


Oda karanlıktı.
Sadece komodinin üzerindeki küçük lambanın sarı ışığı yanıyordu.
Ev sessizleşmişti artık.
Saat gece yarısını çoktan geçmişti.
Ama Maria Afet Elserin...
hâlâ uyumamıştı.
Bir sağa dönüyordu Bir sola.
Sonra tekrar sırtüstü uzanıyordu.
Sonra iç çekiyordu. Sonra tekrar hareket ediyordu.
Yorgan bir sağa gidiyor bir sola.
Yastık yer değiştiriyor yarası acımasına rağmen yerinde durmuyordu
Afet üçüncü kez pozisyon değiştirmeye çalışırken Draco sonunda gözlerini açtı.
Birkaç saniye tavana baktı Sonra başını ona çevirdi Sessizlik.
Afet yine kıpırdandı Bir dakika geçti.
Yine kıpırdandı Sonunda Draco dayanamadı.
"Afet."
"Efendim?"
"Yatağın yerini mi değiştiriyorsun?"
Afet durdu.
"Hayır."
"Deprem simülasyonu yapıyorsun o zaman."
Afet istemsiz güldü.
"Abartma."
"On dakikadır savaşıyorsun burada."
"Ben mi savaşıyorum?"
"Hayır. Yastıkların."
Afet dudaklarını büzdü Bir iki saniye sessizlik oldu.
Sonra yine pozisyon değiştirmeye çalıştı.
Draco bu sefer kaş kaldırdı.
"Tamam."
"Ne tamam?"
"Artık sabit dur."
Afet yastığa gömüldü.
"Duramıyorum."
Bu sefer Draco'nun sesi yumuşadı.
"Niye?"
Afet birkaç saniye cevap vermedi.
Sonra dürüstçe konuştu.
"Huzursuzum."
Draco yüzünü ona çevirdi.
"Dinleme cihazı yüzünden mi?"
"Biraz."
Kısa bir sessizlik.
"Biraz da ağrıyor."
İşte bunu duyunca Draco'nun yüzündeki ifade değişti.
"Ne kadar?"
Afet omuz silkti.
"İdare edilir."
"Bu cevap doktorları sinirlendiren cevaplardan."
Afet gülmeye çalıştı.
Ama hareket eder etmez yüzü hafif gerildi.
Draco bunu kaçırmadı.
Hiçbir zaman kaçırmıyordu zaten.
Yavaşça doğruldu.
Komodine uzandı.
Çekmeceyi açtı.
Doktorun verdiği ağrı kesiciyi çıkardı.
Afet ona baktı.
"İlaç almak istemiyorum."
Draco kapağı açarken cevap verdi.
"Harika."
"Çünkü almak zorundasın."
"Draco."
"Afet."
İkisi birkaç saniye birbirine baktı.
Sonunda Afet pes etti.
"Çok sinir bozucusun."
"Teşekkür ederim."
Draco komodinin çekmecesini açtı.
İçinden doktorun verdiği ilaç kutusunu çıkardı.
Bir bardak su doldurup yatağın kenarına oturdu.
"Al."
Afet hafifçe doğruldu İlacı aldı ama yüzü hâlâ buruşuktu.
Draco kaşlarını çattı.
"Bu kadar mı ağrıyor?"
Afet omuz silkti.
"İdare ediyorum."
"Bu cevap doktorları sinir eden cevaplardan."
Afet istemsiz güldü.
"İyi ama gerçekten idare ediyorum."
"Yalan."
"Biraz yalan."
"Tamamen yalan."
Afet ilacı içip suyu bitirdi.
Sonra tekrar yastığa yaslandı.
Oda sessizleşti.
Dışarıdan rüzgârın sesi geliyordu.
Evin geri kalanı çoktan uyumuştu.
Draco birkaç saniye onu izledi.
Sonra konuştu.
"Bugün kahvaltıda söylediklerin..."
Afet ona baktı.
"Hangi söylediklerim?"
"Dini nikâh meselesi."
Afet'in yüzündeki gülümseme biraz söndü.
Bekliyordu aslında.
Bu konunun kapanmayacağını biliyordu.
"Ne olmuş?"
Draco omuzunu yatağın başlığına yasladı.
"Sana garip geldi."
Afet birkaç saniye sustu.
"Biraz."
"Üzdü mü?"
"Hayır."
Draco bakmaya devam etti.
Afet iç çekti.
"Tamam biraz."
Draco'nun tahmin ettiği cevap buydu.
Afet tavana baktı.
"Kendimle ilgili aslında."
"Nasıl?"
Afet birkaç saniye kelimeleri seçti.
"Ben çok mükemmel bir Müslüman değilim."
"Kimse mükemmel değil."
"Biliyorum."
Parmaklarını battaniyenin üzerinde gezdirdi.
"Ama yine de inanıyorum."
Sesi yumuşaktı.
"Ve İslam'da dini nikâh olmadan birlikte yaşamak doğru kabul edilmiyor."
Draco sessizce dinledi Afet devam etti.
"Bazen bunu düşününce kötü hissediyorum."
"Kendime kızıyorum. Sonra unutuyorum. Sonra tekrar aklıma geliyor."
Draco başını hafifçe eğdi.
Afet gülümsemeye çalıştı.
"Yani olay senden kaynaklı değil Sadece içimde kalan bir şey."
Sessizlik oldu.
Draco'nun bakışları düşünceliydi.
Afet devam etti.
"Zaten senden böyle bir şey beklemiyorum."
"Neden?"
Afet ona döndü.
"Çünkü yeterince sorun var."
Draco hafifçe güldü.
"Bu cümle Valerion ailesi için geçerli."
"Elserinler için de."
İkisi de kısa süre güldüler.
Sonra Afet devam etti.
"Deden Baban Ailen benim ailem... Hepsi daha yeni toparlanmaya başladı."
"Bir de ben çıkıp..."
ellerini kaldırdı.
"'Bu arada Draco din değiştiriyor desem..."
Draco istemsiz güldü.
Afet de güldü.
"Birkaç kişinin kalbine iner."
"Birkaç mı?"
"Tamam."
Afet kıkırdadı.
"Çoğunun."
Sonra yüzü tekrar ciddileşti.
"Seni zorlamak istemiyorum."
"Sırf benim için bir şey yapmanı istemiyorum."
Draco bir süre sustu.
Sonra elini uzatıp onun elini tuttu.
Afet gözlerini ona çevirdi.
Draco'nun sesi çok sakindi.
"Afet."
"Hm?"
"Benim için önemli olan şeyler var."
"Sen de varsın."
Afet sessizce dinledi.
"Bir insan başka biri istedi diye değişirse bu yanlış olur."
"Ama bir insan bir şeyi merak edip öğrenmek isterse..."
Omuz silkti.
".bu farklıdır."
Afet'in gözleri yumuşadı.
Draco devam etti.
"Bugün sana söz veremem. Çünkü inanç söz verilerek seçilmez Ama öğrenebilirim."
"Okuyabilirim."
"Anlamaya çalışabilirim."
Sonra gözlerinin içine baktı.
"Çünkü senin için önemli olan şeyler benim için de önemlidir."
Afet'in boğazı düğümlendi Bu sözlerde gösteriş yoktu Fedakârlık yarışı yoktu Sadece samimiyet vardı.
"Draco..."
Draco elini saçlarının arasına götürdü.
"Ve eğer bir gün gerçekten inanırsam..."
Durdu.
"o zaman bunu senin için değil. kendim için yaparım."
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Ama ilk öğrenmek istediğim kişi sensin."
Afet'in gözleri doldu.
Küçük bir kahkaha attı.
"Ben imam değilim."
"Fark ettim."
"Şükür."
"Yine de anlatırsın." draco afetin yanına yerine geçti uzandı
Afet başını onun omzuna yasladı İlacın etkisi yavaş yavaş başlamıştı.
Ağrısı biraz hafiflemişti. İlk defa bütün günün gerginliği omuzlarından çekiliyormuş gibi hissetti Draco da başını onun saçlarına yasladı.
Odanın içinde sessizlik vardı artık Ama bu sefer huzurlu bir sessizlikti.
Draco birkaç saniye sessiz kaldı.
Afet ilacını içmişti artık. Başını yastığa yaslamıştı ama gözleri hâlâ açıktı.
Odanın ışıkları kapalıydı. Sadece komodinin üzerindeki küçük lambadan yayılan sıcak sarı ışık vardı.
Draco yavaşça yatağa geri uzandı. Bu sefer biraz daha yaklaşarak.
Afet başını ona çevirdi.
"Neden bakıyorsun öyle?"
Draco omuz silkti.
"Çünkü ikimizin de uykusu yok."
Afet hafif güldü.
"Doğru."
"Ve uyuyamayacağız gibi duruyor."
"Doğru."
"O zaman..."
Draco battaniyeyi biraz düzeltti.
"Anlat bana."
Afet kaşlarını çattı.
"Neyi?"
Draco birkaç saniye düşündü.
"Her şeyi."
Afet güldü.
"Bu çok geniş bir konu."
"Biliyorum."
"O zaman ne anlatayım?"
Draco bu sefer gerçekten merakla sordu.
"Müslüman olmak için ne yapmak lazım mesela?"
Afet birkaç saniye ona baktı.
Sonra istemsizce güldü.
"Bu soruyu senden duymak hâlâ çok garip geliyor."
"Niye?"
"Çünkü sen Draco'sun."
"Bunun konuyla alakası ne?"
"Bilmem."
Afet gülümsedi.
"Çocukken sana biri gelip 'bir gün oturup İslam konuşacaksın' dese muhtemelen suratına bakardın."
Draco ciddi ciddi düşündü.
"Muhtemelen."
İkisi de güldü.
Sonra Draco tekrar konuştu.
"Ciddiyim ama."
Afet'in gülümsemesi biraz yumuşadı.
Draco devam etti.
"Neye inanıyorsun mesela?"
Afet tavana baktı birkaç saniye.
Bu sorunun cevabı aslında kolaydı ama aynı zamanda zordu.
"Ben mükemmel bir insan değilim."
"Bunu biliyorum."
"Namazlarımı eksiksiz kılmıyorum."
"Bunu da biliyorum."
"Bazen hata yapıyorum."
"Bunu da biliyorum."
Afet ona baktı.
"Çok şey biliyormuşsun."
Draco gülümsedi.
"Devam et."
Afet derin nefes aldı.
"Ama Allah'a inanıyorum."
Sessizlik oldu.
Afet devam etti.
"Bazı günler çok güçlü inanıyorum."
"Bazı günler kızıyorum."
"Bazı günler soru soruyorum."
"Bazı günler sadece dua ediyorum."
Draco dikkatle dinliyordu.
Afet'in sesi yumuşamıştı.
"Çocukluğumdan beri ne zaman çok korksam dua ettim."
"Ne zaman yalnız hissetsem dua ettim."
"Ne zaman bir çıkış yolu bulamasam dua ettim."
Draco'nun bakışları yüzündeydi.
Afet hafif gülümsedi.
"Her zaman cevap geldi mi bilmiyorum."
"Ama hiçbir zaman tamamen yalnız hissetmedim."
Odanın içinde birkaç saniye sessizlik oldu.
Draco düşünceli görünüyordu.
Sonra sordu.
"Yani mesele sadece kurallar değil?"
Afet hemen başını salladı.
"Hayır."
"Kurallar var tabii."
"Ama benim için inanç önce güvenmek."
"Neye?"
"Bir anlam olduğuna."
"Dünyanın tamamen boş olmadığına."
Draco gözlerini tavana çevirdi.
Sanki ilk defa başka bir açıdan düşünüyordu.
"İlginç."
Afet hafifçe güldü.
"Bu kadar mı?"
"Hayır."
Draco başını tekrar ona çevirdi.
"Ben sanırım hiçbir zaman bir şeye senin kadar emin olmadım."
Afet sustu.
Draco devam etti.
"Çocukken bana öğretilen şeyler vardı."
"Sonra onları sorguladım."
"Sonra başka şeyleri sorguladım."
"Sonra her şeyi sorguladım."
Afet başını hafifçe salladı.
Bu gerçekten Draco'ydu.
Her şeyi analiz eden. Her şeyi sorgulayan.
Draco gözlerini ona dikti.
"Belki o yüzden seni merak ediyorum."
"Neden?"
"Çünkü sen inanırken huzurlu görünüyorsun."
Afet'in kalbi hafifçe sıkıştı.
Draco bunu öyle doğal söylemişti ki.
Gösterişsiz.
Dramatik değil.
Sadece dürüst.
"Ben huzurlu muyum gerçekten?"
Draco hiç düşünmeden cevap verdi.
"Bazen dünyadaki en huzurlu insan gibi görünüyorsun. yani bişey oluyor hayırlısın olsun diyorsun yoluna devam ediyorsun "
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Sonra beş dakika sonra ortalığı savaş alanına çeviriyorsun."
Afet kahkaha attı.
"Teşekkür ederim."
"Rica ederim."
İkisi de güldü Sonra Draco biraz daha yaklaştı.
Başını yastığa yasladı. Sesi daha sakindi şimdi.
"Peki..."
Afet ona baktı.
"Hmm?"
"Bir insan Müslüman olmaya karar verirse..."
Durdu.
"ilk ne yapar?"
Afet birkaç saniye sustu Çünkü Draco'nun sesinde merak vardı Ama daha önemlisi Samimiyet vardı.
Gösteriş yoktu Zorlama yoktu.
Sadece öğrenmek isteyen bir adam vardı karşısında.
Ve bu yüzden cevabı çok yumuşak oldu.
"Önce inanır."
Draco sessiz kaldı.
Afet devam etti.
"Gerçekten inanır Sonrası zaten gelir."
Draco uzun süre hiçbir şey söylemedi.
Sadece düşündü. Sonra yavaşça elini uzatıp Afet'in saçlarını kulağının arkasına bıraktı.
"Anladım."
Ama Afet onun gözlerinden anlıyordu.
Draco henüz karar vermiyordu Henüz bir şeyi değiştirmiyordu Sadece İlk kez gerçekten anlamaya çalışıyordu. afet drcaonun kültürünü dünyasını biliyordu içindeydi zaten ama draco artık gerçekten afetin dünyasının içinde tam anlamıyla giriyordu Ve belki de bütün hikâyenin en önemli kısmı buydu.
ikisi şimdi tam anlamıyla çift oluyordu
Afet birkaç saniye sustu.
Sonra su bardağında bir yudum daha aldı.
İlaç yavaş yavaş etkisini göstermeye başlamıştı. Karnındaki o keskin ağrı biraz olsun hafiflemişti Draco ise başlığa yaslanmıştı.
Bakışları tamamen Afet'teydi.
"İkimizin de uykusu yok zaten. " dedi draco bir kez daha
Afet hafifçe gülümsedi.
"Galiba."
"Öyleyse
"Neyi? daha ne anlatayım artık?"
Draco omuz silkti.
"Neye inanıyorsun mesela."
Afet kaşlarını kaldırdı.
"Bu baya geniş soru."
"Evet."
"Ve gecenin ikisinde soruyorsun."
"Tam zamanı."
Afet istemsiz güldü Draco biraz daha yanaştı.
"Ciddiyim."
"Ne anlatayım?"
Draco birkaç saniye düşündü.
"Mesela..."
Başını hafif yana eğdi.
"Müslüman olmak için ne yapmak gerekiyor? ciddiyim eylem soruyorum "
Afet birkaç saniye ona baktı.
Draco'nun gözlerinde merak vardı.
Ama baskı yoktu.
Yargılama yoktu.
Sadece gerçekten öğrenmek isteyen bir insanın bakışı vardı.
Afet yavaşça konuştu.
"En temel haliyle mi?"
"Evet."
"Allah'a inanırsın."
Draco başını salladı Afet devam etti.
"Kur'an'ın Allah'ın kitabı olduğuna inanırsın."
"Hmm."
"Hz. Muhammed'in peygamber olduğuna inanırsın."
Draco dikkatle dinliyordu Afet hafifçe omuz silkti.
"Teknik olarak bu kadar."
"Bu kadar mı?"
"Temel olarak evet."
Draco birkaç saniye düşündü.
"Kolaymış."
Afet güldü.
"Yok öyle kolaymış diye."
"Neden?"
Çünkü Afet'in yüzü biraz ciddileşti.
"Çünkü bana göre asıl mesele bunları söylemek değil. dine görede değil tabi"
Draco sustu.
"Ne peki?"
Afet tavana baktı Birkaç saniye düşündü Sonra yavaşça konuştu.
"Bana göre ve dine görede en önemli şey temiz kalpli olmak."
Draco'nun bakışları değişti Afet devam etti.
"Herkes namazı konuşur. Herkes orucu konuşur Ama bana göre insanların kalbini kırmamak çok önemli. kabeyi bilirsin çok kutsal önemlidir bir önemli ibadathenedir kalp kırmak bin kabe yımaktan çok daha günahtır"
Draco sessizce dinliyordu.
"Hırsızlık kötüdür. Yalan kötüdür özellikle yalan bir müzlümanın güvenilirliği ile bilinmelidir İhanet kötüdür. Ama bir insanın hakkını yemek..."
Durdu.
"Bana göre en ağır şeylerden biri. dine göre bir yetimin hakkı yendiyse o çocuk ve ya insan hakkını helal etmeden huzura eremez cennete gidemez yani " afet draconun anlayacağı şekilde anlatıyordu
Draco'nun dudak kenarı hafif kıvrıldı.
"Yani özünde iyi insan olmak."
Afet başını salladı.
"Evet."
"Ben böyle inanıyorum."
Birkaç saniye sessizlik oldu Sonra Draco tekrar konuştu.
"Peki başka bir şey soracağım."
"Sor."
"Müslüman kadınlar neden kapanıyor?"
Afet bekliyormuş gibi gülümsedi.
"Bir gün bu soru gelecekti."
"Merak ediyorum."
"Normal."
Draco devam etti.
"Ve neden bazı ülkelerde kızların okumasına izin vermiyorlar?"
Afet'in yüzü bu sefer ciddi şekilde değişti Çünkü bu konu onu hep sinirlendirirdi.
"Çünkü o din değil."
Draco dikkat kesildi.
"Ne demek?"
"Bence birçok yerde insanlar kültürü din diye anlatıyor."
Draco kaşlarını çattı.
"Kültür?"
Afet başını salladı.
"Evet."
"Bir ülkenin gelenekleriyle dini aynı şey değil. onmar yalan dinde öyle bişey asla yoktur"
Draco sessizce dinliyordu.
"Mesela bazı insanlar kendi baskılarını din diye gösteriyor Ama bu onların yaptığı şey. Din değil."
Draco birkaç saniye düşündü.
"Peki kapanmak?"
Afet omuz silkti.
"İsteyen kapanır İstemeyen kapanmaz. Benim görüşüm bu."
Draco hafifçe gülümsedi.
"Basit anlattın."
"Çünkü karmaşık anlatırsam sabaha kadar buradayız."
İkisi de hafifçe güldü Sonra Draco tekrar sordu.
"Peki dini nikâh?"
Afet başını yastığa yasladı.
"İşte o biraz farklı."
"Neden?"
"Dini nikâh evliliğin manevi tarafı gibi."
Draco dinlemeye devam etti.
"Şahitler olur Bir kabul vardır Ve mehir vardır."
Draco kaş kaldırdı.
"Mehir?"
Afet'in yüzüne şeytani bir sırıtış yerleşti.
"Evet."
"Ne o?"
"Erkeğin kadına verdiği hak."
Draco birkaç saniye düşündü Sonra ciddi ciddi sordu.
"Yani para mı?"
Afet kahkaha attı.
"Olabilir Altın olabilir. Ev olabilir. Araba olabilir."
Draco'nun gözleri büyüdü.
"Bir dakika."
Afet daha çok gülmeye başladı.
"Bak mehirimi alırım ha."
Draco hemen doğruldu.
"Tehdit mi bu?"
"Kesinlikle."
"Ne istiyorsun?"
Afet düşünüyormuş gibi yaptı.
"Hmm..."
"Bir ada."
Draco hiç düşünmeden cevap verdi.
"Tamam."
Afet bir anda sustu.
"Ne?"
"Olur."
"Draco şaka yapıyordum."
"Ben yapmıyordum."
Afet yastığı yüzüne bastırdı.
"Seninle normal konuşulmuyor."
Draco gülüyordu artık Sonra biraz sessizlik oldu.
Odanın içinde sadece klima sesi duyuluyordu.
Ve Draco birkaç saniye sonra daha yumuşak bir sesle konuştu.
"Peki..."
Afet ona baktı Draco'nun yüzünde alışılmış şakacı ifade yoktu artık.
"Bu anlattıklarının içinde..."
Kısa bir duraksama oldu.
"En çok neyi seviyorsun?"
Afet şaşırdı Çünkü beklediği soru bu değildi.
Bir süre düşündü Sonra yavaşça cevap verdi.
"Merhameti."
Draco sustu.
Afet gözlerini kapattı.
"Hatalı olsan bile affedilebilme ihtimalini. Yeniden başlayabilme ihtimalini. Ve insanın değerinin sadece geçmişiyle ölçülmemesini. allah derki deniz köpükleri kadarda günahın olsa nasıl olursan ne olursa olsa yine gel ben affederim der"
Draco uzun süre cevap vermedi Sadece ona baktı.
Sonra sessizce elini tuttu Ve o gece ilk kez
İkisi de bu konuşmanın artık sadece dini nikâh meselesi olmadığını anladı. Bu, birbirlerinin dünyasını öğrenmeye başlamalarıydı.
Sabah...
Güneş odanın içine yavaş yavaş doluyordu.
Perdenin arasından süzülen ışık yatağın üzerine vuruyor, dışarıdan gelen kuş sesleri sessizliği bölüyordu.
Afet ilk uyanan taraf olmadı bu kez.
Draco çoktan uyanmıştı.
gergi genelde hep draco önce uyanırdır ama son zamanlarda afet ağrınsından uyanıyor kıvranıyor dracoda anında hissedip uyanıyırdu
Başını yatağın başlığına yaslamış, yanında uyuyan kadına bakıyordu.
Gece konuştukları şeyler hâlâ aklındaydı.
Afet'in anlattıkları... İnancı... Korkuları... Dini nikâh meselesi...
Ve verdiği karar Garip olan şey ise ilk kez içinin bu kadar net olmasıydı.
Afet hafifçe kıpırdandı.
Sonra gözlerini araladı Bir süre tavana baktı.
Ardından Draco'ya döndü.
Ve onun zaten uyanık olduğunu görünce kaş kaldırdı.
"Sen yine uyumadın mı?"
Draco hafif gülümsedi. gece çok uyuyamamıştı
"Uyudum."
"Yalan."
"Biraz."
Afet burnundan nefes verdi.
"Yakalanınca hiç utanmıyorsun."
"Hayır."
Bu sefer Afet güldü.
Sonra yüzündeki ifade biraz yumuşadı.
Çünkü Draco'nun bakışları farklıydı.
Daha sakindi Daha kararlı Daha huzurlu Afet bunu fark etti.
"Ne oldu sana?"
Draco birkaç saniye sustu Sonra omuz silkti.
"Bilmem."
"Draco."
"Gerçekten bilmiyorum."
Dudaklarının kenarı hafif kıvrıldı.
"Sadece uzun zamandır ilk kez doğru yerde olduğumu hissediyorum."
Afet'in kalbi istemsizce hızlandı.
Bazen en basit cümleler en ağır olanlardı.
"Romantikleşme sabah sabah."
"Yapacağım."
"Yapma."
"Yapıyorum."
Afet yastığı aldı.
Direkt suratına attı.
Draco yastığı havada yakaladı.
"Saldırı mı bu?"
"Kes sesini."
"Bana şiddet uyguluyor."
"Biraz daha konuşursan devamı gelir."
Draco güldü Gerçekten güldü Son günlerde ilk kez.
Afet onu böyle görünce içindeki gerginlik biraz dağıldı.
Sonra doğrulmaya çalıştı Ve anında yüzü gerildi.
"Ah..."
Draco'nun yüzü direkt değişti.
"Dur."
"İyiyim."
"Hayır."
"Draco"
"Hayır."
Afet göz devirdi.
"Bir haftadır aynı konuşmayı yapıyoruz."
"Bir hafta önce karnın yarılmıştı."
"Bu kadar kaba anlatmak zorunda mısın?"
"Gerçekleri seviyorum."
"Ben sevmiyorum."
Draco yatağın kenarına geçti.
Elini uzattı Afet bu kez itiraz etmedi.
Parmaklarını onun eline verdi.
Yavaşça doğrulurken yine nefesi kesildi.
Draco hemen belini destekledi.
"Bugün daha iyi."
"Biraz."
"Yürüyebiliyorum."
"Biraz."
"Sen çok sinir bozucusun."
"Koruyucu."
"Sinir bozucu."
"Koruyucu."
Afet gülerken başını omzuna yasladı.
Birkaç saniye öyle kaldılar.
Sonra Draco sessizce saçlarını öptü.
"Bugün dışarı çıkacağız."
Afet başını kaldırdı.
"Hmm?"
"Temiz hava."
"Deniz?"
"Deniz."
Afet'in gözleri parladı.
Gerçekten günlerdir bunu istiyordu.
Hastane Ameliyat Aile toplantıları.
Nişan Dinleme cihazları.
Sürekli bir şeyler olmuştu.
İlk kez normal bir gün gibi hissediyordu.
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten."
Afet çocuk gibi gülümsedi.
"O zaman hemen hazırlanmak istiyorum."
Draco kaş kaldırdı.
"Hemen değil."
"Neden?"
"Önce kahvaltı."
"Tamam."
"İlaç."
"Tamam."
"Dinlenme."
"Tamam."
"Yavaş yürüme."
Afet iç çekti.
"Tamam anne."
Draco hiç bozulmadı.
"Teşekkür ederim kızım."
Afet kahkahaya boğuldu.
Aşağıdan bir anda Jessica'nın sesi duyuldu.
"UYANDINIZ MI SİZ?!"
İkisi aynı anda tavana baktı Ardından birbirlerine.
Sonra aynı anda güldüler Ev yine uyanmıştı.
Ve belli ki aşağı katta yeni bir kaos onları bekliyordu.
draco yine afeti aşağa kucapında götürmüş koltuğa uzandırmıştı
herkes afetin üzerine titriyor rahatı için elinden geleni yapıyordu
afeti görmüş acısını anlamışlardı ama birac geç kalmışlardı yirmi bir yıl kadar...
herkes kahvesini içiyordu bu eilenin herkesin yaptığı ortak ve sevdikleri şey kahveydi hepsi sahabh uyandığında bir kahve içer bazen ikç öyle güne başlarlardı
Draco birkaç saniye sessiz kaldı.
Kahve fincanını elinde çevirirken düşünüyordu.
Ev artık sakindi. Dün yaşanan panik geçmişti. Kameralar sökülmüştü. Duvarlar taranmıştı. Güvenlik sistemleri yenilenmişti.
Ama yine de...
Bir şey yerine oturmuyordu.
Afet onun yanında koltukta uzanıyordu . Üzerinde ince bir battaniye vardı.
ikisi büyük koltuktaydılar afet uzanıyordu dracoda hemen ayak uzunda oturuyordu ev o kadar kalabalıklaşmıştıki bazı kişiler bazer yere bir battaniye minder atıp üstüne oturuyordu
Draco fark etmeden yine elini afetin ayağına koymuştu.
Jessica mutfaktan yeni kahveyle dönüyordu.
"Tamam." dedi.
"Bir daha böyle şey yaşamayalım mümkünse."
"Katılıyorum." dedi Leyla.
"Kalbim ağzıma geldi dün."
Burak kahvesini yudumladı.
"Ben hâlâ masanın altında başka bir şey var mı diye bakıyorum."
Herkes hafif güldü.Ama Draco gülmedi Birden başını kaldırdı. rüzgar ve diana ele burak ve ela annaanneleriyle geçirdikşeri zamanı sohbet ederken anlatmışlardı dravonun aklında anaanneleri yani serap elserin dolaşıyordu
"Afet."
"Hm?"
"Anneannenizle konuştunuz mu? yani sen "
Salondaki birkaç kişi ona döndü.
Afet kaşlarını çattı.
"anneannemle mi? ben bayadır konuşamadım"
" bizi biliyorsun zaten neden sordun? "
Rüzgar hafifçe doğruldu. Draco devam etti.
"Çünkü bir şey aklıma takıldı."
Sessizlik oldu.
"Ne?"
Draco fincanı masaya bıraktı.
"Serap Hanım açık açık Marcus Bora'nın yerini bildiğini söyledi."
Bir anda herkes sustu.
Jessica bile.
Diana Ela'nın yüzü gerildi hafifçe.
Rüzgar başını eğdi.
"Evet..." dedi.
"Söyledi."
Draco düşünceli şekilde devam etti.
"Ve bunu söylerken hiç tereddüt etmedi."
Afet onu dikkatle dinliyordu artık.
Draco gözlerini pencereye çevirdi.
"Dün bulduğumuz cihaz..."
"Kameralar..."
"Evde bulunan şeyler..."
Durdu.
Sonra tekrar konuştu.
"çok zor olmasının yanı sıra Eğer bunları dışarıdan biri
yaptıysa mantıklı değil. "
Burak kaşlarını çattı.
"Neden?"
"Çünkü sadece salon."
Herkes düşündü.
Draco devam etti.
"Düşman olsaydım yatak odalarına koyardım."
"Odalara koyardım."
"Ofislere koyardım."
"Telefonları takip ederdim."
"Her yere yerleştirirdim."
Afet'in gözleri büyüdü biraz.
Çünkü haklıydı.
Salondaki tek kamera ve dinleme cihazı gerçekten tuhaftı.
Rüzgar sessizce başını salladı.
"Ben de aynı şeyi düşündüm."
Draco bakışlarını ona çevirdi.
"Serap Hanım başka ne anlattı?"
Rüzgar birkaç saniye düşündü.
Sonra kısa bir özet geçti.
Serap'ın Marcus hakkında söylediklerini...
Onun yaşadığını...
Doğru zamanı beklediğini...
Carlos hakkında konuşmasa bile bazı şeyleri bildiğini...
Ve özellikle hiçbir şey söylememekte ne kadar kararlı olduğunu anlattı.
Draco dikkatle dinledi.
Sonra derin bir nefes verdi.
"Carlos'un adı geçmedi."
"Evet." dedi Diana Ela.
"Geçmedi."
Draco birkaç saniye sustu.
Sonra çok sakin konuştu.
"Ama olabilir."
"Ne olabilir?" dedi Leyla.
Draco koltuğa yaslandı.
"Marcus Bora ve Carlos..."
"hayatları boyunca birlikte hareket etmiş insanlar."
Sessizlik.
"Birisi neredeyse..."
"diğeri de büyük ihtimalle oradadır."
Burak yavaşça başını salladı.
"Aslında mantıklı."
"Daha önce hiç ayrı hareket ettiklerini duymadım."
Jessica da düşündü.
"Doğru."
"Dedemle Carlos amca birbirinin gölgesi gibiydi."
Afet sessizce oturuyordu.Çünkü yavaş yavaş onun da kafasında bir şeyler birleşmeye başlamıştı.
Salonda bulunan cihazlar...
Anneannesinin tavrı...
Marcus'un ortadan kayboluşu...
Carlos'un yokluğu Hepsi aynı yere çıkıyor gibiydi.
Ama hâlâ kanıt yoktu Sadece hisler vardı Draco da bunu biliyordu.
Bu yüzden başını salladı.
"Şimdilik sadece bir ihtimal."
"Kanıtımız yok."
Rüzgar da onayladı.
"Evet."
"Varsayımla hareket etmeyeceğiz."
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Jessica aniden ayağa kalktı.
"Tamam!"
Herkes ona baktı.
Jessica ellerini iki yana açtı.
"Yeter."
"Yemin ederim bu ailede her kahvaltı ya mafya toplantısına ya istihbarat operasyonuna dönüyor."
Burak güldü.
"Haksız değilsin."
Leyla da kahkaha attı.
"Gerçekten normal aile olamıyoruz."
Jessica parmağını salladı.
"Hayır olamıyoruz."
"Ve şu an ben normal şeyler konuşmak istiyorum."
"Mesela düğün."
"Düğün güvenli bir konu."
Draco istemsiz güldü Afet de gülümsedi.
Ve salonun üzerindeki o ağır hava... biraz olsun dağılmaya başladı.
biraz zaman geçmiş sohbet yavaş yavaş dağılmıştı.
Dinleme cihazı meselesi hâlâ herkesin aklının bir köşesinde duruyordu ama saatler ilerledikçe ilk panik yerini düşüncelere bırakmıştı.
Dışarıdan gelen hafif rüzgâr açık pencerelerden içeri süzülüyor, evin içindeki gerginliği biraz olsun dağıtıyordu.
Afet kahvesinden son yudumu aldı.
Sonra koltuğa biraz daha yaslandı.
Birkaç saniye sessiz kaldı.
Ardından konuştu.
"Ben dışarı çıkmak istiyorum."
Masadaki birkaç kişi aynı anda ona döndü.
Jessica direkt kaşlarını kaldırdı.
"Hanımefendi geçen hafta ameliyat oldu."
"Farkındayım."
"Yürürken bile zorlanıyorsun."
"Onun da farkındayım."
"Ee?"
Afet göz devirdi.
"Evde bunaldım abla"
Diana Ela hafif gülümsedi.
Aslında yiğeninç anlıyordu.
Bir haftadır hastane, ev, yatak, koltuk arasında sıkışıp kalmıştı.
Afet devam etti.
"Temiz hava almak istiyorum sadece."
Draco da kahvesini masaya bıraktı.
"İyi gelir."
Herkes ona baktı.
Draco omuz silkti.
"Zaten bütün sabah aynı şeyi söylüyor."
"Çünkü doğru söylüyorum."
Lera Lale iç çekti.
"Yine de dikkat edin."
"Anne..." dedi Afet.
"Ben çocuk değilim."
"Sen şu an yürürken yüzünü buruşturan yirmi iki yaşında bir çocuksun."
Bu sefer herkes güldü.
Afet ise mağdur bakış attı.
"Bu evde hiç destek yok."
"Var." dedi Draco.
"Ben seni destekliyorum."
"Çünkü beni kucağında taşıyorsun."
"Tam olarak desteklemek deniyor buna."
Burak kahkaha attı.
"Adam teknik olarak haklı."
Gülüşmeler yeniden yayılırken konu tekrar dün bulunan cihazlara kaydı.
Jone Bora ciddi bir ifadeyle sordu.
"Peki yeni bir şey çıktı mı?"
Draco başını salladı.
"Hayır."
"Hâlâ hiçbir şey yok mu?"
"Yok."
Draco birkaç saniye düşündü.
Sonra devam etti.
"Ve bu da beni rahatsız ediyor."
Rüzgar kaşlarını çattı.
"Neden?"
"Çünkü benim bulunduğum yerde güvenlik açığı olmaz."
Sesi sakindi ama netti.
"Arabalar her gün kontrol edilir."
"Giriş çıkışlar kayıt altındadır."
"Ev çevresi sürekli izlenir."
"Güvenlik personelleri değişimli çalışır."
"Üstelik Morgan'ın ekibi işini iyi yapar."
Marco başını salladı.
"Doğru."
Draco devam etti.
"Bu yüzden yeni cihaz bulunmaması beni rahatlatmıyor."
"Tam tersine düşündürüyor."
Salonda kısa bir sessizlik oldu Diana Ela kollarını bağladı.
"Hâlâ Marcus Bora ihtimalini düşünüyorsun."
Draco başını kaldırdı.
"Afet'in anneannesiyle konuştunuz."
Rüzgar başını salladı.
"Kısaca."
"Ve?"
Rüzgar birkaç saniye düşündü.
Sonra özet geçti.
"Marcus Bora'nın yerini bildiğini açık açık söylemedi."
"Ama bilmediğini de söylemedi."
"Yani sakladı."
"Kesinlikle."
Draco'nun gözleri hafif daraldı.
"Bunu bekliyordum."
Burak merakla sordu.
"Peki Carlos?"
"Onun adı geçmedi."
Rüzgar omuz silkti.
"Ama olabilir."
Draco hiç düşünmeden cevap verdi.
"Her şeyi beraber yaptılar."
Herkes sustu Draco devam etti.
"Marcus Bora neredeyse Carlos da oradadır."
"Hayatları boyunca birlikte hareket etmiş insanlar."
"Birinin olduğu yerde diğerinin olmama ihtimali çok düşük."
Afet sessizce dinliyordu Ama artık konu tekrar ağırlaşmaya başlamıştı.
O yüzden ellerini dizlerine koyup doğruldu.
"Tamam."
Herkes ona baktı.
"Ben artık bunları düşünmek istemiyorum."
Jessica gülümsedi.
"En mantıklı cümle."
"Bugün düşünmeyeceğim."
"Düşünme."
"Bugün dışarı çıkacağım."
"Dışarı çık."
"Bugün kahvaltımı dışarıda yapacağım."
"Dışarıda yap."
Afet sonunda gülmeye başladı.
"Teşekkür ederim."
Rüzgar da gülümsedi.
"Çıkın biraz."
"Baş başa kalın."
Diana Ela başını salladı.
"Temiz hava iyi gelir."
Lera Lale de ekledi.
"Telefonları kapatın."
"Kimseyi dinlemeyin."
"Kimseyi düşünmeyin."
Marco kahvesini kaldırdı.
"Bugün izinlisiniz."
Burak da dramatik şekilde ekledi.
"Devlet kararı."
Afet güldü.
"Sağ olun."
Draco ayağa kalktı.
Sonra hiç beklemeden elini uzattı Afet kaş kaldırdı.
"Ne?"
"Hazırlanacağız."
"Yürüyebilirim."
"Denemeyeceğiz."
"Draco."
"Hayır."
Afet daha itiraz edemeden Draco onu dikkatlice kucağına aldı.
Salondan yine toplu bir kahkaha yükseldi.
"Şımartıyorsun şu kızı." dedi Jessica.
"Farkındayım."
"Sonra baş edemezsin."
"Risk alıyorum."
Afet yüzünü Draco'nun omzuna gizledi.
"Bu evde itibarım kalmadı."
"Hiç olmadı zaten." dedi Burak.
"Kes sesini."
Gülüşmeler eşliğinde Draco merdivenlere yöneldi.
Afet omzunun üzerinden ailesine baktı.
Herkes hâlâ konuşuyor, şakalaşıyor, kahvelerini içiyordu.
Dünkü korkunun yerini yeniden sıcak bir aile kalabalığı almıştı.
Ve birkaç dakika sonra. Afet ile Draco üstlerini değiştirmek için odalarına çıkmışlardı.
Oda kapısı kapanır kapanmaz evin gürültüsü biraz olsun geride kaldı.
Draco Afet'i yavaşça yatağın kenarına oturttu.
"Hadi bakalım hazırlanma zamanı gelin hanım."
Afet kaşlarını kaldırdı.
"Gelin hanım mı?"
"Elbette."
"Niye?"
Draco oldukça doğal bir ifadeyle cevap verdi.
"Çünkü bugün kaçak gelin oluyorsun."
Afet birkaç saniye ona baktı.
"Ne?"
Draco kollarını göğsünde birleştirdi.
"Bugün Tanrı'nın huzurunda karım olacaksın Maria Afet Elserin."
Afet'in beyninin çalışması birkaç saniye sürdü.
"Ne?"
Draco gayet sakin görünüyordu.
"Bugün İslami nikâh kıyıyoruz."
Bu sefer Afet gerçekten dona kaldı.
"Draco."
"Evet?"
"Şaka mı yapıyorsun?"
"Hayır."
"Nasıl yani?"
Draco yatağın yanına oturdu.
"Sabah Morgan'la konuştum."
Afet'in gözleri daha da büyüdü.
"Ne yaptın?"
"Morgan'la konuştum."
"Ve?"
"Şaşırdı."
"Haklı."
"Ama yargılamadı."
Afet hâlâ anlamaya çalışıyordu.
Draco devam etti.
"Bu işlerden anlayan güvenilir bir tanıdığı varmış. O yardımcı oldu."
Afet'in kalbi hızlanmaya başladı.
"Draco..."
"Şahitler hazır."
Afet gözlerini kırpıştırdı.
"Ne?"
"Nikâhı kıyacak hoca hazır."
"Ne?"
"Yer hazır."
"Ne?!"
"Ve sen hazır değilsin."
Afet istemsizce yüzünü ellerinin arasına aldı.
"Allah'ım..."
Draco hafifçe güldü.
"Onunla da konuştum sayılır."
Afet gülse mi ağlasa mı bilemedi Sonra yavaşça başını kaldırdı.
"Sen..."
Sesi titredi.
"Bunu gerçekten yaptın mı?"
Draco bu sefer ciddi şekilde ona baktı.
"Evet."
"Benim için mi?"
"Senin için."
Afet'in gözleri dolmaya başladı.
"Draco sen..."
Nefes verdi.
"Sen benim için dinini değiştirmeye karar verdin."
Draco başını hafifçe yana eğdi.
"Din değiştirmekten çok..."
Durdu.
"Seni huzursuz eden şeyi ortadan kaldırmaya karar verdim."
Afet'in gözlerinden yaş süzüldü.
"Ama ya ailen?"
"Ne olmuş aileme?"
"Beni suçlarlar."
"Etmezler."
"Ederler."
"Hayır."
"Draco."
"Söz."
Afet başını salladı.
"Ben seni zorladım sanırlar."
Draco hafifçe gülümsedi.
"Bu yüzden kimse bilmeyecek."
Afet durdu.
"Ne?"
"Bu seninle benim aramda kalacak."
"Nasıl yani?"
Draco parmaklarını saymaya başladı.
"Sen."
Bir parmak.
"Ben."
İkinci parmak.
"Tanrı."
Üçüncü parmak.
Sonra durdu.
"Aslında..."
Kaşlarını çattı.
"Morgan'ı saymazsak."
Afet burnunu çekerek güldü.
Draco devam etti.
"Hocayı saymazsak."
Afet daha çok güldü.
"Şahitleri saymazsak."
"Draco!"
"Tamam tamam."
İkisi de gülmeye başladılar.
O gülüşün ardından birkaç saniyelik sessizlik oldu.
Draco elini uzatıp Afet'in yanağındaki yaşı sildi.
"Seni üzmeyeceksem doğru yoldayım demektir."
Afet gözlerini kapattı.
Sonra yavaşça onun elini tuttu.
"Ben bunu asla unutmayacağım."
Draco hiçbir şey söylemedi.
Sadece elini sıktı.
Çünkü bazen bazı cümlelere cevap gerekmezdi.
Yaklaşık yarım saat sonra hazırdılar.
Ne aşırı gösterişliydiler ne de sıradan.
Afet açık tonlarda, zarif ve sade bir elbise seçmişti.
Draco ise her zamanki gibi şık ama dikkat çekmeyen bir kombin giymişti
Bugün gösteriş günü değildi.
Bugün sadece onlara aitti.
Draco kapıya yöneldi.
Afet ayağa kalkmaya çalışınca direkt kaş kaldırdı
"Hayır."
"Draco."
"Hayır."
"Yürüyebilirim."
"Hayır."
"Birkaç adım."
"Hayır."
Sonunda hiç tartışmadan onu kucağına aldı.
Afet iç çekti.
"Bir gün beni gerçekten paketleyip taşıyacaksın."
"Bu zaten yaptığım şey."
Birkaç dakika sonra evden çıktılar.
Morgan ve iki koruma uzakta bekliyordu.
Kimse soru sormadı.
Kimse yorum yapmadı.
Bu da Afet'in hoşuna gitmişti.
Arabaya bindiler.
Ve yola çıktılar.
İstanbul sabahı çoktan uyanmıştı.
Sahil yoluna geldiklerinde Draco aniden sürücüye seslendi.
"Dur."
Afet şaşırdı.
"Ne oldu?"
Draco hafifçe gülümsedi.
"Kahvaltı."
On dakika sonra İstanbul sahilinde bir bankta yan yana oturuyorlardı güvenlik sağlanmış yanlızlardı zeten merkezden uzak bir yerdi
Ellerinde karton bardakta çay Önlerinde simit.
Deniz hafif hafif dalgalanıyordu.
Martılar bağırıyordu.
Sabah rüzgârı yüzlerine vuruyordu.
Ve ortaya gerçekten komik bir görüntü çıkmıştı.
Dünyanın en güçlü ailelerinden biri olan Elserin Hanedanı'nın baş vârisi örgüt kurucusu ve lideri Maria Afet Elserin...
Ve dünyanın en korkulan iş insanlarından, Valerion ailesinin vârisi ögüt kurucusu ve lideri Draco Elserin Valerion...
Bir bankta oturmuş...
Karton bardaktan çay içiyor...
Simit yiyorlardı.
Afet simidinden bir parça kopardı.
"Bu görüntüye inanabiliyor musun?"
Draco çayını yudumladı.
"Gayet güzel."
"Bizim hakkımızda yazılan magazin haberlerini düşün."
Draco omuz silkti.
"Yazsınlar."
Afet gülümsedi.
"Birileri şu an bizi görse dünyayı yönetmeyi bırakıp emekli olduğumuzu sanır."
Draco simidinden bir lokma aldı.
"Belki de en büyük lüks budur."
Afet ona baktı.
"Ne?"
Draco denize çevirdi gözlerini.
"Bazen sadece normal insanlar gibi yaşayabilmek."
Ve birkaç saniye...
Hiç konuşmadılar.
Sadece çaylarını içtiler.
Denizi izlediler.
Bugün onları bekleyen şeyin büyüklüğünü ikisi de biliyordu.
Ama ilk defa...
Hiç korkmuyorlardı.
Sahildeki kahvaltıları bitmişti.
Çay bardakları boşalmış... Simitlerin son parçaları da çoktan yenmişti.
Sabah güneşi artık biraz daha yükselmişti.
Denizin üstünde ışıklar parlıyor, martılar ara sıra alçaktan geçiyordu.
Afet bir süre sessizce manzarayı izledi.
Belki de ilk defa günler sonra gerçekten huzurlu hissediyordu.
Draco onun yüzündeki o sakinliği görünce hafifçe tebessüm etti.
"Hazır mısın?"
Afet ona döndü.
"Sanırım..."
"Sanırım mı?"
"Biraz heyecanlıyım."
Draco elini uzattı.
"O zaman beraber heyecanlanırız."
Afet gülümsedi.
Ve elini onun eline bıraktı.
Yaklaşık yarım saat sonra...
Morgan'ın ayarladığı yere ulaşmışlardı.
Burası büyük bir cami değildi.
İstanbul'un sakin bir semtinde bulunan küçük bir vakıf binasının misafir odasıydı.
Dışarıdan bakınca sıradan görünüyordu.
Tam da olması gerektiği gibi.
Gösterişsiz.
Sessiz.
Güvenli.
Draco arabadan indi.
Sonra her zamanki gibi dönüp Afet'i dikkatlice kucağına aldı.
Afet gözlerini devirdi.
"Bir gün beni yürümeyi unutacak hale getireceksin."
"Risk almayacağım."
"Ben yürüyebiliyorum."
"Hayır."
"Yürüyebiliyorum."
"Hayır."
Morgan arkadan iç çekti.
"Bu tartışmayı hayatım boyunca dinleyeceğim galiba."
İçeri girdiklerinde orta yaşlı bir imam ayağa kalktı.
Yanında iki erkek daha vardı.
Biri altmışlı yaşlarında emekli bir öğretmendi.
Diğeri ise vakıfta görev yapan bir muhasebeci.
İkisi de güvenilir insanlardı.
Ve Elserin ailesiyle hiçbir bağlantıları yoktu.
Morgan özellikle böyle istemişti.
İmam onları görünce gülümsedi.
Sonra Morgan kulağına birkaç şey söyledi.
Adamın bakışları yavaşça Draco'ya kaydı.
Kısa bir sessizlik oldu.
Çünkü adam onu tanımıştı.
Televizyondan.
Gazetelerden.
Dünyanın öbür ucundaki şirket haberlerinden.
Karşısındaki kişi sıradan biri değildi.
Ama Draco oldukça sakin şekilde başını eğdi.
"Merhaba hocam."
İmam birkaç saniye baktı.
Sonra tebessüm etti.
"Hoş geldiniz evladım."
"Hoş bulduk."
Adamın gözlerindeki şaşkınlık tamamen kaybolmamıştı.
Ama karşısında kibirli bir milyarder değil...
Yanındaki kadının elini bırakmayan bir adam görüyordu.
Herkes oturduktan sonra imam doğrudan Draco'ya döndü.
"Morgan Bey bana kısaca anlattı."
Draco başını salladı.
"Ben kendi isteğimle geldim."
"Kimse sizi zorlamıyor değil mi?"
"Hayır."
Kısa bir sessizlik oldu Sonra Draco Afet'e baktı.
"Aksine."
Afet utançla yere baktı.
Draco devam etti.
"Ben bunu onun huzuru için yapmak istiyorum."
Odada birkaç saniye sessizlik oldu.
İmam dikkatle baktı Sonra yavaşça başını salladı.
"Bu önemli bir karar."
"Biliyorum."
"Her şeyi biliyor musunuz?"
Draco dürüstçe cevap verdi.
"Hayır."
İmam gülümsedi.
"Bu cevabı seviyorum."
Draco şaşırdı.
İmam devam etti.
"Çünkü öğrenmeye açık olan insan doğru yerden başlar."
Bir süre konuştular.
İmam temel şeyleri anlattı.
İnancı.
Niyeti.
Sorumluluğu.
Draco da dikkatle dinledi.
Arada sorular sordu.
Not almasa bile aklına kazıyordu.
Sonunda imam başını salladı.
"Tamam evladım."
Sonra gerekli sözleri yavaşça söyledi.
Draco da sakin bir sesle tekrar etti.
Afet o an gözlerini kapatmak zorunda kaldı.
Çünkü kalbi inanılmaz hızlı atıyordu.
Gerçekten oluyordu.
Gerçekten...
Onun için buradaydı.
Bir süre sonra sıra nikâha geldi.
İmam gülümseyerek önündeki kâğıdı açtı.
"Peki..."
"Şimdi mehir kısmına geldik."
Draco kaş kaldırdı.
"Tehlikeli konu galiba."
Afet direkt güldü.
"Biraz."
Odada hafif gülüşmeler yayıldı.
İmam Afet'e döndü.
"Kızım."
"Efendim hocam."
"Mehir olarak ne talep ediyorsun?"
Afet düşünmeye başladı.
Sonra Draco'ya baktı.
Draco da ona baktı.
İmam gülümseyerek ekledi.
"İstersen maddi bir talepte de bulunabilirsin."
"Altın olabilir."
"Para olabilir."
"Ev olabilir."
"Arsa olabilir."
Morgan hafifçe öksürdü.
"Valerion'u seçmişsin kızım değerlendirebilirsin."
Bu sefer herkes güldü.
Afet gözlerini devirdi.
"Morgan."
"Ne var? Mantıklı konuşuyorum."
Draco da gülüyordu artık.
Afet birkaç saniye düşündü.
Sonra konuştu.
"ben fazla bişey iştemem Bir miktar altın yazılabilir hocam."
"Ne kadar?"
"Seksen gram altın uygun olur."
İmam başını sallayarak not aldı.
"Tamamdır."
Sonra Afet durdu.
Ve ekledi.
"Ama asıl istediğim şey bu değil."
İmam merakla baktı.
"Nedir?"
Afet'in gözleri Draco'ya döndü.
"Ömrü boyunca elimi bırakmaması."
Sessizlik oldu.
Morgan başını eğdi.
Şahitlerden biri gözlüğünü çıkardı.
İmamın yüzünde sıcak bir tebessüm oluştu.
Draco ise birkaç saniye konuşamadı.
Sonra yavaşça Afet'in elini tuttu.
Ve parmaklarını onun parmaklarına geçirdi.
"Bu şimdiye kadar aldığım en değerli sorumluluk."
Afet'in gözleri doldu.
Draco elini biraz daha sıktı.
"Ve kabul ediyorum."
O anda...
Odadaki herkes bunun yalnızca bir nikâh olmadığını hissetti.
Bu iki insan zaten birbirlerini seviyordu.
Ama şimdi...
Verdikleri sözlere bir söz daha ekliyorlardı.
İmam son kez önündeki kâğıda baktı.
Sonra gözlüğünü çıkardı.
Yüzünde sıcak bir tebessüm vardı.
"Allah hayırlı etsin evlatlarım."
Afet'in gözleri dolmuştu.
Draco ise hâlâ onun elini bırakmamıştı.
İmam devam etti.
"Allah muhabbetinizi artırsın."
"Evlerinize huzur versin."
"Kalplerinize merhamet versin."
"Birbirinize karşı sabrınızı eksik etmesin."
Odada huzurlu bir sessizlik oluştu.
Sonra imam hafifçe Draco'ya döndü.
"Evladım."
"Buyurun hocam."
"Benden yaşça küçüksün ama sana evlilikle ilgili bir şey söylemek isterim."
Draco dikkatle dinledi.
İmam gülümsedi.
"Bir kadın her zaman haklı değildir."
Morgan hafifçe öksürdü.
Şahitlerden biri kafasını çevirdi.
Afet kaş kaldırdı.
İmam devam etti.
"Ama bazen haklı olup olmaması önemli değildir."
Bu sefer herkes güldü.
İmam da güldü.
"Evlilikte bazı savaşları kazanırsın."
"Kazandığın için de pişman olursun."
Odada tekrar kahkahalar yükseldi.
Draco bile güldü.
"Anladım sanırım."
"Hayır."
İmam başını salladı.
"Henüz anlamadın."
Bu sefer daha çok güldüler.
Sonra adamın yüzü biraz ciddileşti.
"Bir tavsiye daha vereyim."
Draco dikkat kesildi.
"Öfkeliyken konuşma."
"Kırgınken karar verme."
"Mutluyken söz verme."
"Ama sevdiğini her gün söyle."
Afet istemsizce Draco'ya baktı Çünkü adam zaten bunu yapıyordu.
İmam bunu fark etmiş gibi gülümsedi.
"Gerçi o konuda sıkıntınız yok gibi."
Morgan başını salladı.
"Yok hocam."
"Hiç yok."
Afet utandı.
Draco ise hiç utanmadı.
Bir süre sonra vedalaştılar.
İmam onları tek tek uğurladı.
Draco ayrılırken adamın elini sıktı.
"Teşekkür ederim."
İmam başını salladı.
"Mutlu olun yeter evladım."
Arabaya bindiklerinde Afet hâlâ yaşadıklarına inanamıyordu.
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra yavaşça Draco'nun omzuna yaslandı.
"Draco..."
"Hmm?"
"Ben gerçekten evlendim mi şimdi?"
Draco gülümsedi.
"Bana sorarsan çoktan evliydik."
Afet güldü.
"Hayır ciddi soruyorum."
Draco başını ona çevirdi.
"Evet."
Sonra yanağını öptü.
"Şimdi resmen de evlisin."
Afet'in kalbi yine hızlandı.
Eve dönmek için acele etmediler.
Morgan da bunu fark etmişti.
Bu yüzden arabaları tekrar sahile sürdü.
Daha sakin...
Daha tenha bir yere.
Koruma araçları biraz uzakta bekledi.
Afet ve Draco ise denize yakın bir banka oturdular.
Öğleden sonra güneşi suyun üzerinde parlıyordu.
Rüzgâr hafifti.
Deniz sakin görünüyordu.
Uzun süre konuşmadılar.
Sadece manzarayı izlediler.
Afet başını Draco'nun omzuna yaslamıştı.
Draco da saçlarıyla oynuyordu.
Sonunda sessizliği Afet bozdu.
"İmam çok tatlıydı."
Draco hafifçe güldü.
"Evet."
"Hiç beklediğim gibi değildi."
"Benim de."
Afet başını kaldırdı.
"Ne bekliyordun?"
Draco düşündü.
"Bilmiyorum."
"Belki daha sert."
"Daha sorgulayıcı."
Bir an durdu.
"Ama çok nazikti."
Afet gülümsedi.
"Çünkü iyi bir insandı."
Draco başını salladı.
"Evet."
Bakışları denize kaydı.
"Anlayışlıydı."
"Kimseyi yargılamıyordu."
"Kendini üstün görmüyordu."
Afet sessizce dinledi.Draco devam etti.
"Böyle insanların neden saygı gördüğünü şimdi daha iyi anlıyorum."
Rüzgâr saçlarını hafifçe savurdu.
Bir süre daha sessizlik oldu.
Huzurlu bir sessizlik.
Afet gözlerini kapattı.
Denizin sesini dinledi.
Martıların sesini.
Rüzgârı.
Draco'nun kalp atışlarını. yarım saat geçti sohbet etyiler sessizce denizi izlediler zaman geçerken gün batımı yaklaşırken afet biraz üşümeye başlamıştı
dracoda bunu fark etti arabadan şal almaya kalktı afet yine inat etti gerek yok dedi tabi
Afet kaşlarını kaldırdı.
"Üşümüyorum aslında."
"Beş dakika sonra üşüyeceksin."
"Sen kahin misin?"
"Senin kocanım."
Afet istemsizce gülümsedi.
Draco eğilip alnına küçük bir öpücük bıraktı.
"İki dakika."
Sonra uzaklaştı.
Afet arkasından baktı.
Sahilin kenarında yürüyen insanlar vardı. Çocuklar... Koşan gençler... Balık tutan birkaç adam...
Deniz bugün sakindi.
Dalgalar kıyıya vuruyor... Martılar uzaklarda bağırıyordu.
Ve sonra...
İçinde tuhaf bir his oluştu.
Bir ses değil.
Bir düşünce de değil.
Sadece...
Bir yere gitmesi gerekiyormuş hissi.
Afet kaşlarını çattı.
Nedenini bilmiyordu.
Ama gözleri istemsizce biraz ilerideki banka kaydı.
Orada bir kadın oturuyordu.
Uzun boylu.
Kahverengi saçlı.
Siyah pantolon... Beyaz gömlek... Üzerinde koyu renk bir kaban...
Dizlerinin üzerinde bir not defteri vardı.
Bir şeyler yazıyordu.
Afet'in kalbi sebepsizce hızlandı.
Kadını tanımıyordu.
Ama...
Sanki tanıyordu.
Yavaşça ayağa kalktı.
Dikişleri hafif sızladı.
Yine de yürüdü.
Kadın başını kaldırmadı bile.
Sadece gülümsedi.
"Merhaba Maria Afet."
Afet durdu.
Bir anda gerildi.
"Beni tanıyor musunuz?"
Kadın kalemini çevirdi.
"Dünyanın yarısı seni tanıyor."
"Bu cevap değil."
"Bu da soru değildi."
Afet şaşkın şekilde kadına baktı.
Kadın sonunda başını kaldırdı.
Kahverengi gözleri sakindi.
Fazla sakindi.
Sanki yıllardır tanıyormuş gibi.
"Sen..."
Afet duraksadı.
"Bir yerde gördüm mü sizi?"
Kadın başını yana eğdi.
"Belki."
"Adınız ne?"
Kadının dudakları kıvrıldı.
"Benim adım her yerde geçer."
Afet'in kaşları çatıldı.
"Bu ne demek?"
"İnsanlar beni tanımasa da adımı bilir."
Kadın not defterini kapattı.
Sonra denize baktı.
"Bugün güzel bir gün."
Afet daha da şaşırdı.
"Sanırım."
"Hayır."
Kadın gülümsedi.
"Gerçekten güzel bir gün."
Afet anlam veremedi.
Kadın ise devam etti.
"Her insan hayatında birkaç kez gerçekten doğru yerde olur."
Sonra gözlerini Afet'e çevirdi.
"Bugün onlardan biri."
Afet'in içi ürperdi.
"Ne demek istiyorsunuz?"
Kadın omuz silkti.
"Belki hiçbir şey."
Sonra ekledi.
"Ama evinizde yaşanan küçük sorunlardan sonra biraz huzur bulmanız gerekiyordu."
Afet dondu.
Gözleri büyüdü.
"Ne dediniz?"
Kadın sanki normal bir şey söylemiş gibi defterini açtı.
"Evinizde yaşanan mesele."
"Dinleme cihazları."
Afet'in nefesi kesildi.
"Onu nereden biliyorsunuz?"
Kadın cevap vermedi.
Sadece yazmaya devam etti.
Rüzgâr saçlarını savurdu.
Bir süre sonra kalemini durdurdu.
Sonra küçük bir kâğıt kopardı.
Katladı.
Ve Afet'e uzattı.
"Bu senin."
Afet kâğıda baktı.
"Bu ne?"
Kadın gülümsedi.
"Tıpkı onunki gibi."
Afet anlamadı.
"Onunki?"
Kadın cevap vermedi.
Sadece ayağa kalktı.
Ve ilk kez tamamen ciddi göründü.
"Maria Afet."
Afet istemsizce doğruldu.
Kadının sesi yumuşamıştı.
"Bazen kader sandığın şey..."
Bir an durdu.
"sadece birinin seni çok sevmesidir."
Afet'in kalbi duracak gibi oldu.
Kadın gülümsedi.
"Hoşça kal."
Tam o sırada uzaktan Draco'nun sesi geldi.
"Afet!"
Afet refleksle arkasına döndü.
Draco hızlı adımlarla geliyordu.
Elinde şal vardı.
Afet tekrar kadına baktı.
Ve...
Kadın yoktu.
Bank boştu.
Sanki hiç oturmamıştı.
Afet olduğu yerde kaldı.
Şaşkınlıkla etrafına baktı.
Draco yanına ulaştı.
"Nereye gitti?"
Afet döndü.
"Kim?"
Draco'nun yüzü bir anda değişti.
"Kadın."
Sessizlik.
Afet'in elindeki kâğıda baktı.
Sonra yüzü yavaş yavaş soldu.
Çünkü...
Draco o kadını tanımıştı.
Ya da en azından...
Daha önce görmüştü.
Draco'nun gözleri hâlâ boş banktaydı.
Yüzündeki ifade Afet'in dikkatinden kaçmadı.
"Draco..."
Draco yavaşça ona döndü.
Bir iki saniye konuşmadı.
Sonra eliyle yüzünü sıvazdı.
"Lanet olsun..."
"Ne oldu?"
Draco derin nefes verdi.
"Ben onu tanıyorum."
Afet'in kaşları çatıldı.
"Nasıl yani?"
Draco birkaç saniye sustu Sonra başını iki yana salladı.
"Sana anlatmayı unuttum."
Afet'in gözleri büyüdü.
"Ne demek unuttum?"
Draco suçlu bir ifade ile ensesini kaşıdı.
"Türkiye'den döndüğümüz gün..."
Afet'in yüzü anında değişti.
"O kavga ettiğimiz gün mü?"
Draco başını salladı. ve o kadını ingilterede gördüğü anı anlattı
"Evet."
Afet'in kaşları yukarı çıktı.
"Draco."
"Özür dilerim."
"Draco."
"Gerçekten özür dilerim."
"DRACO."
Draco iç çekti.
"Tamamen aklımdan çıktı."
Afet birkaç saniye ona baktı Sonra iki elini beline koydu.
"Bir dakika."
"Tamam."
"Sen bana şimdi diyorsun ki..."
"Geliyor."
"gizemli bir kadın sana gelip Felâket Devri geliyor dedi."
Draco başını salladı.
"Devam ediyor."
"Sonra ortadan kayboldu."
"Teknik olarak evet."
"Ve bunu bana ANLATMADIN?"
Draco suçüstü yakalanmış çocuk gibi duruyordu.
"unuttum."
Afet ağzını açtı.
Kapattı.
Tekrar açtı.
Sonra ellerini havaya kaldırdı.
"Nasıl unutursun böyle bir şeyi?!"
"Yoğun günler geçirdik."
"DRACO BİR KADIN ORTADAN KAYBOLMUŞ."
"Şimdi söyleyince mantıklı geliyor."
"ŞİMDİ Mİ?!"
Draco istemsiz güldü.
Afet birkaç saniye sinirli görünmeye çalıştı.
Sonra o da güldü.
Çünkü Draco gerçekten unutmuş gibi görünüyordu.
Ve bu kadar saçma bir şeyi ancak Draco unutabilirdi.
Gülüşmeleri yavaşça dinince Draco ciddileşti.
Cebinden dikkatlice katlanmış eski bir kâğıt çıkardı.
Afet şaşkınlıkla baktı.
"Hâlâ yanında mı taşıyorsun?"
Draco omuz silkti.
"Atmaya cesaret edemedim. ayrıca şimdi arabada gördüm unutmuştum kadın bir tehdit hissetirmiyor"
Afet kâğıdı aldı.
İlk satırları görünce gözleri büyüdü. değişik bir his bırakmıştı.
sonra kadının afete bıraktığı mektupu açtı aynı draconun kağıdında başta yazan söz yazıyordu
Afet yavaşça nefes verdi.
Sonra elindeki yeni kâğıda baktı.
Bu sefer yazı farklıydı.
Katlanmış kâğıdı açtı.
Ve okumaya başladı.
Zehre önce ilaç dediler, sonra altın diye sattılar.
Sefaleti önce oyun dediler, sonra kader diye dayattılar.
Acıyı önce hastalık dediler, sonra yazgı diye boyun eğdirdiler.
Zenginler ve güçlüler, kirli geçmişlerinden imparatorluklar kurdular;
Masumun hakkını ise sofralara meze edip bölüştüler.
Maria Afet Elserin,
İnsan bazen kaderden korkar.
Çünkü kaderi; zincir, yük ve mecburiyet sanır.
Oysa bazı yollar seçilmez.
Bazı insanlar da bulunmaz.
Onlar gelir.
Tıpkı denizin kıyıya ulaşması gibi.
Tıpkı gecenin sabaha dönüşmesi gibi.
Ve bazen...
Bir insanın bütün hayatı, tek bir kişinin "kal" demesiyle değişir.
Bugün huzur bulduğunu sanıyorsun.
Belki de ilk kez huzurun ne olduğunu öğreniyorsun.
Korkuların geçmeyecek.
Yaraların da hemen kapanmayacak.
Ama artık onları tek başına taşımıyorsun.
Unutma.
En güçlü insanlar hiç düşmeyenler değildir.
Düştüklerinde elini tutacak birini bulanlardır.
Ve bazen...
Tanrı bir duaya cevap verirken gökten ışık göndermez.
Sadece bir insan gönderir.
– Bir Dost
Altında ise tek bir cümle vardı.
Küçük.
Kısacık.
Ama ikisinin de uzun süre sessiz kalmasına neden olacak kadar güçlü.
"Felâket Devri yaklaşırken birbirinizi değil, korkularınızı kaybetmeye dikkat edin."
Draco ve Afet birkaç saniye boyunca sadece kâğıda baktılar.
Denizden gelen rüzgâr sessizce esiyordu.
Ve ikisinin de içinde aynı soru vardı.
Bu kadın kimdi?
🔥 🌊
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.93k Okunma |
320 Oy |
0 Takip |
49 Bölümlü Kitap |