48. Bölüm
Slytherin queen / Kraliçe felâket devri / 45.bölüm  duvarların kulakları var

45.bölüm duvarların kulakları var

Slytherin queen
slytherinqueen

 

Gece sessizdi.

Evin içindeki bütün sesler çekilmişti sanki. Aşağı katlardan gelen uğultular durmuş… bahçedeki ışıkların çoğu sönmüştü.

Sadece perdelerin arasından süzülen ay ışığı vardı odada.

Draco bir anda gözlerini açtı.

Refleks gibi.

Nefesi sakindi ama zihni değildi. Bir şey… yanlıştı.

Tavanı birkaç saniye sessizce izledi. Sonra yavaşça başını çevirdi.

Afet uyuyordu.

 

Ya da uyumaya çalışıyordu. Kaşlarının arasındaki küçücük çizgi hâlâ duruyordu. Ameliyatın üzerinden günler geçmişti ama vücudu hâlâ toparlanamamıştı. Yan yatamıyordu. Tam rahat nefes alamıyordu. Uykusunda bile dikkatli hareket ediyordu artık.

Draco’nun bakışları istemsizce aşağı kaydı. Battaniyenin altındaki karın kısmına.

 

İçinde yine aynı his oluştu. Öfke. Korku. Koruma içgüdüsü.

Hâlâ geçmemişti.

 

Draco yavaşça doğruldu. Yatağı sarsmamaya dikkat ederek kalktı. Ayakları sessizce yere değdi. Bir asker alışkanlığıyla önce odayı kontrol etti. Kapı. Koridor. Pencere.

Sonra cama yürüdü.

Perdeyi çok hafif araladı.

 

Dışarısı karanlıktı. Bahçedeki lambaların birkaç tanesi yanıyordu sadece. Rüzgâr ağaçları hafif hareket ettiriyordu.

Hiçbir şey yoktu.

 

Ama Draco’nun içindeki ses susmuyordu.

Bir haftadır susmuyordu zaten.

Masanın altındaki cihaz… o kısa “dıt” sesi… hissedilen o bakış hissi…

Bir şey yaklaşuyordu.

Draco’nun çenesi hafif kasıldı. Bakışları bahçede gezdi tekrar. Çitler. Ağaçlar. Güvenlik noktaları.

 

Boşluk...

 

Ama içgüdüsü hâlâ bağırıyordu.

Arkasından hafif bir hareket sesi geldi. Draco direkt döndü.

Afet uykusunda kıpırdanmıştı sadece.

Ama yüzü acıyla hafif gerilmişti.

Draco’nun bakışları anında yumuşadı. Hiç düşünmeden yatağa geri yürüdü. Yavaşça oturdu afet uykusunda farkında olmadan çok hareket ediyor çok konuştuğu çırpındığı oluyordu draco ise her seferinde onu sakinleçtiriyor sonrasında huzurla uykuya dalmasına yardımcı oluyordu

ve çoğu zaman afet bunu hatırlamıyordu kabuslarla uyandığı zamanda oluyordu tabi draco afetin yanında yine yavaşça uzandı

 

afet yine hareket etmiş elini dracoya atmıştı

Afet’in eli uyurken bile onun tişörtünün kenarını tutuyordu.

Sanki bıraktığı anda kaybolacakmış gibi.

Draco birkaç saniye sadece o ele baktı.

Sonra çok dikkatli şekilde battaniyeyi düzeltti. Elini Afet’in dikiş olmayan tarafına koydu. Tamamen refleksle.

Canını yanlışlıkla acıtmak istemiyordu.

Afet uykulu şekilde hafifçe nefes verdi. Ve istemsizce biraz daha ona yaklaştı.

Draco’nun yüzündeki sertlik küçücük kırıldı o an.

İnsan bazen… hayatta kalmak için değil… birini kaybetmemek için korkuyordu.

Ve Draco bunu yeni öğreniyordu.

Başını hafifçe yatağın başlığına yasladı. Uyumayı denedi.

Ama gözleri kapanmadan önce… bakışları bir kez daha pencereye kaydı.

İçindeki o his hâlâ gitmemişti.

 

Sabah

 

Sabah güneşi odanın içine yavaş yavaş doluyordu.

Perdenin arasından süzülen açık turuncu ışık yatağın üzerine vurmuştu. Evden hafif sesler gelmeye başlamıştı artık. Uzaklardan gelen tabak sesi… birilerinin konuşması… ve aşağı katta kaynayan çayın ve kahvenin boğuk uğultusu ve kokusu …

 

Türkiye’de kalabalık aile evlerinin sabahı buydu işte. Sessiz olmazdı hiçbir zaman Draco gözlerini açtığında birkaç saniye kıpırdamadı.

 

Çünkü Afet hâlâ ona sarılmış şekilde uyuyordu.

Yüzü göğsüne dönüktü. Bir eli Draco’nun tişörtünü tutuyordu yine. Sanki gece bırakamamış gibi.

 

Draco istemsizce hafif gülümsedi. Ama sonra Afet’in nefesi değişti. Kaşları hafif çatıldı Uyanıyordu.

Afet gözlerini yavaşça araladı. Bir iki saniye boş boş tavana baktı. Sonra gerçeklik geri geldi.

Ve onunla birlikte ağrı.

Yüzü küçücük gerildi istemsizce. Draco bunu direkt fark etti.

"Dur."

Afet daha hareket bile etmeden konuşmuştu. Sesi hâlâ uykulu ve kalındı.

Afet iç çekti hafifçe yerinde durdu ikisi göz göze geldi afet hafif bir tebessüm etti

 

"günaydın... yakışıklı korumam..."

 

draco tebessüm etti

 

"ve kocam dicektin galiba? ve sanada günaydın afetim."

 

"evet kacam... ve karım dicektin galiba." dedi afet kırkırdayarak dracoda güldü

 

draco afeti derince koklayrak nefes çekerek yanağından öptü

 

"karım..." öpücük. "benim güzeller güzeli karım..." öpücük

" benim hem nazlı hemde asi güzel karım..." ve birdaha öpücük

 

"Allah allah bu nasıl bir sabah böyle ? hiç böyle uyandırılmamamıştım..."

 

draco tebessüm etti

 

" bunlar neki? ben sadece üstün körü konuşuyorum"

 

"bu üstün körümü? şımardım"

 

"sen hep şımar zira şımarmak sana çok yakışıyor..."

 

afetin yüreği adeta kanatlanmıştı hissettiği mutluluk tarif edilemezdi onu mutlu etmek bu kadar kolaydı sadece bir kaç kelime yeterliydi

 

"yiaa bak şimdi yicem ha "

 

"yeye iyi olur ya " afetin içi arzu ile yanıp tutuşmuştu adeta draco zaten herzaman öyleydi

 

"allahın adını verdem eğil bana öpücem seni " draco hiç itiraz temeden tabiri caize uçuş uçuş bir şekilde afete doğru eğildi afet elini draconun ensesine koydupunda dracoda yavaşça dikkat ederek eline beline attı ve afet hiç düşünmeden draconun dudaklarını öptü

 

ikisininde kalbi her seferdi ilk gibi çarpıyordu draco sevgi ile afetin öpüşüne karşılık veridiğinde draco tam anlamıyla dünyanın en mutlu adamıydı

 

hayatının anlamı diğer yarımı sevgilisi ruhu afeti biricik karısı yanındaydı çünkü

 

ayrıldıklarında ikside anlatılamaz duygular içindeydi...

 

"draco... "

 

"hmm?"

 

"eskiden uyandığımda ilk yapmak istediğim şey su içmekti şimdi ise seni öpmek... bu nasıl bir duygu be adam?" draco güldü dravo afete büyük bir aşkla baktı

 

"bilmemki...? aynı şeyde sende bana yaptın her saniye kokunu içime çekmek öpmek istiyorum... asıl bu nasıl bir duygu be kadın?...

 

" seninle her sabahım çok güzel be kocam."

 

"seninle her sabahım çok güzel be karım." ikiside güldü

 

"hadi kalkalım" dedi afet doğrulmaya çalıştı

 

" yavaş dur!"

 

"Ben kalkarım…"

Draco direkt kaş kaldırdı.

 

"Dün de öyle dedin."

 

"Haksız değildim."

 

"Yürürken bana tutunup küfür ediyordun."

Afet gözlerini kapattı.

 

"Detay verme sabah sabah."

 

Draco’nun dudak kenarı hafif kıvrıldı. Sonra çok dikkatli şekilde doğruldu. Afet’in üstündeki battaniyeyi çekti.

Ve yine aynı şey oldu.

 

Afet hareket etmeye çalıştığı anda yüzü gerildi. Karnındaki dikiş boyunca yayılan ağrı direkt vuruyordu hâlâ.

 

Bir haftalık ameliyat… özellikle o büyüklükte bir kesi için hiçbir şeydi aslında.

Draco’nun bakışları sertleşti hafifçe.

 

"Hâlâ fazla zorluyorsun kendini."

Afet göz devirdi.

 

"Nişan vardı üç gündür ev insan dolu Draco ben nasıl yatayım sürekli?"

 

"Gayet güzel yatırırım seni."

Afet istemsiz güldü.

 

"Tehdit gibi söyledin."

 

" evet Çünkü tehdit ve afet hanım kendine iyi bakman lazım"

 

Draco ayağa kalktıktan sonra elini ona uzattı. Afet bu sefer itiraz etmedi. Parmaklarını onun eline verdi.

Yavaşça doğrulurken nefesi istemsiz kesildi. Draco direkt diğer elini beline koydu.

 

"Yavaş."

Afet başını omzuna yasladı birkaç saniye. Gerçekten canı yanıyordu.

Ve Draco bunu gördükçe daha da korumacılaşıyordu.

Ayağa kalktıktan sonra birkaç saniye beklediler. Afet’in dengesi tam otursun diye.

 

Sonra Draco onu banyoya kadar götürdü. Kapının önünde durup bekledi her zamanki gibi.

 

Afet aynada kendine baktığında hâlâ biraz solgun görünüyordu. Ama eskisine göre daha iyiydi. En azından artık yürüyebiliyordu Biraz.

Yüzünü yıkayıp çıktığında Draco hâlâ kapının önündeydi. Kollarını bağlamış bekliyordu Afet kaş kaldırdı.

 

"Kaçırılacağımdan mı korkuyorsun?"

Draco hiç düşünmeden cevap verdi.

 

"Evet."

Afet birkaç saniye ona baktı. Sonra küçücük gülümsedi.

Çünkü Draco şaka yapmıyordu.

O sırada aşağıda kapının yakınında Jessica’nın sesi yankılandı.

 

"UYANDINIZ MI?! KAHVE HAZIR!"

Afet gözlerini kapattı.

 

"Tamam Türkiye’ye tamamen adapte oldum." Draco ciddi ciddi başını salladı.

 

"Ben üç gündür adapteyim zaten."

Afet güldü.

 

"Sen fazla Türkleştin."

Draco omuz silkti.

 

"Poğaça ve çay güzel çünkü."

Afet yine gülerken Draco elini beline koydu. Ve birlikte odadan çıktılar.

Ama Draco merdivenlere geldikleri anda hiç durmadan onu kucağına aldı.

Afet direkt ofladı.

 

"Draco!"

 

"Dikişlerin açılırsa Jessica beni öldürür düğününe iyleşmen "

 

"Ablam seni öldüremez."

 

"Türk kadınlarından korkuyorum artık."

 

Aşağıdan Jessica bağırdı

 

"DUYDUM ONU!"

 

Draco hiç bozmadı.

"Haklı çıktım."

 

Aşağı kata indiklerinde ev tamamen uyanmıştı artık.

Mutfaktan gelen çay ve kahve kokusu bütün eve yayılmıştı.

 

Bir yerde kızarmış poğaça kokusu vardı. Birileri yüksek sesle konuşuyor… birileri gülüyor…

 

birileri hâlâ neyi nereye koyacağını bulmaya çalışıyordu.

Tam bir Türk aile evi kaosu.

 

Draco merdivenlerden inerken Afet’i dikkatlice tutuyordu hâlâ. Afet ise yarı uykulu şekilde omzuna yaslanmıştı.

 

Salona girdikleri anda Jessica döndü.

 

"Aha prensle prenses uyandı."

Afet gözlerini kıstı.

 

"Sabah sabah enerji nereden geliyor sana?"

 

Jessica elindeki kahve kupasını kaldırdı.

 

"Travma ve kafein."

 

"Saygı duydum."

 

Herkes küçük küçük gülerken Draco Afet’i direkt büyük koltuğa götürdü. Yastıkları düzeltti. Battaniyeyi çekti. Sonra hiç tartışmaya izin vermeden uzandırdı.

Afet ona baktı.

 

"Bir gün beni gerçekten paketleyip rafa kaldıracaksın."

Draco sakin şekilde cevap verdi.

 

"Doktor tavsiyesi."

 

"Doktor değilsin."

 

"Koruma içgüdüm Harvard mezunu."

 

" Draco bir konuda haklı doktor tavsiyesi hemde profösör olanından " dedi Diana ela

Herkes kahvesini yumlarken güldü

 

" Duydun bak teyzeni dinle yoksa taş olursun bak!" Dedi draco gülerek

 

Bak kahvesini içerken boğuldu resmen.

 

"Bu adam sonradan Türk olmuş."

Draco gayet ciddi başını salladı.

 

"Çayla başladı."

Rüzgar gazeteyi katlayıp güldü hafifçe.

 

"Yakında mangal başında ‘enişte kömürü ver’ diye gezecek."

 

Draco düşündü birkaç saniye.

 

"Mangal seviyorum."

 

"Tamam geçmiş olsun sana."

Salonun içindeki rahat hava birkaç dakika sürdü. Herkes eline kahvesini aldı. Leyla koltuğun kenarına yayıldı. Jone Bora telefonla uğraşıyordu. Jessica bir şeyler atıştırıyordu.

 

Sonra bir anda Diana ela

telfonunda bir şeyler bakarken anlatmak için dikeldi

 

Tabiki nişandan bir şeyler paylaşmışlardı ve bu tüm magazin dünyasında sosyal medyada olay olmuşlardı

 

Eğer iyi bir koruma sistemleri olmasa elserin ve valerionlar magazin lerden muhabirler den bir adım dahi atamazlar dı gizlilik'leri asla olmaz rahat nefes alamazlardı

 

Jessica direkt atladı.

"Kesin magazin."

 

"Sen niye bu kadar heyecanlanıyorsun? Ve nerden anladın?"

 

"Çünkü bizim aile haberleri mafya dizisi gibi. Ve nişanım gündemde aşko"

 

Lera Lale göz devirdi.

 

"Abartma."

 

Jessica haberi açtı. Ve iki saniye sonra kahkaha attı.

 

"AH YOK ARTIK."

Afet şüpheyle baktı.

 

"Ne yazmışlar yine?"

 

Jessica direkt okumaya başladı.

 

"'Elserin Valerion Hanedanı Sessiz Ama Güçlü Bir Birleşmeye Hazırlanıyor.'"

 

Burak direkt dramatik sesle ekledi

"Yeni sezon fragmanı."

Herkes gülerken Jessica devam etti.

 

"Dünyanın en güçlü ailelerinden biri olan elserinlerin en büyük kızı Jessica Ella elserin dün kendisi gibi pilot olan Murat demir ila nişanlandı!

Ve ayrıca şok bir kardeş bir varis ile gümde elserin ailesinin süpriz vârisi Marco kılıç elserininde orataya çıkmasıyla elserin ailesi dilllerden hiç düşmüyor

Ama bugün ise yine oldukça sadece ve gizli yaşam tarzlarıyla gündemdeler! Dün nişanlanan Jessica Ella elserin evlerinin bahçesinde oldukça sadece kendi aile arasında nişanlandı ne bir arkadaş ne bir akraba vardı buda akıllarda soru işaretleri uyandırıyor! Ve en büyük dikkat ceken is elserin ailesinin baş vârisi Maria afet elserin geçtiğimiz zamanlarda dünyanın en güçlü iş adamlarından ve en güclü ailerinden biri olan valerion ailesinin baş vârisi draco elserin valerion ile nişanlanmıştı! Ablasının nişanı nisanlısı ile katılan Maria afet herzamanki gibi göz kamaştırıyordu Genç gözde çift ailerinin zorla nişanlandığı gibi iddialarla gündemdeydi lakin ikiside sertçe iddialara karşı çıkmıştı"

 

Ve başka bir başlık

 

"'Dünyanın en güçlü ailelerinden biri sayılan Elserin ve Valerion ailesinin veliahtı Draco Elserin Valerion’un… nişan organizasyonunu gösterişli oteller yerine Türk nişan geleneklerine uygun şekilde aile arasında yapmasıyla oldukça gündemdeydi şimdi ise müstakbel eşinin ablasının aile arasında olan nişanında görülen draco elserin valerion nişanlısının ailesi ile bukadar içe içe olması dikkat çekiyor !'"

 

Leyla direkt ellerini çırptı.

 

"AY ÇOK İYİ."

Jessica okumaya devam etti.

 

"'Özellikle Draco Valerion’un, Türk nişan adetlerine şaşırtıcı derecede hakim olması dikkat çekti.'"

 

Burak direkt Draco’ya döndü.

 

"Sen gizlice vatandaşlık mı aldın?"

 

Draco kahvesini içerken omuz silkti.

 

"Kız isteme töreni atlattım ben."

 

Marco kılıç ciddi ciddi başını salladı.

 

"O gece seni resmi olarak Türk kabul ettim."

 

Afet istemsiz güldü. Çünkü o geceyi düşününce hâlâ komik geliyordu. Draco’nun bütün İngiliz soğukkanlılığına rağmen Türk aile baskısıyla savaşmaya çalışması savaşmakta değilde uyum sağlamaya çalışması bunu afet için yapması onun için düşünmesi tarif edilemez bir şeydi ve bu afeti çok mutlu ediyordu

 

Jessica tekrar okumaya başladı.

 

"'Yakın kaynaklara göre Draco elserin Valerion’un Türk mutfağına ve aile kültürüne oldukça hızlı adapte olduğu, özellikle geleneksel kahvaltıları ve aile içi ritüelleri benimsediği konuşuluyor.'"

 

Leyla telefonu kapıp devamını okudu.

 

"'Ünlü iş insanının özellikle çay tüketimiyle aile içinde espri konusu olduğu öğrenildi.'"

 

Bu sefer herkes direkt Draco’ya baktı.

Draco birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra elindeki çayı kaldırdı.

 

"Su gibi içiliyor. Hem faydalı bakamayın bana öyle"

Burak kafasını tuttu.

 

"Tamam bu adam gitmiş."

Rüzgar gülüyordu artık.

 

"Bir ay sonra halay çekecek."

 

Draco sakin sakin cevap verdi.

"Öğrendim zaten."

Salonda bir saniyelik sessizlik oldu.

Afet direkt doğruldu.

 

"NE?"

 

Draco gayet doğal görünüyordu.

"Öğrendim derken internette gördüm kolay bişeye benziyor Düğünde lazım olur diye."

 

Jessica Ella çığlık attı resmen.

 

"BEN BU ADAMI ÇOK SEVİYORUM."

 

Leyla koltuğa düştü gülmekten.

"Draco abi sen gizli Karadenizli çıktın."

 

Draco kaş kaldırdı.

 

"Karadeniz ne kadar tehlikeli olabilir?"

 

Rüzgar direkt kahkaha attı.

 

"Oğlum sen daha horon görmedin."

 

"Aman oğlum dikkat ette aman gilin kalbine inmesin" dedi lera Lale herkes güldüğünde draco dahil

 

"Anne...!" Dedi afet gülerek

 

"Ne dedimki?" Herkes güldügünde

 

"Sorun yok haklısınız yani hoşlarına gitmeyecektir ama ben onlara göre yaşayacak değilim"

 

"Baban sinirden kuduruyordur kesin" dedi jone bora

 

"Öyle babanı tanırım ve dedenin karakter olarak seçimleri olarak çok zıttıydı asla babama benzemicem derdi ama oğlu dedesinin noktasına kadar aynı oluşmuş luceni düşünemiyorum " dedi rüzgar

 

"Öyle bunu kendiside itiraf etti "

üçük gülüşmeler salonu doldururken Afet bir an sessizce Draco’ya baktı.

Çünkü herkes gülerken bile Draco’nun eli hâlâ onun bacağının üzerindeydi. Sürekli. Sanki bırakırsa tekrar canı yanacakmış gibi.

Ve Draco bunu farkında bile olmadan yapıyordu artık.

 

Tam o sırada Jessica telefonu aşağı indirip gözlerini kıstı.

 

"Bu arada…"

Herkes ona baktı.

 

"Düğün işini konuşmamız lazım."

 

Bir anda ortam tekrar hareketlendi. Leyla direkt doğruldu.

 

"EVET."

Burak iç çekti.

 

"Başladı."

 

Murat hafif mahcup şekilde kahvesini bıraktı. Hâlâ bu kadar büyük bir ailenin içinde biraz çekingen kalıyordu bazen.

 

"Ben aslında çok büyütmek istemiyorum…"

Jessica direkt döndü.

 

"Sus."

 

"Tamam."

 

Herkes güldü.

Rüzgar koltuğa yaslandı.

 

"Ne düşünüyorsunuz peki?"

Jessica omuz silkti.

 

"Birkaç ay sonra olabilir diye düşündük." Murat başını salladı.

 

"İkinizin programı da yoğun zaten."

 

"Birde afetin tamamen toparlanması lazım." dedi Diana Ela.

 

Draco’nun eli istemsiz Afet’in dizine biraz daha sıkı yerleşti. Afet bunu fark etti ama bir şey demedi.

 

Lera Lale düşünceli şekilde konuştu.

 

"Yaz sonu güzel olabilir aslında."

 

"Bahçede olsun!" dedi Leyla direkt.

 

"Sen her şeyi bahçede istiyorsun."

 

"Çünkü estetik."

 

Marco kahvesini içerken kaş kaldırdı.

 

"Düğün mü yapıyoruz Pinterest panosu mu hazırlıyoruz?"

 

"İkisi de."

Tekrar küçük gülüşmeler yayıldı. Sonra Jessica bir anda Murat’a döndü.

 

"Bir dakika."

 

Murat korkmuş gibi baktı.

 

"Ne?"

 

"Dini nikâh işini nasıl yapacağız?"

O soru gelince

ortam birkaç saniyeliğine sakinleşti. Ama rahatsız edici değil… daha gerçek bir sessizlikti bu.

 

Rüzgar düşünceli şekilde başını salladı.

 

"Aynı gün olabilir aslında."

Lera Lale de katıldı.

 

"Bence de. Ayrı ayrı yorulmasın herkes."

 

Murat hafifçe Jessica’ya baktı.

 

"Sen nasıl istersen."

Jessica omuz silkti.

 

"Ben ikisine de tamamım."

 

Draco birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra kaşlarını hafif çattı.

 

"Dini nikâh?"

Bakışları direkt Afet’e kaydı.

 

"Tam olarak nasıl oluyor?"

Afet birkaç saniye durdu. Sonra sakin şekilde açıkladı.

"Aslında… resmi nikâhtan farklı olarak dini bir evlilik sayılıyor." Kısa durdu.

 

"İnanç açısından yani."

Draco dikkatle dinliyordu. Afet devam etti.

 

"Bizde bazı insanlar için önemli bir şey. Müslümanlar için" Sesi sakindi ama…

 

Draco onu tanıyordu artık.

O küçücük duraksamaları… ses tonundaki milimlik değişimleri… bakış kaçırmalarını…

 

Hepsini.

 

Afet cümleyi normal söylemişti. Ama içinde hafif bir burukluk vardı.

Ve Draco bunu anında hissetti.

Jessica konuşmaya devam etti o sırada.

 

"Bence aynı gün yaparız ya zaten herkes aile."

 

"Annem dini nikâhta kesin ağlar." dedi Leyla.

 

"Yok direkt kriz geçirir." Dedi Burak

 

"İkisini de yapabilir."

 

Herkes tekrar gülerken Draco hâlâ Afet’e bakıyordu.

Çünkü Afet gülüyordu… ama gözleri aynı gülmüyordu.

Ve Draco’nun içindeki o korumacı his bu sefer korkuyla değil… başka bir şeyle hareket etmişti.

Anlamaya çalışıyordu.

Afet neden içten içe üzülmüştü?

 

Draco birkaç saniye daha sustu. Salondaki konuşmalar devam ediyordu ama onun dikkati tamamen Afet’teydi.

Bakışlarını ondan ayırmadan konuştu.

 

"Yani… sizin için sadece resmi bir şey değil?"

 

Afet başını hafifçe iki yana salladı.

 

"Değil."

 

Sesi yumuşaktı bu sefer. Düşünerek konuşuyordu.

 

"Bazıları için sadece gelenek gibi. Bazıları içinse… daha farklı."

 

Draco dikkatle dinlemeye devam etti. Afet birkaç saniye durduktan sonra devam etti.

 

"Şey gibi düşün…"

 

Doğru kelimeyi aradı kısa süre.

 

"İki insanın birbirini sadece insanların önünde değil… Tanrı’nın önünde de kabul etmesi gibi."

 

Salondaki sesler devam ediyordu ama Draco’nun zihni birkaç saniyeliğine tamamen durmuştu sanki.

 

Çünkü Afet bunu anlatırken gözleri değişmişti. Çok küçük bir şeydi ama…

 

İnandığı bir şeyi anlatırken başka bakıyordu.

Draco bunu ilk defa fark etmiyordu aslında. Afet bazen dua ederken… bazen korktuğunda sessizce gözlerini kapatırken… bazen

 

“Allah korudu” derken…

hep aynı ifade oluyordu yüzünde.

Ve Draco o ifadeyi seviyordu.

Afet omuz silkti hafifçe.

 

"Tabi herkes aynı düşünmüyor." Gülümsemeye çalıştı.

 

"Ben de dört dörtlük biri değilim zaten."

 

Draco’nun kaşları hafif çatıldı.

 

"Ama önemsiyorsun."

 

Bu soru değildi. Direkt anlamıştı.

Afet birkaç saniye ona baktı. Sonra küçücük başını salladı.

 

"Evet."

 

O kadar küçük söylemişti ki… başkası duysa fark etmezdi bile.

Ama Draco duydu.

Ve içindeki o his biraz daha ağırlaştı.

 

Çünkü Afet onun yüzünden eksik hissediyormuş gibi gelmişti bir an. Sanki “zaten olmaz” diye kabullenmiş gibi…

 

Bu düşünce Draco’nun hiç hoşuna gitmedi.

 

Tam o sırada Burak mutfaktan bağırdı.

 

"Kim menemenin yarısını yedi?!"

Leyla aynı anda bağırdı.

 

"BEN DEĞİLİM!"

 

"Suçlu gibi bağırdın."

 

"Çünkü ailem beni travmatize etti."

 

Bir anda salon tekrar dağıldı. Jessica kahkaha attı. Marco direkt mutfağa yürüdü.

 

"Kesin aslan yemiştir."

 

"İFTİRA."

 

Draco’nun bakışları hâlâ birkaç saniye Afet’te kaldı. Sonra çok hafif başını eğdi.

 

Ama konu kapanmamıştı onun için Hiç kapanmamıştı hatta.

Bir süre sonra herkes kahvaltı masasına geçti.

 

Kocaman masa birkaç dakika içinde tamamen dolmuştu. Ortada simitler… poğaçalar… menemen… beyaz peynir… zeytin… domates… çay bardaklarından çıkan sıcak buhar…

 

Tam bir kalabalık Türk aile kahvaltısıydı.

 

Ve doğal olarak herkes aynı anda konuşuyordu.

 

"Çayı uzatır mısın?"

 

"Burak ekmeği bırak."

 

"Kılıç o menemene kaşık daldırma!"

 

"Anne bu benim tabağım."

 

"Draco abi sen üçüncü simidi yiyorsun."

 

Draco gayet sakin cevap verdi.

"Yargılanıyorum."

 

"Çünkü İngilizsin."

 

"Bu ırkçılık."

 

Afet istemsiz güldü. Ama gülerken bile hareketlerini dikkatli yapıyordu hâlâ. Draco bunu fark edip tabağını ona doğru çekti.

 

"Uzanma."

 

"Draco ben felç değilim."

 

"Emin olamıyorum bazen."

 

Afet göz devirdi ama dudaklarının kenarı istemsiz kıvrıldı.

 

Ve birkaç dakika boyunca evde gerçekten normal bir sabah vardı.

 

Draco tam çayından bir yudum alıyordu ki…

Bakışları bir anda masanın altına kaydı.

Çok kısa bir an. Ama yüzündeki ifade değişmişti.

Afet bunu direkt fark etti. Çünkü Draco’nun gözleri o şekilde sertleştiğinde… bir şey oluyordu.

 

Draco bardağı yavaşça masaya bıraktı. Salondaki konuşmalar hâlâ devam ediyordu.

 

Leyla hâlâ Burak’la tartışıyordu.

 

"Sen bütün poğaçaları seçiyorsun!"

 

"Çünkü stratejik davranıyorum."

 

Jessica kahkaha atıyordu. Marco telefonuna bakıyordu. Ama Draco artık hiçbirini dinlemiyordu.

İçindeki o his geri gelmişti.

 

Bir şey…

 

Yanlıştı.

 

Bakışları tekrar masanın altına kaydı. Bu sefer daha dikkatli.

Hiçbir şey görünmüyordu. Sadece gölge. Masanın koyu ahşabı. Sandalyelerin ayakları.

 

Ama sonra

 

“dıt.”

 

Çok küçük. Çok kısa.

Ama bu sefer emindi.

Draco’nun bütün bedeni bir anda gerildi. Afet bunu elinin altındaki kaslardan bile hissetti.

Draco aniden elini kaldırdı.

 

"Herkes sussun."

 

Ses tonu yüksek değildi. Ama o kadar keskindi ki…

masadaki herkes refleksle sustu.

Çatal sesi bile kesildi.

 

Leyla ağzı açık şekilde kaldı. Burak direkt ciddileşti. Marco kafasını kaldırdı. Rüzgar’ın yüzündeki rahat ifade tamamen silindi.

Sessizlik.

 

Draco başını hafif eğdi. Dinliyordu.

Bütün salon nefesini tutmuş gibiydi.

Sonra

 

“dıt.”

 

Bu sefer daha netti.

Jessica’nın yüzü düştü direkt. Afet’in parmakları istemsiz Draco’nun koluna tutundu.

Draco yavaşça ayağa kalktı. Sandalye sesi salonda yankılandı.

Bakışları sertleşmişti artık. Asker modu tamamen geri gelmişti.

 

"duydunuz mu?"

Rüzgar anında ayağa kalktı.

 

"Evet."

Marco direkt masanın diğer tarafına geçti. Burak refleksle perdeleri kontrol etti. Leyla’nın yüzündeki renk gitmişti.

 

"Telefon değildir değil mi bu sefer?"

 

"böyle bir telefon sesi yok" dedi afet

 

Draco cevap vermedi. Çünkü sesi tam olarak nereden geldiğini anlamaya çalışıyordu.

 

Yavaşça eğildi. Bakışları masanın altını taradı.

Hiçbir şey yoktu.

 

Ama Draco durmadı.

Bir eliyle masanın alt kenarını yokladı. Parmakları ahşabın altında yavaşça ilerledi.

 

Sonra…

 

çok hafif durdu.

 

Bir çıkıntı.

 

Normal biri fark etmezdi bile. Çünkü cihaz masanın altındaki oymalı ahşap desenin içine gizlenmişti resmen. Mat siyah renkti. Küçücük. Neredeyse vida başı kadar görünüyordu.

 

Ve üstünde…

çok silik kırmızı bir ışık bir anlığına yanıp söndü.

Draco’nun yüzü tamamen karardı.

 

"Buldum."

O cümleyle birlikte salon bir anda patladı resmen.

 

"NE DEMEK BULDUM?!" diye bağırdı Jessica.

Leyla direkt ayağa sıçradı.

 

"NE VAR MASANIN ALTINDA?!"

Burak küfür ederek geri çekildi.

 

"Lan ben o masada üç gündür yemek yiyorum!"

 

Lera Lale’nin yüzü bembeyaz olmuştu. Diana Ela direkt sandalyeden kalktı.

"Afet!"

 

Refleksle kızına yöneldi. Ama Draco çoktan hareket etmişti bile.

Bir eliyle Afet’i koltuktan çekip kendine aldı. Diğer eliyle cihazı yerinden söktü.

“ÇIT.”

 

Küçücük cihaz Draco’nun avucunda kaldı.

Ve Draco…

 

hiç düşünmeden cihazı yumruğunun içinde ezdi.

Parçalanma sesi duyuldu.

Ama bu kimseyi rahatlatmadı.

Tam tersi.

Çünkü artık herkes bunun gerçek olduğunu anlamıştı.

Birisi gerçekten onları dinliyordu.

 

"Kapıları kontrol edin!" dedi Rüzgar anında.

Marco direkt koştu. Burak perdeyi sertçe açtı.

 

"Bahçede biri var mı?!"

 

Jone Bora çoktan telefonunu çıkarmıştı.

 

"Güvenliği arıyorum."

Leyla’nın sesi titriyordu artık.

 

"Nasıl yani biri bizi mi dinledi?!"

Jessica direkt Draco’ya döndü.

 

"BU EVE NASIL GİRDİLER?!"

 

Draco cevap vermedi. Çünkü yüzündeki ifade gittikçe kötüleşiyordu.

Cihazı inceliyordu.

Ve bu sıradan bir dinleme cihazı değildi.

Profesyonel. Askerî seviyeye yakın.

Afet bunu görünce Draco’nun yüzünden anladı. İşin kötü olduğunu.

 

"Draco…"

Draco başını kaldırdı.

 

"Bu cihaz yeni yerleştirilmemiş."

O cümle… ortamın havasını tamamen öldürdü.

Sessizlik oldu.

Sonra herkes aynı anda konuşmaya başladı.

 

"NE?!"

 

"Nasıl yani?!"

 

"Kaç gündür burada?!"

 

"Saçmalama!"

Lera Lale’nin eli ağzına gitmişti.

 

"Allahım…"

Marco direkt küfür etti.

 

"Demek bizi günlerdir dinlediler."

Burak sinirle saçını itti.

 

"İmkânsız! Bu eve kuş bile izinsiz giremez!"

 

"Demek ki girmiş." dedi Draco sertçe.

Ve o ses tonuyla herkes tekrar sustu.

Draco’nun gözleri buz gibiydi artık.

 

"Bunu yerleştiren kişi profesyonel."

Rüzgar direkt sordu.

 

"Ne kadar profesyonel?"

 

Draco birkaç saniye cihazın kırılmış parçalarına baktı.

Sonra çok sakin konuştu.

 

"Ben fark etmeseydim muhtemelen aylarca bulunmazdı."

Afet’in içi buz kesti.

 

Çünkü Draco kolay kolay korkan biri değildi. Ama şu an…

gerçekten tehlikeli bir şey sezmişti.

Jessica sinirden yürümeye başladı.

 

"Hayır hayır bu normal değil!" Eliyle saçını itti.

 

"Bu evin güvenliği özel sistemlerle korunuyor!"

Jone Bora sertçe cevap verdi.

 

"O yüzden zaten korkunç."

Marco masaya yumruğunu vurdu.

 

"İçeriden biri yardım etmiş olabilir."

O cümleyle herkes durdu.

Bir anda salon tekrar sessizleşti.

Çünkü herkes aynı şeyi düşünmüştü.

İhanet.

 

Leyla direkt başını kaldırdı.

 

"Hayır."

Sesi küçüktü ama netti.

 

"Hayır biri bize bunu yapamaz."

Ama kimse hemen cevap vermedi.

Çünkü Elserin ailesi çok iyi biliyordu.

En büyük darbeler… genelde içeriden gelirdi.

Afet’in nefesi sıkışmaya başladı hafifçe. Draco bunu anında fark etti.

Direkt ona döndü.

 

"Hey."

Sesi diğerlerine konuştuğu gibi değildi. Anında yumuşamıştı.

 

"Bak bana."

 

Afet baktığında Draco elini ensesine koydu.

"Sakin nefes al."

Jessica bunu görünce direkt kendini toparladı. Çünkü Afet’in hâlâ yeni ameliyat olduğunu unutmuşlardı panikten.

 

"Tamam herkes sakinleşsin."

 

"Nasıl sakinleşelim Jessica?!" dedi Burak.

 

"Bizi dinlediler!"

Rüzgar sertçe konuştu.

 

"Bağırmayı bırakın!"

O ses tonuyla herkes tekrar sustu.

Eski komutan hali tamamen geri gelmişti.

Rüzgar hızlıca düşünmeye başladı.

 

"Tamam." Parmağıyla işaret etti.

 

"Kimse tek başına hareket etmiyor."

 

"Kapılar kontrol edilecek."

 

"Güvenlik kameraları incelenecek."

 

"Ve bu olay bu evin dışına çıkmayacak."

 

aslan kaşlarını çattı.

 

"Polis?"

Rüzgar direkt başını salladı.

 

"Hayır."

Draco ilk defa konuştu.

 

"Bu iş polislik değil."

Herkes ona baktı.

Draco’nun yüzü tamamen ifadesizdi artık.

Ve bu… onu daha korkutucu yapıyordu.

Çünkü Draco Elserin Valerion’un o yüzü ortaya çıktığında…

birileri gerçekten tehlikeye girmiş oluyordu.

 

"evet abi bu iş polislik değil"

 

"biliyorumda boşluğuma geldi işte ne dediğimin farkındamıyım!"

 

"şuan mantıkla hareket etmek zorundayız!" dedi draco ve devam etti

 

"önce işe bununla başlayacağız!" dedi ve elindeki dinleme cihazını hızla yere attı cihaz kırıldı ama yeterince değildi draco cihazı ayağaıyla üstüne basarak param parça etti cihazın parçaları etrafında dağıldı.

 

Küçük kırmızı ışık tamamen söndü.

Salondaki herkes istemsiz irkildi. Çünkü Draco’nun öfkesi… kontrol altında olduğu zaman daha korkutucuydu.

 

"Draco…" dedi Afet kısık sesle.

Draco anında ona döndü. Bir saniye önceki buz gibi adam gitmişti sanki.

Direkt yanına geldi.

 

"Hey hey tamam." Diz çöküp iki elini Afet’in dizlerine koydu.

 

"Önce sen otur."

Afet’in hâlâ ayakta durduğunu fark etmişti çünkü. Panikte kimse onu unutmamaya çalışıyordu bu sefer.

Jessica hemen yastıkları çekti.

 

"Afet otur hemen."

 

Diana Ela direkt su getirdi. Lera Lale elini kızının saçına koydu.

 

"Rengin gitti güzelim."

 

Afet istemsiz nefes aldı. Adrenalinden ağrısı bile artmıştı artık.

Draco onu dikkatlice tekrar koltuğa oturttu. Battaniyeyi çekti. Sonra göz hizasına indi.

 

"İyi misin?"

 

Afet başını sallamaya çalıştı.

 

"İyiyim."

 

Draco onun yalan söylediğini anladı. Ama şu an tartışacak zaman değildi.

Bir anda telefonunu çıkardı.

Morgan’ı aradı.

Telefon daha ikinci çalışta açıldı.

 

"Efendim?"

 

Draco’nun sesi tamamen değişmişti artık. Soğuk. Keskin. Askerî.

 

"Hemen eve geliyorsunuz."

 

Morgan’ın sesi anında ciddileşti.

 

"Ne oldu?"

 

"Dinleme cihazı buldum."

Salondaki herkes yeniden gerildi.

Draco devam etti.

 

"Ve bu tek değil."

O cümleyle ortam tekrar buz kesti.

diana ela direkt ve diğerleri döndü.

"Ne demek tek değil?"

Draco’nun bakışları evin tavanında gezdi. Duvarlar. Avizeler. Köşeler. Elektrik panelleri.

 

Sonra çenesini sıktı.

 

"Lanet olsun…"

Kendi kendine söylendi resmen.

 

"Yine haklı çıktım."

Afet’in içi buz gibi oldu. Çünkü Draco bunu hissediyordu demek ki. Günlerdir.

Morgan telefonda sertçe konuştu.

 

"Kaç dakika önce buldunuz?"

 

"Şimdi."

 

"Kimse dışarı çıkmasın." Morgan’ın sesi de artık operasyon modundaydı.

 

"Evin çevresini kapatıyoruz."

Draco başını salladı.

 

"Duvarlara bakın." Sesi sertleşti.

"Havalandırmalara. Elektrik hatlarına. Kamera bağlantılarına."

Kısa durdu.

 

"Bu evin içinde başka şeyler de var."

 

Leyla’nın yüzü direkt bembeyaz oldu.

 

"Başka derken…"

Marco direkt küfür etti.

 

"Yok artık."

 

"bunu yerleştiren kişi her kimse sadece bir dinleme cihazıyla yetinmemiştir muhtemelen kamerelarda vardır..."

 

Burak hızlıca tavana baktı istemsizce. Bir anda herkes bulunduğu yerden rahatsız olmuştu.

 

Jessica fısıldadı resmen.

 

"Bizi izliyorlar mıydı yani…?"

Kimse hemen cevap vermedi.

Çünkü cevap çok belliydi.

Evet.

 

Draco bir anda ayağa kalktı. Telefonu kulağından çekmeden konuştu.

 

"Morgan."

 

"Efendim."

 

"Tam ekip istiyorum."

 

"Yoldalar."

 

"Jammer getirin."

 

Rüzgar kaşlarını çattı.

 

"Sinyal kesici mi?"

Draco başını salladı.

 

"Eğer aktif başka cihaz varsa veri göndermesini engelleyeceğiz."

Marco direkt camlara yöneldi.

 

"Perdeleri kapatın."

 

Burak anında yardım etti. Bir anda evin içi daha karanlık oldu.

Ve daha klostrofobik.

 

murat yavaşça konuştu.

"Kim yapar bunu bize…"

Kimse cevap vermedi.

Çünkü herkesin aklında aynı isimler dolaşıyordu. Ama hiçbiri yüksek sesle söylenmiyordu.

 

Afet koltuğun kenarını sıktı. Kalbi çok hızlı atıyordu artık.

Draco bunu fark ettiği anda tekrar yanına geldi. Elini tuttu.

Baş parmağıyla elinin üstünü yavaşça okşadı.

 

"Bak bana."

Afet gözlerini kaldırdı.

Draco’nun sesi diğer herkese konuştuğu gibi değildi. Yumuşaktı. Ama altında bastırılmış bir öfke vardı.

 

"Kimse sana dokunamayacak."

 

O cümle çok sakindi.

Ama Draco’nun gözleri… o sözü gerçekten yerine getirecek bir adamın gözleriydi.

 

Kapının dışından gelen araç sesleri bütün evin gerilimini daha da artırdı.

Lastiklerin taş zeminde çıkardığı sert sürtünme sesi… Ardından kapıların hızla açılması.

 

Ve birkaç saniye sonra siyah takım elbiseli güvenlikler eve dolmaya başladı.

Önce Morgan girdi.

 

Kapıyı öyle sert açmıştı ki Jessica istemsiz irkildi. Morgan’ın yüzü her zamanki gibi sakindi ama gözleri tamamen değişmişti. Eski S.K.T. komutanı geri gelmişti resmen.

 

"Ne buldunuz?"

 

Draco elindeki parçaları gösterdi.

 

"Dinleme cihazı."

Morgan’ın yüzü anında sertleşti. Parçaları aldı. İnceledi. Bir saniye bile sürmedi anlaması.

 

"Lanet olsun…"

Rüzgar direkt sordu.

 

"Ne?"

Morgan başını kaldırdı.

 

"Bu tek başına çalışan bir cihaz değil."

Salon tekrar sessizleşti.

 

"Lanet olsun yine haklı çıktım..." dedi Draco dişlerini sıkarak.

Afet koltukta oturuyordu hâlâ. Battaniye dizlerinin üzerindeydi. Ama yüzü tamamen gerilmişti artık. Draco bunu fark ettiği anda direkt yanına geçti.

 

"Hey."

 

Elini Afet’in omzuna koydu.

 

"Derin nefes."

Afet başını salladı ama gözleri hâlâ korkuyla etraftaydı. Draco eğilip alnına kısa bir öpücük bıraktı. Tamamen refleksle.

 

"Seni kimseye dokundurtmam."

 

O cümle o kadar sakin çıkmıştı ki… daha korkutucuydu.

Morgan çoktan diğer adamlara dönmüştü.

 

"Evin tamamını tarayın."

İşaret etti.

 

"Duvarlar. Tavanlar. Elektrik hatları. Kameralar. Havalandırmalar."

Bir saniye durdu.

 

"Ve jammer açın."

 

Adamlar anında dağıldı. Kulaklıklı iki güvenlik direkt üst kata çıktı. Birileri bahçeye geçti. Birileri duvar diplerini kontrol etmeye başladı.

Murat olanları birkaç saniye sessizce izledi. Sonra yavaşça başını iki yana salladı.

 

"Ben gerçekten normal bir aileye girmemişim."

Jessica sinirli şekilde güldü.

 

"Geç kaldın bunu anlamak için."

 

Murat hâlâ şoktaydı biraz.

Çünkü zengin aile görmek başka şeydi… Elserin ailesini görmek başka.

Adamlar eve operasyon yapar gibi giriyordu resmen. Ve herkes buna alışık davranıyordu.

 

Bu kısmı onu en çok geren şeydi zaten. şaşırsada o bunu biliyordu ve en baştan kabul etmişti tıpkı yıllar önce bora ve rüzgarın yaptığı gibi

Leyla elinde çayla hâlâ volta atıyordu.

 

"Ben bir daha bu masada yemek yiyemem."

Burak direkt cevap verdi.

 

"Ben yiyeceğim."

 

Herkes ona baktı Burak omuz silkti.

 

"Travmalar açlık yapıyor."

 

"Burak sus!" dedi Diana Ela sinirle.

 

Morgan eğilip masanın altını tekrar kontrol etti. Sonra bakışlarını Draco’ya çevirdi.

 

"Bu cihazın sinyal aldığı yer yakın."

 

Draco’nun çenesi kasıldı.

 

"Ne kadar yakın?"

 

Morgan cevap vermeden önce kısa durdu.

 

"Muhtemelen bizi canlı dinliyorlardı."

O cümleyle Jessica direkt küfür etti. Leyla’nın yüzü düştü. Lera Lale sandalyeye çöktü resmen.

 

"Asla huzur yok bu ailede..."

Marco yumruğunu sıktı.

 

"Kim yaptıysa bulacağım."

Draco gözünü bile kırpmadan cevap verdi.

 

"Bulacağız."

 

O “biz” kelimesi bile tehlikeliydi.

Çünkü Draco’nun yüzündeki ifade artık tamamen değişmişti. O yumuşak hâli gitmişti. Afet bunu görünce içten içe gerildi.

Çünkü Draco böyle olduğunda… geri dönüşü zor olurdu.

Bir güvenlik görevlisi hızlı adımlarla salona geri geldi.

 

"Efendim."

Herkes döndü.

Adam ciddi şekilde konuştu.

 

"Bahçenin kuzey duvarında sinyal kalıntısı bulduk."

Morgan direkt ayağa kalktı.

 

"Nerede?"

 

"Eski güvenlik kör noktasında."

Rüzgar’ın yüzü anında değişti.

 

"Kör nokta mı?!"

Morgan başını salladı.

 

"Birisi evin sistemini önceden incelemiş."

 

Murat bu sefer gerçekten gerildi.

 

"Yani bizi izleyen biri… günlerdir çevrede miydi?"

Kimse hemen cevap vermedi.

 

Çünkü cevap belliydi.

Evet.

Draco yavaşça başını çevirdi. Bakışları salonun içinde dolaştı. Ailesi. Sevdikleri. Afet.

 

Sonra çok sakin konuştu.

"Bu artık tesadüf değil."

Sessizlik.

 

Draco devam etti.

"Bizi izliyorlar."

Afet’in içi buz kesti.

Çünkü Draco bunu bir tahmin gibi değil… kesin bilgi gibi söylemişti.

 

Morgan elindeki tabletten son görüntülere bakarken salonun içindeki hava hâlâ gergindi. Kimse tam anlamıyla rahatlamamıştı.

Koridorlarda ağır bot sesleri yankılanıyordu. Evin etrafında güvenlikçiler dolaşıyor… duvar dipleri, prizler, avizeler, hatta tablolar bile kontrol ediliyordu.

Draco ise hâlâ ayaktaydı. Kolları bağlıydı. Ama gözleri sürekli hareket ediyordu. Her detayı izliyordu.

 

Afet koltukta oturuyordu. Üzerinde ince bir battaniye vardı. Jessica arada bir “iyi misin?” diye bakıyor… Diana Ela çaktırmadan kızının rengini kontrol ediyordu. Çünkü Afet her ne kadar sakin görünmeye çalışsa da yorulmuştu artık.

 

Murat bütün olanları birkaç metre geriden izliyordu. Ve açıkçası…

şoku yeni yeni oturuyordu.

Elserin ailesinin tehlikeli olduğunu biliyordu. Güçlü olduklarını da biliyordu. Ama bunu yaşamak başka bir şeydi.

Adam daha birkaç saat önce poğaça yiyip halay şakası yapan insanların şimdi askerî operasyon yönetmesini izliyordu.

Üstelik herkes buna alışkın gibiydi.

Morgan yanındaki güvenlikçiye döndü.

 

“%"Batı duvarı temiz."

 

"Üst kat temiz."

 

"Bahçe çevresi temiz."

 

Draco’nun çenesi hafif kasıldı.

 

"Sadece temiz demeyin. Emin olun."

 

"Evet efendim."

Murat istemsizce Jessica’ya eğildi.

 

"Sizde aile toplantıları hep böyle mi geçiyor?"

Jessica kahvesinden bir yudum aldı.

 

"Yok bazen daha kötü oluyor."

Murat birkaç saniye ona baktı.

 

"Şaka yapıyorsun değil mi?"

Jessica hiç bozmadı.

 

"Keşke."

Leyla arkadan söze girdi.

 

"Geçen yıl bir aile yemeğinde çatışma çıktı."

Murat’ın yüzü düştü.

 

"Ben normal pilot sanıyordum kendimi…"

Burak omzuna vurdu

 

"Geçmiş olsun enişte artık normalsin diye bir şey yok."

 

Salonda kısa bir gülüş yayıldı. Gerginliği biraz olsun kırmıştı.

Tam o sırada üst kattan bir güvenlikçi indi.

 

"Bir tane daha bulduk."

Herkes tekrar ciddileşti.

Adam küçük siyah bir parçayı Morgan’a verdi. Morgan inceledi.

 

"Kamera."

 

Jessica’nın yüzü düştü.

 

"NEREDEYMİŞ?"

 

"Salonun kuzey köşesindeki ahşap oymaların içinde."

Draco direkt başını kaldırdı.

 

"Başka?"

 

"Şimdilik yok."

 

Morgan tablete baktı.

 

"Evdeki diğer alanlar temiz görünüyor."

Rüzgar kaşlarını çattı.

 

"Sadece salon mu?"

 

"Evet."

 

Bu cevap… herkesi düşündürdü.

Çünkü mantıklı değildi.

Düşman biri olsa… yatak odaları, çalışma odaları, koridorlar… her yere cihaz koyardı.

 

Ama sadece salon?

 

Marco yavaşça konuştu

 

"Bu işte bir gariplik var."

 

Draco sessiz kaldı. Ama düşündüğü belliydi.

Afet kaşlarını hafif çattı.

 

"Bizi sadece toplu haldeyken mi izlemek istediler acaba?"

Morgan omuz silkti.

 

"Mümkün."

 

Rüzgar düşünceli şekilde konuştu.

 

"Ya da birileri sadece konuşmaları takip etmek istedi."

Diana Ela iç çekti.

 

Bu hiç normal bir şey değil."

Murat yavaşça başını salladı.

 

"Şey… yanlış anlamayın ama…"

Herkes ona baktı.

 

"Sanki zarar vermekten çok… kontrol etmek istemiş gibiler."

 

Salon bir an sessizleşti.

Çünkü aslında… bu cümle biraz fazla mantıklıydı.

Draco’nun bakışları yavaşça yere kaydı. Düşünüyordu.

Çok düşünüyordu.

Morgan tekrar konuştu.

 

"Ev tamamen temizlendi."

 

"Bütün güvenlik ağı sıfırlandı."

 

"Yeni şifreleme sistemi kuruldu."

 

"Dış çevre iki kat korumaya alındı."

 

"Şu an için tehdit görünmüyor."

Jessica derin nefes verdi.

 

"Sonunda…"

 

Leyla koltuğa çöktü resmen.

 

"Ben bugün yaşlandım."

 

Burak ciddi ciddi başını salladı.

 

"Ben zaten saç dökmeye başladım."

 

"Senin saçların stres değil genetik."

 

"Canımı sıkma Leyla."

 

Ufak gülüşmeler tekrar yayıldı. Ve bu sefer… gerginlik gerçekten biraz azaldı.

Çünkü artık evin güvenli olduğundan emindiler.

Saat ilerledikçe hava da kararmaya başlamıştı. Akşamın turuncu ışıkları salonun içine vuruyordu artık.

Güvenlikçiler yavaş yavaş dışarı çıkarken Morgan son kez Draco’nun yanına geldi.

 

"Şimdilik sorun görünmüyor."

 

Draco kısa bir baş hareketi yaptı.

 

"İyi."

 

Morgan birkaç saniye durdu.

 

"İçgüdün yine haklı çıktı."

Draco’nun yüzü karardı hafifçe.

 

"Evet."

Sessizlik oldu.

 

"Lanet olsun." dedi sonunda düşük sesle.

Afet onu izliyordu. Çünkü Draco’nun içindeki huzursuzluk tamamen gitmemişti hâlâ.

Sadece bastırıyordu.

Morgan çıkmadan önce Afet’e baktı.

 

"Sen iyi misin küçük hanım?"

Afet hafif tebessüm etti.

 

"İyiyim Morgan."

Morgan kaş kaldırdı.

 

"Yalan."

 

Burak direkt güldü.

 

"Abim yine doğruları tükürüyor."

Afet göz devirdi.

 

"Biraz yoruldum sadece."

Draco anında ona döndü zaten.

 

"Biraz değil."

Afet ona baktı.

 

"Draco abartma."

 

"Ameliyatın üzerinden bir hafta geçti sadece."

Jessica da bu sefer Draco’yu destekledi.

 

Bu konuda haklı."

Diana Ela iç çekti.

 

"Bugün fazla stres oldu."

 

Afet birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra başını koltuğa yasladı.

Gerçekten yorulmuştu.

Hem bedeni… hem zihni.

 

Saat artık iyice akşama dönmüştü. Evin içindeki koşuşturma yavaş yavaş durmuş… güvenlikçilerin ayak sesleri azalmıştı.

Dışarıdaki hava kararmıştı tamamen. Bahçedeki lambalar yeniden yanıyordu. Ve birkaç saat önce panikle dolan salon… şimdi yorgun bir sessizliğe bürünmüştü.

 

Morgan son adamlarla birlikte çıkmadan önce Draco’ya kısa bir baş hareketi yaptı.

 

"Çevre temiz."

 

Draco birkaç saniye sustu. Sonra ilk defa omuzlarındaki gerginliği biraz bıraktı.

 

"Tamam."

 

Morgan baktı ona.

 

"Bir şey olursa"

 

"Biliyorum."

Morgan başını salladı. Sonra çıktı.

Kapı kapandığında ev ilk kez gerçekten sessiz kaldı.

Jessica derin nefes verdi.

 

"Bugün ömrümden üç yıl gitti."

Burak koltuğa yayılmıştı artık.

 

"Ben direkt kel kaldım."

Leyla gözlerini kapattı.

 

"Ben bugün hiçbir şey düşünmek istemiyorum."

Rüzgar hâlâ sakindi ama yüzündeki yorgunluk belliydi. Diana Ela ise gözünü sürekli Afet’ten ayırmıyordu.

Çünkü Afet’in yüzü iyice solmuştu artık.

Draco bunu herkesten önce fark etti zaten. Direkt ona döndü.

 

"Tamam."

Sesi sakindi ama tartışmaya kapalıydı.

 

"Bugünlük yeter."

Afet hafif başını kaldırdı.

 

"İyiyim ben"

 

"Hayır."

Draco’nun sesi yumuşaktı. Ama netti.

 

"Yoruldun."

Jessica hemen destekledi.

 

"Evet baya yoruldun."

Lera Lale iç çekti.

 

"Bugün normal bir insan bayılırdı zaten."

Burak ciddi ciddi başını salladı.

 

"Biz anormal olduğumuz için ayaktayız."

 

"Kes sesini."dedi Leyla yorgun şekilde.

Küçük bir gülüş yayıldı yine.

 

Draco eğilip battaniyeyi Afet’in üzerinden aldı. Sonra hiç düşünmeden onu kucağına aldı.

Afet refleksle boynuna tutundu.

 

"Draco…"

 

"Merdiven çıkmayacaksın."

 

"Yürüyebiliyorum."

 

"Evet. Ama canın yanıyor."

 

Afet cevap veremedi. Çünkü haklıydı.

Draco onu tutarken o kadar dikkatli davranıyordu ki… sanki dünyanın en kırılgan şeyiymiş gibi.

Diana Ela yavaşça yiğeninin saçını düzeltti.

 

"İyi geceler güzelim."

Afet hafif gülümsedi.

 

"İyi geceler teyzem"

 

Lera Lale yaklaşıp alnını öptü.

 

"Yarın daha iyi hissedeceksin inşallah."

 

"İnşallah… anne"

Leyla direkt ayağa kalktı.

 

"Ben yarın senin odana kahvaltı getircem."

Burak anında atladı.

 

"Bende yerim."

 

"Kimse sana teklif etmedi."

Jessica gülerek başını salladı.

 

"İyi geceler aşkolar. Ve lütfen bu gece kimse dinleme cihazı bulmasın."

Marco ciddi ciddi cevap verdi.

 

"Söz veremem."

 

"KILIÇ!"

 

Bu sefer herkes gerçekten güldü.

Ve o küçük gülüş… günün ağırlığını biraz olsun hafifletti.

Draco Afet’i taşırken Rüzgar’la göz göze geldi. İkisi birkaç saniye sessizce baktı birbirine.

Rüzgar yavaşça konuştu.

 

"Dikkatli ol."

Draco’nun bakışları sertleşti hafifçe.

 

"Hep öyleyim."

 

Sonra merdivenlere yöneldi.

Afet başını onun omzuna yaslamıştı artık. Yorgundu. Hem fiziksel… hem zihinsel olarak tükenmişti.

Draco bunu hissediyordu.

Merdivenleri yavaşça çıktı. Her adımında onu biraz daha kendine çekiyordu istemsizce.

 

Sanki bırakırsa… bir şey olacakmış gibi.

Odaya girdiklerinde içerisi sessizdi. Loş sarı ışık yanıyordu sadece.

Draco Afet’i dikkatlice yatağa oturttu. Ayakkabılarını çıkardı. Battaniyeyi üzerine çekti.

Afet onu izliyordu sessizce.

 

"Draco…"

 

"Hm?"

 

"Bugün korktun değil mi?"

 

Draco birkaç saniye cevap vermedi.

Sonra çok dürüst şekilde konuştu.

 

"Evet."

 

Afet’in kalbi sıkıştı hafifçe.

Draco yatağın kenarına oturdu. Elini tuttu.

 

"Çünkü hissettim."

 

Bakışları kısa süreliğine pencereye kaydı.

 

"Bir şey yaklaşmaya devam ediyor."

 

O cümle odanın içinde kaldı.

Sessiz. Soğuk. Rahatsız edici.

Ama sonra Draco tekrar ona baktı. Ve bütün sertliği bir anda kırıldı.

Elini kaldırıp Afet’in saçlarını kulağının arkasına itti.

 

"Ama sana ulaşamayacak."

 

Afet gözlerini ondan ayıramıyordu.

Çünkü Draco bunu bir teselli gibi değil… yemin gibi söylüyordu.

Bir süre sonra Draco da yanına uzandı. Afet hiç düşünmeden ona yaklaştı. Başını göğsüne koydu.

 

Draco bir kolunu dikkatlice beline sardı. Diğer eli hâlâ onun elindeydi.

Ve gecenin sessizliğinde… ikisi de gözlerini kapattı.

Ama Draco uyumadan önce… bakışları son bir kez pencereye kaydı.

İçindeki o ses hâlâ tamamen susmamıştı.

🔥🌊

Bölüm : 29.05.2026 16:50 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Slytherin queen / Kraliçe felâket devri / 45.bölüm  duvarların kulakları var
Slytherin queen
Kraliçe felâket devri

1.93k Okunma

320 Oy

0 Takip
49
Bölümlü Kitap
Yıl 2026 yıl felâket devri1. Bölüm " merhaba ben"2.bölüm yok olan kayıtlar3. Bölüm lütfen yaşa4.bölüm korku5.bölüm kimsin sen?6.bölüm sonsuza kadar7.bölüm:ben kaybetmem8. Bölüm :hırs ve kibir9.bölüm:güven10.bölüm tatlı zamanlar11.bölüm: geçmişten geleceğe12: bölüm saklanan sır ve geçmiş sinsi bir yılandır13 .bölüm :ejdahaların geçmişin maskeli tiyatrosu14.bölüm:afet ve fırtınalı okyanus15.bölüm:gelecek yıl değil bütün ömrüm16.bölüm : geçmişin yara izi17.bölüm: kader mühürü18.bölüm mahkumiyet değil özgürlük19.bölüm sırkatili timi20.bölüm gölgelerin ardındaki soy21.bölüm bir ceset iki kırık kalp22.bölüm sana söz23.bölüm felâket ve sırlar zinciri24.bölüm şanlı türkiyeme hoşgeldiniz25. Bölüm kırıldım ama gitmedim çünkü soykırım gibi sevdim26.bölüm soykrım kadar sevilen sessizlik kadar ölümcül27.bölüm acının dili28.bölüm geri dönüş acının kapısında29.bölüm aşkın ve hırsın mirası: babasının oğlu30.bölüm sessiz hükümdar unutulan valerion vârisiözel bölüm: bir omza yaslanan gece31.bölüm kan bağı32.bölüm sessiz vedalar33.bölüm kulalar ve sırlarözel bölüm : küllerinden kör nokta34.bölüm üç sandelye35.bölüm sessiz ittifak36.bölüm küller yalan söylemez bir yangın daha37.bölüm fısıltı38.bölüm katil mi masummu ?39.bölüm diriliş40.bölüm:eşik41.bölüm:geç kalan gerçekler:affı yok42.bölüm kanlı geçmiş43.bölüm:his44.bölüm aynı masada45.bölüm duvarların kulakları var46.bölüm tanrı huzurunda
Hikayeyi Paylaş
Loading...