3. Bölüm

2. Bölüm - Henüz Değil

Rainy
therainy52

Sabah uyandığımda, düşüncelerin arasında uyuyakaldığımı fark ettim. Saat yediydi. Ama kafamdaki sorular hâlâ yerindeydi.

O kadın kimdi? Arabayı süren adam beni görmesine rağmen neden durmadı? Ve eğer o kız suçluysa… Neden beni kurtardı?

Kapı açıldı. Ağabeyim içeri girdi. Beni uyandırmaya gelmişti ama zaten ayaktaydım. Yüzüme baktı, bir an duraksadı.

“Vay, erkencisin. Okulu bu kadar sevdiğini bilseydim…” dedi.

Göz devirdim. Okul için uyanmamıştım.

O kadının hâlâ tam olarak kim olduğunu merak ediyordum. Bunları düşünürken bir yandan da okul için hazırlandım ve ağabeyimle beraber evden çıktık. Ağabeyim kafeye, bende okula gittim. Okul her zamanki gibiydi: gürültülü, sıkıcı ve gereksiz uzun.

Tek iyi tarafı Nisa’ydı.

Onu bahçede görünce içim biraz olsun hafifledi. Yanına gidip boş muhabbet açtım. Dersler zaten bitmiş sayılırdı. Herkesin aklı sınavdaydı. Benimki de… Sözde.

“Az kaldı Gece,” dedim içimden. “Az daha dayan.”

Okul çıkışı Nisa’yla birlikte kafeye gittik. Kapıdan girer girmez seslendim:

“Garson bey, bakar mısınız?” Ağabeyim refleksle döndü.

“Hemen geliyorum hanımefendi-” Sonra yüzü değişti. “Gece.”

Nisa’yla birlikte güldük. Ama o an kapı açıldı. Ve ortamın havası değişti.

İçeri giren adamlar… Yanlıştı. Sadece görünüş olarak değil. His olarak. Takım elbiseleri düzgündü ama duruşları değildi. Biri sandalyesine yayıldı.

“Beş americano,” dedi. “Hızlı.” Nisa’ya baktı. Sonra sırıttı.

“Ne bakıyorsun?” Devamını getirmedi. Getirmesine gerek kalmadı. Elindeki kahveyi Nisa’nın yüzüne fırlattı.

Ağabeyim o an o kadar kızgındı ki, bakışları daha da sertleşti. Ağabeyim Nisa’yı lavaboya götürdü.

Orada bir şey koptu. Düşünmedim. Sadece hareket ettim. Adamı tekmelediğimde sandalyesiyle birlikte devrildi. Elindeki diğer kahveyi alıp yüzüne boşalttım.

“Bu da benden,” dedim. İçimdeki ses alkış tutuyordu. Nihayet biri hak ettiğini almıştı.

Arkamdan ses duyup döndüğümde patronun aşağı indiğini gördüm. Bu adam da ne zaman kavga dövüş olsa aşağı iniyor? Tıpkı dizinin en heyecanlı yerinde reklam girmesi gibi sinir bozucu!

‘’Ne oluyor Gece! Canın kovulmak istiyor herhâlde!’’ deyince, hafifçe sırıttım.

‘’Ben şu anda çalışmıyorum. Ne o artık müşterilere de mi karışmaya başladınız?’’ dedim.

Patron utancından bir şey diyemedi ve tekrar yukarı çıktı. Diğer adamlar bana garipçe bakıyorlardı. Hiç mi dövüşmeyi bilen bir kız görmediler? Sanki hiç görülmemiş bir uzay mekiğine bakıyorlar. Tam o sırada içeri uzun boylu, yakışıklı ve takım elbiseli bir adam girdi.

‘’Ee? Americano nerede kaldı? Neredeyse bir saattir bekliyorum.’’ dedi. Sonra da yerde üzerine americano kahve döktüğüm adama baktı.

‘’Ne oldu burada, buna ne oldu?’’ deyince bütün adamlar bana döndü. Bu yüzden bu uzun boylu adam da bana baktı.

‘’Ne yani? Hepsini sadece bu kız mı yaptı? Hah cidden mi? Hiç güleceğim yoktu, koskoca adamı yere düşürüp, üzerine americano mu fırlatacak?’’

Resmen benimle dalga geçiyordu, ona da aynısını yapayım da görsün o gününü, ayrıca artık ona yakışıklı demeyeceğim. Demek Nisa’nın yüzüne americano fırlatan adamın patronu ha? O zaman benim de düşmanımdır. Sonra da adamlardan biri konuşmaya başladı.

‘’Gerçekten patron, biz de inanmak istemezdik ama o yaptı.’’

‘’Gerçekten o mu yaptı?’’

‘’Gerçekten patron, o yaptı.’’ Şaşkın bir suratı vardı ama hemen sanki imajını korumak için suratını değiştirmeye çalıştı.

“Ah.” dedi. Sanki olanlar onu zerre ilgilendirmiyordu. “Americanomu verin. Geç kalmayı sevmem.” dedi. Kollarını sıvayıp saatine baktığı esnada orada bir kılıç dövmesi gördüm. Aklıma Bora ağabeyin beni kurtaran kıza şu dediği geldi.

’Ha ayrıca mafya olduğunu da biliyorum. O kılıç dövmen kollarını sıvadığında gözükmüyor mu zannediyorsun?’’

Ne! O zaman bu adam da bir mafyaydı. Ağabeyimle Nisa da lavabodan geldiler. Ağabeyimin yanına gittim.

‘’Ağabey!’’

‘’Efendim Gece? Çabuk ol Nisa’nın yüzüne buz koymam lazım.’’

‘’Ağabey! Bu adam bir mafya! Kolunda kılıç dövmesi var.’’ deyince Nisa’nın yüzüne koymak için getirdiği buz elinden düştü. Kılıç dövmesi mafyaların imzasıydı. Ağabeyim kendi kendine konuşmaya başladı.

‘’A-ama nasıl olur? On sekiz yıl önce arkama kim ateş ediyor diye bakarken birinin kolunda daha kılıç dövmesi görmüştüm.’’ diyerek sinirli bir yüzle mafyanın suratına baktı.

‘’O değilmiş ama gözleri aynı bakıyor. Onla bir alakası olmalı.’’ dedi. Mafya da ağabeyime sipariş verdi. Tamam, bir americano ne abarttınız! Getireceğiz işte!

‘’Garson, bana bir tane americano getir.’’

Ağabeyimi on sekiz yıl önce bu kadar sinirlendiren olay neydi ki? Ama tahmin edecek olursam ya bebekliğimle ya ağabeyimin çocukluğuyla ilgiliydi ya da sanırım anne ve babamızla alakalıydı… Bana çocukluğu hakkında hiçbir şey anlatmıyordu. O adama gelecek olursak, o adam bir mafyaydı ve bu kadar rahat gezinmesine izin veremezdim. Ayrıca yanında silah taşıyordu, bu madde 21’e göre suçtu! Hemen arkamdan Bora ağabey geldi.

‘’Madde 13.’’ dedi. Bir dakika bunları sesli mi söyledim ben?

Bora ağabey sinsice gelip ağabeyimle beni baya korkutmuştu! Sanırım bir hayvan olsa sinsilik konusunda kesinlikle yılan olurdu. Ayrıca böyle dememin başka bir yanı da suç denince hemen orada beliriyor! Adam ışınlanmayı bulmuş haberi yok. Bora ağabey elini omzuma koydu.

‘’E kim suçluymuş madde 13’e göre?’’ dedi. Fısıldayarak ve çaktırmadan o adamı gösterdim.

‘’Şu adam.’’ Bora ağabey adamın kolundaki kılıç dövmesini gördü ve silahını çıkarıp onu hedef aldı.

‘’Teşekkürler Gece! Hey mafya bozuntusu! Tutuklusun, çok aranan bir suçluyu yakalamak çok kolay oldu.’’ deyince, mafya hemen bana döndü ve kızgınca bakıp silahını bana doğrulttu. İyi ki çaktırmadan yaptık!

‘’Bana zarar verirseniz kızı vururum.’’ dedi. Aslında yakışıklı yanı sadece iyi yanı olabilirdi. Ondan nefret ediyordum. Bir insan nasıl bu kadar cani olabilirdi ki? Allah bilir kaç insan öldürmüştü de, aranan bir suçlu olmuştu. Bora ağabey bana silah doğrulttuğunu görünce sinirlenmişti.

‘’Teslim olma korkusundan birini nişan almadan savaşamıyor musunuz? Yoksa bana mı öyle geliyor?’’

Mafya daha da sinirlenip silahını yere attıktan sonra ağabeyim hemen yanıma geldi. Mafya bir teklifte bulundu Bora ağabeyime.

‘’Sende silahını yere at, dövüşmek istiyorsan madem dövüşelim.’’ Bora ağabey dövüşmeye dünden razı gibiydi.

‘’Seve seve.’’ diyerek silahlını yere attı.

İkisi de aynı anda birbirinin üstüne geldiler. Nasıl göründüklerini anlatamam, sanki meydana çıkmış iki öküz var da aralarına kırmızı havlu koymuşlar gibi görünüyorlar! Umarım Bora ağabey onu döver de her tarafını morartır! Sağlam kemiğini bırakmaz. Bora ağabey tekme attı. Adam kıpırdamadı. Sanki duvara vurmuş gibiydi.

Mafya da Bora ağabeyime yumruk attı ama Bora ağabeyin canı acımak yerine daha da gaza geldi. Yumruk attı elini bükerek beline koydurtup yere attı. Mafya yerde yatarken, Bora ağabeye çelme taktı ve üstüne çıktı. Bora ağabeyi yumruklamaya devam ederken, Bora ağabey yerden silahı alıp kafasına vurdu. Mafya kafasını tuttu, kanadığını gördü ama herhâlde sinirden gözü dönmüş hiçbir şey hissetmezmiş gibi hâlâ Bora ağabeyi yumruklamaya çalışıyordu.

Bora ağabey kollarıyla kendini savunduğundan başka yerlerini vuruyordu. Kafedeki insanlar da maç izler gibi izliyor, gram yardım etmiyordu. İnsanlar öylece izliyordu. İçimden “Patlamış mısır eksik,” diye geçirdim. Ama kimsenin gülmeye niyeti yoktu. Bora ağabey orada dövülürken izleyemezdim. Bir şey yapmam lazımdı. O yüzden araya girip de mafyanın saçını tutup çekmeye çalıştığımda işe yaramadı. O sırada yeniden beni kurtaran kadın geldi. Durumu görünce hemen araya girdi.

‘’Eh, pardon ben bir keçiyi alıp gideceğim.’’ diyerek mafyayı çekti. Bora ağabeyinin yüzünü fark edince şok olmuştu.

‘’Amanın bu ne böyle? Ağabey! Ne yaptın sen? Sen delirdin mi! Niye bütün sinirini bir polisten çıkarıyorsun?’’

O bir mafyaysa neden bu kadar sakin ve ağabeyini azarlıyor? Bir polisi dövmek onlar için mutluluk olmalıydı. Ben bunları düşünürken kadın tekrardan, ‘’Özür dileriz.’’ dedi.

‘’Senin bu kadar iyi kalpli olmanı sevmiyorum, bu adamı dövmesem beni tutuklayacaktı!’’ dedi adam.

‘’Ağabey! Biz gidelim artık hadi.’’ dedi kadın tekrardan.

Ben bu adamlardan nefret ettim. Bir insanın iyi kalpli oluşundan nasıl bu kadar rahatsız olabilirlerdi? Aklımda bin soru varken zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Tartışmanın ağırlığı üzerime çökmüş, nefesimi daraltmıştı. O sırada Bora ağabeyin hâlâ canı yanıyordu. Onu hastaneye götürdük. Muayene sırasında yüzündeki öfke bir an bile dağılmadı.

“Ben olsam ben de sinirli olurdum,” diye geçirdim içimden.

...

Akşam olup eve döndüğümüzde hava çoktan kararmıştı. Mafyalar evdeydi.

“Oh, rahatladım,” dedi Ateş alaycı bir gülümsemeyle. “O polis bozuntusunu nasıl dövdüm ama.” Açelya kaşlarını çattı.

“Ağabey, psikopat mısın sen? O polisi dövdüğünde suçunu daha da büyüttüğünün farkında mısın?”

‘’Of yine çocuk gibi kavga etmeyin! Gelin oturun yemek hazır.’’ Ateş ve Açelya yemek masasına gelip oturduktan sonra Fırat, ‘’Olay ne? Neyin kavgası bu?’’ dedi.

‘’Baba, şu Belle Vista Kafe de, bir tane polisle dövüştüm. Hepsi bir kız yüzünden. O kızı da anlayamamıştım zaten. Adı da neydi? Gece mi neydi, öyleydi evet.’’ dedi.

‘’Gece mi? Peki.’’ dedi. Sonra da ‘Gece’ ismini duyunca büyük bir şaşkınlıkla Ateş’e döndü.

‘’Ne dedin sen? Gece mi?’’

‘’Evet, ne oldu ki?’’

‘’Ağabeyi var mıydı?’’

‘’Bilmiyorum, ama ona benzeyen bir adam gördüm de neden soruyorsun baba?’’ Arkalarından anneleri geldi.

‘’O zaman çektiğim fotoğraf doğruydu.’’ diyerek onların kafeden çıkarken çektiği fotoğrafı Fırat’ın eline verdi.

“Ha? Ama nasıl! O çocuk o kadar üzgün görünüyordu ki intihar etmiştir diye düşünmüştüm. Demek ki ayakta kalabilmiş. Olsun… Artık ayakta kalma şansı olmayacak.” Ateş’in sesi, evin içinde soğuk bir yankı gibi dolaştı. Açelya ile göz göze geldiler; ikisi de söylenenin ağırlığını tam olarak kavrayamamıştı.

Açelya’nın içi sıkıştı. Babasının bu hâlini çok iyi tanıyordu ama yine de alışamıyordu. Birinin ölmesini istemiyordu.
Hele ki kurtardığı birinin… Ne yani, diye geçirdi içinden, ölmekten kurtardığım kızı tekrar mı öldürecekti? Babasının dudaklarında beliren o karanlık gülümseme içini ürpertti. Bu kızla, o adamla ne alıp veremediği vardı? Bildiği kadarıyla onlara hiçbir kötülük yapmamışlardı.

Sabah olduğunda, ev sessizdi. Ağabeyim ile birlikte kahvaltı yapıyorduk. Geceden kalan huzursuzluk hâlâ içimdeydi.

“Ağabey…” dedim tereddütle. “Bir rüya gördüm. Pek iyi değildi.”

‘’Anlat bakalım neymiş bu rüyan?’’

‘’Biz ikimiz bir taksinin içindeyken, bir tane araba bize bilerek çarpıyordu. Sonra da arabaya baya bir el ateş etti, sadece bir takım elbisesi gördüm. Taksinin önünde dikilmişti.’’

Ağabeyim bir anda yemeği yerken duraksadı ve ardından da öksürmeye başladı. Acaba rüyam onu çocukluğuyla ilgili bir şey mi hatırlattı ya da yemeği çiğnemeyi mi unuttu?

‘’Ağabey!’’ diyerek sırtına vurdum ve eline su verdim. Suyu içtikten sonra düzeldi.

‘’Ne oldu ki bu kadar ağabey?’’ dedim. Cevap vermeden, ‘’Sen okuluna git, geç kalacaksın.’’ dedi ve hemen evden çıktı. Evden çıktıktan sonra ne yaptığına bakmak için delikten baktım. Bir elini duvara yaslamış, hızlıca nefes alıp kendini sakinleştirmeye çalışıyordu…

Sakinleşmeye çalışıyordum, ama hâlâ aklıma o gün geliyordu. On sekiz yıl önce Gece’nin bugün gördüğü rüya gibi, adamlar takım elbiseliydi ve arabamıza ateş ediyorlardı. Aklıma o gün geldikçe annemi ve babamı hatırlıyorum. Ne kadar mutluyduk… Hepsi o kılıç dövmeli ve silahlı mafyaların başı yüzünden. Zaten dünde yine kılıç dövmeli bir adam geldi. O adamı kendi ellerimle boğmamak için americanoyu bile getirmedim. O adamın o günkü adamla alakası neydi? Gözlerinin aynı olduğuna eminim bir daha görürsem elimden cevap verene kadar kurtulamayacak. Sakinleşip kafeye gittim, önlüğümü giydim ve servise başladım. O sırada bir adam geldi… Bu da ne? Bu adam on sekiz yıl önce annemin ve babamın katiliydi.

‘’Ah Atlas ah… Seni sonunda buldum görüyor musun şu olanı? Şimdi sıra kız kardeşinde… Sen kimsesizliğe layıksın.’’ dedi. Ben öfkemi şu anda anlatamam.

‘’Kimse Gece’ye bir şey yapamaz!’’ diyerek yanıma koruma amaçlı taşıdığım silahı çıkarttım.

‘’Seni vuracağım pislik! Bir bok çuvalı bile senin kalbinden daha temizdir!’’ Sonra güldü.

‘’Beni vuracak mısın? Vur hadi. Vursana!’’ dedi. Tetiğe bastım.
Ses yankılandı. Ama içimdeki sessizlik bozulmadı. O buna layıktı. Yüzüme o adamın pis kanı fışkırdı. Ellerimde kanlanmıştı. O bunu hak etmişti. Kimse aileme zarar verdiği gibi Gece’ye de zarar veremeyecek asla. Asla! O sırada insanların sesini duydum.

‘’Adama baksana!’’

‘’Öldü mü acaba?’’

‘’Ambulans çağıralım mı?’’

Sanırım kafenin önünde bayılmışım, çünkü uyandığımda etrafımda insanlar vardı. Hemen ayağa kalkıp kendime geldim. Ah o ne biçim rüyaydı. Iy o adamı gördüğüme göre rüya olamaz kâbus olurdu. Her neyse şimdi gerçekten kafeye girdim. Ve servis etmeye başladım. İnsanlara kahve, tatlı servisi yaparken kendimi mutlu hissediyordum. İçeri sanırım şu Bora’yı döven adamın kardeşi geldi. Ne yani? Bu kadın da mı bize saldıracaktı?

‘’Seni rahatsız etmek için gelmedim merak etme, bakışlarından ne hissettiğin belli. Sadece bir latte alıp çıkacağım. Ama şu polise söylemezsen sevinirim.’’ dedi.

Bu kızda hiç mafya imajı yok, sanki normal bir hayat yaşıyormuş gibi rahat ve sakin. O yüzden ona lattesini verdim ve giderken Bora’yla karşılaştı. Ben söylemiş miyim diye bana döndü, ben de hiçbir şey yapmadığımı göstermek için iki elimi havaya kaldırdım.

‘’Aha! Yakaladım seni artık kaçacak yerin yok.’’ diyerek kelepçe çıkarttı Bora. Birini kızın bileğine takılan kelepçeyi gördü. Bileğini tuttuğunda kızın yüzü bir an gerildi. Ama gözleri korkmuyordu.

‘’Latteyi sana harcamak istemezdim ama latteden ucuz bir beynin var gibi görünüyor.’’ diyerek yüzüne fırlattı. Bora’da sinirlendi, kız hızlıca kaçacaktı ama Bora izin vermedi.

‘’En azından birini bileğine takabilmişim.’’ dedi ve kendine doğru çekti. Doğruyu söylemek gerekirse oldukça romantik görünüyorlardı.

‘’Bırak bileğimi! Dün ben olmasam ölüyordun, bana bir şey borçlusun!’’

‘’Sana olan borcumu en fazla cezanı hafifleterek ödeyebilirim.’’

‘’Bunu bana yaptırmak zorunda bıraktın.’’ diyerek Bora tam diğer bileğine de kelepçeyi takacakken bir anda bağırdı.

‘’İmdat! Beni kendisine bağlayan bu sapığı tanımıyorum!’’ diyerek bağırınca Bora hemen kelepçeyi çözdü ve kızda hızlıca kaçtı. Bora yanıma sinirli sinirli geldi.

‘’Bana latte ver.’’ dedi. Ben de bu fırsatı değerlendirmeliyim deyip sinir bozucu bir şekilde siparişini verdi.

‘’O kız da latte istemişti… Oo!’’ dedikten sonra Bora kapıyı sertçe çarpıp çıktı. Ardında sadece sessizlik kaldı. Ve yarım kalmış bir hesap.

Kapının önüne geldiğimde içeride kalmam gerekirken durdum çünkü dışarıdan gelen sesler beni olduğum yere çivilemişti ve nedense içimde kötü bir his vardı, o yüzden fark edilmeden kapının yanında durup dinlemeye başladım, Gece’nin sesi netti.

“Bora ağabey!” dedi ve o an anladım ki yine bir şeylerin peşine düşmüştü, Bora’nın ağır sesi geldi.

“Ne var Gece?” ve ardından Gece hiç duraksamadan sordu.

“O kız kimdi?” Bu soru içimdeki huzursuzluğu büyüttü çünkü bunun geleceğini biliyordum. Bora kısa bir sessizlikten sonra, “Senin karışacağın bir konu değil.” dediğinde Gece’nin göz devirdiğini görmesem bile hissedebiliyordum.

“Her zamanki gibi, biri gelip bana silah doğrultuyor, biri yüzüme kahve fırlatıyor, biri polisi dövüyor, sonra diyorsun ki karışma.” dediğinde dişlerimi sıktım çünkü haklıydı ama yine de bilmemeliydi, Bora’nın sesi sertleşti.

“Gece-” ama Gece onu kesti.

“Hayır, bu sefer anlatacaksın, o kız kim, mafya mı değil mi, bana neden yardım etti, dün de geldi bugün de geldi tesadüf değil bu.” dediğinde içimdeki gerilim arttı çünkü bu konuşma gitmemesi gereken bir yere gidiyordu, Bora derin bir nefes aldı.

“Adı belirsiz.” dediğinde kaşlarım çatıldı çünkü bu cevap bile başlı başına bir sorundu, Gece şaşkın bir şekilde, “Belirsiz…” diye tekrarladı, Bora devam etti.

“Evet ve evet o da onların içinde.” Gece hemen sordu.

“Onların içinde derken mafya yani?” Bora, “Doğrudan değil ama ailesi özellikle abisi ve babası…” deyip sustuğunda içimdeki sabır azaldı çünkü daha fazla konuşmamalıydı, Gece sabırsızlandı.

“Ne, devam et.” dedi, Bora alçak bir sesle, “Bu iş düşündüğünden daha büyük Gece, o gördüğün adam var ya hani kahveyi fırlattığın…” dediğinde Gece hemen araya girdi.

“Evet o öküz.” Bora devam etti.

“Onun adı Ateş ve o sıradan bir suçlu değil.” Gece kollarını bağlayarak “Hiçbiri sıradan değil zaten.” dedi, Bora başını salladı.

“Hayır bu farklı, bu adamlar yıllardır aradığımız bir grubun parçası, dosyaları kapatılan üstü örtülen ortadan kaybolan olaylar var ya işte onların arkasında bunlar var.” dediğinde gözlerimi kapattım çünkü artık yeterince ileri gitmişti, Gece’nin sesi biraz daha ciddileşti.

“Peki o kız?” Bora kısa bir duraksamadan sonra, “O farklı.” dedi, Gece kaşlarını kaldırmış olmalı.

“Farklı mı nasıl yani?” diye sordu. Bora, “Şu ana kadar işlediği net bir suç yok en azından kanıtlanmış ama ailesinin içinde yaşıyor ve bu bile yeterince tehlikeli.” dediğinde Gece’nin sesi yumuşadı.

“Ama beni kurtardı iki kere.” dedi ve bu cümle beni rahatsız etti çünkü duygular işin içine giriyordu. Bora, “Biliyorum o yüzden diyorum ya farklı.” dedi, birkaç saniye sessizlik oldu sonra Gece tekrar konuştu.

“Peki ya o adam hani dün beni ezmeye çalışan o da mı aynı gruptan?” Bora net bir şekilde “Hayır.” dediğinde ben de irkildim çünkü bu yeni bir bilinmez demekti.

Gece yavaşça, “Yani o zaman o kim?” diye sordu, Bora “Henüz emin değilim ama tesadüfler fazla olmaya başladı.” dedi. Gece alayla, “Harika hayatım zaten sıkıcıydı.” dediğinde kaşlarımı sıktım çünkü bu bir oyun değildi, Bora hemen uyardı.

“Bunu hafife alma Gece.”

“Almıyorum sadece anlamaya çalışıyorum.” dediğinde içimde bir şey sıkıştı çünkü gerçekten anlamaya çalışıyordu, Bora sonunda net konuştu.

“Bak o kızdan uzak dur bu çok önemli.” Gece hemen karşı çıktı.

“Niye kötü biri gibi durmuyor.” Bora “Durmuyor olması iyi olduğu anlamına gelmez.” dediğinde Gece de geri adım atmadı.

“Ya da kötü olmadığı anlamına gelir.” dedi ve o an anladım ki artık müdahale etmezsem bu konuşma daha da derine inecekti, o yüzden kapının önünden çıkıp, “Yeter.” dedim ve ikisinin de bir anda susmasıyla bakışlar üzerime döndü, Gece’nin gözlerinde yine o inat vardı, Bora ise ne yaptığımı anlamıştı.

“İçeri gir.” dedim Gece’ye.

“Ne niye?” diye karşılık verdiğinde sesimi sertleştirdim.

“Gece içeri gir.” dedim çünkü tartışmaya açık değildi, birkaç saniye bana baktıktan sonra, “Tamam.” dedi ama gitmeden önce Bora’ya dönüp, “Bu konuşma bitmedi Bora.” dedim ve bu cümle bile içimdeki huzursuzluğu artırdı, Gece içeri girince Bora’ya döndüm.

“Ne anlatıyordun?” dedim, Bora kollarını bağladı.

“Bilmesi gereken şeyleri.” dediğinde başımı iki yana salladım.

“Hayır henüz değil.” dedim.

“Atlas-” dedi ama sözünü kestim.

“Henüz değil.” dedim daha sert bir şekilde, kısa bir sessizlik oldu sonra Bora, “Onu korumaya çalışıyorum.” dediğinde kısa bir kahkaha attım.

“Koruyarak mı yoksa içine çekerek mi?” dedim, Bora bir adım öne çıktı.

“Gerçeklerden kaçamaz.” dediğinde gözlerinin içine bakarak,

“Gerçekler onu öldürür.” dedim çünkü bunu yaşamıştım. Bora dişlerini sıktı.

“Zaten içindeyiz Atlas istesen de istemesen de.” dediğinde birkaç saniye sustum sonra başımı eğdim.

“Ben bir kere kaybettim ikinci kez olmayacak.” dedim ve bu söz içimde yankılandı, Bora’nın sesi yumuşadı.

“Bu sefer yalnız değil.” dedi, başımı kaldırdım.

“İşte o yüzden korkuyorum.” dedim çünkü yalnız olmak bazen daha güvenliydi, kısa bir sessizlikten sonra arkamı döndüm.

“Konuyu kapat ve Gece’yi uzak tut.” dedim ve oradan uzaklaştım.

Ama içimdeki huzursuzluk geçmedi çünkü ne kadar engellemeye çalışsam da her şey yeniden aynı yere sürükleniyordu ve en kötüsü bu sefer olanları başından beri dinlemiş olmama rağmen bunun önüne geçemeyeceğimi hissediyordum.

Bölüm : 19.10.2024 19:00 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...