5. Bölüm

5. Bölüm

Taninmiyorum
kitapkizi_04

Selammm umarım beğenirsiniz. Siz oy verip, yorum yaptıkça daha da çok yazmak istiyorum. Ama oylar az olunca hevesim kalmıyor. Sınır koymak istemiyorum. Çünkü bazıları gerçekten severek okuyor. O yüzden sizden ricam oy verip, yorum yapmanız. Anlayışınız için teşekkür ederim.

 

—————————————————————————

Dün Aras'la çok güzel geçmişti. Ama eve gelince annemin tüm sözleri kafamda dolandığı için kötü geçmişti.

Yediğim keke bile pişman olmuştum, annemin cümleleri kafamda tekrarlanıyordu.

Saat gecenin üçünde kalkmıştım. Bu saate ne yapacaktım bilmiyorum ama uykumda yoktu.

 

Boğazımın kuruduğunu hissettiğim için aşağıya indim. Hiç bir ses yoktu. O yüzden olduğunca sesiz olmaya çalışarak iniyordum. Mutfağa varınca dolabı sesizce açıp, bardağı aldım ve suyu doldurdum. Bir yudum içtim ama gerisini içemedim. Su içmek bile istemiyordum.

 

Geri odama çıktım. Gece gece ne yapacaktım. Aklıma gelen şeyle tebessüm ettim. Bugün bildiğin Aras'tan piyano dersi almıştım. Aslına bakarsan ondan gitar çalmayı öğrenmeyi daha çok isterdim. Çok güzel çalıyordu. Müziği dinlerken kendimi kaybediyordum bildiğin.

 

Uyumak yerine gece gece overtinklemiştim. Saat beşte uyumuştum. İki saat boyunca ne yaptığımı soracak olursanız , hiçbir şey. Sadece oturup düşündüm, uyumaya çalıştım ama ne yaptıysam işe yaramadı. Sebebi ne bilmiyorum ama uyuyamamıştım. Ve işin kötü yanı saat sekizde okulum vardı. Üstelik ben hazırlanmak için saat yedide kalkıyorum.

 

 

Alarmın sesiyle; göz kapaklarımı, uzun bir çabayla açabilmiştim. Uyku ağır basıyordu ama okula gitmezsen olacakları bildiğim için kalkmak zorunda kaldım. Ayaklarım yatağa doğru geri geri adım atıyordu bildiğin. Ayılmak için yüzümü yıkamaya karar verdim. Aynanın karşısına geçtiğim an bu benmiyim diye bir şaşırdım. Ne olmuştu bana. Gözlerim kan kırmızısı, göz altım mos mor ve yüzüm solgundu. Bildiğin mezardan çıkmıştım. Nasıl bu kadar bitmiş duruyordum.

 

Aslına bakarsan normaldi çünkü dört saatlik bir uykuyla kim olsa böyle olurdu.

Lavabodan çıkıp, formamı giydim. Hiç halim yoktu ve bu lanet olası eteği giymiştim yine.

Okula bu hâlle hiç gitmek istemiyordum. Ruh gibi ortalıkta gezmek mantıklı değildi. O yüzden yüzümü boyayacaktım. Makyaj sadece çirkin kızlar içindi. Ve ben her gün makyaj yapıyorum. Bana güzel olduğumu söyleyenler oldu ama hiçbiri inandırıcı gelmiyor. Sanki beni geçiştirmek için söylüyorlardı.

 

Şimdi böyle dediğim için beni ilgi bağımlısı falan sanmayın. Ben tüm fikirlerimi kendi içimde yaşıyorum, savaşım kendimeydi. Hani derler ya kendinle savaşı bitirirsen her şey düzelir ama olmuyor. Bitiremiyorum içimdeki savaşı, hep neden sorusu.

 

 

Aşağıya indiğimde annem evdeydi. Bir dakika annem gerçekten evdeydi. Uykulu olduğum için yanlış gördüğümü sandım ama hayır, gerçekten buradaydı. Annem ve işe gitmemek, ne oluyordu ? Annem iş için beni bile umursamamıştı, ama şimdi evdeydi. Bu işte bir iş var ama ne ?

 

Firuze : Anne sen neden işe gitmedin ?

Derya : Geç otur, konuşacağız

Başımı sallayıp oturdum. Sakin olmaya çalışıyordum ama annem nedense beni germişti.

Derya : Firuze senin neyin var ne oluyor, hocan yazdı bana. Dersi dinlememek ne demek ya. Ders dinlemeyip, boş boş durarak mı ileride şirketin başına mı geçiceksin. Bu sorumsuzluluklamı bizim emek verdiğimiz şirketi yöneteceksin.

 

 

Başım deli gibi zonkluyor ve uykum varken. Annemin bu sözlerine daha fazla dayanamadım.

 

 

Firuze : Ya anne yeter ya bıktım bıktım. Hâlâ şirket diyorsun, ders diyorsun. Bıkmadın mı ya, hep aynı şeyleri tekrarlamaktan. Ama ben bıktım artık aynı şeyleri duymaktan. Sizin kuklanızmıyım ben ? Firuze bunu ye, bunu giy, bunu yap. Mesleğime kadar karar vermeye çalışıyorsunuz. Bana neyin vardı da derse odaklanamadın, iyi misin demek yerine ; nasıl böyle yaparsın, nasıl şirketin başına geçiceksin diyorsun. Ben daha on altı yaşındayım ya. Şimdiden şirket şirket. Burama kadar geldi. Lanet olsun bu şirkete. Şirket benden daha önemli.

 

Bunları söylerken salondaki her şeyi dağıtıyordum. Sinir krizine girmiştim.

Annem sakince duruyordu. Ne yapma, nede dur diyordu. Bana acıyarak bakıyordu ama beni bu hâle getiren de oydu.

Derya : Firuze biz senin iyiliğini düşündüğümüz i -

Devam etmesine izin vermeden konuştum.

Firuze : Ne iyiliği ya, ne istediğimi sordunuz damı iyiliğin için diyorsun.

Daha fazla duramadığım için odama çıktım. Sabah saat yedi buçukta tüm evi darmadağın etmiştim. Ama umrumda değildi. Artık bıkmıştım. Çökmüştüm bildiğin. Kapıyı kilitleyip yavaşça yatağın kenarına çöktüm. Hıçkırıklarım durmadan artıyor, ağlamam şiddetleniyordu. Bir anda ayağa kalkıp, makyaj masasında ki herşeyi yere fırlattım.

 

Bide iyiliğim içinmiş. Aynanın karşında kendimi görünce bir duraksadım. Beni, hayata karşı umutlu kızı ne hale getirmişlerdir.

Saçım dağılmış, gözüm şişmiş. Kızarık olan gözlerim ağlamaktan daha beter olup kan çanağına dönmüştü. Beni yıkmışlardı sonunda.

Yavaşça yatağın kenarına geri çöktüm. Kalbim deli gibi atıyordu bir yandan.

Yaklaşık 10 dakika boş duvara bakıp, sakinleşmeye çalıştım. Şimdi biraz daha iyiydim. Ayağa kalkıp, kilidi açtım ve aşağıya indim.

Annem yoktu, Fatma abla dağıtım eşyaları topluyordu. Bir anda kendimi suçlu hissettim.

Yanına gidip " Fatma abla zaten bir sürü işin var bide bunla uğraşma ben hallederim " dedim.

Ne kadar kabul etmesede ikna ettim. Kendi yıktığın şeyleri kendin toplamakta bir farklıydı. İşim bitince saate baktım ilk ders çoktan bitmiş, ikincinin de bitmesine beş dakika vardı. Ben okulu tamamen unutmuştum.

 

Hızla yukarı çıkıp yüzümü yıkadım ve aşağıya indim. Geri makyaj yapmayacaktım. Zaten yeterince gecikmiştim. Yüzümü yıkama sebebimde, ağlamaktan makyajımın akmasıydı. Şuanda tek derdim okula gitmekti. İyi olmadığım belli oluyordu. Ayakkabımı giyip çıktım. Aziz abi kapıdaydı. Beni görünce bir anlık şok yaşadı.

Aziz abi : Firuze bu ne hal, iyimisin?

Bu soruyla yaşadıklarım aklıma geldi ve gözüm doldu.

Firuze : İyi değilim abi, bıktım daha fazla dayanamıyorum.

Aziz abi ben beklemediğim bir anda beni kollarına aldı. Ona sarılıp daha da fazla ağladım.

 

Ben ağlarken ağlama demiyordu, saçımı okşuyordu.

Aziz abi : Anlat bana abim neyin var, ne oldu ?

Firuze : Abi beni anlamıyor, sadece onların istediklerini yapmamı istiyorlar

Aziz abi : Üzülme abim, onlar seni sevdikleri için ve iyi bir geleceğin olsun istedikleri için böyle yapıyorlar. Abim istersen bugün okula gitme, izin alalım he nedersin.

Firuze : Bilmiyorum abi. Gitmek istemiyorum ama gitmezsem olacaklarıda biliyorum.

Aziz abi : Gitmek istemiyorsan gitme, ben halledicem abim.

Gitmekle, gitmemek arasında kalmıştım. Okula gitcek hâlim yoktu. Bir damla bile mecalim kalmamıştı.

Aziz abi bana seçenek sunuyordu. Kendi fikri değil, benim fikrim olacaktı.

Sanırım geçen gün ki düşüncem çok yanlıştı. Beni gerçekten sevdiği ve düşündüğü için yanımdaymış.

 

Son kararı verdim ve gitmemeye karar verdim. Çünkü okula bu hâle gitsem, herkes ne olduğunu soracaktı. Kimsenin beni böyle görmesini istemem zaten.

Firuze : Abi gitmek istemiyorum ama babam

Aziz abi : Ben halledicem orasını sen boşver. Ne yapalım, nereye gidelim ?

Firuze : bilmiyorum ki.

Aziz abi : O zaman ben biliyorum. Hadi gidelim.

Firuze : tamam abi.

Bereber arabaya doğru ilerledik. Arabaya gelince, Aziz abi kapıyı açtı ve bende bindim.

Nereye gittiğimize dair hiçbir fikrim yoktu. Ama şuanda bu sorun değildi.

Aziz abinin uzattığı peçeteyle şaşırdım. Yüzüne boş boş baktım.

Aziz abi : Ağlama artık kıyamam ben sana. Al şu peçeteyi sil göz yaşlarını abim.

Söylediği şeyle gülümsedim.

Firuze : Tamam ağlamayacağım.

Diyip elindeki peçeteyi aldım ve göz yaşlarımı sildim. Şuanda daha iyiydim. Aziz abi çok iyi gelmişti.

 

Camı açıp, kafamı cama yaklaştırdım. Hava almak bana çok iyi geliyordu. Küçüklüğümden kalma bir alışkanlığım bu. Her üzüldüğümde dışarı çıkardım Aziz abiyle.

Bir süre sonra araba yavaşladı. Aziz abi kontağı kapattı.

Aziz abi : Geldik.

Kaşlarımı hafif çatarak etrafa baktım. Ne olduğunu anlayamadım ilk baş. Ama sonra parkı gördüm. Girişteki tabelaya kaydı gözüm.

Burası

Çocukken geldiğimiz parktı.

Her üzüldüğümde Aziz abi ben buraya getirir. Salıncakta salar, dordurma alırdı. Saatlerce parkta birlikte otururduk. O zamanlar her şey daha kolaydı sanki.

Aziz abi bana bakıp gülümsedi.

Aziz abi : Hatırladın mı ?

O an konuşamadım, dilim tutulmuş gibiydi. Sadece başımı salladım.

Burayı nasıl unutabilirdim ki.

Beraber aşağıya indik ve parka doğru ilerledik. Parkın girişine gelince, anılar canlandı gözümde.

 

Geçmiş ;

Henüz sekiz yaşındaydım. Bahçeye çıkmış, bir köşede sessizce ağlıyordum.

Sebebi ne mi?

Annem.

Misafirlikten döndüğümüzde mutfakta abur cubur yiyordum. Annem yanıma gelip,

“Firuze, yeter yeme bu kadar. Çok yersen çirkin olursun. Sonra kimse seni sevmez.”

demişti.

Ben de küçük aklımla gerçekten kimsenin beni sevmeyeceğine inanmıştım. O yüzden ağlıyordum.

Aziz abi yanıma geldi, önümde yere çömeldi.

“Abicim, niye ağlıyorsun?” diye sordu.

Ağlamaktan zor konuşuyordum ama yine de söyledim:

“Aziz abi… ben çok çirkin oldum… kimse beni sevmeyecekmiş…”

Aziz abi beni kucağına aldı. Saçlarımı okşadı.

“Abicim,” dedi yumuşak bir sesle,

“sen her zaman çok güzelsin. Kimse seni sevmezse sevmesin. Ben seni her zaman severim.”

O an ilk defa biri beni koşulsuz seviyormuş gibi hissetmiştim.

 

Beraber parka gitmiştik. Ağlamam biraz da olsa azalmıştı.

“Hadi salıncağa binelim abi.” dedim.

“Binelim abim.” diye gülümsedi.

Beni salıncağa oturtup arkamda durdu. Yavaşça sallamaya başladı ama ben daha fazlasını istiyordum.

“Daha hızlı… daha hızlı abi!”

Kahkaha atarak beni biraz daha hızlı salladı. Rüzgâr yüzüme vurdukça içimdeki üzüntü de hafifliyordu sanki.

Bir süre sonra salıncaktan indirdi beni.

“Sana bir sürprizim var.” dedi.

“Ne abi?”

“Olmaz, sürpriz.”

“İyi tamam…”

Birlikte yürüyüp dondurmacının önünde durduğumuzda ne olduğunu anlamıştım. Sevinçten zıplamaya başladım.

Bana çilekli dondurma almıştı.

O gün yediğim en güzel dondurmaydı.

 

Aziz abi beni tekrar parka götürmüştü. Küçüklüğümden beri en sevdiğim park… Her köşesinde bir anım vardı.

Firuze : Abi neden yine buraya geldik?

Aziz abi gülümsedi. O gülüşü hiç değişmezdi. Sanki her şeyi biliyormuş gibi…

Aziz abi : Çünkü burası senin mutlu olduğun yer.

Elimi tuttu, banklardan birine oturduk. Ben hâlâ ne söyleyeceğini merak ediyordum.

Aziz abi : Firuze… insanlar bazen saçma şeyler söyler. Ama sen onların dediklerine göre değişmezsin.

Başımı kaldırıp ona baktım.

Firuze : Ama annem…

Aziz abi sözümü nazikçe kesti.

Aziz abi : Sen çok güzelsin. Hep öyleydin. Hep de öyle kalacaksın. Bunu unutma tamam mı?

O an içimde bir şeylerin düzeldiğini hissetmiştim. Sanki kalbimdeki kırık yere küçük bir bant yapıştırılmış gibi…

Başımı salladım.

Firuze : Tamam abi.

Aziz abi : Aferin benim abime.

Saçımı karıştırdı.

O gün güneş batarken parkta oturuyorduk. Ve ben dünyanın en güvende hisseden çocuğuydum.

Günümüz ;

 

Aziz abi : Hatırladın mı abim.

Başımı salladım.

Firuze : Hatırlamaz olur muyum.

Beraber parka girdik. Banka oturdu, bende yanına.

Hep buraya gelirdik ve her defasında yanımda Aziz abi olurdu. Annem yada babam değil.

Biraz oturduk hava almak ve küçüklük parkıma gelmek iyi gelmişti.

Bir anda Aziz abi ayağa kalktı.

Firuze : Nereye gidiyorsun abi ?

Aziz abi : Bekle burda beni. Hemen geliyorum.

Firuze : İyi madem, bekliyorum.

Aziz abi parktan çıktı ve gitti.

Birkaç dakika sonra elinde dondurmalar la geldi.

Yanıma gelip oturdu. Limonlu ve vişneli dondurmayı bana uzattı.

Artık çilekli dondurma yemiyordum. Büyüdükçe sadece zevklerim değil, bende değişmiştim.

Firuze : Teşekkür ederim.

Aziz abi : Ne demek, afiyet olsun abim.

Dondurmayı yedikten sonra, Aziz abinin sesiyle ona döndüm.

Aziz abi : Kalkalım mı küçük hanım.

Firuze : Olur kalkalım.

 

Beraber sahil kenarında yürümeye başladık. Deniz'in sesi huzur veriyordu.

 

Aziz abi : Anlatmak ister misin ? Ben hiç bir şey söylemeyeceğim, sadece dinleyeceğim.

Firuze : Aslında çokta birşey yok. Her zaman ki annem. Beni düşündüğünü söylüyor ama bana zarar veriyor. Ama bugün daha fazla dayanamadım, cevap verdim. Aslında pişmanım çünkü ne olursa olsun o benim annem. Ona bağırmamalıydım.

Aziz abi başını iki yana salladı

Aziz abi : Pişman olman normal abim. Çünkü sen kötü biri değilsin. Ama insanın canı yanınca bazen sesi yükselir. Bu saygısızlık değil, dolmak.

Denize baktım gözüm doldu ama daha fazla dolmasına izin vermeden sildim.

Firuze : Ama beni hiç anlamıyor abi. Hep ne yapmam gerektiğini söylüyor. Ne giyeceğimi, ne giyeceğimi, nasıl olacağımı... Sanki ben yokum. Sadece onların istediği biri var.

Aziz abi bir süre sustu. Sonra yumuşak bir sesle konuştu.

Aziz abi : Sen varsın abim. Hemde sandığından daha güçlü varsın. Sadece uzun zamandır kimse sana bunu hatırlatmamış.

Boğazım düğümlendi. Çünkü ilk defa biri bana güçlü olduğumu söylüyordu.

Firuze : Ben güçlü falan değilim abi. Ben yoruldum.

Aziz abi : Yorulmak güçsüzlük değil ki. İnsan en çok güçlü olduğu zamanlarda yorulur.

Aziz abinin bu söylediği ile ona çok sıkı bir şekilde sarıldım.

Firuze : İyiki varsın abim. Sen olmasan ben ne yapardım.

Aziz abide sarılmama karşılık verdi. Başımı onun omzuna yasladım. Çocukken de böyle sarılırdım. Hiçbir şey değişmemişti aslında. Sadece ben büyümüştüm.

Aziz abi : Her zaman varım abim. Sen yeter ki pes etme.

Bir süre durduk sonra Aziz abi konuştu.

Aziz abi : Biraz daha mı yürüyelim yoksa eve mi gidelim.

Firuze : Abi hiç eve gidesim yok. Akşama kadar gitmesek olur mu ? Akşam eve gidip direk uyumak istiyorum kimseyle konuşmadan.

Aziz abi : Olur abim, olur. Bugün sen ne istersen o. Akşama kadar gezeriz, yeriz, eğleniriz tamam mı ?

Firuze : Tamam o zaman

...

 

Ev dediğin şey sadece çatısı olan bir yer değildi.

Gerçek ev dediğin şey huzur ve sevgiydi.

Ama ben, bu yaşıma kadar doğru düzgün bir eve hiç sahip olmamıştım.

 

—————————————————————————

Evet nasıl buldunuz ?

Firuzenin sinir krizi

Aziz abi ve Firuze ilişkisi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 21.02.2026 21:10 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Hikayeyi Paylaş
Loading...