

1. Bölüm sizlerle efendim.
Keyifli okunalar dilerim.🥰
Karadeniz’in hırçın dalgalarında boğulmak isteyenlere…
2013
Sınava iki ay vardı ve Filiz Hanım’la Kader’in 8. seansıydı. Filiz Hanım Kader’i çok sevmişti ve ona bir fırsat sunmaya karar vermişti. Akşam kocası ve oğluyla bu konuyu konuşmuştu. Bugün Kader’e açıklayacaktı.
Kader kapıyı çaldı. Filiz hanımdan bir Gel sesi yükseldi. Kader kapıyı yavaşça açtı ve içeri girdi. Her zaman oturduğu solda kalan koltuğa oturdu.
Filiz Hanım konuşmaya başladı. “Hoşgeldin Kader.”
“Hoş buldum Filiz Hanım.”
Filiz Hanım olayı açıklamaya karar verdi. “Kader şimdi ben bir karar aldım. Aslında çok uzun süredir bunu düşünmüyorum. Ben dün eşimle ve oğlumla konuştum. Ve ailecek bir karar aldık.” dedi. “Kader ben kısırım ve benim çocuğum olamıyor. Oğlumda öz oğlum değil onu da bir yetimhaneden kurtardık ama öz oğlum gibi severim ve hep öyle bildim. Ben seni eşime ve oğluma anlattım. Oğlum yani Altay buna çok üzüldü ve bir fikir şunda benim de çok uzun zamandır düşündüğüm şeyi.”
Kader meraklı gözlerle Filiz yanıma bakıyordu. Filiz Hanım devam etti. “Kader ben seni evlatlık almak istiyorum. Benim kızım olmanı istiyorum. Hem seni bu çileden kurtarıp hemde sana yeni bir aile sunmak istiyorum. Kabul eder misin?”
Kader’in şaşkınlığı arttıkça arttı. Bunu beklemiyordu. Durdu Filiz Hanımın yüzünü inceledi. Döndü duvarla baktı. Diğer tarafa döndü tabloları inceledi.
Onu bu cehennemden kurtarabileceğini hatta ailesi bile olabileceğini söylüyordu. Bu kadın çok farklı bir kişiydi. Onunla tanıştığı ilk andan beri bu kadında anne şefkati görmüştü.
Kader cevap verdi. “Siz benim annem mi olmak istiyorsunuz yani. Neden benim için böyle bir şey yapasınız ki?”
Filiz hanım şefkatle Kader’e baktı. “Sende ki ışığı görüyorum Kader sen mükemmel bir genç kızsın her istediğini alabilecek güçtesin. Seni yok etmeye çalışmışlar ama vazgeçmemişsin sen yaşamayı hayatının mükemmel bir şekilde sürdürmeyi hak ediyorsun. Benim kızım olmanı istiyorum. Çünkü bu memleketin senin gibi genç kızlara ihtiyacı var.”
Kader bunu beklemiyordu. “Kabul eder misin Kader. Benim kızım olur musun?”
Kader durdu. Bu mükemmel bir gelişmeydi kurtulabilirdi bu teklifi elinin tersiyle itemezdi ya bunu kabul edecekti yada sonsuza kadar cehennemde kalacaktı. Tabi ki de kabul edecekti. Cehennemde kalmayı asla istemezdi.
“Filiz Hanım ben bunu sanırım kabul edebilirim ama hiç bir aksilik çıkmayacağına emin miyiz?”
“Eminiz Kader eminiz.” Duraksadı. “Cehennemden çıkmaya hazır mısın?”
Kader başıyla onayladı. Hazırdı hemde hiç olamadığı kadar.
🤍
Kader için hayat güzelleşiyordu Filiz Hanım ona istediğini gibi bir fikir sunmuştu. Onu kurtarmak. Ama şartlar vardı sınavı bitmeden asla bu isteği gerçekleşemezdi. Çünkü dersleri önceliğindeydi. Ama sınavı bitmişti. Filiz Hanım her şeyi halletmişti. Hatta şu anda o cehennemden kurtuluyordu. Filiz Hanımla yani artık yeni annesiyle Filiz Hanımın kocasının yani Kader’in babasının memleketine gidiyorlardı.
Trabzon. Karadeniz’in hırçın dalgalarının en asi olduğu yer.
Kader Trabzon’u seveceğine inanıyordu. Çünkü o da bir Karadeniz kızıydı. Ne kadar daha önceden yaşadığı Ordu ona cehennem gibi gelsede Karadeniz’in yeri Kader’de ayrıydı. O hep Karadeniz gibi hissetmişti kendini. Kader’in aslında öz ailesi -aile denebilirse tabi- aslında tam Türk değildi Gürcü-Türk’üydü. Hem annesinin hemde babasının ataları Gürcü göçmeniydi. Atadan gelme bir şeydi bu. Aile içinde hep Gürcüce konuşurlardı. Batum’dan göçmenlerdi. Kader asla kendisinin ben Türk’üm Gürcü değilim demezdi. Çünkü Gürcistan onun ikinci memleketiydi. Asla Türk olmaktan pişman değildi. Ama Gürcistan onun için hep ikinci bir ev olacaktı. Kendisine çoğunlukla Gürcüsün sen Türk değil tarzında cümleler kurarlardı. Ama hayır Gürcü değildi. Gürcü-Türküydü ve bundan hiç pişman değildi. Çünkü Gürcü-Türk’ü olmak ülkeye ihanet değildi. Bir kökendi.
Filiz Hanım’ın kocası askerdi. Binbaşı Derman Yavuz Öztürk. Hayatını ailesine ve ülkesine adamış bir adamdı.
Oğlu da askerdi Kara Harp Okulu’dan yeni mezundu. Teğmen Altay Ulu Öztürk. Altay öz ailesi bile olmasa onları kendi ailesi gibi severdi çünkü kendi öz annesi babasına inat gidip başka bir adamla yatmıştı. O adamda bu çocuğu istememişti. Anneside Altay’ı yani asıl adı Arda olan bu çocuğu yetimhaneye bırakmıştı. Aslında Altay’ın adı Ardaydı. Filiz ve Derman 7 yaşındaki Arda’yı evlat edinirken ona isminin geçmişini hatırlatacağını düşündüğü için mahkeme kararıyla 7 yaşında ismini değiştirmişlerdi. Altay Ulu yapmışlardı. Altay ismini çok severdi.
Filiz Hanım ve Kader Trabzon’a giriş yapmışlardı. Filiz Hanım kocasının ve oğlunun olduğu eve gelmişti. Kapıdan girince Derman ve Altay Kader’e gözleri parlayarak baktı. Kader çok güzel bir kızdı. Derman hemen onu kızı olarak kabul etmişti. Altay da kardeşi. Kader zaten her yere çok kolay uyum sağlayabilen bir kızdı. Yadırgamamıştı.
🤍
Bir ay geçmişti Trabzon’a geleli. Ve ailesi Kader’in ismini mahkeme kararıyla değiştirmişti. Artık adı Asena Tuna Öztürk’tü. Filiz hanım ismini böyle yapmasının sebebi Kader’in Asena olmak istendiydi. Tuna da onu bir akar suya benzetmesiydi. Aynı zamanda abisinin adı ile uyumlu olmuştu.
Altaylardan Tunaya.
Asena bu ismi benimsemişti çünkü zaten yıllardır kendine Asena diyordu. Asena Trabzon’da Derman’ın köyünde gezerken bir köprüye gelmişti. Yere bakarak yürüyordu. Önünden gelen kişiyi hiç fark etmemişti bir anda birine çarptı. Asena kafasını kaldırdı. Kendi yaşlarında bir erkek çocuğu.
Çocuk “Önüne baksana kizum.” dedi.
Asena “Sen niye bakmıyorsun gerizekalı.” dedi.
Çocuk kendini hemen savunmaya geçti. “Ben zaten bakayrum sen önune bakmiyidun.”
Asena sinirlenmişti. “Madem önüne bakıyorsun gerizekalı o zaman önü de ki kişiyi görmemen için kör olman lazım.”
Çocuk da sinirlenmişti. Ne sinir bozucu bir kızdı bu.
Asena yine konuştu. “Çekil önümden geçeceğim.”
Çocukta Karadenizliydi sonuçta inatçıydı. “Sen çekil kizum ben niye çekiliyim sen bağa çarptun.”
“Ben niye çekileyim sen bana çarptın sen çekil.” Dedi Asena lafını asla esirgemezdi.
Çocuk “İyi akşama kadar bekliyelum ha burada.”
Asena “Bana uyar sen benim önümden çekilene kadar bekleriz.” dedi.
Saatlerce beklediler.Asena bi zaman sonra ayakta durmaktan yoruldu.Yere çöktü.Karşısında ki çocukta aynı şekilde. Çocuk konuştu. “ Senin ismun nedur?”
“Sana ne ne yapacaksın ismimi?”
“Şive yapmaysun demek ki buralu değilsun kimden olduğinu anlamaya çalişacağum.”
Bu sırada Altay geldi. “Asena yerde ne yapıyorsun abiliciğim he neden yerdesi güzelim.” Çocuk hiç bir şey anlamamıştı. “Arabaya geç Asena geliyorum.” Asena söylenerek kalktı ve çocuğa döndü. “ Normalde hayatta kalkmazdım ama kalkmak zorundayım.” Koşar adımlarla arabaya geçti. Çocuk Altay abisine döndü. “Altay abi ne oluyor bu kız kimdur?”
Altay güldü. “Akşam anlatsın Çakır uşak.”
Çakır uşak demişti. Çakır ismini çok severdi. Çakır gözlü bu çocuk Asena’nın hayatı olacaktı ama şu an ikisinde bunu bilmiyordu.
Altay arabaya geçti. Çakır bu sırada ayağa kalktı ve eve doğru yürümeye başladı.
🤍
Asena üstünde kısa şortu ve kısa kollusuyla odasında kitabını okuyordu. Annesi Filiz seslendi; “Tuna’m aşağı gelebilir misin?” Asena elimde ki kitabı bırakıp aşağı indi aşağıda 1 kız 1 tane de kendi yaşıtı erkek çocuğu vardı. Asena anlamamıştı. Meğerse Binbaşı Derman’ın kızını görmeye gelmişlerdi. Kız yanına geldi.
”Merhaba ben Esme Hilal.” Dedi.
“Tanıştığıma memnun oldum Esme bende Asena Tuna.”
Esme ve Asena kaynaşırken erkek çocuğu yanına geldi. Konuşmaya başladı. “Merhaba Asena bende Duha Baki tanıştığıma memnun oldum.” Asena Duha ile de kaynaşmıştı. Bu şurada kapı çaldı.Filiz Hanım kapıyı açmaya gitti. İçeri bir kadın iki adam ve o tanıdık yüz girdi. Asena anında “Senin burada ne işin var?” dedi.
Çakır “Asul senun burada ne işin var?”
“Burası benim evim benim burada olmam gayet normal.”
Onlar tartışırken Çakır’ın babası İshak Derman’ın yanındaki boşluğa oturdu. İshak konuştu. “Bunlar ne iş?” Derman güldü. “Sabah birbirleriyle karşılaşmışlar ikisinde inatlarından vazgeçmemiş.”
İshak’ta güldü. “Bu kız senin öz kızın olmaya bilir ama kesinlikle görsem senin kızın derim. Bu kadar inat anca sende var.”
“Seninde benden aşağı kalır yanın yok İshak.”
İshak Bey Derman’ın yıllardan beri silah arkadaşıydı. Onlardan sonra ilk çocukları Altay ve Tufan da askeri liseden beri beraberdi. Tufan İshak’ın büyük oğlu Çakır’ın abisiydi. Uzun yıllardır. Altay ile beraberdi. Çakır’da Altay’ı oradan tanıyordu.
Asena ve Çakır’ın kavgası devam ederken Çakır’ın annesi Asuman Hanım “Gidin bahçede kavga edin valla başım şişti.” dedi.
Asena hızla bahçeye çıktı. İnsanlara rahatsızlık vermek istemiyordu. Çakır, Duha ve Esme de peşinden bahçeye çıkmıştı. Sandalyelere oturdular.
Çakır “Sen cidden fazla sinirlisun bu sinir fazla kizum git bir psikoloğa falan gözük bu boyle olmaz yani tutmasalar bağa dalacaksun.”
Asena hışımla ayağa kalktı. “Kes sesini sen, konuşmaya devam edersen olacaklardan ben sorumlu değilim.”
Çakır güldü. “Ne yapabilirsun ki bağa.”
Asena Çakır’ın önüne geçti ve sol ayağıyla Çakır’ın sol yanağı sert bir tekme attı. Çakır’ın yüzü sağa doğru döndü. Asena “Bunun fazlasında gelebilir. “ diyerek eve girdi koşar adımlarla odasına çıktı. Karadenizli erkekler çok sinir bozucuydu.
Bahçede kalan Çakır, Duha ve Esme şaşkındı. Bunu beklemiyorlardı. Çakır konuştu. “Bu kız hiç normal değil.”
Bu olay üzerinden iki ay geçmişti. Aileler Çakır ve Asena’yı yan yana getirmemeye çalışıyordu. Yoksa kıyamet kopardı. Asena’nın attığı tekneden sonra Çakır’ın sol yanağının kulağına yakın olan tarafında dik bir şekilde bir çizik şeklinde çukur vardı. Yüzüne bakınca ilk çakır mavi gözleri sonrada o iz göze çarpıyordu. Çakır şunu fark etmişti bu yaranın benzeri Asena’nın çenesinde vardı.
Yaz tatili bitmişti ve sonunda soluklar açılıyordu. Her çocuk gibi Asena ve Çakır okula gitmek istemesede ikisinin ortak bir hayali vardı. Gökyüzünde f-16 uçurmak.
Gökyüzü onları bekliyordu onlar gökyüzünü koruyacak pilotlar olacaklardı.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |