sana da bir şey demeye gelmiyor! İmkanın olsa camdan atacaksın."

"Geldik."

Nefesiyle buğuladığı camı silip dışarıya baktı Burak, evinin geniş bahçesiyle göz göze geldi. Gecenin örtüsü, tek renk duvarların üzerine perde misali inmişti. Tek başına yaşadığı evin burukluğunu hisseder gibi oldu. Bu süslü taş yığını, içinde kendisi olsun veya olmasın lüks gözüktüğü kadar ıssız bir havaya sahipti. Tıpkı kendisi gibiydi, aklında biri olsun olmasın, yanında biri bulunsun ya da bulunmasın daima ıssızdı Burak. Yalnızdı. Hatta belki bir parça çaresizdi de… Gülümsedi. Arabadan indi, kapıyı örtmeden hafifçe eğildi, teşekkür etti.

"Allah'a emanet."

Uzaklaşan spor arabayı beklemeden bahçeden içeri adımladı. Başı öne eğikti, Emir ile uğraşırken ortaya çıkan o neşesi aniden sönmüş omzuna binen ağırlıkları yere düşürmemeye çalışırcasına yavaş hareketlerle eve girip odasına çıkmıştı. Sendeliyordu. Üstünü bile çıkarmadan yatağa attı kendini. Tavanı izlerken ağırlaşan göz kapaklarını inatla açık tutuyordu. Telefonunu çıkardı. Bugün konuştuğu kızın da para için yanında olduğu kesinleştiğinden numarasını engellemiş telefonu komidine koymuştu. Doğrulup aynadaki yansımasına baktı.

"Dert etme be oğlum!" dedi yatakta oturan aksine bakıp

"Çekilmez bir insan değilsin ya. Seni, sen olduğun için seven biri de çıkar elbet."

Hızlanan kalbinin üzerine koydu elini,

"Gevezelik etme!" diye azarlamıştı onu.

"Zaten bir ömür tek başına kalacağımı anlarsam, seni de susturacağım. Huzur, sessizlikte değil mi?"

Yarım bir gülümseme ile tekrar yatağına uzandı, azarlamasıyla sancı giren kalbini hissetmemeye çalışıyor üzerine çok yüklenmemek adına her zaman soluna yatarken şu an sağına yatıyordu. Gözleri ile daha fazla mücadele edemedi. Uykuya daldı. Karanlık davetkâr bir şekilde çok sıcaktı. İçi ürperdi, korkutucu muydu yoksa çekici mi? Kendisine iyi geldikten sonra bu kimin umurundaydı?

 

Bölüm : 15.10.2024 23:18 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...