
Dedektif o geceyi evde geçirmek yerine karakolda geçirmişti. Karakolda Rasim Yalın'a ait birşeyler aradı fakat birşey bulamadı. Elinde karakoldan aldığı Rasim Yalın'a ait sadece bir dosya vardı.
Sabah olunca sessiz bir şekilde kimseyi rahatsız etmeden karakoldan ayrıldı.
Dışarıya adım attığında. Sis her zaman kinden daha yoğun ve insanın nefes almasını zorlaştırıyor du. Kasabanın soğuk havası yüzüne çarpıyordu.
Yolda giderken hâlâ kafasını kurcalayan birşey vardı. Rasim Yalın'ın ölüm tarihi yanlıştı. Dedektif içinden şöyle söyledi:
"Bu tarih hatalı olmalı... Rasim Yalın'ın öldüğü gün kasabada bambaşka bir şey yaşandı. Benim bilmem i istemedikleri için yazdılar. Peki neden?'
Sessizlik, kasabanın üzerine çökmüş ağır bir battaniye gibiydi. Her dükkânın camı buğulu, her kapı aralık ama sessizce gözetliyor gibiydi. Öyle bir durgunluk vardı ki, insan bu sokağa yanlışlıkla adım attığını hissediyor, sessizliğin içinden bir şeyin çıkıp onu izlediğine yemin edebilirdi.
Dedektif sokaklardan geçerken kapılar hafifçe kapanıyor, herkes Selamı sabahı kesmiş gibi. Dedektif şöyle bir sağa sola baktığında. Perdeler aralanıyor ama hemen geri kapanıyordu. Sanki birileri onu izliyor gibi. İnsanlar artık dedektif'e korku, şüphe, rahatsızlık Sanki "Git burdan" der gibi bakıyorlardı.
Yolda yürümeye devam ederken yaşlı bir kadın dedektif'e bir an baktı. Dedektif ise hiç çekinmeden direk baktı. Yaşlı kadının dudakları titriyordu. Başını öne eğdi ve yoluna devam etti.
Dedektif evine gelmişti.
Dedektif, masanın üzerindeki dosyayı kapatıp derin bir nefes aldı. Kasaba sisle boğulmuşken, bu tarih uyuşmazlığı aklını daha da karıştırıyordu. Kendi kendine alçak bir sesle konuşmaya başladı:
“Önce o günü yaşayanlardan başlayacağım.”
“Gazete arşivine göz atmalıyım.”
“Rasim Yalın'ın rutinini öğrenmeliyim… Her adımını.”
Bu sözler, plan değil adeta içsel bir yemin gibiydi. Sanki kasabanın sakladığı bir sır, onu adım adım kendine çekiyordu.
Dedektif çarşının dar taş sokağına adım attığında, hava daha da ağırlaştı. Dükkanların çoğu açıktı ama içeride tuhaf bir sessizlik vardı. Sanki herkes konuşacak kelime arıyor ama bulamıyordu.
Kasabanın yaşlı bakkalı, dedektifi görünce irkildi. Elindeki tartı kağıtları yere düştü. Gözleri büyüdü, nefesi hızlandı.
Dedektif, hiçbir açıklama yapmadan tezgâha yaklaştı.
Yalnızca tek bir soru sordu:
"Rasim Yalın'ın öldüğü gün… buradaydın değil mi?”
Esnaf önce cevap vermedi. Dudakları kıpırdadı ama ses çıkmadı. Sonra yalnızca başını hızlı bir şekilde salladı, neredeyse gönülsüz bir hareketle.
Tam o anda, dükkânın içinden biri yüksek sesle seslendi:
“Hadi içeri!…”
Sanki bu çağrı bir uyarı gibiydi.
Sanki “sus” demenin daha örtülü, daha korkutucu bir yoluydu.
Esnaf konuşamadan, gözlerini bile kaldırmadan içeri doğru yürüdü. Kapı kapandı.
Dedektif, kapalı kapıya bakarken bir gerçeği artık çok net hissediyordu:
Bu kasaba topluca susuyordu.
Dedektif girdiği dükkandan çıktı. Rasim Yalın'ın evine doğru yol aldı. Sis gittikçe kalınlaşıyordu. Hava daha sert daha soğuktu. Yürürken yoldaki adımları yutulmuş gibi duyulmuyordu. Denizin sesi gittikçe yaklaşıyordu. Rasim Yalın'ın evi denizin üs taraflarındaydı.
Rasim Yalın'ın evine gelmişti. Kapalı kapıyı hafif bir şekilde itti. İçeriden soğuk bir esinti çıktı, suratına çarptı.
Koltuk yastıklarının çekilmiş olması, odanın son zamanlarda el atıldığını, birinin hızlıca bir şey aradığını fısıldıyor. Yastıkların arka yüzleri, daha önce nadiren görülen iç yüzey tozu ya da hafif saç teliyle kaplı; bazı dikiş araları hafifçe sökülmüş gibi, aceleyle karıştırılmış bir çekmecenin izini veriyor. Sehpanın üzerindeki tozlar düzensiz bir dağılım sergiliyor: bazı alanlarda taze çizgiler (eliyle ya da objeyle sürtünmüş), bazı alanlarda ise el değmemiş ince toz tabakası. Bu, odanın sahibi veya ziyaretçinin belirli bir eşyayı hedef alarak aradığını, rastgele didiklenmediğini düşündürüyor. Odanın hava akımı zayıf; pencere kenarındaki perdeler hafifçe titreşiyor ama kapalı. Bu da içeri giren veya çıkan kişinin dikkatli davrandığını, pencereden alınmadığını ima eder.
Sıradaki oda olan mutfağa geçmişti. Bulaşıklar tertipli, yıkanmış; ama tezgâh üstündeki su damlaları henüz kurumamış. Bulgunun zamanlaması için en değerlilerinden biri. Damlaların çapları ve dağılımı, musluğun ne kadar süre açık kaldığı ve ellerin ne kadar hareketli olduğu hakkında bilgi verebilir: ince, yüzeyde parlak damlacıklar kısa süre önce bırakılmış; etrafta parmak izleri yoksa eldiven veya bez kullanılmış olabilir. Not defteri ya da telefon yakınında değilse, mutfakta kısa süreli kalındığı ve aceleyle çıkıldığı izlenimi güçlenir. "Sanki biri yaklaşık 10–15 dakika önce buradaydı" notu, odanın sıcaklığından, buhar izlerinden ve taze damlacıkların parlaklığından elde edilebilecek mantıklı bir tahmin dedektif için zaman hattını daraltmada kullanışlıdır.
Mutfağı inceledikten sonra salona geçmişti. Yerdeki silik ayak izleri, sis yüzünden ıslanmış ve belirsizleşmiş; ayakkabının taban desenini seçmek zor. Ancak izlerin yönü, adımların ritmi ve birbirleriyle olan uzaklıklar incelendiğinde iki farklı yürüyüş biçimi çıkıyor: bir iz düzenli, dengeli; diğeri hafif sürüklenmiş, topallayan ya da beden ağırlığını öne vererek çekilmiş gibi. Bu sürüklenmiş iz, ya ağır bir yük taşındığını, ya birinin yaralandığını, ya da birinin bilerek izleri karıştırmaya çalıştığını düşündürebilir. Koridorun duvarlarına yakın taze bir çamur sıçraması veya basamak eşiğinde çökmüş bir toz izi varsa, izlerin hangi hızda alındığı, dönüşlerde hangi ayağın öne geçtiği gibi mikro-hareketler çözülmeye müsaittir. Sis nedeniyle izlerin bazı bölümleri tamamen kaybolmuş olabilir.
Sıradaki oda Rasim Yalın'ın çalışma odası.
Kapı aralandığı anda odaya sinmiş ağır, tozlu bir koku karşılıyor insanı. Burası doktor odası gibi steril ve düzenli bir yer değil; daha çok eski bir savcının yıllarca biriktirdiği sırlarla dolu, karanlık bir hafıza odası gibi.
Rafların bir kısmı boşaltılmış.
Ama kitaplar ve dosyalar düzgünce alınmamış bazıları raftan yarım çekilmiş halde, bazı klasörlerin sırt kısımları bükülmüş. Bu, profesyonel bir aramadan çok, aceleye gelmiş ve stresle yapılmış bir karıştırmayı andırıyor. Rafların toz tabakası bozulmuş, parmak sürülmüş çizgiler duruyor. Sanki birileri yalnızca belirli dosyaları aramış ama bulamayınca sinirle diğerlerini de çekip savurmuş.
Dosya çekmeceleri tamamen açık.
Çekmecelerin içindeki kağıtlar farklı yönlere savrulmuş, çoğu dosya yerinden kaymış. Bazı evrakların köşeleri yırtılmış, bazılarının üzerinde hafif nem lekeleri var. Sanki birinin elleri terliydi ya da aceleden titriyordu. Bir çekmecede boş bir dosya kabı göze çarpıyor; içindeki belgelerin özellikle alındığı çok net.
Masada kâğıtlar savrulmuş.
Masanın üzerinde yılların yorgunluğuyla kararmış bir ahşap dokusu var. Masanın bir kenarında birkaç kalem devrilmiş, mürekkep şişesi yan yatmış, kapağı açık unutulmuş; masanın üzerinde minik mürekkep damlacıkları durağan ve taze. Bu damlalar, odada çok kısa süre önce bir şeyler yaşandığını hissettiriyor.
Kâğıtların arasında bazı sayfalar, Rasim Yalın’ın el yazısıyla alınmış eski notlar; bazılarıysa yeni basılmış, kenarları henüz sert belgeler. Birkaç sayfanın üzerinde güçlü bir bastırma izi var. Sanki biri öfkeyle ya da panikle bir şey yazmış, sonra da o notu alıp götürmüş gibi.
Masada ayrıca küçük bir kül tablası duruyor; içinde biri henüz söndürülmüş, ucu hâlâ çok hafif ısınmış bir sigara izmariti var. Dumanı çoktan bitmiş ama kokusu havada hâlâ asılı. Bu, odada birinin en fazla 5–7 dakika önce bulunduğuna dair sessiz bir işaret.
Odanın genel atmosferi…
Perdeler yarım kapalı, camda sisin bıraktığı nemli izler var. Odanın köşesinde, çerçevesi kırılmış eski bir fotoğraf yere düşmüş. Rasim Yalın’ın gençlik yıllarından kalma bir anı. Fotoğrafın camı kırılmış, ama çerçevenin altındaki halıda ufak bir çizik var; bu, bir kavga yaşanmamış olduğunu, fakat fotoğrafın telaşla düşürdüğünü düşündürür.
Işığın çok az girdiği odada hava ağır… Sanki her eşya “Burada biri bir şey aradı… Hem de bulana kadar hırslanarak.” diye fısıldıyor.
Dedektif, Rasim Yalın’ın çalışma odasında savrulmuş kâğıtları incelerken bir çekmecenin normalden fazla açıldığını fark eder. Çekmeceyi tamamen çekip çıkarttığında ahşap yüzeyin arka kısmına sıkışmış, ikiye katlanmış küçücük bir kâğıt parçası sanki yıllardır oraya saklanmış gibi duruyordur.
Kâğıt oldukça yıpranmış, köşeleri sararmış, yazı ise aceleyle ve titrek bir el yazısıyla yazılmıştır. Mürekkep bazı yerlerde hafifçe dağılmış.
Notta sadece tek bir cümle vardır:
“Tarih doğru değil. Biri her şeyi yeniden yazıyor.”
Bu cümlenin altındaki satırda mürekkebin izi var ama cümle tamamlanmamış; sanki Rasim devamını yazacakken bir ses duymuş ya da biri odaya girmiş gibi yarıda kalmış.
Kâğıdın kenarında çok silik bir parmak izi ve hafif bir tutma izi bulmuştu. Galiba Rasim Yalın'ın parmak izi idi.
Dedektif, Rasim Yalın’ın çalışma odasında sessizce dururken, evin içine gömülmüş o ağır sessizlik bir anda bozuldu.
Bir ses… çok hafif ama tamamen yok sayılamayacak kadar gerçek.
Önce bunun bir arka kapının kapanma sesi olabileceğini düşündü.
Sonra, sanki bir pencereye tıklanmış gibi kısa, keskin bir ses daha duyuldu.
Ardından evin derinlerinden gelen, neredeyse fısıltı kadar hafif bir hızlı adım sesi.
Dedektif refleksle başını kaldırdı.
Kalbi hızlanmadı ama dikkati keskinleşti.
Ses hangi yönden geldiyse, tereddüt etmeden oraya doğru ilerledi.
Koridorun karanlığına doğru birkaç adım attı, ancak karşısında kimse yoktu.
Sanki biri, o kapı aralığından tam bir saniye önce çekilmişti.
Bu boşluk… bu sessizlik…
Evde görünmeyen birinin varlığını hissettiriyordu.
Sanki biri hâlâ oradaydı, ama kendini göstermeden dolaşıyordu.
Dedektif, çalışma odasının kapısında durup derin bir nefes aldı.
Daha az önce duyduğu o seslerin “tesadüf” olmadığını biliyordu.
Ev, kendi içinde soluyormuş gibi ürpertici bir gerginlik taşıyordu.
Dedektif evden çıkmıştı. Tam o sırada kapıya Mehmet bey gelmişti. Korkmuş ve kan ter içindeydi.
Dedektif;
-Ne oldu Mehmet bey iyi misiniz?
Mehmet titrek bir sesle:
- Burada... Burada ne işin var? Rasim Yalın... O gün... Aslında...
Tam sözünü tamamlayacakken uzaktan birisi onları izliyordu. Mehmet Bey'in yüzü donup kalmıştı. Hemen susup:
- Unut gitsin... Hiçbir şey yok. Dedi.
Ve hızlı bir şekilde soluk almadan oradan ayrıldı.
Kasabanın dar sokaklarında yürürken içindeki ses bir türlü susmuyordu.
“Bu kasaba bir şeyi saklıyor…” diye düşündü. Sis duvar gibi çökmüş, her adımı boğuyordu. Buradaki herkes aynı sessizlikle nefes alıyor, aynı şeyden kaçıyor gibiydi.
“Rasim Yalın’ın ölümü… Göründüğünden çok daha karanlık. Onunla hesabı olan bir kişi değil; onlarca kişi var. Çıkarı çatışanlar, ondan nefret edenler, onun bildiklerinden korkanlar…”
Adımlarını hızlandırdı. İnsanların yüz ifadelerini, bakışlarını, titreyen dudaklarını hatırlıyordu.
“Ama garip olan şu: Herkes aynı yalanı söylüyor. Aynı cümleler, aynı ifadeler… Bu tesadüf olamaz.”
Kafasını hafifçe kaldırdı, kasabanın üzerine çöken sisin içinde kaybolan ışıklara baktı.
“Bir yalan, ne kadar çok kişi tarafından tekrarlanırsa… o kadar tehlikeli bir şeye dönüşür. Çünkü o yalanın bir sahibi vardır. Ve o kişi, gerçeği ortaya çıkaracak herkesten daha gölge, daha sessiz ve çok daha acımasızdır.”
Dedektif, kasabanın taş döşeli yolunda ilerlerken düşüncelerinin uğultusu sisin içinde yankılanıyordu. Tam o anda cebinde hafif bir titreşim hissetti. Adımlarını durdurmadan elini cebine attı, telefonu çıkardı.
Ekranda beliren mesaj, numarasız bir göndericiden gelmişti.
Hiçbir isim yok. Hiçbir kayıt yok. Sadece soğuk bir cümle:
“Tarihle oynamayı bırak.”
Dedektif’in kaşları hafifçe çatıldı. Parmakları bir anlığına duraksadı. Mesajın o keskinliği, rüzgârın içinden fısıldanmış bir tehdit gibiydi. Cümle kısa, ama içindeki anlam ağırdı.
Telefon ekranı sanki kasabanın sessizliğini kesiyordu.
Dedektif mesajı tekrar okudu.
“Tarih mi?” diye geçirdi içinden.
“Rasim Yalın’ın geçmişinden mi bahsediyorsun… yoksa bu kasabanın gömdüğü daha eski bir şeyden mi?”
Etrafına baktı. Sokak boştu. Pencereler kapalıydı. Sis ağırlaşıyordu.
Birinin onu izlediği hissi, derisinin altına işleyen soğuk bir çizik gibi yükseldi.
Dedektif telefonu cebine koydu.
Adımlarını yeniden attı ama artık daha temkinli, daha gerilmişti.
“Demek ki doğru yoldayım.” diye düşündü.
“Birileri, Rasim Yalın’ın ölümüne
dokunmamdan korkuyor.”
Dedektif eve vardığında kapının önüne çöken sis neredeyse merdivenlere kadar tırmanmıştı. Anahtarını çıkarırken bir şey dikkatini çekti. Kapının altından yarı dışarı taşmış, suya bulanmış bir kâğıt parçası vardı.
Eğilip aldı.
Kâğıt neredeyse dağılmış, mürekkebi yer yer akmıştı. Sanki biri yağmur altında koşarak yazmış ve kapının altına aceleyle sıkıştırmıştı.
Titrek, aceleci bir el yazısıyla yalnızca tek bir cümle yazılıydı:
“Onun öldüğü geceyi yeniden düşün.”
Dedektif, kâğıdı parmaklarının arasında tutarken kalbinde ince bir soğukluk yayıldı.
“Kim? Neden şimdi? Ve neden bu kadar ısrarla geçmişe gönderme yapıyorlar?”
Kâğıdın köşesinden bir damla su zemine düştü.
Dedektif derin bir nefes aldı.
“Demek ki birileri konuşmadan da anlatmayı biliyor…”
"Bu kasaba... sadece sisin içinde kaybolmuyor. Kendi gününü bile gizliyor."
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 512 Okunma |
395 Oy |
0 Takip |
19 Bölümlü Kitap |