

Yeni bölüm sizlerle efendim.
Keyifli okumalar dilerim.
Mazinin emarelerini saklayanlara…
ESME HİLAL SEYHAN
Duha’nın ısrarı üzerine beni eve bırakmasına izin verdim. Aslında bütün apartman bizi yavuklu sanarken Duha ile çok yan yana gözükmek istemiyordum. Ama çok ısrar etmişti.
Apartmandan içeri girdik. Bizim dairenin önünde durduk. Sürekli yan yana olmamamız gerektiğini söylemek için Duha’ya dönmüştüm ki yüzü yüzüme sadece bir santimetre uzaklıktaydı. Göz göze geldik. Bakışları dudaklarıma kaydı. Yüzümü açıklarının arasına aldı. Tam öpücekken Zeliha ablanın dairesinin kapsısı açıldı. Dışarı çıkan Zeliha ablayı görünce ne yapacağımızı bilemedik.
Ciddi misin yani ben yirmi yıllık aşkımla öpüşücem şurada hayır yani bi rahat vermediniz.
Aşırı panik olmuştum. Zeliha ablaya gözükmemek adına bir anda asansör girdik. Duha’yı hızlı çektiğimden ötürü benim sırtım asansörün duvarına denk gelirken oda beni duvarla arasına almış bulundu.
Bu apartman bana hiç iyi gelmeyecekti.
O şekilde dururken bir anda asansörün kapısı açıldı.
Yuh ama yani. Yeter artık be.
Kapını açılmasıyla Hülya abla ile göz göze geldik.
Bir bana bir Duha’ya baktı. HBu men ayrıldık. Ben boğazımı temizlerken Duha Hülya ablaya sırıtıyordu. Hülya abla asansöre binerken Duha’yı hızla dışarı çektim. Asansörün kapısı kapandı.
Bir günümüzde rezil olmadan geçsin artık.
Duha ile bir birimize baktık. Sırıtıyordu.
Hayır yani neden sırıtıyor onu da anlamıyorum.
“Madem öpeceksin eve girince öpsene gerizekalı neden ortalıkta öpüyorsun.” dedim.
“Anam anam.” dedi yanaklarımı sıkarken. “Sen öpücüğün yarım kalmasına çok mu üzüldün. Ay ben seni yerim.”
He yer misin?
Yok deve.
Ciddi söylemedi değil mi?
“Ne diyorsun be çek şu elini gerizekalı.”
Güldü ve yanağıma bir Buse kondurdu.
Of ama ne yapıyorsun be adam ölelim mi şurada?
Aklıma bir an tekrar yukarı çıkmamız gerektiği aklıma geldi. Asansöre binip hızla yukarı çıktık ve dairenin içine girdik.
🤍
ÇAKIR AGÂH ZEHİR
Dört kol uçuşumuz başarılıydı. Asena cidden iyi bir pilottu. Ama bu onun bana tekme atmış olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Sonuçta acımasada yüzümde unun sayesinde bir iz vardı.
Bütün ekip filoda çıkmıştı. Bende eşyalarımı toplayıp. Asenaların evine doğru yola koyuldum. Neden sürekli orada olduğumu bende anlamamıştım. Esme ve Duha ile yakın arkadaştım. Asena da öyle. Esme davet etmişti bu sefer ama Asena’nın evine gitmek ne kadar mantıklıydı. Kızın bana sinir olduğu her halinden belliydi.
Apartmanın önüne gelince arabamdan indim. Dairenin önüne geldiğimde zili çaldım. Kapıyı Esme açtı. Ayakkabılarımı çıkarıp eve girdim. Salon geçtim. Duha ile tokalaştık. Esme Duha ile atıştırmak için birşeyler hazırlayacağını söylediği için mutfağa geçtiler.
Ellerimi yıkamam gerektiği için Esme’ye lavabonun yerini sordum. Söylediği yere doğru giderken biri ile çarpıştım ve çarpıştığım kişi benim üstüme düştü.
Kim olduğuna bakmak için kafamı kaldırdım. O da kafasını kaldırmıştı.
Karşımda ki kişi ile duraksadım.
Asena Tuna Öztürk.
Bakışlarımı yüzünden ayırıp vücuduna baktım.
Evrenin bana bir oyunu muydu bu?
Üstünde beyaz bir sütyen ve buz mavisi bir pijama altı vardı.
Neden bu şekilde olmak zorunda?
Ben üstümde ki askerim ile dururken bir anda hole Duha ve Esme girdi.
İkisi bize bakakaldı.
Haklı gibiler sanki.
Asena bir anda ayağa kalktı. Onun kalkmasıyla bende hızlıca kalktım. Karşımda ki kadını süzdüm üstünde ki beyaz sütyeni, buz mavisi pijama altı ve ayağında ki mavi köpek balığı peluş terlikleri…
Bu kadın ciddi mi? Peluş terliklere farklı bir sevgisi var sanırım. Neyse benim favorim hala pembe ‘unicorlu’ olan.
“Komutanımla çarpıştık sadece bir şey olmadı ne öyle mal mal bakıyorsunuz hiç mi çarpışan insan görmediniz?”
Lakabının hakkını çok güzel veriyordu. Cidden asi bir gök gibiydi.
Esme konuştu. “Tamam üstünü giyinde gel hadi bir şeyler atıştıracağız.”
Asena kafa salladı. Bana döndü ve beni süzdü. Arkasını döndü ve odasına doğru yürümeye başladı. O an fark ettim sırtında bir dövme vardı. Dövmesinde uluyan bir kurt vardı. Kurtun altında kafasını kaldırmış sanki gökyüzüne bakan bir kadın vardı. Dövmesinin kendisini anlattığı çok belliydi.
🤍
ASENA TUNA ÖZTÜRK
Çakırla çarpışmamızdan sonra koşar adımlarla odama gittim. Hayır yani ben nerden bilebilirdim onun burada olduğunu. Ayrıca neden sürekli buradaydı.
Neden burada olduğunu sorgularken aklıma sütyen ile karşısına çıktığım aklıma geldi. Avuç içimi anlıma çarptım.
Cidden bu olmak zorunda mıydı?
Canım beyaz sütyenim.
Yatağımın üstüne oturdum. Gözüm masamdaki siyah kapaklı deftere takıldı. Küçüklüğümden beri yazdığım bir günlüktü. Ama sadece günlük gibi değildi. Günlüklerde olduğu gibi o gün yaşadıklarımı ve izlenimlerimi açıkça yazmıyordum. İmalarla ve biraz daha şiirsel bir şekilde yazıyordum. Çünkü öz ailelim -aile demeye utandığın ailemin- açıp okuma ihtimali her zaman vardı. İçinde hem günlük hemde küçüklüğümden beri yazdığım bazı şiirler vardı. Defterin kapağında uluyan bir kurt vardı. Küçüklüğümden beri en sevdiğim hayvan kurttu. Hep gözüme güzel gelmişlerdir.
Defteri görünce aklıma sırtımda ki dövme geldi. Çakır onu da görmüştü büyük ihtimalle.
O dövmeyi on dokuz yaşında yaptırmıştım. Çoğu insan o yaşta yaptırdığı dövmelerden pişmandı ama ben eğildim. Çünkü o dövme beni anlatıyordu.
Uluyan kurt hem ismimi anlamıydı hemde annem yani Filiz her zaman kurt ruhlu olduğumu söylerdi. Hatta babam -yani Derman- küçükken bana yavru kurdum derdi. Büyüyünce bu değiştiği için dişi kurt demeye başlamıştı.
Kadın bendim. Kadın kurtun altında olduğu için kurt ruhlu bir kadını temsil ediliyordu. Aynı zamanda kadın gökyüzünü izliyordu.
Benim aşık olduğum gökyüzünü…
Yataktan kalktım ve masamın önüne geldim. Defteri elime aldım. Sert kapaklı bir defterdi. Defterin sırt kısmında ‘LÂL GECELER*’ yazıyordu. Bunu koymamın sebebi bu günlüğü gece yazıyor olmamdı. Anlamı ‘dilsiz geceler’ oluyordu. Defterin ilk sayfasını açıp okudum.
O gün yaşadıklarım geldi aklıma geldi. Annemle yine tartışmıştım. Annemlerin ‘Niye ağlıyorsun boş boş ağlama çok ağlayan kız evde kalır’ gibi sözlerini duymak istemiyordum. Yatağıma yattım. Defterimi elime aldım. Defterin kapağını açtım. Bir elimde kalem vardı. Ağlıyordum. Göz yaşlarım deftere dökülüyordu. Mutsuzdum bu hayattan bir çıkış yolu arıyordum. Ama o zamanlar yoktu.
Deftere son bir bakış atıp geri masaya koydum. Dolabımdan beyaz bir kısa kollu çıkarıp üstüme geçirdim. Odadan çıktım.
________________________________
*Lâl Geceler; aynı zamanda kitap halinde yazılmaktadır. Eğer bu sayfalarla eş zamanlı okursanız daha anlaşılır olacaktır. Yazar profilinden günlüğe ulaşabilir ve 1. Sayfayı okuyabilirsiniz.
________________________________
Salona geçip oturdum. Esme, Duha ve Çakır yoktu. Bacak bacak üstüne atıp koltuğa yayıldım. Elime telefonumu aldım. Bir anda telefonum çalmaya başladı. Abim görüntülü arıyordu. Aramayı cevapladım.
Abim her zaman olduğu gibi “Altaylardan Tunaya.” diyerek konuşmaya başladı.
Hemen cevap verdim. “Tuna dinlemede.”
“Tuna ne yapıyorsun güzelim.”
“Yatıyorum abim sen ne yapıyorsun?”
Yanında ki Tufan abiyi gösterdi. “Tufanla oturuyoruz işte ne yapalım.” dediği sırada holden içeri Çakır girdi. Oturur pozisyona geldim. Çakır sanki abimle konuştuğumu hissetmiş gibi “Tuna Esme ile Duha nerede?” diye bir soru yöneltti.
Abime döndüm. Anlamayan gözlerle bakıyordu. “Tuna o kim hangi lavuk sana Tuna diyebiliyor.” dedi.
Ah canım abim lavuk olduğunu bilmen çok güzel. Seviyorum bu adamı ya.
“Şey abi bir şey söyleyeceğim ama sakın dalga geçme benimle.” dedim.
“Çabuk söyle Tuna.”
“Abi hani Tufan abinin kardeşi vardı ya benim on iki sene önce kavga edip yanağın tekme attığım. O benim şu an ki filomda komutanım. Daha demin sesini duyduğun kişi de o.” dedim.
Demez olaydım. Abim öyle büyük bir kahkaha patlattı ki yer gök inledi sanki. Yanında Ali Tufan abide abime katıldı ve böğürürcesine kahkaha attılar.
“Bir dakika ne Çakır senin filoda komutanın mı? On üç sene önce tekme attığın çocuk.” dedi abim.
“Öf evet abi hatta benim olduğum kolun Kol lideri nasıl güzel mi daha fazla gülücük misin?”
“Ben min ellerdesin diyeceğimde Çakır da yine kalıcı hasar bırakabilirsin senden korkuyorum.”dedi ve Tufan abi ile bir kahkaha daha patlattı.
Bunların ikiside iflas olmazdı.
Hayır yani koskoca Kıdemli Yüzbaşısınız siz az bi ağırlığınız olsun be.
“Asena Çakır yanında mı versene telefonu.” dedi. Çakır’a baktım. Abisinden bıkmış gibi bir yüz ifadesi vardı. Zaten söylediğini duyduğu için yanıma geldi. Telefonu eline verdim.
“Söyle abi.”
“Gazan mübarek olsun Çakır’ım. Asena’nın komutanı olmakta kolay iş değil yani.” dedi. Abime döndü. “Altay babamların iddiasında kim kazanıcak sence.”
Ne iddia mı?
Ne iddiası?
“Tufan abi ne iddiasından bahsediyorsunuz?” dedim.
Abim “Zamanı gelince öğrenirsin Tuna.” dedi.
“Söyleseniz ölürsünüz sanki, hadi ben kapatıyorum sizinle uğraşamam. Görüşürüz.” diyerek yüzlerine kapattım.
Esme ve Duha atıştırmalıkları getirdi. Film açıp izlemeye başladık. Sağında Esme solunda Çakır vardı. Esmenin sağında da Duha oturuyordu.
Film izlerken dünya karardı ve kendimi uykunun kollarına bıraktım.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |