

Yeni bölüm sizlerle efendim.
Gözleri Gökyüzene Dalanlara…
Karşımda ki Çakır Agâh Zehir ile bakışıyordum.Bu adamın evimde ne işi var? Hemen ayağa kalktım.
“Komutanım sizin burada ne işiniz var?” Arkadan Duha ve Esme girdi. Aynı anda “Komutanım mı?” dediler. Duha devam etti. “Bir dakika Çakır senin komutanın mı?”
Duha’ya döndüm. “Evette bizim evde ne alaka onu anlamadım?”
Duha “Çocukluk arkadaşıyız ya hani sizi tekrar bir araya getirmek için Çakır’ı çağırmıştım. Malum tanıştığınız gün kavga etmiştiniz.” dedi.
Duha geldi. Benim kalktığım yere oturdu. “Şimdi siz aynı filoda mısınız yani?” dedi.
Pek sevgili komutanım “Sadece aynı filo değil aynı ekipteyiz desem ne dersin?”
Duha “Yuh derim.” dedi.
Esme “Yani siz şimdi ikiniz aynı ekiptesiniz ve Asena, Çakır senin komutanın mı?” dedi.
Sinirlenmeye başlamıştım. Bir şeyi anlamak bu kadar zor olmamalıydı.
“ Bir şeyi tekte anlamak çok mu zor lan evet aynı filodayız hatta aynı ekipteyiz ve Çakır benim komutanım.” dedim.
“Bu kadar sinir iyi değil biliyor musun?” dedi Duha Beyciğimiz.
Kenardaki su şişesini alıp Duha’nın kafasına attım. “O siniri götüne sokarım Duha.”
Esme bir anda fenalık geçirir gibi “Bana bir süre göt demeyin sanırım bir daha göt görmek istemiyorum.”
Duha pis pis sırıtırken “Neden lan?”dedim.
Esme konuşmaya başladı. “Bugün Duha’nın ekibinden bir polisin götünden kurşun çıkardım çünkü ve çok kötüydü.”
Ben kahkahamı tutamayıp böğürürken Çakır da benim kadar öküzce olmasada gülüyordu.
Sonra aklıma gelen şeyle duraksadım.
“Sana o yüzden yavuklu diye sordular siz Duha ile konuşurken gördüler çünkü.”
Duha duraksadı. “ Ne yavuklusu?”
Pis pis gülerek. “Bütün apartman sen ve Esme’yi yavuklu sanıyor hayırlı olsun.”
Duha “Ne nasıl lan ben Esme’ye bir şey mi yaptım?”
Olan olayı anlattım. Çakır gülerken bende sırıtıyordum. Çakırla yan yana duran tekli koltuklarda oturmuştuk. Sadece benim duyabileceğim bir sesle “Kiraz yakışmış.” dedi. Altımdakine baktım. “ Askerimi pembe kirazlı pijamaları ile görmedim demem artık.”
“Komutanım siz neden burdasınız acaba?”
“ Filo dışında rütbede değiliz Tuna, tabi ben rütbedeyiz demediğim sürece.”
“Peki Çakır.”
Bana sadece çok yakın olduğum kişiler Tuna derdi. Bazen Esme derdi. Bazen Duha ama onlarla beraber büyümüştük. Çoğunlukla annem babam ya da abim seslenirdi.
“Tuna demezsem sevinirim.” dedim. “Sadece çok yakınlarım bana Tuna der çünkü.”
“Askerim değil misin istediğimi diyebilirim.”dedi. Çeneme odaklandı. “Çenende ki iz nasıl oldu?”
Çenemde bir çizik vardı küçükken olmuştu. Özgürlüğüme kavuşmadan çok önce…
“Çocukken yere düşmüştüm neden sordun ki?”
“Hiç öylesine.” dedi.
Bir süre sonra Duha kalktılar. Kapıya doğru yürürken Esme ve Duha önde Çakır ve ben arkadaydık. Çakır kapının önüne gelmeden önce “Erken yat Tuna yarın çok işimiz var.” dedi.
Pardon sana mı kaldı benim erken yatıp yatmamam. La havle.
Kapıyı açtığımız anda Karşıda ki Zeliha ablada kapıyı açtı. Bu kadın bizi mi gözetliyor. Gözlerini Esme ile Duha’ya dikti.
“Kız Esme birde yavuklu değilim diyorsun yavuklun değilse neden sizin evde kız?” dedi.
Duha güldü. Ama bir şey demedi. Çakır bir anda “Yavuklularda biraz söylemeye çekiniyorlar.” dedi. Esme anında Çakır’a döndü. Napıyorsun bakışı attı. Çakır omuz silkti.
Zeliha abla bana döndü. “ Kız Asena bu yakışıklı kim?” dedi Çakır’ı kastederek.
Bu mu yakışıklı?
Tamam biraz yakışıklı olabilir. Çakır gözlü, siyah saçlı, beyaz tenli ve uzun boylu olabilir ama bana ne bundan gitsin kime yakışıklı oluyorsa ona olsun.
“ Komutanım Zeliha abla Duha’nın yani Esme’nin yavuklusunun da arkadaşı.”
Esme bana ‘bari sen yapma’ bakışı atarken Duha gülüyordu. Zeliha abla ima dolu bir bakıl atarak “ İyi öyle olsun madem.” diyip içeri girdi.
Çakır ve Duha gidince Esme ile biraz oturup yataklara geçtik ve kendimi uykunun kollarına bıraktım.
🤍
Esme’nin odamın perdesini açması ile odam öyle bir aydınlandı ki odam şu an geleceğimden daha parlak duruyordu. Gözlerimi yavaşça araladım. Esme başımda dikilmiş bana bakıyordu. Ne bakıyorsun bakışı attım.
“Kalksana ya sen hayır yani disiplinle büyütülen nerdeyse her gün sabahın beşinde kalkıp idman yaptırılan sen asker olan sen ama en erken kalkan yine ben.”
Komidinde ki saate baktım. 06.30’du ben her gün 07.00 gibi kalkardım. Ondan önce kendi başım kalktığım çok az zaman olurdu.
“Esme benim uyanmama yarım saat var yalnız boş boş konuşma zaten Çakır denen o herif sinirlerimi bozuyor.”
Esme anlamayan gözlerle baktı. “Neden Çakır sinirlerini bozuyor onu anlamadım?”
“Esme’m gerizekalı mısın sen he canım benim ben Çakır’a küçüklüğümden beri haz etmiyorum. Zaten şimdi komutanım benim üstüm olmasına ayrıca bir ayar oluyorum. Sence de normal değil mi?”
Esme’nin “Öf ne biliyim be!” demesiyle kapı çaldı.
Kapı mı çaldı?
Kapı?
Bildiğimiz evin kapısı?
Bu saatte kim geldi Allah aşkına ya?
Esme odamdan çıktı. Kapıyı açmasıyla bir ses duyuldu.
“Günaydın sevgili yavuklum iyi uyudun mu rüyanda beni gördün değil mi? Beni çok özlediğini biliyorum bende seni çok özledim güzelim.”
Duha Baki Gündoğdu ortama giriş yapmış bulundu. Cidden bu saatte mi? Ciddi mi bu adam?
Yatağımdan kalkıp hızlıca salona girdim. Üstümde beyaz askılı bir crop altımda da kirazlı pijamalarım vardı. Saçlarım zaten özgürlüğünü ilan etmiş gibiydi.
Ama salona girmemle onu görmeyi beklemiyordum.
Çakır Agâh Zehir.
Hayır bu evrenin bana bir oyunu mu ben yanlış görüyorum değil mi?
Lütfen öyle olsun sabahın köründe salonunda bu adamı görmüş olamam.
Duha beni görmesiyle hemen konuşmaya başladı. “ Doğdu güneşim. Günaydın başımın belası. Hiç başımdan eksik olma canımın içi.” dedi.
Akıl hastanesi falan yok mu? En acilinden şuna lazımda. Bu saatte bu enerji bu kafa.
Masadaki plastik su şişesini Duha’ya fırlattım. Tam kafasına oturmuştu. Ama o alışkındı. Küçüklüğümden beri yanımda sürekli su şişesi taşırdım. Ama şu içmek için kullanmazdım genellikle Duha’ya atmak için kullanırdım. O benim en güçlü silahımdı.
“Lan gerizekalı senin bu saatte burada ne işin var daha kargalar bokunu yemeden evimdesin. Siktir olup gitsene sen be. Tövbe tövbe. Sabah sabah sövdürtüyorsun kendine günaha girdim senin yüzünden cehenneme gidersem senden bilicem.”
Duha benim kendisine sövmeme ve hareketleri ime alışkın olduğu için hiç etkilenmemişti.
“Tuna ayıp oluyo ama senin evin benim evim benim evim yine benim evim.” demesiyle ayağımda ki pelüş pembe ‘unicornlu’ terliklerimin birinide çıkarıp kafasına fırlattım. Anlının ortasına gelen terlikle yüzümü buruşturdu.
Çok orantılı vurdum. Anne terliğiyle eş değerde bence. Benden güzel anne olur.
Terliğimi Duha’nın yanından alıp tekrar giydim ve Çakır’ın oturduğu koltuğun yanına oturdum. Beni baştan aşağı süzdü en sonda terliklerime baktı ve güldü.
Ne yani hayatında hiç mi pembe ‘unicorlu’ peluş terlik giyen Üsteğmen görmedin.
Büyük ihtimalle görmemişti.
Neyse bizim de bir farkımız var en azından.
Sadece benim duyabileceğim bir sesle “Terliklerine bayıldım.” dedi.
“Çok beğendiyseniz linkini göndereyim komutanım sizde alırsınız çok yakışır size.” dedim. Güldü. Aklıma gelen soru ile durdum. “Komutanım neden bu saatte benim evimdesiniz acaba çok merak ediyorum bu konuyu?”
Çakır duraksadı. Sanki neden burada olduğunu sorgula gibiydi. “Duha sürükledi beni. Kızları bırakırız dedi. Zorla getirildim yani.” dedi.
“Bırakılmaya ihtiyacım olduğunu sanmıyorum şahsen.”
Tan cevap vereceği sırada Esme “Tuna hadi kalk giyin bugün uçuşun yok mu senin bak hadi komutanında burada acele et biraz.”
Asker olurken uykuyu aşırı sevdiğim gerçeğini unutmuştum.
Çocukluk hayalimdi. Çocukluğunu düzgün yaşayamamış birisi olarak söylüyorum. Çocukluk hayalleri en büyük hayaldir. Bence insan küçüklüğünü dinlemelidir. Çünkü o küçük çocuğun hayallerini gerçekleştirmek bizim en önemli görevlerimizden birisi.
Koşarak odama gittim. Üstümü değiştirdim. Aynada kendime tekrar baktım. Boyumdan künyem ve Ayyıldızlı altın kolyem sarkıyordu. Künyeyi avucumun için aldım. Üstünde yazanlara baktım.
ASENA TUNA ÖZTÜRK
TRABZON
28/02/1999
A rh+
O anını hatırladım. On iki yaşındayım. On yaşından beri savaş pilotu olup gökyüzünde f-16 ile süzülmek istiyorum. Bir gün ailemden habersiz kendi adımın yazdığı bir künye yaptırıyorum. Künyeyi yine boynuma takıyorum ve aynanın karşısında kendime bakıyorum. Künyeyi avucumun içine alıyorum. Üstünde yazanları okuyorum.
KADER ÖZTÜRK
ORDU
28/02/1999
A rh+
Bir anda odaya öz annem giriyor ve ben künyeyi saklayamadan görüyor. Onun ne olduğunu soruyor. Cevap vermiyorum. Tekrar soruyor. Künye olduğunu söylüyorum. Künyeyi çekiştirip koparıyor. Bu sırada boynumda bir kesik izi bırakıyor. Künyeye bakıyor üstünde ki yazanları okuyor ve bana bu sevdamdan vazgeçmem gerektiğini söylediğini hatırlatıyor. Ben sessiz kalıyorum. Künyeyi alıyor ve bana bir daha vermiyor. Çünkü öz aileme göre kadınların asker olması kadınların kadın gibi davranmadını etkiliyor. Ben boynumda ki kanamam dursun diye peçete bastırıyorum. O iz kalıyor ve boynumun sol tarafında bir kesik izi oluşuyor.
Künyeyi bırakıp aynaya tekrar baktım. Bu sefer gözüm çeneme kaydı. Çakır’a düştüğümü söylediğim yara. Aslında yalan değildi. Düştüğüm için olmuştu. Ama kendi başıma düşmemiştim. Anım gözümün önüne geldi.
Sekiz yaşındayım. Daha 2. Sınıfa gidiyorum. Bir gün kendi başıma şey içiceğim için sandalyeyi alıp bardakların olduğu dolabın önüne koyuyorum ve üstüne çıkıyorum. Bardağı alıyorum. Sandalyeden yavaşça iniyorum. Suyu koymak için masadaki sürahinin başına gidiyorum. Suyu koyarken bardak ağırlaştığı için elimden kayıp düşüyor. Kırılma sesine öz annem geliyor. Yerdeki kırılan bardağa bakıyor. Bana en sağlamından bir tokat atıyor. Ben yüzüme yediğim tokatla yere savruluyorum. Yere düşüyorum ve çenemi kırılan bardağın parçasına çarpıyorum.
🤍
G-suitim giyili bir şekilde hanlara ilerliyordum. Bir anda ayanıma Şahin geldi.
“Günaydın Asi Kurt.”
Asi Kurt?
“Asi Kurt mu?”
“İsminin anlamı dişi kurt değil mi? Asi de olduğunu hesaba katarsak bence gayet uygun bir lakap olmuştu.”
Asena’nın anlamı dişi kurttu. Tuna’nın anlamı ise yavru ve ya gösterişli-görkemli demekti.
“Çok uydu. Bayıldım buna Kuzguncuk.” dedim.
“Kuzguncuk mu?” dedi.
“Evet.” dedim. Hangara gelmiştik. Uçuş için her şey hazırdı. Test uçuşu yapacaktık. Ekip olarak ilk uçuşumuz olacaktı. Yani ben geleli ilk uçuş olacaktı.
Karaca ve Çakır jetlerin yanındaydı. Hepimiz hazırdık. Uçuş başlamıştı. İlk kez onlarla uçuş yapıyor olmama rağmen çok uyumluyduk. Artık bir bütün olarak uçuşlarım aile olmalıydık.
Peki biz kim miydik?
GÖKHİLAL KOLU*
Havacı Pilot Yüzbaşı Çakır Agâh Zehir Kol Lideri** namı dişer Kasırga.
Havacı Pilot Üsteğmen Asena Tuna Öztürk Kanat Adamı*** namı diğer Asi Gök.
Havacı Pilot Üsteğmen Şahin Alp Karatuğ Element Lideri**** namı diğer Kuzgun.
Havacı Pilot Teğmen Nisan Karaca Ulaş İkinci Kanat Adamı***** namı diğer Atmaca.
Dörtlü Kol****** uçuşu başarılıydı. Kartal filosuna geri önüş yapıyorduk.
‘Ama ne Çakır’ın ne de benim bildim bir şey vardı. Bir gün bu jette Çakır’ın ağızından çıkan bir söz hayatımızı tamamen değiştirecekti.’
________________________________
*Standart bir savaş uçağı grubu (örneğin F-16'lar) genellikle 4 uçaktan oluşur ve buna "kol" denir.
**Tüm kolun sevk ve idaresinden, navigasyondan ve taktiksel kararlardan sorumlu olan en kıdemli pilottur. Telsiz çağrı adı genellikle seçilen ismin yanına "1" getirilerek söylenir.
***Kol liderinin hemen yanında uçan ve temel görevi lideri korumak, liderin manevralarına uyum sağlamak olan pilottur.
****4'lü kolun içindeki ikinci 2'li grubun (element) lideridir. Kol liderinden sonraki en yetkili kişidir ve gerektiğinde kolun yarısına liderlik eder.
*****3 numaranın (element liderinin) kanat adamıdır. Formasyonun en arkasında yer alarak genellikle "gözcü" görevini de üstlenir. [1, 2, 3]
******NATO terminolojisinde 4 uçaklık bir oluşum "Division" (Bölük/Dörtlü Kol) olarak adlandırılır. [1, 2]
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |