
Gecenin ilerleyen saatlerinde o küçük ve geçmiş kokan odadaki sessizlik sadece iki kardeşin düzenli nefes alışlarıyla bozuluyordu.
Feza, Alparslan’ın göğsünde ağlamaktan bitap düşmüş, sonunda zihnindeki o bitmek bilmeyen savaşa kısa bir ara verip uykuya teslim olmuştu. Alparslan ise yıllardır boş bıraktıkları o odayı sonunda sahibine kavuşturmanın verdiği huzurla kardeşini bırakmaya korkar gibi sarılarak uyuyakalmıştı.
Birkaç saat sonra gecenin bir yarısı Feza, boğazındaki kuruluğun verdiği rahatsızlıkla gözlerini araladı. Odanın içindeki turuncu abajur ışığı sönmüş, yerini ayın gümüşi parıltısına bırakmıştı.
Hareket etmeye çalıştığında üzerinde hissettiği ağırlıkla duraksadı. Alparslan, devasa cüssesiyle o küçücük yatağın kenarına iki büklüm sığışmış, bir kolunu Feza’nın üzerine atmıştı. Neredeyse yataktan aşağı düşmek üzereydi ama yüzündeki o huzurlu ifade, bir askerin değil, kardeşini bulmuş bir abinin ifadesiydi.
Feza kalbinin üzerindeki bu samimi ağırlığa kısa bir süre baktı. Gözleri ağlamaktan şişmişti ve sızlıyordu. Usulca Alparslan’ın kolunu üzerinden kaldırdı. Abisi o ruhsal yorgunluğun ardından uyanmadı.
Feza sessizce yataktan kalkıp üzerindeki Alparslan’ın verdiği o geniş Galatasaray formasını düzeltip katladı ve yatağın kenarına koydu.
Çantasına uzanıp içinden avuç içine sığacak kadar küçük, profesyonel dinleme cihazlarını yani böcekleri çıkardı. Şimdi duygusallığı bir kenara bırakıp Yüzbaşı Feza olma vaktiydi.
Odadan çıt çıkarmadan çıktı. Merdivenlerden aşağı inerken evin sessizliği uğursuz bir fısıltı gibiydi. En alt kata, misafir odasının bulunduğu koridora süzüldü. Cemal orada kalıyordu biliyordu. Gözlemlemişti. Odanın kapısının önünde bir an durup etrafı dinledi. Hiçbir hareket yoktu. Kapı kulpunu milim milim çevirerek içeri girdi.
Dışarıdaki sokak lambasından sızan ışık, odayı loş bir griye boyamıştı. Cemal yatakta sırtüstü yatıyordu; kolundaki sargı çözülmüş, kenara atılmıştı. Feza nefesini bile tutarak odaya süzüldü. Adımları zeminde hiç ses çıkarmıyordu. Hedefini belirledi. Yatağın hemen yanındaki gece lambası. Parmak uçlarıyla lambanın altındaki boşluğa uzandı ve elindeki küçük cihazı oraya ustalıkla yerleştirdi. İşini bitirince Cemal’e nefret dolu ama buz gibi bir bakış attı. Bu adamın maskesini düşürene kadar durmayacaktı.
Aynı sessizlikle odadan çıktı ve mutfağa yöneldi. İçindeki susuzluk hissi artık dayanılmaz bir boyuta ulaşmıştı çünkü . Mutfağın eşiğine geldiğinde, tezgahın başında duran karaltıyı fark edince eli refleksle beline gitti ama üzerinde silahı değil, sadece bol bir tişörtü vardı.
"Komutanım?" diye fısıldadı askerlik alışkanlığıyla.
Onur Albay arkasını döndü. Yüzü mutfağın loş ışığında aydınlandı. Gözlerinde derin bir şefkat ve büyük bir özlem vardı. Hemen dikleşti.
"Feza’m..." dedi sesi titreyerek. "Ne komutanı kızım? Baba de lütfen bana... Sadece baba."
Feza cevap vermedi, sadece mutfağın içine o hiç tanımadığı ama parçası olduğu düzene baktı. Onur Albay hızlı adımlarla yanına gelip bir anda kollarını ona doladı. Bu sarılış az önce Alparslan’ınkiyle aynıydı; bir babanın yıllardır kaybettiği canını bulma çabasıydı. "Kızım benim... Canım kızım" diye mırıldandı albay burnunu kızının saçlarına yaslayarak.
Feza geri çekildiğinde Onur Albay onu nazikçe omuzlarından tuttu. "Su içmeye mi kalktın?" diye sordu.
"Evet" dedi Feza sadece.
"Geç, geç otur şöyle. Ben sana getireyim" diyerek Feza’yı sandalyeye oturttu. Albay bir sürahiden su doldururken Feza onu izledi. Otoriter, sert mizaçlı Onur Albay şu an sadece kızı susadığı için telaşlanan bir adamdı.
Bardağı ona uzatırken gülümsedi. "Sen küçükken de böyleydin. Gece defalarca su içmeye kalkardın. Hatta bir keresinde 'Baba içimdeki balıklar susadı' demiştin." Diyerek hafifçe güldü.
Feza bardağı alıp suyu bir dikişte bitirdi. Söylediği doğru olabilirdi çünkü kendini bildi bileli düzgün uyuyamıyor ve sürekli gece kalkıp su içiyordu. "Hiç hatırlamıyorum" dedi bardağı masaya bırakırken.
Onur Albay bardağı alıp kenara koydu ve bakışlarını boş bardakta dalgın dalgın gezdirerek Feza’nın yanındaki sandalyeye oturdu.
"Hatırlamazsın tabii çok küçüktün. Bir keresinde hep birlikte ilk uçağa binişimizde hosteslere 'Bu bulutlar neden pamuk şeker kokmuyor?' diye sormuştun. Bütün uçak gülmekten kırılmıştı. Tatilde denize girmekten de korkardın biliyor musun? Önce sadece ayak parmağını sokar, sonra çok soğuk diye kaçardın. Ben seni kucağıma alıp denize koşunca da kahkahaların bütün sahili çınlatırdı..."
Feza sessizce dinledi. Albayın anlattığı o küçük kız sanki bir başkasıydı. Ama kalbinin derinlerinde bir yerlerde, o pamuk şeker kokmayan bulutların ve o soğuk deniz suyunun hissi tozlu bir rafın arkasından ona göz kırpıyordu. Keşke Sadece böyle endişelerim olsaydı ben küçükken diye geçirdi içinden. Halbuki Feza'nın hatırladığı korkular çok çok başkaydı. Geceleri korkuyla sıçrayarak uyandığında yanında ona sarılıp bir şey yok kızım diyecek bir annesi olmamıştı mesela. Ya da diğer çocuklardan zorbalık gördüğünde onları korkutacak bir babası hiç olmamıştı. Sokakta anne ve babaların çocuklarının elini tutup yürümesini izlemek bile büyük bir lüks gibi gelirdi Feza'ya. O yüzden hep Kaya'nın elini tutuyordu. Kaç yaşına geldikleri halde elini asla bırakmıyordu.
Şimdi ise gecenin bu sessizliğinde bir zamanlar gerçekten "sevildiğini" duymak, içindeki buzları biraz daha eritiyordu. Ama eriyen her damla, yerine daha büyük bir hasret bırakıyordu. Ona bu anıları yaşatan adamın gözlerinin içine bakıp "Biliyor musun yangını Cemal çıkarttı, beni o sizden kopardı ve seni yıllarca kandırdı," diyememenin ağırlığı vardı. Kanıt bulana kadar konuşamazdı.
Onur Albay sustuğunda Feza başını kaldırıp gözlerinin içine baktı.
"Teşekkür ederim" dedi. "Anlattığınız için."
Albayın gözleri yeniden doldu. "Anlatacak daha çok şey var kızım" dedi. "Yıllar var. Senden de dinleyecek çok şeyim var ama acele etmeyelim. Oldu mu?"
"Oldu" dedi Feza kafasını sallayarak. Anlatacağı şeyler Onur'un hoşuna gitmeyecekti hiç belki de.
Ayağa kalktı. Albay da kalktı. " O zaman size iyi geceler" dedi Feza kapıya yürürken. Onur Albay ise arkasından seslendi.
"Feza?"
Döndü.
"Beni affediyor musun kızım?" Diye sordu acılı bir sesle. "Seni bulamadığım için? Bir baba olarak başarısız olduğum için?"
Feza uzun uzun baktı.
"Affediyorum" dedi. "Ama unutmuyorum."
Albayın yüzü buruştu. Ama başını salladı. "Yeter" dedi. "Affetmen yeter. Gerisini ben telafi ederim ömrüm boyunca."
Feza cevap vermeden dönüp merdivenleri çıkarken her basamakta bacaklarına ağırlık çöküyordu. Odaya gelince kapısını açtı. Alparslan hâlâ aynı yerde, aynı şekilde uyuyordu.
Yatağın dibine yere oturdu. Kafasınu dizlerine yaslayarak gözlerini kapattı. Ve uyuyakaldı.
Sabah olduğunda nerede olduğunu anlamadı önce . Sonra yatakta yattığını gördü. Halbuki gece yere oturup uyumuştu. Alparslan kaldırmış olmalıydı yatağa ve Feza uyanmamıştı! İşte bu ilginçti.
Şu an yalnızdı odada.
Sonra duvardaki fotoğrafları gördü. Kendi fotoğraflarını. Küçüklüğünden. Hiç hatırlamadığı anılardı hepsi.
Odasıydı burası. Kendi eşyalarıydı bunlar.
Feza yataktan usulca kalktı. Getirdiği küçük çantasından kıyafet alıp üzerini değiştirip kapıyı açtı.
Koridor boştu. Aşağıdan tabak sesleri geliyordu.
Merdivenlerden indi.
Salonda herkes toplanmıştı. Handan Hanım sofrayı kuruyor, Onur Albay koltuğunda oturmuş kahvesini içiyordu. Alparslan henüz inmemişti, Gökalp ise elinde telefonuyla bir şeyler karıştırıyordu.
Cemal de oradaydı. Onur Albayın yanında oturuyor, sessizce gazete okuyordu.
Ceylin, Handan Hanım'a yardım ediyordu.
Feza'yı görünce herkesin başı ona döndü.
"Günaydın kızım" dedi Handan Hanım. Yüzünde kocaman bir gülümseme ve heyecan vardı. "Gel otur şöyle. Çayını koyayım hemen."
Feza masaya yaklaşıp oturdu. Önüne bir bardak çay kondu. Handan Hanım tabağına peynir, zeytin, domates koyarken bir yandan da konuşuyordu.
"Biraz daha al kızım, çok zayıfsın. Askerlik yapıyorsun güçlü olman lazım."
Feza bir şey demedi. Zayıf değilim de demedi. Tam formundaydı aslında ama kaç gündür yemek yiyemediği için kesin birkaç kilo vermişti. Kaşığını alıp birkaç salatalık diliminden yemeye başladı.
Cemal gazetesini indirdi. "Afiyet olsun Feza komutan" dedi rahat bir tavırla.
"Teşekkür ederim size de" dedi Feza. Sonra herkes sofraya oturup yemeğe başladı. Alparslan da saçında havluyu kurulayarak dıştan çıkmış bir halde günaydın diyerek sofraya geldi. Sandalyesine oturmadan önce Feza'nın saçlarına elini atıp karıştırmıştı. Feza bu ani yakın hamleye nasıl bir tepki vereceğini bilemediği için ses çıkarmamıştı.
Handan Hanım hiç durmadan tabağına bir şeyler koymaya devam ederken sordu. "Kızım omlet sever misin?" Dedi omlet tavasına uzanırken.
Feza kaşığını bir an durdurdu. "Aslında severim ama ben Kaya abimin omletinden başka yiyemiyorum" dedi. Anında herkes donunca söylediği şeyle pişman olsa da çok geçti.
Handan Hanım kaşlarını kaldırdı. "Nasıl yapıyor ki o , arayıp sorayım mı aynısından yaparım ben sana?"
"O şu an müsait değil aslında, yemesem de olur zaten sabahları kahvaltı edemiyorum ben pek. Zahmet etmeyin salatalık ve zeytin yeterli" dedi Feza.
Handan Hanım'ın yüzü düştü. Ama gülümsemeye devam etti belli etmemeye çalışarak. "Kaya ile ilişkiniz çok derin galiba" diye sordu.
Feza doğal bir tepki olarak kafasını salladı. "Evet" dedi. "O benim her şeyim."
Sofrada bir sessizlik oldu. Herkes düşünceli şekilde Feza'ya bakıyordu ama Feza bakışların farkında değilmiş gibi yemeğine devam ediyordu.
Alparslan hareketlenip donuk ifadesinden çıkarak ekmeğini böldü. "Ne zaman tanıştınız siz onunla?"
Feza hiç düşünmeden. "Yetimhanede tabii ki" dedi. "Çocukluğumdan beri tek hatırladığım şey o. Hatta ilk hatırladığım şey. Onu tanımadan önceki hayatım hafızamda hiç yok."
Cemal çayını bıraktı. İrdeledi bunu. "Nasıl yani? İlk hatırladığın şey o mu?"
Feza hızla Cemal'e döndü. O kadar konu arasında takıldığı yer elbette bu kısım olacaktı.
"Evet öncesini hiç hatırlamıyorum" dedi gözlerini Cemal'den kaçırmadan. "Yani yetimhaneye nasıl geldim neler oldu hiçbir fikrim yok ."
"Abi dediğine göre senden büyük galiba" diye sordu Handan hanım sesindeki hoşnutsuzluğu saklayamadan. Feza bu hoşnutsuz tonu duyduğu an sinirlendi. Kaya abisi onun için sıradan biri değildi ve kimse, kim olursa olsun onu eleştiremezdi.
"Sadece bir yaş büyük ama abi dememin sebebi yaşla alakalı bir durum değil" dedi. Sesini düz tutmayı başarmıştı. Kim olursa olsun kiminle tanışırsa tanışsınlar Kaya ile aralarında duygusal bir şey var sanılırdı ilk zaten. Bu önyargılılara çok maruz kalmışlardı ama kimin ne dediği önemli değildi onlar için.. Kaya ve feza birbiri için canını verirdi.
"Ne o zaman?" Diye sordu dalga geçen bir ses tonuyla Ceylin. Feza bu tonu duyduğu an tepesi atsa da kendini tutmayı yine başardı. Sertçe Ceylin'e baktıktan sonra diğerlerinin de merakla ona baktığını görüp derin bir nefes aldı.
"Kaya benden küçük de olsaydı bile ona abi derdim" dedi. "Bazen ben onun ablası oldum. Bazen o benim abim. Bazen ben onun annesi oldum bazen o benim. Bazen ben ona baba oldum bazen o bana. Yani biz bu şekilde hayatta kalabildik."
"Bir kadın ve bir erkeğin bu kadar yakın olup sadece abi kardeş ilişkisi kurmaları çok enteresan" diyen Cemal'e öyle bir bakış attı ki Feza , az daha masanın üstünden uçup adama yumruğu indirecekti. Yanakları bile kıpkırmızı oldu sinirden. Alparslan ise onun sinirlendiğini anlayarak lafa daldı.
"Yetimhanede nasıl tanıştınız peki?" Diye sordu. Öylesine sormuştu aslında merak etmiyordu. Tek ilgilendiği kardeşi Feza'ydı.
Feza iç çekerek kendini sakinleştirdi. Sonra Onur'un gözlerine bakarak filtrelemeden anlatmaya başladı.
"Yetimhanede zorbalık vardı" dedi. "Büyük çocuklar küçüklere vururdu, onlardan çalardı ve kıskanırdı herkes birbirini. Ben de çok yerdim dayak çok nazlı bir çocuktum. Yani Kaya abim bana öyle derdi neyse .. Bir gün üç çocuk birden geldi üzerime. Prenses derlerdi bana zaten tüm görevliler. Bir aile gelecekmiş evlatlık almak için. Herkes beni seçeneklerini düşünüyordu. O yüzden biraz suratımı dağıtmak ve beni çirkinleştirmek istemişlerdi." Derin bir nefes almak için durduğunda çıt bile çıkmıyordu masadan.
"Beni önce baya itip kaktılar, vurdular Her zaman olduğu gibi. En son yere ittiklerinde düşüp gelecek tekmeyi bekledim ama o tekme hiç gelmedi. Çünkü Kaya abim gelmişti. O günden sonra ben bir daha dayak yemedim zaten ." Feza susup hafifçe güldü ve ekledi. "En azından tek başıma yemedim. O günden sonra Kaya abimle beraber yedik tüm dayakları."
Feza gülse de tüm masa dehşete düşmüştü. Feza gülen suratıyla hepsinin yüzüne tek tek baktı. Onur'un kaşığı durmuştu. Eli havada donmuştu adeta. Ama Handan hanım feci haldeydi. Dehşete düşmüş ve dokunsan ağlayacak bir ifadeyle kızına bakıyordu. Feza'nın yüzündeki gülümseme anında silindi..
"Ne yaptı?" diye sordu Gökalp sessizliği bozarak. "Yani Kaya abin ne yaptı o çocuklara?"
"Dövdü" dedi Feza yeniden gülerek. "Hepsini dövdü. Kaya abimin de burnu çok kanadı. Kolunu da kırdılar çünkü bizden büyük çocuklardı. Sonra hepimizi müdüre götürdüler. Kaya abim büyük ceza almıştı kavga çıkardığı için. O günden sonra onun dibinden hiç ayrılmadım ben. Bıktırana kadar yapıştım ona."
Handan Hanım nefes bile alamıyordu
"Zaten sonrasında" dedi Feza yeniden gülerek. "Kimse uğraşmadı benimle. Kaya abimden korktular. Küçüktü ama horoz gibi bir şeydi. Bitirim derlerdi ona her işi yaptığı için. Ne istesem yurttan kaçıp kaçıp bana bulurdu. Eski de olsa ikinci el de olsa çöpten de olsa bulurdu onu. Sonraları zaten ben de bir şey istemez oldum o yakalanıp dayak yedikçe."
Sofrada kimse konuşmuyordu hâlâ. Handan hanımın gözleri kıpkırmızı olmuştu kendini sıkmaktan. Boğazına kadar gelen hıçkırığını tutmaya çalışıyordu.
"Ben bir çaya bakayım" diyerek hızla kalktı sofradan. Ağlamamak için kendini tuta tuta mutfağa gitti ama mutfak kapısından girdiği an gözyaşlarını koyverdi. Ellerini ağzına bastırdı ağlarken. Hıçkıra hıçkıra ağladı sesi çıkmasın diye ağzını kapattı sertçe.
Feza ise o gittikten sonra hafifçe gülümsedi ona üzgün suratla bakan diğerlerine. "İyi ki öyle bir şey yaşamışım da Kaya abimle tanışmışım" diyerek konuyu kapattı.
Onur Albay boğazını temizledi. "Pekii" dedi. "Asker olmaya nasıl karar verdin kızım?"
Feza ona döndü.
"Bilmiyorum" dedi. "Kendimi korumam gerektiğini düşündüm." Seçildim diyemedi Cemal'in yanında. Yavuz babanın bilerek onu seçtiğini...
Cemal çayını yudumladı. Kaşlarını kaldırdı. "Nasıl yani? Sınavlara mı girdin? Sanki ilk geldiğin gün özel seçildiğini söylemiştin?"
Siktir dedi Feza içinden ama dıştan gülümsedi. . Neden onu söylemişti ki! Hiçbir şeyi kaçırmıyordu bu adam da.
"Evet tabii sınavla başka nasıl olacak." Dedi kıvırmaya çalışarak. "Yetimhanedeki çocuklar olarak bizi normalden biraz daha küçük yaşta sınava soktular . Sınavlar olduğunu duyunca Kaya abimle denedik. Ve kazandık. Seçildim derken bundan bahsetmiştim o gün de" Dedi. Daha doğrusu kıvırmaya çalıştı.
Cemal'ın gözlerinde bir şey geçti. Çok kısa. Sonra gülümsedi. Feza içinden küfür etti yeniden. Ama Mehmet Erden in ölmeyip onu seçtiğini tahmin bile edemezdi.
"Zorlu bir süreç olmalı" dedi.
"Zordu" dedi Feza. "Ama alıştık bir şekilde hayata tutunmamıız gerekiyordu."
Alparslan ekmeğini bitirdi. "Belki de kan çekiyordur" dedi konuyu iyice dağıtarak. "Baba asker, biz asker... Sen de asker olmuşsun işte bu kader değil de ne?"
Gökalp güldü. "Genler işliyor yani."
Feza da gülerek geçiştirdi.
Handan Hanım mutfaktan döndü. Elinde yeni demlenmiş çaydanlık vardı. Ama yüzü düşüktü. Ağlamış olduğunu herkes anlamıştı. Oturduğunda Cemal ayağa kalktı.
"Benim ağrım var odaya geçiyorum biraz "
"Geç geç dinlen sen Cemal" dedi Onur.
Cemal kapıya yöneldi. Çıkarken bir an durdu. Arkasına baktı. Gözleri Feza'ya takıldı.
"Görüşürüz Feza komutan" dedi.
"Görüşürüz" dedi Feza.
***
Ertesi gün olmuştu. Feza iki gündür bu evdeydi. Aile ona karşı çok sıcaktı. Handan hanım sürekli etrafında pervane olurken Onur, Alparslan ve Gökalp eksik kaldıkları seneleri telafi etmeye çalışıyorlardı. Feza hastaneden de rapor alıyordu. Uğur 'un da Kerem'in de durumları iyiydi. Yarın taburcu olacaklardı hatta. Bir de Yavuz babası kaçırıldığının delilerini Ilgaz'a göstermişti. Ilgaz delilleri gördüğü an Feza'yı aramış Cemal ile ilgili sorular sormuştu. Ilgaz'ın da şüphelenmeye başladığını anlamıştı Feza. Evde olduğu için çok konuşamasa da onunla ilgili delillere yakında ulaştığında arayacağını söyleyerek kapatmıştı.
Handan Hanım mutfakta yemek hazırlıyordu her gün olduğu gibi. Feza iki günde alışmıştı bu tempoya ama hep bir eksiklik hissediyordu. Buradaki herkes gerçek ailesi olmasına rağmen, ona ilgili davranmalarına rağmen evinde hissetmiyordu. Sadece o çocukluk odasına girdiği an huzur buluyordu.
Onur Albay odasına çekilmiş, bir şeylerle uğraşırken Alparslan ve Gökalp bahçede oturmuş sohbet ediyordu. Gökalp askeri okula gidişini uzatmış, Alparslan ise sabah askeriyeye mesaiye gidip erken dönüyordu.
Ceylin ise odasındaydı. Sürekli .
Feza salonda tek başına oturuyordu. Duvardaki fotoğraflara bakarken kahve içiyordu.
Telefonu titreşti.
Etrafı kontrol ederek telefonunu çıkarttı ve baktı. İstihbarattan bir mesajdı. İki gündür beklediği mesajdı . O gece Cemal'in odasına böcek yerleştirdikten sonra dayanamayarak Ceylin'in odasına da koymuştu. İstihbaratçı arkadaşı Pusat'a böcekleri dinlemesini söylemişti. Kerem'in işiydi bu aslında ama o şu an yaralıydı. Pusat da Kerem kadar olmasa da iyi bir analizci ve şifre kırıcıydı.
Mesajı okudu.
"Komutanım iki gündür dinleme devam ediyor. Bu güne kadar aldığım notları raporladım. Hazırlar. Acil sizinle görüşmem gerekiyor."
"Raporları at mesajla konuşamam" yazdı Feza etrafa göz atarak. Mesajı gönderdi. Salonda ondan başka kimse yoktu hâlâ ama sesleri geliyordu..
Yeniden mesaj geldi. Bir dosyaydı. Feza koltuğa oturup kahvesini kenara bırakarak dosyayı açtı ve okumaya başladı.
"Birinci böceğin odasından yapılan telefon konuşmasının ses kayıtlarının metin dökümü hali:
Saat 05.23: "Transfer süreci stabil. Ürün depoda. Müşteri tarafının henüz haberi yok. Sevkiyat planı işliyor."
Saat 11.45: "Barkodlama için acele et vakit yok. Teslimat penceresi kapanıyor. Dağıtıma çok az kaldı."
Saat 15.10: "Halledeceğim. Bir haftaya kadar mevcut stok adresten çıkar. Onur’un evrak işlerini ben çözerim, ana sevkiyatı rahat yaparız. Hassas gönderiler yola çıkmaya hazır mı?"
Saat 16.00: "Davetiyeleri basmamız lazım, vakit daralıyor. Tören yaklaştı."
Saat 17.30: "Merak etmeyin. Bir haftaya kadar gelin evden çıkar. Düğün alayı da o zaman rahat geçer. Havai fişekler depoda bekliyor mu?"
Saat 18.02 " Güle selamımı iletin. Mutabıkız.
Feza notları tekrar okudu. Bu cümlelerin hepsini Cemal kurmuştu birisiyle telefon görüşmesi yaparak. Hepsi genelde tek cümlelik konuşmalardı. Ve şifreliydiler. Resmen adam bilgi veriyordu!
Hiçbiri doğrudan suç değildi. Ama bir örüntü vardı. Bu dili biliyordu. İstihbarat diliydi.
Telefonu tekrar titreşti.
İstihbaratçı Pusat'tan gelmişti yine. "Komutanım, konuşmaların tam dökümü ekte. Şifreleri çözemedim henüz. Sizin analiz etmeniz daha doğru sonuç verir. Zamanınız yoksa ben çalışmalara başlarım."
Feza cevap yazdı. "Sen hallet. Acil olacak. Bu konuşmaların anlamlarını çöz Pusat."
Telefonu cebine koydu iç çekerek. Kalkıp pencereye yürüdü. Bahçede Alparslan ve Gökalp karşılıklı oturmuş ellerindeki telefondan bir şeye bakarak gülüşüyorlardı. Bu ailenin cefasını resmen Feza çekmişti. Benim ne suçum vardı diye isyan etmek geliyordu içinden ama kime isyan edecekti ki!?
Handan hanım gülerek salona girdi. Ardından börek kokuları geliyordu. "Kızım" dedi coşkulu bir şekilde. "Sana börek yaptım. Pırasalı börek sever miydin?"
Feza aklında konuşmalar dönüp dururken dalgın olduğu için başta anlayamadı. Dalgın bir şekilde Handan hanıma bakıp kaşlarını çattıktan sonra "ne?" Diye sordu.
"Pırasalı diyorum" dedi Handan hanım gülüşünü ve neşesini bozmadan. "Pırasalı börek seversin değil mi?"
Telefon tekrar titreşti. Feza'nın algısı telefonuna kayarken gözlerini Handan hanımdan çekti.. "bilmem" dedi . "Pırasalı börek olduğunu ilk kez duyuyorum. Trabzon'da büyüdüğüm için genelde pancar mısır ekmeği hamsi tarzı şeyler yapılır ben onları biliyorum sadece.
Handan hanımın yeniden yüzü düşse de sonra toparlanarak "bir dene bakalım benim elimden yavrum" diyerek mutfağa geri döndü. Feza ise çoktan yeni gelen mesajı açıp okumaya başlamıştı bile.
Bu sefer başka bir dosyaydı. İkinci böceğin dosyası değildiı. Yani Ceylin'in odasındaki ses kayıtları değildi bunlar. Pusat her şeyi filtreleyip önemli gördüklerini Feza'ya atıyordu zaten daha filtreleme yapmamış olmalıydı.
Pusat: "Komutanım, Ceylin Sungur'un dosyasını çıkarmamı istemiştiniz. Geçmişiyle ilgili bilgileri araştırıp buldum hepsi ekte."
Feza dosyayı açtı.
Önüne direkt gizli ibaresi çarptı. Kaşları hızla havaya kalktı. Ceylin'in dosyası gizli miydi?
Birkaç dakika okudu. ve yüzüne büyük bir şok ifadesi yerleşti. Aile bunları biliyor muydu? Bile bile mi yani?
Ceylin. Doğum yeri Mardin. Biyolojik anne babası: Arjin Miran ve Rojda Sincik. İkisi de Terörist. İsimleri listede var. 2000 yılında yapılan Kartal operasyonunda yakalanmışlar. Rojda Sincik hapishanede doğum yapmış ve bebek devlet korumasına alınmış, ardından Şırnak yetimhanesine verilmiş. Dosya askeriye tarafından gizlenmiş. Ceylin'in kendisi bile dosyaya ulaşamıyor. Öz ailesi hakkında bilgisi yok .
Feza şok olurken telefonu sıktı ve hızla Pusat'a cevap yazdı. Aklına Yavuz albayın anlattığı hikaye geldi. O yıllarda yapılmış olmalıydı o operasyon. Ya da ona yakın bir yılda.
"Bu teröristlerin o yıldaki tüm bağlantılarını tara Pusat. Cemal'le bir ilişkileri var mı? Mehmet Erden'in komutanlığını yaptığı Onur Sungur ve Cemal'in dahil olduğu bir köy koruma operasyonu vardı. Orada öldürülen Roza isimli bir terörist olmalı. Bu kişilerin onlarla bir bağı var mı yok mu çabuk bul bana! Tüm işi gücü bırakıp bununla ilgilen!"
Pusat, "Emredersiniz komutanım." Yazdı. Feza bir süre düşündü. Ceylin'in kayıtlarını görmemişti ve o da önemliydi.
"Onu araştırmadan önce Ceylin Sungur'un odasına yerleştirilen böcekten elde edilen verileri bana at. Düzenlemekle uğraşmadan at hepsini ben tararım."
"Tamamdır komutanım iki dakikaya atıyorum" yazdı cevap olarak.
Feza telefonu bıraktı. Pencereye yaslandı. Derin bir iç çekti. İnanamıyordu! İnanamıyordu. Ellerini sertçe yüzünden geçirip ovuşturdu. Sonra saçma bir kahkaha attı. Sonra sinirle kaşlarını çattı.
Ceylin'in anne ve babası terörist miydi?
Albay bunu biliyor muydu?
Kendi kızları orada çürürken, tek başına bile olsa asker olurken, onlar bir teröristin çocuğuna anne babalık mı yapmıştı?
Ceylin'in bir suçu yoktu bunda elbette anne babasını o seçemezdi ama....
Ama....
Kendisi yerine bir teröristin çocuğunu büyütmek..
Elleriyle yeniden yüzünü sıvazladı. Bilmiyorlardı elbette. Ailede herkes askerdi. Böyle bir şeyi sineye çekemezlerdi. "Yok" dedi pencereden Alparslan ve Gökalp'e tekrar bakarak. "Yok tabii ki bilmiyorlar. O piç Cemal'in işi kesin. Kesin!"
İki dakika sonra telefonuna bildirimler gelmeye başladı.
Feza telefonu eline aldı. İstihbaratçı Pusat dosyayı atmıştı .. Ceylin'in odasının ses kayıtlarını. Düzenleme yapamadığı için direkt ses dosyasını atmıştı Pusat çünkü Feza'dan daha acil başka görev almıştı.
Dosyayı açtı. Cebinden kulaklığını çıkartıp kulağına taktı ve dinlemeye başladı.
Kayıt 1 e bastı.
Kapı açılma sesi geldi kulağına. Ayak sesleri. Kapı kapandı.
Cemal: Kızım, uyumadın mı hâlâ?
Ceylin: Düşünüyorum Cemal amca diye mızmız çıkan Ceylin'in sesi.
Cemal: Ne düşünüyorsun?
Sessizlik. Birkaç saniye. Feza etrafı kontrol etti ama salonun önünden Handan hanımın geçtiğini gördü. Sesi bir tık daha yükseltti.
Ceylin: O geldi ya. Herkes onunla ilgileniyor Cemal amca. Sanki ben yokmuşum gibi.
Cemal Yumuşak bir sesle "Fark ettin, değil mi?" Dedi.
Ceylin, "sen de farkındasın değil mi? Kimse farkında değil mi ya başka?"
Cemal, "Sana karşı biraz ilgisiz davranmaya başladılar. Evet görüyorum. Hepsi etrafında pervane oluyor o kızın ama o nankör gibi soğuk yapıyor."
Sessizlik oluştu. Sonra Ceylin den iç çekme sesi geldi.
Ceylin Evet offff dedi kısık sesle
Cemal: Sen üzülme canım. Onlar seni çok seviyor. Ama bu kız geldi ya... Her şey değişti haberin olsun .
Ceylin: Ne yapmam gerekiyor ki defolup gitmesi için. Onlar benim ailem cemal amca?
Cemal: Sen bu evin tek kızısın. Kimse senin yerini alamaz merak etme.
Ceylin, Sesinde öfkeyle "Almasınlar zaten" dedi.
Feza'nın kaşları çatıldı.
Cemal: Aferin kızım. İşte böyle. Kendine güven. Sen bu ailenin gerçek kızısın. O ise... O sadece bir misafir. Anlıyor musun? Yılların boşluğu büyük telafisi mümkün değil anlayacağın.
Ceylin: Anlıyorum ama ne yapmam gerektiğini bilmiyorum.
Cemal, "Ne istiyorsun peki?
Ceylin, "onun bu evden gitmesini tabii ki."
Feza kayıdı durdurdu . Derin bir nefes aldı.
Cemal, Ceylin'i kullanıyordu. Açık açık. Onu Feza'ya karşı dolduruyor, ailesine karşı kışkırtıyor, onu manipüle ediyordu. Zaten Ceylin bazen Feza'ya iyi bir şekilde yaklaşıyordu. Bazen böyle kötüleşiyordu. Farklı kişilikleri varmış gibi tepkiler veriyordu hep Feza'ya zaten. Demek ki doldurup doldurup üstüne salıyordu onu. Ondandı bu dengesizliği.
Ve Ceylin de doluyordu. "Evet haklısın" diyordu. Daha da düşmanlaşıyordu.
Artık kanıt vardı işte Ceylin'den yana elinde.
Cemal'den de...
Cemal'in düşmanlığı artık bir şüphe değildi. Gerçekti. Somuttu. Feza'nın elinde kayıtlar vardı. Şifreli konuşmaları da çözerse tamamdı bu iş. Beklediğinden kısa sürecekti . Ayrıca manipülasyonlar vardı . Planlar vardı.
Feza derin bir nefes aldı. Telefonu eline aldı yeniden Dosyaları topladı. Birer birer.
Cemal'in şifreli konuşmaları. Ceylin'le olan kayıtları.
Hepsini Ilgaz'a gönderdi.
Mesajı yazdı
"Ilgaz, bulabildiğim dosyalar şimdilik bunlar ama devamı gelecek."
Gönderdi.
Telefonu masaya bıraktı.
Pencereye yürüdü. Dışarıda hava kararmıştı. Evin içi sessizdi. Herkes odasına çekilmişti.
Ama Feza'nın içinde fırtına kopuyordu.
Artık geri dönüş yoktu.
***
Çay ve börek yedikten sonra Handan hanımla biraz sohbet etmişti. Sonra Alparslan ve Gökalp bahçede çaya devam edelim demişlerdi. Feza ise bir banyo yapıp geliyorum siz bahçeye geçin demişti. Handan hanım ona ikinci kattaki banyoyu göstermişti dün zaten bir kere banyo yapmıştı.
Küçüklüğüne ait olan odaya çıktığında telefonunu hızla çıkardı çünkü Pusat Ceylin'in odasındaki ikinci ses kaydını da atmıştı ama müsait olmadığı için dinleyememişti bir türlü. Hiç yalnız kalamamıştı ki.
Hemen kulaklığını taktı. Ve dinlemeye başladı.
Cemal: Kızım dinle beni. Bu işi çözeceğiz.
Ceylin: Nasıl çözeceğiz amca ya? O burada oldukça kimse beni fark etmiyor işte görmedin mi. Annem elleriyle börek yedirecekti neredeyse. Nasıl bakıyor Feza diye içi gidiyor.
Cemal: O yüzden onu göndermemiz lazım Ceylin.
Ceylin: Nasıl göndereceğiz ki? Kendi isteğiyle mi gidecek? Hiç sanmıyorum. Geldi yapıştı eve resmen ya.
Cemal: Kısık sesle konuşuyordu. Feza burada sesi biraz daha arttırdı kulaklığının. "Benim bir fikrim var. Sen merak etme."
Ceylin: Ne fikrin var amca?" Dedi sonra birkaç hışırtı sesi geldi Feza'nın kulağına.
"Şu kolyen" dedi Cemal.
Ceylin,"Annemin kolyesi mi? ne olmuş ona çocukluğumda vermişti annem hiç çıkarmam bunu biliyorsun amca. "
Cemal: İşte onu kullanacağız.
Ceylin: Nasıl yani?
Cemal: "O kolyeyi alıp Feza'nın odasına koyacaksın."
Feza'nın kaşları havaya kalktı. Bu konuşma an önce yapılmıştı. Zaten börek yerken ikisi de bir anda yok olmuşlardı.
Ceylin: Sesi yükselerek "Ne? Hırsızlık mı yani? Onun hırsızlık yaptığını mı söyleyeceğiz?" Dedi.
Cemal: "şşş bağırma aynen öyle. Hırsızlık yaptığı ortaya çıksın. Ailen ona güvenmesin. Sonra da zaten gitmek zorunda kalır.
Feza'nın kanı donmuştu.
Uzun bir sessizlik oluştu kulaklıktan. .
Ceylin: Ama... Ya fark edilirsem? Ya benim yaptığım anlaşılırsa?
Cemal: Anlaşılmaaaz. Sen odasına girip kolyeyi oraya koyacaksın. Sonra kolyenin kaybolduğunu fark edeceksin. Annenle babana söyleyeceksin. Evde arama yapacaklar. Feza'nın odasında çıkacak. Hepsi bu. Yarın akşam yemekte bak tamam mı?
Ceylin: Cemal amca... Bu doğru olur mu? Yani abartı mı olur sanki
Cemal'in sesi sertleşti. Feza yüzünü buruşturdu. "Sen bu evden gitmesini istiyor musun , istemiyor musun?
Ceylin: İstiyorum.
Cemal: O zaman yapacaksın.
Ceylin, Kısık sesle, "Tamam" Dedi
Cemal: Aferin kızım. Şimdi yarın akşama doğru işe koyul. Kolyeyi al, odasına koy. Sonrasını bana bırak.
Ceylin: Tamam.
Ayak sesleri geldi. Kapı açıldı ve kapandı.
Feza derin bir iç çekerek kaydı Ilgaz'a attı.
Hırsızlık. Ona hırsızlık iftirası atacaklardı. Kendi odasına koyacakları bir kolyeyle. Ailesinin gözünde düşecekti. Güvenlerini kaybedecekti. Sonra da gitmek zorunda kalacaktı.
Ne kadar alçakça bir plandı.
Feza ayağa kalktı. Kapıya yürüdü. Kulpu çevirdi. Dışarı çıktı.
Koridor bomboştu.
Birkaç adım attığı an
Karşısında Ceylin belirdi. İkisi de durdu.
Ceylin'in yüzünde o masum ifade yoktu. Yerinde soğuk, üçkağıtçı bir bakış vardı. Gözlerinde bir meydan okuma parlıyordu.
Feza da ona bakıyordu.
"Hayırdır?" dedi Feza. "Ne yapıyorsun bu katta?"
Ceylin'in kaşları çatıldı. "Sana mı soracağım? Burası benim evim."
Feza bir şey demedi. Sadece baktı.
Ceylin devam etti. "Çekil şuradan odada tarağım kalmış."
Feza kıpırdamadı.
"Benim odamın önündesin" dedi Feza. "Burası kilitli hep nasıl tarağın kalmış olabilir?"
"Senin odan mı?" dedi Ceylin alayla. "Bu evde senin odan falan yok. Buradaki her oda bize ait. Sen sadece misafirsin."
"Misafir mi?" dedi Feza. Sesi sakindi. Ama gözleri öfkeyle parlıyordu.
"Evet" dedi Ceylin. "Misafir. Hem de istenmeyen misafir."
Feza bir adım attı. Ceylin geri çekilmedi.
"Bu odaya giremezsin" dedi Ceylin. "Demek gizli gizli benim küçüklük tarağımı kullanıyorsun ha?"
Feza elini kaldırıp hızla odanın kapısını kapattı. Anahtarı da çevirip kilitledi.
Ceylin'in gözleri büyüdü.
"Sen ne yapıyorsun?" diye tısladı.
"Odamı kilitliyorum" dedi Feza sakince.
"Ver şu anahtarı" dedi Ceylin. "Ben bu evin kızıyım."
"Sen bu eve sonradan geldin" dedi Feza. Sesini yükseltmedi. Ama her kelimesi bir bıçak gibiydi. "Ben bu evde doğdum. Bu odadaki eşyalar benim. Doğduğum günden beri benim eşyalarım. Kafana göre girip dokunup kullanamazsın. Ben bile daha kullanmadım!."
Ceylin'in yüzü gerildi.
"Ne dediğini sanıyorsun sen pislik?" diye bağırdı.
"Gerçeği söylüyorum" dedi Feza sakince.
O sırada koridorda ayak sesleri duyuldu. Ceylin hemen susup ağlamaya başladı . Feza ise göz devirdi. Dejavu olmuştu resmen.
Alparslan geldi.
"Ne oluyor burada?" dedi kızlara bakarak.
İkisine de baktı. Ceylin'in kızarmış ağlayan yüzüne. Feza'nın buz gibi ifadesine.
"Ceylin ne yapıyorsun? Neden ağlıyorsun?" dedi Alparslan. Feza ise şu an dikkatle Alparslan'ın her sözünü radarına almıştı. Ceylin'i savunmasını bekliyordu elbette. Tepki bile göstermeden dinleyecekti. Alparslan şu an gerçekten Feza'nın abisi olmaya karar verdi mi onu görecekti Feza. Geçen günkü ağlamasında ciddi miydi anlayacaktı.
"Ben bir şey yapmıyorum" dedi Ceylin. Sesinde ağlamaklı bir ton vardı hâlâ. "O... O beni tehdit ediyor."
"Tehdit mi?" dedi Alparslan Feza'ya bakarak.. "Feza, ne oluyor?"
"Bir şey olmuyor" dedi Feza sakince. "Sadece odamın önünde duruyorum. O da bu odaya gireceğini söylüyor. Eşyamı kullanacakmış."
Alparslan Ceylin'e döndü. "Ceylin, burası onun odası. Niye böyle yapıyorsun? Ne alacaksın?"
"Tarak" dedi Ceylin hıçkırarak. "Kullandığım Pembe tarak yok mu annem görüp bu odaya getirmiş olmalı. Ama yıllardır ben kullanıyorum o tarak benimdi!"
Alparslan sıkıntılı bir iç çekti. "Ceylin abicim gözünü seveyim başka tarak mı yok? Feza'nın odasına ondan izinsiz kafana göre gidemezsin ki?"
"Tabii" dedi Ceylin kafasını sallayarak. "Kız kardeşin geldi beni unuttunuz hepiniz. Sen de unut tabii abi. O tarak benim ya benim!
"Ceylin" dedi Alparslan sertçe. "Burası onun odası. Onun tarağı. Senin odan değil. Kendi odana git. Başka tarak kullan ayar etme adamı. Çocuk gibi davranmayı da bırak. Sen de benim kardeşimsin Feza da. Kıskanacağın bir durum yok."
Ceylin'in dudakları titrerken Feza'ya öldürücü bir bakış attı.
"Ben kimseyi kıskanmıyorum" dedi. "Asıl o beni kıskanıyor. Yerime geçmeye çalışıyor sizi benden almaya çalışıyor. Çok geçmeden bunun gerçek yüzünü göreceksiniz o zaman da özür dilemek için kapıma gelme abi!" Diyerek hışımla merdivenlerden aşağıya indi.
Feza iç çekti.
"Onun adına özür dilerim" dedi Alparslan. Feza cevap vermeden giden kızın arkasından baktı. Alparslan Feza'nın omzuna kolunu atarak onu kendine çekti. "Ceylin çok hassas bir kız çocuk ruhlu. Zamanla alışacak sana merak etme. Aslında tanıyınca ne kadar tatlı biri olduğunu görürsün. Şu gereksiz kıskançlığını bırakınca ve seni tanıyınca seni bizden bile çok sevecektir."
Hiç sanmıyorum demek istedi Feza ama yine cevap vermedi. Duyacağını duymuştu zaten..
***
Feza o gece hiçbir şey yapmadı.
Ilgaz hariç evden kimseye de dinlediği kayıtlardan bahsetmedi. Müdahale etmedi. Sadece bekledi. Planlarının işlemesini bekledi.
Ve tabii ki Pusat'ın şifreli konuşmayı kırmasını.
Ceylin'in odasına girip kolyeyi yerleştirmesini beklemek zordu. Zaman geçmiyordu sanki. Cemal'in planını bozmadı. Çünkü biliyordu. Bu oyunu ancak kendi kurallarıyla oynarsa kazanabilirdi.
Ertesi gün, akşam oldu. Sonunda
Yemekteydiler.
Ve hala şifre çözülememişti. Kerem'i hasta yatağında tutup şifreyi vermemek için kendini zor tutuyordu. O olsa şimdiye halletmiş olurdu ama sabır da Feza'nın işiydi. Sadece kolye olayından önce olursa işi daha kolay olacaktı.
Sofra kurulmuştu. Herkes yerini almıştı. Handan Hanım çorbaları dağıtıyor, Onur Albay baş köşede oturuyor, Alparslan ve Gökalp kendi aralarında bir şeyler konuşuyordu. Cemal her zamanki gibi sakin, babacan tavrıyla Onur Albayın yanında oturuyordu.
Feza da sofraya oturmuştu. Önündeki tabağa bakıyor, elinde kaşığını tutuyordu.
Tam o sırada telefonu titreşti. İçinden inşallah Pusat'tandır diye geçirdi.
Telefonunu masanın altından çıkartıp ekrana baktı. Pusat'tı.
Rahatlayan bir nefes verse de belli etmeden mesajı açtı.
"Komutanım, Cemal'in şifreli konuşmalarını kırdık. Birisiyle sürekli iletişim halinde. Rapor veriyor. Konuştuğu kişinin sinyali Şırnak'ta bir evden çıkıyor. O evden sonra sinyal dağa, terör kampına aktarılıyor. Adres istihbarat tarafından onaylandı. Aracı kullanıyorlar görüşmelerde yani Cemal doğrudan teröristlerle bağlantılı olduğu kanıtlandı. Ama arada bir aktarma noktası var. O evi de tespit ettik. Sizden onay geldiği an baskına gidecek ekip hazır bekliyor. Kayıtlar ekte."
Feza bir an durdu. Kafasını kaldırıp sofraya göz attı. Herkes kendi halindeydi.
Sonra yeniden telefonuna dönüp cevap yazdı.
"Kayıtları bana at. Şimdi."
Dosya geldi. Feza kulaklığını takamadığı için ses kaydını metne çevirip okudu. İlk gelen şifreli konuşmanın kırılmış haliydi bu.
-"Durum normal. Kız evde. Aile henüz bir şey bilmiyor. Plan devam ediyor."
- "Acele et. Zaman daralıyor. Eyleme az kaldı."
- "Halledeceğim. Bir haftaya kadar kız evden gider. Sonra Onur'la ben ilgilenirim eylemi de rahat gerçekleştireceğiz. Canlı bombalar hazır değil mi"
-"Sakın hata yapma. Bombalar hazır. Roza'nın intikamını alıyoruz. Unutma."
-"Mutabıkız"
Kayıt bitiyordu.
O şifreli konuşmadaki Gül'e selam ilet kısmındaki Gül, Roza'nın karşılığı olmalıydı.
Hemen dosyaları Ilgaz'a attı. Sonra telefonun ekranını kapattı. Başını kaldırıp Cemal e baktı. Bitmişti artık işi. Cemal'in bakışları zaten ondaydı. Feza ona hafifçe tebessüm ederek telefonunu cebine koyup çorbadan bir kaşık daha aldı.
Keyfi şimdi yerine gelmişti.
Artık kesindi. Cemal'in teröristlerle bağı kanıtlanmıştı. Elinde kayıtlar vardı. Raporlar vardı. Sinyal takibi vardı. Konuşmalar vardı.
Handan Hanım etrafına baktı.
"Ceylin nerede?" Diye sordu.
Feza içinden benim odamda dese de gülümsedi..
Gökalp omzunu silkti. "Odasındaydı anne. Çıkar birazdan."
Handan Hanım başını salladı. "Çorbalar soğuyacak. Çağırın kızı."
Tam o sırada kapı açıldı.
Ceylin telaşla içeri girdi. Yüzü solgundu. Boynunu tutuyordu, sanki bir şey arıyormuş gibi. Panik yapıyordu. Feza gülümseyen bakışlarla Ceylin'e döndü. Bakalım oyunculuğu nasıldı?
"Anne!" dedi panikle. Sesinde bir çığlık vardı. "Anne, kolyem yok!"
Handan Hanım kaşığını bıraktı. "Hangi kolyen kızım?"
"Senin bana verdiğin kolye!" dedi Ceylin bağırarak "Altın olan. Annemden kalma dediğin. KAYBOLDU!"
Handan Hanım'ın yüzü düştü. "Nasıl yok kızım? Düşürdün mü bir yere? Klipsi bozulmuştur korkma buluruz evdedir."
"Düşürmedim anne! Eminim" dedi Ceylin. "Her sabah takarım, her akşam çıkarırım. Ama bu akşam... Bu akşam bulamadım. Koyduğum yerde yoktu düşmedi!"
Sesinde ağlamaklı bir ton vardı. Gözleri dolmuştu. Ama Feza'ya bakıyordu. Sürekli Feza'ya.
Feza istifini bozmadı. Ellerini çenesine yaslayarak izlemeye devam etti. Hatta sonra rahat bir tavırla kaşığını aldı. Çorbadan bir kaşık aldı. Ağzına götürdü. Hızlı hızlı keyifle içmeye başladı.
İlk kez. Günlerdir evde doğru düzgün bir şey yememişti. Başkasının evinde yiyemiyordu. Ama şimdi yiyordu.
Çorba sıcaktı. İçine işliyordu.
Ceylin ağlamaya başladı. "Anne o benim için çok değerli. Yıllardır bende biliyorsun. Onsuz yapamam offff agghhhh."
Handan Hanım kalktı. Ceylin'in yanına gitti. Onur albay, "Kızım, sakin ol. Yemekten sonra odana bakarız" dedi.
"Hayır baba!" dedi Ceylin. Hıçkırıyordu. "Şimdi bakalım. Ben o kolyemi istiyorum."
Sesindeki ısrarla Feza kahkaha atmamak için kendini zor tuttu. Oyunculuğu berbattı yalnız. Alparslan nasıl anlamıyordu yalan söylediğini? Belki de Ceylin hep böyleydi ve alışmışlar normal geliyordu onlara.
Gözleri yine Feza'ya kaydı Ceylin'in.
"Biri mi aldı acaba?" dedi. "Biri mi çaldı?"
Feza kaşığını bırakmadı. Dudaklarını birbirine bastırdı gülmemek için. İşte geliyordu. Çorbayı içmeye devam etti.
Alparslan'ın sesi sert çıktı. "Sen ne demek istiyorsun Ceylin?"
Ceylin ağlamaya devam etti. "Bir şey demiyorum abi. Ama... Ama kolyeme bakıp bakıp duruyordu. Dün de baktı. Fark ettim."
"Kim?" dedi Gökalp. Feza'nın kaşları kalktı.
Ceylin parmağını uzattı. "Ona."
Herkesin bakışı Feza'ya döndü.
Ve işte , geldi...
Feza kaşığını bıraktı. Ağzını sakince peçeteye sildi. Yüzünde bir ifade yoktu. Ne öfke ne şaşkınlık. Sadece... Sakinlik. Hatta bir gülümseme. Alaycı, küçük bir gülümseme.
"Ben mi aldım yani?" dedi. Sesi düzdü.
Ceylin ağlıyordu. "Bilmiyorum. Ama... Ama gözün vardı."
Alparslan ayağa kalktı. "Saçmalıyorsun Ceylin. Feza hırsızlık mı yapacak? SEN NE DİYORSUN?"
"Aldı demiyorum ama bakıyordu abi! Tarağını aldım diye bana bağırmıştı zaten. Ona mı inanıyorsunuz? Bana mı?" dedi Ceylin çığlık atarak. "Daha iki gündür tanıdığınız bir kıza mı inanıyorsunuz? Ben yıllardır sizin kızınızım!"
Gökalp sustu. Handan Hanım put gibi kaldı. Onur Albay'ın kaşları çatılmıştı.
"Feza" dedi Onur Albay. "Kolyeyi gördün mü kızım sen?"
Feza başını kaldırdı. Ona baktı. Şokla.
"Ben mi aldım diye mi soruyorsunuz yani?" dedi Feza.
Albay sıkıntılı bir nefes vererek "aldın demiyorum kızım gördün mü?" Dedi.
Feza hayal kırıklığı ile "görmedim" dedi. "Ama odamı arayabilirsiniz."
Herkes sustu.
"Ne?" dedi Handan Hanım. "Saçmalama Feza öyle bir şey olmayacak."
"Arayalım anne ne olur aldı biliyorum yaa!"
"Ceylin sus beni sinirlendirme!" Dedi Handan hanım. Ceylin kalbini tutarak hıçkırmaya başlayınca Feza dshamamayarak hafifçe tebessüm etti . O esnada Ceylin çığlık çığlığa bağırdı.
"Bak bir de gülüyor görüyor musunuz? O aldı işte o aldı odasını arayalım."
"YETER?" Diyerek masaya vurdu Alparslan. Sonra da ayağa fırladı. "Yeter Ceylin odana git hemen!"
Ceylin bir anda kendini yerlere atmaya başlayınca yakınındaki Gökalp onu tuttu. Yüzünde hepsinin korku oluşmuştu bir anda. Onur albay bile ayaklanıp Ceylin'e koşmuştu. Ceylin sürekli odasına bakalım madem ben almadım diyor bakalım diye bas bas bağırıyordu. Onur da Handan da ne yapacağını şaşırmış bir halde bir ona bir Feza'ya bakıyorlardı.
"E bakalım madem Ceylin de emin olsun sonra özür diler Feza komutandan" önerisi elbette Cemal'den gelmişti. Feza kısık gözlerle Cemal'e baktı ve onun yüzündeki muzip ışığı gördü.
"Arayalım bitsin madem" diyen Handan hanımdı. Feza hızla kadına döndü. Mırıldanmıştı Handan hanım ama Feza duymuştu.
"Anne!" Diye sertçe araya girdi Alparslan ama Onur, "Alparslan bağırma kız korktu zaten kalbini tutuyor" dedi. Alparslan sinirden kıpkırmızı olmuştu.
"Feza" dedi sonra Onur albay. Feza gelecek olanı biliyordu. Kaşlarını kaldırarak tepki verdi. Albay sıkıntılı ve Mahçup bir sesle "kızım gel bakalım odana da orada olmadığını görsün he?" Diye sordu.
Feza hayal kırıklığı ile gülümsedi. Odada o kolyenin olduğunu biliyordu çünkü. Kafasını aşağı yukarı sallayarak
"Buyurun arayın madem" dedi. "Ama ben kimsenin eşyasını çalmam bunu da bilin!."
Ceylin'in yüzü bir an dondu. Sonra toparlandı. Yalandan ağlaması bitmemişti ama azalmıştı. "Tamam!" dedi kapıya doğru yönelerek . "Arayalım! Hırsızlık yaptığını herkes görsün!"
Feza ayağa kalktı. "Bakalım odada ne bulacağız."
Hep beraber çıktılar. Merdivenlerden yukarı. Feza'nın küçük odasına.
Feza kapıyı açtı çünkü kilitliydi. Cemal anahtar işini de çözmüştü demek. İçeri girdi. Herkes arkasından. Işık yakıldı ve....
Herkesin gözleri yatağa kaydı.
Orada duruyordu.
Kolye.
Yatağın tam üzerinde. Altın. Işıl ışıl parlayarak..
Handan Hanım'ın elleri titrerken elini aralanmış ağzına götirdiy.Onur Albay'ın yüzü karardı. Gökalp şaşırdı. Alparslan inanamadı.
Ceylin ağlamaya devam etti. "İşte! Gördünüz mü? Çalmış! Hırsızlık yapmış!"
Feza yatağa yürüdü. Kolyeyi aldı. Elinde tuttu. Ve Herkese sırayla baktı.
"Bu mu?" dedi havaya kaldırarak.
"Evet!" dedi Ceylin. "O benim kolyem!"
Hızla gelip Feza'nın elinden kolyesini çekip aldı.
"Feza" dedi Alparslan. "Bu... Bu nasıl oldu?" Kıstığı gözleri şüpheciydi.
"Ben almadım" dedi Feza sadece.
"Hırsız!" dedi Ceylin yeniden. Ağlıyordu ama sesinde bir zafer vardı. "Bizi soydu! Kendini kızınız olarak tanıttı ama hırsızlık yapıyor! Görüyor musunuz? Beni kıskanıyor işte hırsız o!"
"Yeter Ceylin!" dedi Alparslan. Sesi sertti. "Henüz bir şey bilmiyoruz."
"Ne bilmiyorsun abii?" dedi Ceylin. "Kolye onun odasında bulundu! Daha neyi bilmiyorsun? Ben yıllardır bu kolyeyi takarım, her akşam çıkarırım. O geldiğinden beri bir huzursuzluk var evde. Şimdi de hırsızlık yapıyor."
Handan Hanım ağlamaya başladı. "Kızım" dedi. "Feza'm... Neden?"
Feza başını kaldırdı. Handan Hanım'a baktı. "Neden mi?" dedi. "Siz de öyle düşünüyorsunuz yani. Ben almadım diyorum inanmıyor musunuz? Onun kolyesini neden çalayım?."
Handan Hanım bir şey diyemedi. Gözleri doluydu.
"Beni kıskandığın için işte" dedi Ceylin. "Kolye senin odanda. Benim bu evden gitmemi istiyorsun işte belli değil mi? Ne yaptım ben sana ha ne yaptım?"
Buraya kadardı. Yetmişti. Zaten rapor gelmişti.
"Bu kolye" dedi işaret parmağını Ceylin'e doğrultarak. "Bu kolyeyi bu odaya sen koydun Ceylin."
Herkes sustu.
Ceylin'in yüzü bembeyaz oldu. "NE?" dedi. "Ne diyorsun sen? İftirayı gördün mü baba!?"
"Duydun ne dediğimi" dedi Feza. Sesi sakindi. Soğuktu. "Bu kolyeyi bu odaya sen koydun. Dün akşam. Cemal amcanın söylediği gibi..."
"Kızım abartmasan mı?" Diye araya girdi Onur. Feza sinirli bir şekilde sırıttı.
"Saçmalıyorsun!" dedi Ceylin bağırıp bastırmaya çalışarak. Sesinde panik vardı. "Ben mi koydum? O kolye benim! Niye kendi kolyemi senin odana koyayım hırsız seni?"
"Çünkü" dedi Feza. "Bana hırsızlık iftirası atacaktın. Cemal'in planı buydu. Kolyeyi al, Feza'nın odasına koy. Sonra kayboldu de. Hırsızlık yaptığını herkes görsün. Ne kadar da basit bir plan Allah aşkına. Bula bula bunu mu buldunuz?" Diyerek Cemal'e sinsi bir bakış attı ama Cemal'in yüzündeki paniği de görmüştü.
"Komutan dedik saygıda kusur etmedik ama kendine gel" dedi Cemal sertçe. Feza kaşlarını kaldırdı. "Ben niye Ceylin'e böyle bir şey söyleyeyim Onur Allah aşkına görüyor musun?" Diyerek ciddiye almadan gülmeye başladı.
Ve Onur hayal kırıklığı ile Feza'ya baktı. Hiçbir söz ve laf değil ama o hayal kırıklığı bakışı vurdu Feza'yı.
"Yalancı işte!" dedi Ceylin. "Yalan söylüyor bari doğru yalan at. Cemal amcam bana niye böyle bir akıl versin anne duydun mu ya şunu!"
"Feza kızım niye yalan söylüyorsun yavrum?" Diye ağlamaklı çıkan sese döndü Feza. Dudaklarını büzerek Handan hanıma da baktı.
"Hırsızlık yaptı şimdi de yırtmak için Cemal amcama iftira atarak kurtulmaya çalışıyor anne ne olacak. Abi duydun değil mi Cemal amcam koy demiş bana aklın alıyor mu?!"
Alparslan cevap vermeden Feza'ya bakmaya devam etti. Feza ise sırayla bakışlarını onlarda gezdirdi..
Gökalp ortamı yumuşatmak için güldü. "Abla, saçmalama. Şaka yapıyorsun değil mi? Cemal amca mı? O mu söylemiş? Böyle bir şey olur mu ya?"
Cemal'ın suratı buz gibiydi. Gülümsemiyordu. Sadece bakıyordu. O bildik, sakin, tehlikeli bakışlarıyla.
Feza patladı. Oyun buraya kadardı. Duyacağını da duymuştu ailesinde. Sözde ailesinde....
"CEMAL" diye bağırdı. Hazırlanmıştı zaten belinde kelepçesi hazırdı. Sonra ortama bomba etkisi yaratacak o sözleri söyledi.
"Seni terör örgütüyle işbirliği yapmak, devletin gizli belgelerini sızdırmak, askeri harekâtı sabote etmek ve albay Onur Sungur ailesine defalarca suikast planlamak ve beni kaçırman suçlarından tutukluyorum."
Oda buz kesti. Gerçek anlamda sıcaklık üç derece birden düştü.
Cemal'ın yüzünde bir şey değişmedi. Hâlâ aynı ifade. Hâlâ aynı bakıştı..
"NE?" dedi Onur Albay. "FEZA, NE YAPIYORSUN?"
"Görevimi" dedi Feza. Kelepçeyi çıkarıp kolunu sertçe tuttuğu Cemal'in tek kolunu kendi koluna kelepçeledi.
"SAÇMALIYORSUN!" dedi Handan Hanım. "Cemal amcana ne yapıyorsun kızım?"
"Kimse bir şey yapmasın" dedi. Sesi yüksek, net, otoriterdi. "Albay Onur Sungur . Bu dakikadan itibaren Tuğgeneral Yavuz Arısoy'dan aldığım emirle Cemal Yılmaz'ı tutuluyorum. Şu dakika. Kanunen yetkim var. Engel olmaya kalkışmayın sakın yoksa sizi de almak zorunda kalırım."
"Nasıl yetkin olur?" dedi Onur Albay. "Yavuz Arısoy mu? O hain mi? O terörist mi? Onun emriyle mi geliyorsun buraya?"
"Feza ne yapıyorsun abicim adam kırmızı listeye alındı!"
"Suçsuzluğu bir saat önce onandı" dedi Feza. "Yavuz Arısoy görevini devraldı ve şu an ekiple birlikte evin önünde!"
"NEEE!" Dedi Alparslan. Herkes dumura uğramıştı.
"Yalan!" dedi Ceylin. "Hepsi yalan! Cemal amca suçsuz ne oluyor yaaa!"
Feza Ceylin'e dönmedi. Bakmadı bile. Cemal'i merdivenlere doğru çekiştirmeye başladı. Herkes ne oluyor dur diye bağırıyorken Alparslan önden koşup merdivenlerden inmeye başlamıştı. Feza'ların önünden geçip dış kapıya koşuyordu. Ve dış kapıda Yavuz Arısoy ile Ilgaz, Kaya, Sürmene ve Ilgaz'ın timi dışında Ankara'dan gelen üst rütbeli subaylar vardı. Hepsi Cemal'i almak için gelmişti.
"Feza" dedi Cemal yan yana merdivenlerden inerken. Sesi hâlâ sakindi. "Bu yaptığının hesabını vereceksin Feza." Dedi kısık sesle..
"Ben değil bu zamana kadar yaptıklarının hesabını sen vereceksin" dedi Feza. "İnim inim inleteceğim seni o küçücük hücrede pis hain!"
Cemal güldü. Soğuk, kısa bir gülüşle. "Neyle kanıtlayacaksınız? Sözle mi? Lafla mı?"
"Neyle olduğunu hücrede öğrenirsin pislik."
Feza arkasından bağıran, onu durdurmaya çalışan ailesi olan insanlara bakmadı.
Rahatlaması gerekiyordu.
Ama rahatlamadı. Çok yorulmuştu ve bitmişti.
Ama içinde bir şeyler de ölmüştü.
Tek istediği şehri terk etmekti..
♥️♥️
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 124.39k Okunma |
13.94k Oy |
0 Takip |
54 Bölümlü Kitap |