6. Bölüm

5.Bölüm

Rainy
therainy52

(Kader’in anlatımıyla)

Onları bu geç saate kadar bulamadım. Evlerinde değillerdi. Fırat demişti ki, ‘’Onloro bolomozson evo golmo.’’

Burası benim de evim değil mi? Eve gelince de bir teşekkür yok. Kader yemek yap, Kader şunu yap, Kader bunu yap. Bazen düşünüyorum da acaba beni sadece köle gibi kullanmak için mi sevdi? Bunu yüzüne sormam lazım.

Evde değiller işte! Ne istiyorsa artık bu çocuklardan, kendi çocuklarının değil de milletin çocuklarının derdinde. Biraz onlara ilgi gösterseydi şaşardım zaten. Ve bana. Ama kesinlikle o sevdiğim adam ölmeseydi onunla evlenecektim. O adam nasıl öldü onu da anlamadım orası ayrı mesele. Adamın, Ben bir öleyim ya, diyecek hâli yok herhâlde. Kesinlikle bir şey var ama bilmiyorum. Derken bir evin önünde durdum. Bir ses duymuştum.

‘’Ya ağabey bıraksana Atlas ağabeyi!’’

‘’Hayır, bana nasıl olduğunu söylemedi!’’

‘’Bora! Bırak beni!’’

‘’Gece yardım et!’’

‘’Ya ne oldu gece gece bağırıyorsunuz bir uyutmadınız beni! Bora ağabey ne yapıyorsun? Bıraksana ağabeyimi!’’

Çocuklar eğleniyor olmalıydı. Ama bana da şu saçma geliyor. Çocukların ne suçu vardı ki, bizim yaşadığımız zorluklarla? Her neyse onların aradığım kişiler olduklarını biliyordum. Derken cama bir ışık yansıması geldi. Hemen arkamı döndüm. Arkada Rus bir adam vardı.

‘’Özür dilerim Kader hanımefendi. Flashım açılmış, kendimi çekecektim oysaki.’’

‘’Sorun değil de adımı nereden biliyorsun sen?’’ dedim.

Bunu Rusça söylemişti. Rusçayı uluslar arası bir askerlik yerinde eğitim görürken öğrenmiştim. Oradaki komutan Rus olduğu için Rusça bilmek zorunluydu. Adam bana baktı.

‘’Kocanıza göre çok naziksiniz.’’ dedi.

Bak şimdi! Kocamı nereden tanıyorsun sen? Diye düşündüm.

‘’Kocamı nereden tanıyorsun?’’

‘’Her neyse, ben gidiyorum. Size iyi akşamlar.’’ dedi ve gitti. Hem de cevap vermeden… Öylece gitti. Ama benim adımı nereden biliyor ve kocamı nereden tanıyor? Bu adamda şüpheli bir şeyler var, acaba onu mu takip etsem? Yok ya. Ya başıma bir şey gelirse? Ama çok merak ettim.

Her neyse edeceğim! Sonuçta ben gözetmen değil miyim? Gözeteceğim de gözeteceğim. Her şeyi geçtim de galiba bu adamda beni gözetliyor. Demek ki gözetmenler de gözetilebiliyormuş! Diyerek adamın arkasından gittim. Adam siyah ve bizim arabamızdan daha uzun, baya lüks bir arabanın yanına gitti. Orada beş tane falan daha Rus adam vardı. Bir tanesi gözlüklüydü.

" Если мы не найдем этот Огонь, босс сожжет нас огнем, которого не существует." dedi. Ve bu da demek oluyordu ki,

‘’O Ateş’i bulamazsak patron bizi olmayan bir ateşle yakacak.’’

Ateş mi? Ateş… Her neyse benim oğlum değildir ya. Oğlumun bu adamlarla ne işi olacak değil mi? Baya pahalı bir kafenin önünde duruyorlardı. Bir adam aniden bana döndü.

‘’Oo gizli seyircilerimiz var.’’ dedi.

Hemen aramı dönüp kaçtım. Geliyorlar mı diye arkama baktım. Yoklardı. Önüme baktığımda hepsi önümdeydi.

‘’Eheh, ben sizi dinlemiyordum. Zaten Rusça falan bilmem ben, sanırım Rusça konuşuyordunuz.’’ dedim ama pekte işe yaramamış gibiydi. Aniden arkamdan bir adam beni güçlü bir kokulu bezi ağzıma ve burnuma bastırdı, kendimi kurtarmaya çalıştım ama olmadı.

‘’Patronumuza güzel bir sürpriz olacak.’’ dedi. Yani son olarak tek duyduğum şey oydu. Gözlerim karardı ve uyudum. Ve uyanmadan önce duyduğum tek şey, "Судьба. Я приду как можно скорее." Bu kalın bir sesti.

Ve anlamı da, ‘’Kader. En yakın zamanda geleceğim.’’

O kadar. Acaba o adam kimdi ve adımı nereden biliyordu? Ünlü mü oldum acaba? Başka bir şey duymadım, uyandığımda aynı yerdeydim. Uyanır uyanmaz telefon zil sesimi duydum. Hah! Al işte. Şimdi telefonu açınca o klasik konuşmamız başlayacak. Fırat, ‘’Onları buldun mu?’’ diyecek. Ben,‘’Kaçırıldım.’’ desem, Fırat kesin yine, ‘’Neyse onları buldun mu?’’ der!

Kafayı takmış onlara! Kaçırılsam umurunda değil, bu nasıl kocaysa artık! Açtım.

‘’Onları buldun mu?’’

Hah! Al işte. Hep aynı şey…

(Gece’nin anlatımıyla)

Dün kesinlikle çok eğlenceliydi ama bugün değil. Çünkü okul var ve okulu görünce aklıma kampta olanlar geliyor. O günler çok kötüydü bir daha asla öyle bir şey yapmam ve katılmam. Ağabeyim haklıymış. Onsuz bir yere gidilmiyor. Nisa’yla beraber okula giderken Nisa’nın gülümsediğini fark ettim.

‘’Nisa ne hoşuna gitti? Söyle bakayım.’’ Nisa aniden bana döndü.

‘’He? Yok, bir şey öylesine, aklıma bir şey geldi de.’’

Ben de trip atarmış gibi, ‘’En yakın arkadaşına anlatmayacaksın yani.’’ dedim. Nisa bana baktı.

‘’A-ah! Şuna bak, tamam söyleyeceğim.’’

‘’Hadi söyle!’’ bana baktı.

‘’Dün… Ağabeyinin…’’derken önümden hızlıca bir araba geçti. Ama dün yağmur yağdığından dolayı her taraf çamurdu ve bu yüzden her tarafıma çamur sıçradı. Yüzüme bile…

‘’Gece! İyi misin?’’ dedi Nisa.

Ben arabanın içindekinin kim olduğuna baktım. Ah! Yine bu adam! Sinirli bir şekilde camı tıklattım. Camı indirdi ve bana baktı.

‘’Bak yine sen, beni çok mu seviyorsun? Her tarafta görmek istiyorsun değil mi? Surat ifaden anlatıyor her şeyi.’’

‘’He he! Çok seviyorum. O kadar seviyorum ki öldürmek istiyorum seni!’’ Bana baktı.

‘’Şimdi de dilenci olmaya mı karar verdin? Yazık ya. Ağlarım ama yoksa ağabeyinde mi seni terk’’ derken elimi onun ağzına koydum ve diğer elimle tokat attım.

‘’Bu bir.’’

Şok olmuştu ve tam bir şey diyecekken yeniden tokat attım.

‘’Bu iki.’’ Kızgın bir şekilde bana baktı.

‘’Seni var ya!’’ derken üçüncü tokadı attım.

‘’Bu üç.’’ diye dördüncü tokadı atacakken camların temizleme suyu yüzüme geldi. Sular gözüme gelmişti o yüzden gözlerimi açamıyordum. O pislikten bir ses geldi.

‘’Bu bir.’’ dedi ve tam gözlerimi açacakken ikinci kez su geldi.

‘’Bu iki.’’

‘’Seni mahvede-‘’derken üçüncü su geldi.

‘’Bu üç.’’ dedi ve gaza bastı. Ah! Çok sinir etti beni sabah sabah. Yerden kocaman bir taş aldım. Nisa arkadan bana seslendi.

‘’Yapma! Yapma Gece! Başına dert alırsın yapma!’’

Arabanın arka camına doğru fırlattım. Cam sert bir şekilde kırıldı. Hemen arkasına döndü.

‘’Lan!’’

Arabayı durdurup kırılan cama döndü. Cam kırıklarının arasından bana baktı. Sinirli bir şekilde arabadan indi. Dışarından kırılan cama bir daha baktı. Tekrar bana bakıp üstüme geldi.

‘’Parasını ödeyeceksin!’’ dedi.

‘’Ben mi dilenciymişim? Şu an para isteyen kim görüyoruz değil mi?’’ dedim sırıtarak.

Bana baktı, yüzü kıpkırmızı olmuştu. Elleri yumruk şeklindeydi. Tam bir şey diyecekken onu birisi aradı.

‘’Alo?’’

‘’Ne balosu? Ne toplantısı?’’

‘’Ben katılmayacağım ona.’’ Aniden bana baktı ve gülümsedi.

‘’Ya da katılacağım…’’ dedi ve telefonu kapattı.

‘’Şimdi… Sen bu camı kırdın değil mi?’’diyerek etrafımda daire yapmaya başladı.

‘’Borcunu ödemezsen arkadaşsız kalacaksın…’’ dedi ve silahını çıkarıp Nisa’ya doğrulttu. Nisa’yı mı vuracaktı? Hayır! Buna izin veremem. Ama borcumu da ödemek istemiyordum, kim bilir ne yaptıracak bu! Ama mermiyi sıkacak gibiydi. Bunu göze alamazdım.

‘’Tamam, kaç para istiyorsun?’’ dedim. Bana baktı.

‘’Hayır, para istemiyorum.’’ dedi. Kaşlarım çatıldı.

‘’Ne istiyorsun?’’

‘’Bir tane balo toplantısı olacakmış, mafyalar ve balo eşleri.’’ dedi. Bu adam aklımdaki şeyi yapmayacaktı değil mi?

‘’O baloya benimle gelmeni istiyorum.’’ dedi.

‘’Ne dedin sen? Ben gelip ne yapacağım?’’

‘’Gelip baloda yanımda duracaksın,’’ dedi ve arabasına bindi.

‘’Gerçi bu balo, bu camdan ucuz ama bu da sana jestim olsun.’’ dedi. Ben senin! Dedikten sonra Nisa beni kolumdan tutup okula götürdü.

Okuldan çıktık ama aklım oraya takıldı. Baloya gitmek mi? Asla gitmem, ha ayrıca Nisa’yı o an yakalamış olabilir. Ama evini asla bilemezdi. Dedikten sonra tanımadığım bir numaradan mesaj geldi. Hay ben senin! Bu adam… Bu adam tam bir manyak! Nisa’nın evinin fotoğrafıydı bu. Bir de yanında :) koymuş. Psikopat mıdır nedir! Telefonumu kapattığım an tekrar bir mesaj geldi, aynı numaradan.

Bilinmeyen Numara: Arkadaşının evini bilmiyorum zannetme. Baloya gelmediğin zaman, bir arkadaşın olmayacak.

Deli edecek bu adam beni! O sırada Nisa geldi.

‘’Kim o?’’derken telefon ekranımı gördü.

‘’Gece bu kim ve evimi nerden biliyor?’’dedi paniklemiş bir şekilde.

‘’Sabahki adam. İlle de onunla baloya gitmemi istiyor ve gitmezsem…’’ diyince Nisa anlamıştı. Gözlerindeki korkuyu görebiliyordum.

‘’Gece ben dedim sana ya! ‘Yapma!’dedim! Niye dinlemiyorsun ki!’’

‘’Tamam, gideceğim bir şeyler yapacağım da ağabeyimi ne yapacağız?’’

‘’Nisa’yla pijama partisi yapacağız falan dersin.’’ dedi Nisa.

‘’Tamam, da saat kaçta söylemedi ki bu adam.’’ Telefonuma tekrar mesaj geldi.

Bilinmeyen Numara: 21.30’da o arkadaşının evinin önünde ol.

Yuh! Duydun mu lan beni?

‘’Yuh! Duyuyor mu bu bizi?’’ dedi Nisa.

‘’Az önce aynı şeyi bende içimden dedim, biliyor musun?’’

Nisa’yla ben evlere dağıldık. Eve girip dolabımı açtım ve gözüme çarpan ilk şey mezuniyet için aldığım elbisem gözüktü. Açık mavi, düşük omuzlu ve dizimi birazcık geçiyordu. Başka elbiselere de baktım ama hiçbiri baloda giyilmezdi. Mecbur onu giyecektim. Derken ağabeyim eve geldi. Evet, şimdi evden nasıl çıkacağım ben? Halledersin kızım Gece! Yaparsın! Da gerçi evden çıkmam için bir acelem yoktu. Çünkü biz okulda 16.00’da çıkıyorduk, o adam da 21.30’da diyordu. Ve şuan saat ise 16.30’du. Nereden baksam beş saatim vardı. Dört saat sonra da Nisa’nın yanına giderdim.

O dört saat geçti ve benim evden çıkmam lazımdı ama ağabeyim salonda aksiyon filmi izliyordu. O elbiseyi aldım ve üstüne pijama koydum. Gizlice çıkmayı deneyecektim ama birden televizyonun sesi kesildi. Ağabeyime döndüm. Ağabeyim ayağa kalkmıştı. Bence gerçekten Samara filminden çok etkilenmişti.

‘’Nereye gidiyorsun Gece? Bu saatte.’’ dedi.

‘’Nisa’ya gidiyorum ama geç dönebilirim.’’ Bana baktı.

‘’Bende geleceğim.’’

‘’Kız partisi yapacağız ağabey, sen kız mısın?’’diyince şaşırmıştı.

‘’E tamam o zaman git ama yarım saatte bir ararım haberin olsun.’’ dedi.

‘’Tamam, ağabey.’’ dedim ve evden çıktım. Acaba ağabeyim ben balodayken ararsa ne yapacaktım? Bunu düşünmem lazımdı. Yirmi dakika sonra Nisa’nın yanına gelmiştim. İçeri girip direk odaya Nisa’nın odasına gitmiştik. Saate baktım, saat 20.03’dü. İyi, en azından bir buçuk saatim vardı. O sırada aklıma bir soru takılmıştı. Ya ağabeyim beni arayıp ulaşamadığında Nisa yerine Bora ağabeyi ararsa? O zaman ne olurdu? Ne yapacaktım o zaman? Bunu Nisa’ya sormam lazımdı.

‘’Nisa, aklıma bir soru takıldı.’’

‘’Ne takıldı?’’

‘’Ya ağabeyim beni arada duymazsam, seni aramak yerine ya ağabeyini ararsa? O zaman ne yapacağız?’’

‘’Ha, işte bu benim aklıma gelmemişti. Ama zaten bu akşam ağabeyim hep karakolda olur diye tahmin ediyorum.’’

‘’He iyi o zaman.’’ dedim.

Ve yeniden telefonuma mesaj geldi.

‘’Hazırlandın mı?’’

Ay bu da ne kadar sabırsız! Bir dakika bu adam benim numaramı nereden buldu ki… Nisa bana seslendi.

‘’Gene o mu yazmış?’’

‘’Evet de… Bu benim numaramı nasıl buldu ki ve senin evini?’’ dedim. Nisa da bir anlığına dondu kaldı.

‘’Bu da benim aklıma gelmemişti…’’ dedi.

Vakit kaybetmeden hazırlanmaya başladım. Nisa da yardım etmişti. Elbiseyi giydikten sonra saçımı çözdüm ve saate baktım. 21.15’ti. Çok gergindim. Ben LGS de bu kadar gerilmemiştim. Saçlarımı taradım ve sanırım hazırdım. Üstüme Nisa’nın hırkasını aldım. Tekrar mesaj geldi.

‘’Aşağı in.’’

Bu adamdan nefret ediyordum çünkü beni arkadaşım ile tehdit ederek kullanıyordu ve şu an korkuyordum. Ama korkunun bir faydası yoktu, o yüzden korkarak da olsa aşağı indim. Apartmandan çıkınca onu gördüm. Takım elbise giymişti ve siyah bir arabanın önünde bekliyordu. Bana baktı.

‘’Güzel olmuşmamışsın.’’ dedi.

Bu ne biçim bir tabir? Yok, oluşmamışsın gibi! Zigot muyum ben? Neyse ne. Şoför koltuğunun yanındaki kapıyı açtı.

‘’Sanki ben açamayacağım, elim yok ya benim.’’ dedim ve bindim. Daha balo salonuna gitmeden kızmıştım belli ki sertçe kapıyı kapatıp şoför koltuğuna geçti. Yol boyunca ikimizde konuşmadık. Yirmi dakika sonra konuşan ilk o oldu.

‘’Bak orada beni rezil edecek hiçbir şey söyleme, tamam mı?’’

‘’Hani oradakileri tanımıyorum ya ben. Neden tanımadığım insanlarla konuşmaya çalışayım?’’

‘’Sana bir şey söylemeye de gelmiyor!’’

Önüme dönerken aklıma bir şey gelmişti. Tam on dakika sonra ağabeyim arayacaktı! Ve ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu.

Aklıma bir şey gelmişti aslında. Bunu Nisa’ya söylemem lazımdı. O yüzden telefonumu çıkardım ve yazmaya başladım.

Gece: Nisa, ağabeyim beni on dakika sonra arayacak ama olurda duymazsam büyük ihtimalle seni arar. Telefonumum şarjda olduğunu söylersin olur mu?

Yazdım ve gönderdim. Sonra onun sesini duydum.

‘’Sen ne yapıyorsun?’’

‘’Ağabeyim ile ilgili bir şeyi hallettim ayrıca sana mı soracağım bir şey yaparken!’’ Sabır çekerek önüne döndü. On dakika sonra tam gelmiştik ki ağabeyim beni sesli aradı. O an bir şaşırdım çünkü ağabeyim genelde beni görüntülü arardı. Müzik sesi falan gelmediği için açtım telefonu.

‘’Alo?’’ O adam bunu dediğim an bana baktı.

’Gece ne yapıyorsunuz?’’

‘’Nisa’yla oturuyoruz ağabey, sen ne yapıyorsun?’’

’Ben de oturuyorum, merak ettim sizi ne yapıyorsunuz diye.’’

‘’He, bir şey yapmıyoruz ağabey. Öyle konuşuyorduk sadece.’’

’Tamam, Gece görüşürüz.’’

‘’Görüşürüz ağabey.’’dedim ve telefonu kapattım.

‘’Ne diyor?’’

‘’Önemli değil.’’ dedim ve arabadan indik. Çok gergindim. Bulunduğumuz yer beklediğimden çok daha büyüktü. Yüksek tavanlar, parlak ışıklar, yankılanan ayak sesleri… Ama asıl sorun bu değildi. Her an panik atak geçirecekmiş gibi hissediyordum.

Kalbim hızlanıyordu, nefesim düzensizleşiyordu. Göğsümde beliren baskıyı hissetmemek için yumruklarımı sıktım. Daha başlamadan bitsin.

Ama nafile…

Yanımdakinin bakışlarını hissettim. Sesinde hafif bir şüphe vardı.

“İyi misin?”

Boğazımı temizledim. Kendimi toparlamam gerektiğini biliyordum. Zoraki bir şekilde cevap verdim:

“İyiyim ben.”

Geçiştirdiğim barizdi. Ama şu an bunu tartışacak durumda değildim. İçeri adım attığımızda midem kasıldı. Burası fazla büyüktü, fazla lüks… Altın varaklı süslemeler, devasa avizeler, cilalanmış zemin… Sanki bir prensesin yaşadığı bir masal dünyasındaydım ama burada olmamalıydım.

Görkemin altında eziliyordum.

O sırada, kalabalığın içinden biri el salladı. Yanımdaki de karşılık verince oraya gideceğimizi anladım. Yürüdükçe panik atağım iyice kendini hissettirdi. Ellerim terlemeye başlamıştı, nefesim hâlâ tam anlamıyla düzelmemişti. Göğsümdeki baskı artıyordu, sanki tüm vücudum daralıyordu. Masaya vardığımızda ortamın sıcaklığı da içimdeki bunalmayı körüklüyordu. Fazla düşünmeden hırkamı çıkarıp masaya bıraktım.

Sonra… Bir anlığına gözlerimi kapattım.

Ellerimi dizlerime koyup derin nefes aldım. Bir… İki… Üç…

Göğsümdeki baskı hafifledi. Sanki kâğıttan bir yük kaldırılmış gibi…

Yanımdaki bunu fark etmiş olmalıydı çünkü hafifçe eğilip alçak bir sesle fısıldadı:

“Bak, iyi oluyorsun. Nefes al, devam et.”

Bunu kendi kendime de söylemem gerekiyordu. Nefes al, devam et.

Gözlerimi açtım. Kalbim hâlâ biraz hızlı atıyordu ama panik atağımın zirvesini geçmiş gibiydim. İçimdeki kasvet yerini yavaş yavaş dinginliğe bırakıyordu. Ve ilk kez, burada gerçekten nefes alabildiğimi hissettim.

‘’Ateş, yengeden bahsetmemiştin bana.’’ dedi arkadaşı. Yenge mi? Demek ki bunun adı Ateş’ti.

‘’Ah! Evet, tanıştırayım bu sevgilim Gece.’’ dedi. Iy! Ciddi ciddi dedi mi onu?

‘’Hayırlı olsun kardeşim.’’ dedi arkadaşı.

‘’Sağ ol Cenk.’’ Demek ki arkadaşının adı da Cenk’ti. Ve sanırım Cenk’in yanındaki karısıydı. Cenk’in karısı, ‘’Cidden yakışıyorsunuz bence ya, umarım hiç ayrılmazsınız.’’ dedi.

‘’He he ayrılmayız. Biliyor musunuz dün üstüme çamur attı ve arabayla gitti! Ne kadar iyi biri…’’ dedim. Şaşırmışlardı.

‘’Ateş? Kızın üstüne çamur mu fırlattın.’’ dedi Cenk. Ateş bana baktı ve sinirle burnunu çekti.

‘’Ne saçmalıyorsun Gece? Ben sana hiç öyle şey yapar mıyım? Az önce ne yaptığımı unuttun herhâlde.’’ Ne yapmış ki? ‘İyi misin?’ dedi. Bunu marifet olarak göstermesi de ayrı bir komik.

‘’Ne yaptın ki?’’ Ateş bana baktı.

‘’Az öncekini tekrar mı yapmalıyım yani?’’ dedi ve beni kendine doğru çekti.

‘’Hoşt! Ne yapıyorsun sen?’’ dedim. Bana sinirlice baktı ve sonra da içeridekilere baktı. O yüzüme yaklaşırken ben geri çekildim. Ve geri çekildikten sonra ayağım takıldı. Ne olduğunu bilmiyorum ama beni belimden tuttu. Gösterişçi pislik, oyuncu olsa yeridir. Tekrar dikildim ve bana döndü.

‘’Biliyor musun, manzaraya ihtiyacım yok.’’ dedi.

‘’Ne alaka?’’ Sonra bana baktı.

‘’Çünkü benim manzaram hemen yanımda.’’ dedi. Onun arkadaşıyla karısı alkışladılar. Bak bak bak havalara bak! Üstüne çamur attığını böyle güzel şeylerle silemezsin! Ben kanmam. Şimdi görürsün sen.

‘’Oo! Evet, ama dün çöpünken bugün manzaran olmama şaşırmadım değil.’’ dedim.

Ağzı açık kaldı. Sonra bir adam geldi ve elime bir maske verdi. Baya süslü bir şeydi. İlk kez baloya gelmiştim ben. Hem de ağabeyimden ayrı. Aa! Acaba ağabeyim beni aramış mıdır? Neyse Nisa halletmiştir. Masadaki herkese verdiler. Benimki maviydi! Elbisemle uyumluydu ve güzeldi. Maskemi taktım. İçeride her ülkeden biri vardı.

Elbisemde bir titreşim hissettim ve tuvalete gittim. Ağabeyim arıyordu. Ama açamazdım. Tuvalette bir sürü konuşan kadın vardı. O yüzden aramasına cevap veremedim.

(Ateş’in anlatımıyla)

Bu kız delirtecek beni. Ağzını kapatmayı gram bilmiyor. Getirdiğime bin pişman oldum. Neyse ben ona kapattıracağım ağzını. Sonuçta arkadaşı sayesinde her şeyi yapabiliyordum. Diye gülerken annemle babam içeri girdi.

Ne? Ama annemle babam buraya hiç gelmez ki. Ne yani, şimdi mi gelecekleri tuttu. Annem içeri girer girmez bir Rus adam gülümsemeye başladı. Bu ne lan? Yanındaki babamı görmüyor mu acaba? Annemle babam buraya gelirken Gece telefona bakıp dışarı yürüyordu. Dışarı çıktığında ise telefonunu kulağına götürdü. Umarım polisi aramıyordur. Derken aklıma arabadaki konuştuklarımız geldi.

’Sen ne yapıyorsun?’’

’Ağabeyim ile ilgili bir şeyi hallettim ayrıca sana mı soracağım bir şey yaparken!’’

Sanırım ağabeyini aramıştı. Derken annemle babamda geldi.

‘’Ateş, sen buraya kiminle geldin lan?’’ dedi babam. Annemde, ‘’Anlaşılan gelinimiz olacak.’’ dedi gülerek. Gece’ye baktığımda hâlâ telefonla konuşuyordu.

‘’Adı ne?’’ diye sordu babam. Çok soru soruyorlar. Ne yapacağım ben şimdi. Benim yerime Cenk cevap verdi.

‘’Adı Gece galiba.’’ dedi. Babamın gözleri fişek gibi patladı.

‘’Ne dedin sen? Tekrar söyle.’’

‘’Gece.’’ dedim. Sinirlenmiş ama aynı zamanda pis pis düşünceleri olan bir suratı vardı.

‘’Açelya nerede?’’ dedi annem.

‘’Onun gelecek bir eşi yok ki. Hem o böyle şeylere gelmiyor.’’dedi. O sırada Açelya biriyle içeri girdi. Bu kim lan? Ben böyle birini tanımıyorum. Neyse sorun yok. Söyleyene kadar Açelya’nın kafasını yiyeceğim. Bitmiştir. Açelya yanımıza geldi.

‘’Açelya bu kim?’’ dedim.

‘’Nasıl desem… Bugünlük eşim.’’ dedi ve sırıttı. Ama ben sinirlendim. Tanımadığı birini nasıl eşi olarak kabul edebilir? Derken Gece içeri girdi. Ve bana baktı. Sonra da gitti ve boş bir yere oturdu. Her neyse.

‘’Adı ne bu adamın?’’ dedim.

‘’Baran.’’

‘’Ağzı yok mu bu adamın?’’

‘’Kız istiyor ki cevap veriyor, sana ne oluyor?’’ dedi. Açelya gülümsedi. A ah! Birde hemen sahiplenmiş kardeşimi, bu kadarı fazla. Derken sakin bir müzik çalmaya başladı. Bir adam mikrofonla konuşmaya başladı.

‘’Eşleri dans etmeye davet ediyorum.’’ dedi. Ve bu anonsu her dilde anons ettiler. Sonra o adamın sesini duydum.

‘’Senin eşin kim ki buradasın?’’ dedi. Sanki ağzımdan bakla çıkarmaya çalışıyordu.

‘’Sana ne! Görürsün.’’ dedim. Sonra da Gece’nin yanına gittim. Cenk ve İlayda yanda olduğu için Gece’ye nazik olmaya çalıştım.

‘’Bana bu dansı lütfeder misiniz güzel hanım?’’ dedim. Gece bana baktı ama sanki umursamaz bir tavırla baktı. Ben de yanına oturdum ve kulağına eğildim.

‘’Arkadaşının olmasını istemiyorsun herhâlde?’’ dedim. Bana şaşkınca baktı.

‘’Seni çöp kutusundan çıkmış Arizona kertenkelesi!’’ dedi fısıldayarak. Ben de gıcıklık olsun diye gülümsedim ve ayağa kalktım. Gece de ayağa kalktı. Dans etmeye başladık. Ama gözüm annem ve babama bakıyordu. Sanırım onu dansa kaldırmamı bekliyordu. Ama babamın kafası başka bir yerdeydi. Sanki plan kuruyordu. Yine. Başka bir Rus adam geldi.

‘’Benimle dans etmek ister misiniz? Sanırım sizinle dans edecek bir kişi yok.’’ dedi ve babama baktı. Sonra da anneme elini uzattı. Babam o adama aniden döndü.

‘’Hop! Kardeşim, indir o elini yoksa ben seni indiririm aşağı.’’ dedi. Rus adam, ‘’Zaten herkesin dans ettiği bir toplumda bu güzel kadını dansa kaldırmayacak kadar inik olan benim değil mi?’’ dedi. Babam çok sinirlendi.

‘’Senin karın yok mu da başka bir EVLİ kadınla dans etmeye çalışıyorsun?’’ Rus adam gülümsedi.

‘’Var…’’

‘’Nerede?’’ dedi.

‘’Bir yerinde.’’ dedi ve gitti. Annem de babamı sakinleştirmeye çalışıyordu.

‘’Boş ver Fırat.’’ dedi. Babam o kadar sinirliydi ki anneme tokat atacak gibi elini kaldırdı. Ve neredeyse yapacaktı. Sonra babam lavaboya gitti. Onlara bakarken Açelya sırtıma çarptı.

‘’Pardon ağabey, Baran biraz hızlı dans ediyor da.’’ dedi ve güldü. Hay ben bu adamın! Bu gidişle Açelya’yla evlenecek bu. Derken Gece’nin arkasından bir kadının Gece’nin kafasında bir vazo kıracağını gördüm. Elimde olsa kurtarmam ama istemsizce Gece’yi ters tarafa döndürdüm ve vazo benim kafamda kırıldı. Gece çok şaşırmıştı. O Baran mıdır nedir? O da buraya döndü ve Gece’ye baktı. Sonra şaşkın bir ifadeyle kaldı. Açelya yanıma koştu.

‘’Ağabey iyi misin?’’ dedi. Ben de bu kimmiş diye arkama baktım. Bu benim çocuklukta sevdiğim kızdı. İyi de Gece’yle derdi neydi? Ve burada ne işi vardı. Her neyse.

‘’Ben bir lavaboya gidiyorum.’’ dedim. Ensem acımıştı. Benden önce giden babam tuvalete gitmişti. Bende onun arkasından on dakika sonra falan gittim. Girer girmez bir ses duydum. İçeri baktım. O Rus adam Rusça bir şekilde babama," Вы подняли эту руку на ту женщину, не так ли? Bu mu yoksa diğeri mi ?" dedi. Ben Rusça bildiğim için anladım. Demişti ki,

‘’O kadına elini kaldırdın değil mi? Bu mu yoksa diğeri mi?’’

Şimdi ne yapsam bilemedim. Babamı kurtarsam acaba beni de babamın yanına mı alır diye düşündüm. Sonra tekrardan sordu.

‘’Söyle! Yoksa ikisini de kullanamayacaksın!’’ dedi. Babamda korkmuştu sanırım.

‘’Bu!’’ dedi. O Rus adam onun elini baya büktü, yok bükmedi. Bükse kırılma sesi gelmezdi! Evet, babamın elini kırdı! Ben güvenliklere söylemeye gittim. Ve Rus adam içeride değildi. Güvenlikler babama baktı. Sonrada babamın boğazındaki kırmızı, gırtlağından sıkılmış iki el izine baktılar. Bende şimdi fark ettim, ne yapmış lan bu adam? Burada ne olur ne olmaz diye özel bir doktor vardı. İlk başta babamı uyandırdı. Babam nefes nefese kalktı. Sonra da doktora baktı. Doktor ilk babamın eline baktı.

‘’Eli tam bileğinden kırılacak şekilde parmaklarıyla birlikte bükülmüş,’’ dedi.

‘’Siz gidin ben babanızla ilgileneceğim.’’ dedi. Bende içeri gittim. İçeri gittiğimde Gece, Amerikan bir mafya adamıyla konuşuyordu. Anladığım kadarıyla, ‘’You’re so beautiful, is there a man with you?’’diyordu. Bu da,

‘’Çok güzelsin, yanında bir erkek var mı?’’demekti.

Bölüm : 09.01.2025 22:21 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...