
"CEMAL!"
Yavuz tuğgeneralin sesi odanın dört duvarına çarpıp geri döndü. Kelime havada asılı kaldı. Ağır, keskin, acımasız bir kelime.
Cemal.
Feza'nın aklı durdu.
Cemal. Gerçek ailesinin evinde tanıştığı adam. Güler yüzlü, sessiz, sakin. Ceylin için kurşunun önüne atlayan. Feza'ya içtenlikle "evine hoşgeldin kızım" diyen. Ailenin yıllardır yakın dostu ve yaralıyken bile o evde kalan adam. O kadar ki aile ile yakın adam...
O muydu?
"Ne?" dedi Feza dikleşip. "Ne dedin?"
Sesi çatallanmıştı. Kulağına kendi sesi bile yabancı geliyordu. Sanki başka biri konuşuyordu.
Kaya da aynı şoku yaşıyordu. Ağzı açık kalmıştı. O adam Kaya için asla bir tehdit bile değildi. Yaşı geçmiş, saygıyı hak eden, gazi olmuş bir askerdi.
"Cemal ya," dedi Yavuz tekrar. "Sizi mağarada esir alan, beni yani Tuğgeneral Yavuz Arısoy'u kaçırtan, benim birimime bile ajan sokan, yıllardır Sungur ailesinin içinde sinsice büyüyen o pislik... Cemal."
Feza'nın elleri titremeye başladı. Bastırdı. Bastırdı ama durmuyordu. Tüm bunların sebebi o muydu?
"Olamaz" dedi Kaya. "Cemal... O nasıl olsun? Yıllardır o ailenin içinde. Onlar onu seviyor. Güveniyorlar. Ben tek bir akşam yemeğiyle bile anladım bunu. Cemal de onları seviyor belli ki kızlarının önüne kurşuna atladı. Adamın tek kolu var, o kolundan kurşun yedi!"
"Görünüşte öyle oğlum" dedi Yavuz. Sesi bile acıyordu bunu söylerken. Her kelimesi ağır bir yük gibi dökülüyordu ağzından. "Ama görünüşün altında yıllardır başka bir Cemal yaşıyormuş. Sinsi, planlı, intikam dolu bir Cemal. Ben de yeni anladım ."
Feza başını iki yana sallamaya başladı. "Nasıl yani? Nasıl yani şimdi bize söylediğin... Bizi o mu sattı? Alparslan'ı, Kerem'i, Uğur'u, Kaya'yı... Hepimizi o mu o mağarada dövdürdü? Ve... Ve Onur albayın.... her şeyin sorumlusu o mu? Beni kaçıran ?"
Sesi yükseliyordu. Kontrol edemiyordu.
Yavuz başını dimdik tuttu. Kendinden oldukça emin bir halde. "Evet."
"Uğur'u o mu bıçaklattı?"
"Evet kızım."
Feza inanamıyordu. Hızla ayağa fırladı. Sandalye arkaya devrildi. Kaya zaten ayakta volta atmaya başlamıştı. En başından beri yaşanan her şeyi aklından tekrar tekrar döndürüyordu.
"Feza" dedi Kaya Feza'ya bakarak.
"Yapma abi" dedi Feza yalvaran gözlerle bakarken . "Benimle ilgilenme şimdi. Yavuz Arısoy, pardon" diyerek sertçe Yavuz'a baktı. "Mehmet Erden her şeyi adam akıllı anlatacak! Şimdi. En baştan."
Yavuz da ayağa kalktı. Dizleri titriyordu. Ama dimdik durdu. Her zamanki gibi.
"Biliyorum" dedi. "Çok ağır bir şey söylüyorum biliyorum. Bu sizden çok benim için ağır kızım. Ama doğru. Cemal'miş. Lanet olası pislik Cemal miş. Ama ben anlamalıydım. Şüphelendim ama konduramadım. Lan o benim... yani Mehmet Erden'in dostuydu. O Onur'un dostuydu. Bizim dostumuzdu lan o!"
Derin bir nefes aldı. O da içinde tam sindiremiyordu. Ama Cemal olduğunu biliyordu çünkü kaçırıldığı zaman sesini duymuştu. Paslı, mekanik bir ses değiştiricinin arkasına saklanmadan konuşmuştu esir aldığı tuğgeneralle. O kadar kendine güveniyordu, o kadar tüm suçu Yavuz'un üstüne yıkmıştı ki rahat davranmıştı. Ama bilmediği en büyük sır onu ele vermişti . Cemal Yavuz Arısoy ile hiç tanışmamış sansa da kendini aslında karşısındaki adam eski dostu Mehmet'ti.
"Yıllar önce..." Diye başladı Yavuz. O lanet hücreden kaçıp Feza'ya ulaşıp bu dağ evine gelene kadar Cemal'in hangi an taraf değiştirdiğini, hangi gün onları satmaya başladığını düşünüp duruyordu . Ve şu an anlatacağı hikayeden başka mantıklı bir an gelmiyordu aklına. Şu an anlattığı sadece Yavuz'un kendi tahminiydi. Cemal belki de en başından beri aralarına sızmış masum kılığında bir çakaldı. Belki de bu anlatacağı olaydan sonra geçmişti karanlık tarafa. Bilmiyordu Yavuz.
O yüzden bildiği her şeyi çocuklarına anlatmaya karar vermişti.
"Daha siz dünyada bile değildiniz. Daha Onur ve ben eşlerimizle yeni evlenmişken..." Sustu. Derin bir iç çekerek cebinden bir dal sigara çıkardı. İç çekerek çakmağı da çıkarıp sigarasının ucunu ateşe verdi. Ardından bir fırt duman çekerek ağır ağır üfledi ve yeniden sandalyeye yığılır gibi oturdu.
"Ben önceden anlamalıydım ama dostum ya, nasıl kondurabilirdim?"
"Sen onu gördün yani kesin eminsin?" diye sordu Kaya.
Yavuz ikisine de bakmadan kafasını olumlu anlamında salladı. Bir fırt daha sigaradan çekti.
"Yıllar önce beni vurduğunda maskesi vardı yüzünde. Sesini de cihaz kullanarak değiştirmişti." Kafasını kaldırarak Feza'ya baktı. Feza'nın gözleri ateş saçan yıldızlar gibi parlıyordu.
"Ama o zamanlar o Mehmet olan beni alıkoymuştu. O yüzden ne olur ne olmaz diye kendini saklamış sesini değiştirmişti. Fakat şimdi benim, yani Yavuz Arısoy'un gerçekte kim olduğunu bilmeden ses değiştirme gereği duymadı. Maskesi yine yüzündeydi yanıma o hücreye geldiğinde. Kolu olmadığı belli olmasın diye protez ve eldivenler vardı montunun altında. Ama konuşunca..." Yine sigarasından çekti. Üflerken konuşmaya devam etti. "...Konuştuğu an ben onun kim olduğunu anladım. O sesi nasıl unutabilirim ki? İnsan yıllarca dostum dediği kişinin sesini unutabilir mi? Ben o sesteki her nüansı tanıyorum çocuklar."
"İyi de neden?" diye bağırdı Feza. Ellerini hırsla saçlarından geçirdi. "Madem bu kadar yakın dosttunuz. NEDEN?! Seni öldürüp bırakmış. Sungur'lardan ne istiyor? Benden ne istiyor? Derdi ne bu adamın?"
"Belki de yalnızca manyaklıktır" diyerek araya girdi Kaya. Yavuz da Feza da ona baktı. Kaya omuz silkerek "ne bileyim onun bir ailesi yok belki yıllardır süren içten içe bir kıskançlıktır."
"Basit bir kıskançlık yüzünden tüm bunlar yapılır mı abi?" dedi Feza hayretle.
"Ne manyaklar var Feza Allah aşkına, adamın psikolojisini bilmiyoruz ki" dedi Kaya. "Kolu da yok ailesi de. Sungur'lar ve Mehmet..." derken duraksayıp yüzünü buruşturdu. Ardından cümlesine devam etti. "...Mehmet dışında kimsesi yokmuş. Görünüşte nasıl sevecen amca rolünü oynuyor görmedin mi? Yıllardır nasıl rol yapabilirsin ki? Vallahi ben yedim. O adamdan asla şüphelenmedim anasını satayım. Arka planda bir terör örgütü yönetmek üstelik! Bu gerçekten insanın aklını kaçırtır. Aklıma iki şey geliyor ya bu sebep ya da Handan hanıma falan aşık!"
Yavuz bu sözle sigarasını indirip Kaya'ya baktı. Feza da Yavuz'a baktı. Yüzüne bakınca bir şeyler tahmin ettiğini anladı ama Kaya'nın söylediği sebepler değildi belli ki.
"Anlat baba" dedi Feza ağız alışkanlığı olarak. Ona şu an çok kızgın ve kırgındı ama dili yine de "baba" diyordu. Çünkü Feza ona yalnızken hep baba demişti ve onu öyle bilmişti. Bu ne olursa olsun değişmezdi ama kırgınlığı kolay kolay geçmeyecekti.
"Bir olay olmuştu çok eskiden" diyerek başladı Yavuz. Feza anında düşüncelerini kovup onu dinlemeye başladı. Yere düşen sandalyeyi tutarak kaldırdı ve yeniden üzerine oturdu. Ellerini masaya yaslayarak ciddiyetle dinlemeye başladı.
"Çok gençtik" diye devam etti Yavuz. Biten sigarasını söndürmek için sustu. Küllük olmadığı için az önce su içtiği bardağın kenarında sigarayı söndürdükten sonra sönmüş izmariti tutup cebine attı. Feza bu harekete bakarken gözünün önüne bambaşka bir görüntü geldi. Bu hareket Ilgaz'ın hareketiydi. O an gözlerinin önünde şimşekler çaktı. Tabi ya dedi. Yavuz babanın bu refleksini zaten biliyordu ve aynısını çok kez Ilgaz'da da görmüştü ama iki adam arasında bağlantı kuramadığı için hep göz ardı etmişti. Aslında tüm gerçekler çoktandır önündeydi.
Yavuz'un sesiyle yeniden düşünceleri kovdu . Bunu daha sonra düşünecekti.
"Karım Zeynep, Ilgaz'a hamileydi o zamanlar . Onur da dört beş aylık yeni evliydi. Sonra bir görev çıktı ve biz acilen bir Türkmen köyüne gitmiştik. Ben, Onur, Cemal ve timimizden üç asker daha. Tim komutanı bendim."
Kaya da oturmuş dinlemeye başlamıştı. Altından ne tür bir manyaklık çıkacak merak ediyordu.
"Görevimiz o köyü korumaktı çünkü alınan bir istihbarata göre köyden kadın ve çocukların terör örgütünce kaçırılacağını öğrenmiştik. Önceleri birkaç kere saldırı olmuştu zaten. Köyden küçük çocuklar kaçırılmıştı. Biz de yeni saldırı olabilir haberiyle gitmiştik zaten. Orada bir kız vardı. Adı, Rozaydı."
Yavuz'un sesi düştü bu kısımda. Devam etti. "Cemal ona aşık oldu" derken Feza ve Kaya'ya baktı. "Deli gibi vuruldu kıza ilk görüşte. Onur'la ben uyardık. Dedik ki görev bitince döneceğiz yapma Cemal. Ama dinlemedi. Gözü kızdan başka bir şeyi görmüyordu. Sonrasında benim de Onur'un da gözüne batan birkaç davranışı oldu kızın. Bu yüzden onu uyarmaya devam ettik. Özellikle ben çok sert çıkıştım komutanı olarak. Bu kız da bir iş var sanki dikkatli ol dedim. Çünkü kızın hali tavrı beğenilecek gibi değildi ki. Bizim timden her askere, bana bile göz süzüyordu. Ama Cemal dinlemedi hiçbir zaman. O köyde iki ay kaldık."
Yavuz sigara paketini çıkartıp bir sigaraya daha uzandı. Ardından bir tane daha yaktı.
"Bir öğrendik ki kız hamile kalmış. Cemal bu defa da evleneceğim diye tutturdu."
Kaya'nın eli Feza'nın omzuna uzandı. Ona sarılır gibi tuttu orada.
"Sonra Onur, bir gece köy çıkışına gizli gizli giden Roza'yı görmüş. İçine kurt düşmüş bu kız nereye gidiyor bu saatte tek başına diye. Üstelik Cemal'den hamile. Kızı alıp götüreceğiz Hakkari'de görev yapıyorduk o dönem. Neyse sonra Onur, kızın köyden olmayan bir adamla ahırda fısır fısır konuşurken yakalamış. Kendini belli etmeden onları dinlemiş. Roza rapor veriyormuş o adama. Meğer kız teröristmiş. Karnındaki çocuk da Cemal'den değil, başka bir adamdanmış. Cemal'i kullanmış askerlerden bilgi almak için."
Şu an bu anlatılanlar hâlâ Feza'ya saçma geliyordu. Tüm bu saçmalıklar yüzünden mi aylardır tehdit altındalardı ve timi ağır yaralanmıştı yani? Bu yüzden mi yıllarca kimsesiz büyümüştü ve hala kendini kimsesiz hissediyordu ailesi tarafından.
"Onur bunu Cemal'e söylediğinde kavga ettiler. Yumruk yumruğa girdiler. Ben zor ayırdım onları. Aynı gece köye saldırı oldu. Çatışma çıktı. O çatışmada birçok köylü öldü çünkü gelenler tüm köyün zayıf noktalarını ve sayımızı biliyordu. Gafil avlandık. İki askerim şehit oldu benim. Cemal de o çatışmada omzundan vuruldu. Atardamarı yırtılmıştı."
"Onur da... Onur Rozayı vurdu. Karnına iki el sıktı. Çünkü Cemal'in yaralı olup düştüğü anda, eline bıçak alarak Cemal'e doğru onu öldürmek amacıyla yürüdüğünü görmüştü ."
Feza'nın elleri yumruk oldu. "Karnındaki çocuk?" Diye sordu. Çocuk belki de gerçekten Cemal'dendi. Şu an hikayenin her noktasını düşünmeye çalışıyordu.
"Cemal'in sandığı çocuktu kızım. Ama değildi. Rozanın ta kendisi bir teröristti. Cemal onun vurulduğunu gördüğü an acıdan ve kan kaybından bayılmıştı. Roza'nın ise son nefesinde son sözleri "geberin" olmuştu bize. Karnındaki bebek de onun gibi bir teröristindi. Ama Cemal'e göre ondandı."
"Yine de" dedi Feza. Sesi kısılmıştı. "Yine de bir bebekti baba. Annesi ne bok olsa da o masum bir bebekti? Karnına sıkmak yerine onu durduracak başka noktalarına kurşun atabilirdi. Sonra da onu tutuklayıp konuşturabilirdi."
"Biliyorum" dedi Yavuz. "Onur da biliyor ama o anki şartlarda durum onu gerektirdi. Çok büyük bir baskı altındaydık. Her yanımız kuşatılmıştı. Göz gözü görmüyordu. Köylüler gözümüzün önünde öldürülüyorlardı ve Onur onu öldürmeyi tercih etti. Roza bizi sattı diye gözü döndü. Cemal'i kandırdı diye delirdi. Ona da kızgındık ama arkadaşımızdı. Yıllarca bu yüzden kendini affetmedi zaten Onur. Ama o an... O an savaştaydık işte. Ben olsam belki de aynı mesuliyeti alırdım. Üstelik Roza da bıçağına davranmıştı. Onur önce ateş etti."
Kaya sessizdi. Konuşamıyordu şu an.
"Zor da olsa bastırdık baskını. Ama çok ölü vardı. Her yer kırmızıya boyanmıştı. Korumak için gittiğimiz köyün yarısı o gece katledildi. Timimizden iki asker şehit oldu. Cemal kolunu kaybetti. Onur'la konuşmayı kesti. Biz hastanede yanından hiç ayrılmadık ama o bize tamamen kapandı. İçine kapandı. Kimseyle konuşmadı. Şehitlerimizin yasını mı tutalım Cemal için mi endişelenelim şaşırdık. Günler geçti Cemal ikimizle de hiç konuşmamaya devam etti. Sonra bir anda... Düzelmeye başladı. Sanki o operasyon hiç yaşanmamış gibi davranmaya başladı. Anlayamadık başta ama Cemal kendine geldi, doğruyu gördü diye sevindik. İki şehidimiz vardı kızım iki. Benim iki tim arkadaşım gözümün önünde şehit düştü sırf Roza yüzünden. Bir sürü masum can gözümün önünde katledildi ve içlerinde çocuklar da vardı. . Cemal aniden eski haline dönünce yeniden kayıplarımıza odaklandık. Onun davranışlarının neden böyle değiştiğini düşünmedik bile. Ama aslında..."
"Aslında?" diye sordu Feza.
"Ne olduğunu bilmiyorum ama o hastanede bir şey oldu Cemal'e. Benim tahminime göre o günden sonra taraf değişti. Aklıma başka hiçbir şey gelmiyor. Önceleri vatan için kurşunun önüne atlardı çünkü. Ölü bir adam gibiyken birden düzelmesi normal değildi zaten. Sorgulamamak bizim suçumuzdu belki. Ama bir şey oldu orada işte lanet olsun. Cemal nasıl bu hale geldi, nasıl terör örgütü kurdu bilmiyorum ama temeli o hastane gününde yatıyor artık, eminim."
Feza masaya vurdu. Tahta gıcırdadı.
"Yani sen bana diyorsun ki" dedi. "Cemal amca dedikleri adam... Ben onunla tanıştığımda, bana nazikçe gülümseyip bulunduğum için sevinen adam bana anaç bir şekilde elini uzattığında bile... O an bile bana zarar vermeyi planlıyor muydu?"
"Sana gelince" dedi Yavuz. "Feza, seni hedef almasının sebebi... Onur'un en çok üstüne düştüğü evlat sendin. Gökalp daha doğmamıştı ama seni hep 'prensesim' diye severdi. Yere düşsen yeri döverdi prensesime zarar verdin diye. Alparslan'a da daha sertti erkek çocuğu diye. Biz öyle gördük kızım işte. Sen ailenin gözbebeğiydin. Onur her zaman benim kıIm büyüyüp doktor olacak derdi. Ona en büyük acıyı senin üzerinden vereceğini biliyor Cemal."
Feza'nın dudakları titredi.
"O yangın haberini aldığımız anı tekrar tekrar yaşadım kafamda gerçekler oturduktan sonra" dedi Yavuz. "İlk ihbar geldiğinde tüm askeriye alarm durumuna geçmişken en sakinimiz Cemal'di. Kolunu yeni kaybetmişti ve şehidimiz de olunca tayinimiz İzmir'e çıkmıştı. Çünkü Cemal'in askeriye ile ilişiği kesilmek üzereydi. Dosya işleri sürüyordu ama bizimle geldi. O da bizim nöbetimize yanımıza gelmişti askeriyeye o gece. Ziyaretimize yani çünkü görevi pasifti belge işleri sürdüğünden. Şimdi hatırlıyorum da 'ben gidip kontrol edeyim' diyerek lojmana ilk o dönmüştü. Ben de kısa sürede ardından girmiştim zaten."
Feza derin bir nefes aldı. İçindeki fırtına durmak bilmiyordu. Her yeni bilgi, her yeni cümle, beyninde yeni patlamalar yaratıyordu.
"Ben seni kurtardım kızım" dedi Yavuz. "Yetimhanede seni ben buldum. Kayıtlarını gizledim. Kimse bulamasın diye. Ben o zamanlar seni kaçıranların ve ölü süsü verenlerin Roza ile ilgisi olduğunu biliyordum ama Allah şahit Cemal aklımın ucundan bile geçmezdi ki. Sonra da yanına geldim Trabzon'a. Seni aldım, büyüttüm. Kaya'ya bağlanmıştın ve hiçbir şey hatırlamıyordun ailene dair. Ben de bunu fırsat bildim ve yalnız hissetme diye hiç aklımda yokken Kaya'yı da yanıma aldım. Onu da evladım bildik. İkiniz de benim evlatlarımsınız. Ilgaz, sen ve Kaya. Benim bu hayatta üç evladım var. "
Feza derin bir nefes aldı. "Ilgaz seni şehit sanıyor" dedim burukça.. "O babasının yasını tutarken, babası başka çocuklara babalık yapmış. Bunu öğrendiğinde seni affeder mi sanıyorsun?"
"Affetmeyecek" dedi Yavuz yıkık bir sesle. Sigarası elinde kalmıştı ve upuzun bir kül katmanı oluşmuştu ucunda. Elinş hafifçe kaldırdığı an tüm küller yere döküldü. Çoktan sönmüştü sigarası ve Yavuz onunda alıp cebine attı. "Affetmeyecek bilmiyorum. Affetmesin de. Ben vatani görevimi yerine getirdim çocuklar." Kafasını kaldırarak kararlı gözlerle önce Kaya'ya sonra Feza'ya baktı. "Yine olsa yine aynı kararı verirdim.. vatan sağolsun varsın evladım benden uzakta ama güvende olsun."
"Neden söylemedin baba?" Diye bağırdı Feza. "Yıllar var. Neden bana gerçeği söylemedin? Ailemin kim olduğunu neden söylemedin?"
"Çünkü" dedi Yavuz. "Tehdit hâlâ oradaydı. Onur'un evindeydi. Peşindeki seni bulursa bu sefer kimse kurtaramazdı. Ama kim olduğunu bilmiyordun ve bu yüzden güvendeydin benim yanımda."
Feza'nın elleri titriyordu. "Peki şimdi ne olacak?"
"Şimdi" dedi Yavuz. "Cemal'in kim olduğunu biliyoruz. Ve o hâlâ Onur'un evinde. Handan'ın, Alparslan'ın, Ceylin'in, Gökalp'in yanında."
Feza'nın gözleri kısıldı. "Onlara bir şey olmadan..."
Cümlesini bitiremedi.
Çünkü kapı o anda güm diye açıldı.
---
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 124.39k Okunma |
13.94k Oy |
0 Takip |
54 Bölümlü Kitap |