26. Bölüm

26. Bölüm

YAĞMUR ECRİN AKÖZ
ruhumunilacii123

BÖLÜM 26

 

Unutulmamalıdır ki bir sır ne kadar derine gömülürse gömülsün, onu saklayanların attığı her bir adım o sırrın yerini biraz daha belli eder.

Sırlar evrene karışmış her bir davranıştır. Karanlık sırlar, kapıyı kırarak içeri girmez. Aralık bırakılmış tereddütlerden geçer. Tereddütler şüphelendirir, korkutur. Şüphe duymaya da bu yüzden başlarız. Aklımızın köşesine düşen her bir tereddütten…

Ben güçlüydüm. Hem de çok güçlüydüm. Doğruyla yanlışı, iyiyle kötüyü, aşkla devletimi birbirinden ayırabilecek kadar.

Belki de içten içe gücümü tüketen şeyler vardı.

Aklımda dolaşan. Hiç çıkmayan şeyler. İçimde bir kıpırtı vardı. Sanki her yerde o vardı. Sanki her hamlem onu yok etmek için değildi. Sanki tek nedenim onu görmekti.

Önlemeye çalışmıştım. Bu hayatımın yanlışı olurdu ve ben bunu yapacak acizlikte bir kadın değildim. Önceliğim devletimdi. Önceliğim ekibimdi.

Belki de önceliğim o oluyordu...

İşte buna izin veremezdim. Gerekirse kalbimi söküp atacak, ama yine de ihanet etmeyecektim.

Yanlış zamanda, yanlış mevkilerde, yanlış kişiliklerdik.

Her evrende birbirimize terstik.

Eray Kozanlılar.

Ona karşı harekete geçmeye çalışan kalbimin önüne duvar örecektim. Yanlış kişiye karşı kalbinin hareketlenmesi, gül sandığın bir hançeri kalbine kendi ellerinle yaklaştırmaktır. Kokusunu umut sanırsın. Acısını ise çok geç anlarsın.

Bunu biliyordum. Bu nedenle kalbim ördüğüm duvarı kırmaya çalışsa bile tekrardan o duvarı örecektim.

Önemli olan sadece dosyaydı.

Eray, için ben sadece İlyas Çanak’ın üvey kızıydım. Eğer ki benim bir ajan olduğumu bilseydi, o zaman beni hiç düşünmeden vururdu bile.

Buna kanıyordu içim. Eray beni tanımıyordu. Bilmiyordu. Eğer bilseydi elinin tersiyle iterdi beni. Aslında bunu kafaya takmam bir yerde dosyaya ihanet etmem demekti. Duygu yasaktı. His yasaktı.

Şimdi ise aylardır yerine geçtiğimiz Deren Çanak ve İlyas Çanak karşımızdaydı ve sonrası için planımız tamamen çöp olmuştu. Çünkü böyle bir karşılaşma hiçbirimiz beklemiyorduk. Hatta benim bildiğim bazı şeyleri ekiptekiler, ben demin Deren’e söylerken öğrenmişti.

Neyse ki profesyonelliklerini bozmamışlardı ve beni devam ettirmişlerdi.

Deren’in ellerindeki titremeyi ne kadar saklamaya çalışsa da görmüştüm.

“Baba? ...” dedi İlyas’a dönerek.

“Kızım…” diyerek kızına baktı İlyas. Kaçacak yeri kalmamıştı. “Biz seni hep çok severek büyüttük. Amacımız skandal olması değildi. Çok istedik kızımız olmasını.” Zor konuşuyordu. “Olmayınca üzüldük. Çok üzüldük…” her cümleden sonra derin bir nefes alıyordu. “Seni evlatlık aldık. Seni her zaman çok sevdik biz. Bundan şüphen mi var?” küçük bir çocuğa dönmüştü sanki. Kızını sevebilirdi. Ama bu skandal çıkmasın diye onu satın aldıkları gerçeğini değiştirmiyordu.

Deren zorlukla yutkundu.

“Evlatlık mı? Yoksa satılık mı?”

İlyas tek kelime etmedi. Bu sessizliği sonucu çok net ortaya koyuyordu.

“Bence aile sorununuzu sonra çözün. Kararımızı alalım, önemli olan hepimiz için sonrası.” Dedi Deniz ellerini arkada birleştirerek.

“Ben.” Deyip durdu Deren. “Kararımı verdim.” Sesi korkak çıkıyordu, bunu önlemeye çalıştığı fark ediliyordu. “Sizin tarafınızda olacağım.” Cebinden bir çakmak çıkardı ve elindeki her bir fotoğrafı yakıp yere fırlattı. “Bunların hiçbiri bende olmayacak.”

Hepimiz dikkatle onu izliyordu. İçindeki acıyı tahmin edebiliyordum ve davranışları bu yüzden çok normal geliyordu.

“Deren!” dedi İlyas dehşetle. “Ne diyorsun sen? Ne yaptığının farkında mısın?”

Deren alev alan gözleriyle ona döndü. “Sen benim babam değilsin. Kararlarıma tek bir laf dahi edemezsin.”

İlyas bu cümlenin ağırlığını biliyor olmalıydı. Deren ona söz söyletmiyordu. Kararı öyle kesin gibiydi ki bu kadarını ben bile beklemiyordum.

“Bir şey söyleme, yeter. Sonucunda siz de biz de işimizi yapmış olacağız. Sinan kozanlılar’ın bir dosyası var. İçinde çökertmek istediği şirketlerin adı geçiyor. ‘ÇANAK HOLDİNG’ de bunların başında. Şimdi tekrar düşün İlyas Çanak. Bizimle misin? Sinan’la mı?”

İlyas’ın bu dosyadan haberi olmadığından emindik. Ona, Sinan’ın onun şirketi hakkında yazdığı, biriktirdiği şeyleri yavaş yavaş söyleyecek, aşılayacaktık. İşte bu sayede İlyas da Sinan’a karşı olacaktı.

“Herkes, sizi ben sanıyor. Benim buna müsaade edeceğimi mi sanıyorsunuz?” diye hiddetle çıkıştı.

“Müsaade etmekten başka şansın yok İlyas Çanak. Devlet görevine karışamazsın.” Dedim.

“Siz de benim şirketime karışamazsınız!” diyerek karşı çıktı.

“Kimse senin şirketine karışmıyor!”

“Yeter!” diye bağırdı en sonunda Can. “İlyas! Sesini kes ve işimize engel olma. Kimsenin senin yerine geçme isteği yok. Ayrıca şu anda biz senin şirketini batırmıyoruz, kurtarıyoruz. O kırmızı dosyada en başta geçen isimlerden birisin ve bunun ciddiliğinin farkında olmalısın.”

Artık her parça yerine biraz olsun daha fazla oturuyordu. Gerçekler çok yakındı. Sanırım operasyonu bitirmemize ramak kalmıştı ve son kozlarımızı paylaşıyorduk.

“Tamam.” Diyerek gardını indirdi İlyas Çanak. “Ama bir şartım var.”

Hepimiz ciddilikle ona baktık.

“Eğer bu dedikleriniz doğruysa, Sinan Kozanlılara, biz baskın düzenleyeceğiz. O bizim şirketimizi patlatmadan, biz yapacağız bunu.”

Dediği cümle hepimizi şoka sokmuştu. Baskın düzenleyeceğiz diyordu. Hepimizin bedeni buz kesmişti. Bu adamla daha yeni tanışmıştık ve şimdi bize baskın düzenleyelim diyordu.

“Benim de bir şartım var.” Dedi Deren Çanak.

Rıhtımın dalgaları bizim için çarpıyordu sanki kıyılara. Her cümlenin ağırlığı denizlere vuruyor, ürkütüyor gibiydi. Tepemizdeki ayın üstüne bulut gelmişti. Etrafın ıssızlığı beden ürperticiydi. Fakat bir o kadar da gerçek.

“Bu adamın, gerçek kızını bulacaksınız. Onu bana bulacaksınız.” İlyas’a döndü. “Yalanlarınla boğulmayacağım.”

Deren, evlatlık olmasının şaşkınlığını üzerinden hızla atmış, üzüntüsü öfkeye dönüşmüştü. Çok güçlü bir kadındı belki de. Fakat İlyas’ın hırsı, ona yansımıştı.

“Tamam. Zaten bunu yapacağız. Baskını da düzenleyeceğiz. Sizi de operasyona katabiliriz.” Dedi Can. Kabul etmekten başka şansımız yoktu. Kabul etmezsek ya dosyanın kapanmasına sebep olurduk ya da ölüme.

“Güzel.” Dedi İlyas.

“Bu numaradan haberleşelim İlyas Çanak. Bizden haber bekleyin.” Dedi elindeki telefon numarasını İlyas’a uzatırken, Can.

“Tamamdır, Can. Her şeyin bir karşılığı olacak.”

“Olacak.”

*

(1 Hafta Sonra)

(Yazarın Anlatımıyla)

“Senin ablan, benim abimi öldürdü! Kalpsizsiniz. Vicdansızsınız siz!” diye bağırarak itekledi Elif, Miran’ı.

“Benim ablam, abini falan öldürmedi Elif! Bu kadarı da fazla. Bu nasıl bir suç atma?” diyerek kendini ve ablasını savundu Miran.

Okulun arka bahçesinde, kimsenin olmadığı bir köşede kavga ediyorlardı Miran’la, Elif.

“Herkese söyleyeceğim. Kozanlılar’a, ablanın ajan olduğunu söyleyeceğim. Sizi bitireceğim. Sıra sana sonra gelecek! Mahvedeceğim hepinizi.” Ağlayarak öfke saçıyordu her tarafa Elif.

Abisini Deren öldürmemişti. Fakat ekibin planları üstüne ölmüştü. Bunu Elif bilmese de Deren’i doğrudan suçluyordu.

“Yapmayacaksın! Ablamın, bu ölümle alakası yok. Sanayi deposunda ablamın işi ne?”

Elif, Miran’a birkaç adım yaklaştı.

“Eğer ablanın bu ölümle bir alakası çıkarsa, o zaman bütün ailenizi başınıza yıkarım.” Gözyaşlarını sertçe silip Miran’ın omzuna çarparak hızlı adımlarla oradan ayrıldı. Miran olduğu yerden bir adım bile kıpırdamadı ve yere oturdu.

“Umarım bu olayla hiçbir alakan yoktur abla…”

Ablasıyla bir haftadır görüşmüyordu çünkü ablası çok yoğundu ve istihbaratta kalıyordu. Bugün görüşecekti. Okul çıkışını iple çekiyordu.

Miran artık aşk hissetmiyordu. Kalbi buz tutmuştu sanki. Gözlerinden yaş akmıyordu. Elleri titremiyordu. Sadece bir burukluk vardı içinde. Geçmişin izleri…

İzler geçmiyordu. Bunun için zamana ihtiyacı vardı.

Miran artık Elif’in yanlış kişi olduğunu anlamıştı. Hem yanlış zaman hem yanlış kişi.

Kalbi onun için atmıyordu bu saatten sonra. Kalbine kilit vurmuştu. Kolay kolay da açılmazdı artık.

Aşktan vazgeçmiş biri artık kimseyi beklemez; sadece bir zamanlar çok inandığı duygunun yorgunluğunu sessizce içinde taşır.

Elif ise Miran’a, ruhunun ne kadar çirkin olduğunu göstermişti. Bundan sonra hiçbir şey değildi onun için.

Yarası da izi de bir şekilde kapanırdı.

*

Miran okuldan çıkıp, eve gelmişti. Ablası evde olmalıydı. Kapıyı çaldı. Kapı ablası tarafından açıldı.

“Ablacığım, hoş geldin.” Dedi gülümseyerek Deren. Miran ise ufak bir gülümsemeyle cevap verdi.

“Hoş buldum.”

Miran içeri girdi ve odasına doğru gitti. Ablası da arkasından geliyordu.

“Özleştik! Değil mi?” dedi.

“Evet, özleştik.” Diyerek onu onayladı Miran. Birbirlerine sarıldılar. Daha sonra Miran’ın düşünceli halini Deren anlamış olacak ki:

“Bir sıkıntı mı var ablacığım?” dedi Miran’ın yatağına oturarak. Miran da karşısına oturdu. Lafı hiç uzatmadan direk konuya daldı.

“Abla… senin Sertaç abinin ölümüyle bir alakan var mı?” diye sordu. Deren donakalmıştı. Tek eliyle saçlarını kulaklarının arkasına aldı.

“Neler oldu okulda?” diyerek, soruya soruyla cevap verdi.

“Elif günlerdir okula gelmiyordu. Bugün geldi. Fakat gelir gelmez beni buldu. Kavga ettik. Senin bu konuyla bir alakan olduğunu ve eğer gerçekten düşündüğü gibi bu konuyla bir alakan varsa Sinan Kozanlılara her şeyi anlatacağını söyledi.”

Deren şok içerisinde Miran’a bakakaldı. Şaşırmıştı. Elif’in bu kadar ileri gidebileceğini düşünmezdi.

“Miran…” diyebildi sadece. Cümlelerini toparlamaya çalışıyordu. “Bizim yaptığımız bir operasyonda öldü ama bizim amacımız onun ölümü değildi. O da bizden yana olmuştu.” Diyerek en kısa şekilde kardeşine olanları anlattı.

“Elif bunları bile bilse sizi suçlayacak. Ne yapacağız?” dedi ve üstündeki tişörtü çıkartıp yatağa fırlattı. Daha sonra giysi dolabından başka bir üst alıp onu üzerine geçirdi ve ablasının yanına oturdu.

“Eminim ki bu konu yarına kalmaz haberlere de düşer. Bunu farklı bir şekilde yansıtacağız. Elif de öyle bilecek.” Dedi Miran’ın stresini biraz olsun alabilmek için.

“Umarım öyle olur.”

Ablası Miran’ın omzuna elini koydu.

“Elif’e olan aşkın gözünü sakın kör etmesin.” Dedi. Miran’ın ise yüzünde hiç mimik oynamadı. Artık aşık değildi.

“Artık umurumda bile değil.”

Ablası güldü.

“Tabi tabi!” diyerek göz devirdi.

“Gerçekten, abla. Ruhunun çirkinliğini çok kez gördüm fakat ancak şimdi fark edebildim. Artık benden uzak, kime yakın olursa olsun.” Dediğinde ablası neredeyse mutluluktan uçacaktı ama bir yandan kardeşi kötü hissetmesin diye belli edemiyordu.

“Bence çok doğru bir karar vermişsin kardeşim. Her zaman arkandayız.” Deyip kafasına bir öpücük kondurdu. Kardeşinin mutlu olmasını tüm kalbiyle istiyordu. Sanırım artık doğru yolu o da bulmaya başlamıştı.

Sertaç’ın ölümünü çok farklı bir nedene bağlayacaktık. Öldüğü gün elinde kalan kamerayı, İlyas’ın yanından çıktıktan sonra gidip almıştık. Kayıt delilleri ortadan kalkmıştı. Hepsi sadece bizdeydi ve mahkemede olacaktı.

Ve Miran’ı zor durumda bırakacak hiçbir hamle yapmayacaktım.

 

 

 

 

Bölüm : 03.05.2026 19:56 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...