6. Bölüm

6. Bölüm

Taninmiyorum
kitapkizi_04

Selamm artık haftada bir bölüm gelcek ve bölümler daha uzun olcak. İlk başlar biraz biriksin istediğim için dört günde bir geliyordu. Siz bölüm hangi gün gelsin istersinizz ???
Bu arada diyelim ki bölüm erken bitti, erken paylaşırım. Onda sıkıntı yok.

Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayınnnnn. Bu arada Tiktok hesabı açtım, kitap için. Hesabın adı Notalarda Birleşenler. Zaten profilde kitabın resmi var. Takip edip, destek olunnnn

Şimdiden teşekkürler 💞

---------------------------------------------------------------------

Şu an arabadaydık. Aziz abiyle gezmiş, bir şeyler yemiştik. Babam konusu gelirse, bilmiyorum. Çünkü “Babamı nasıl ikna ettin?” sorusuna Aziz abi tam bir cevap vermiyordu.

 

Ama tahminlerim Aziz abinin uzun süredir bizimle çalışmasından yana. On iki yıldır bizimle çalışıyordu. Ben daha dört yaşındayken işe başlamıştı. Şimdi ben on altı yaşındayım, Aziz abi ise otuz iki yaşında. Ne kadar bizim evde çalışsa da benimle çok ilgileniyordu. O yüzden abinin olma duygusunu yaşıyor sayılırım. Aziz abi benim gözümde çalışan değildi.

 

Kan bağı olmayan abimdi. Ne kadar işi olsa da benimle ilgilenmeyi ihmal etmiyordu. Aslında ilk baş sadece ev ile ilgileniyordu. Ama şimdi beni alıp götürüyor.

Camdan gelen temiz hava mayışmama neden oluyordu. Öyle çok uyumak istiyordum ki kendimi zor tutuyordum. Her an gözlerim kapanacaktı. Gece uyuyamamış ve annemle olaylar yaşamıştım. Çok yorgundum, ruhsal olarak. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.

Aziz abi iyi ki vardı. O olmasaydı kendime gelemezdim.

Daha fazla direnemedim ve uykunun kollarına teslim oldum. Arabada olmama rağmen çok rahattım.

 

Uyumak bana iyi geliyordu. Ne zaman üzülsem ya müzik ile ilgilenirdim ya da uyurdum.

 

Hissettiğim hareketlilikle gözlerimi kırpıştırdım. Aziz abinin sesi geliyordu ama uyku ağır basıyordu.

 

— Firuze geldik, hadi kalk abim.

 

Aziz abinin dürtmesiyle biraz kendime gelmiştim. Yanıma gelip beni evin kapısına doğru yürüttü. Kapının önüne gelince kapıyı çaldı. Kapıyı Fatma abla açtı.

 

— Ay ne oldu Firuze’ye?

 

— Bir şeyi yok, sadece yorgun. O yüzden uyuya kaldı. Odasına götüreceğim.

 

Merdivenlere geldiğimizde başım dönünce duraksadım. Aziz abi beni hemen tuttu.

 

— Yavaş abim… düşeceksin.

 

Ona yaslanarak çıktım. O an ayakta durabiliyorsam sebebi o gibiydi.

 

Odaya gelince beni yatırıp ayakkabımı çıkardı. Sonra da üstümü örttü. Uykulu olduğumdan tam bir şey anlamasam da Aziz abinin sesini duydum.

 

— Her şey iyi olacak abim, sen çok güçlüsün.

 

Sonra alnıma bir öpücük kondurup odadan çıktı. Yorgundum, hem de çok. Belki de anne ve babamın beni görmemesinden ya da zorla bir şeyler yaptırmalarından yorulmuşumdur.

 

Hep gerçek sevgiyi bekledim ama onlar için sevgi kelimesi dahi yoktu. Önemli olan iş, soyad ve kariyerdi. Aslında insan soyadı olmadan da yaşar ama sevgisiz doğru düzgün yaşayamaz. Tıpkı benim gibi. Küçükken sorun bende sanırdım. Çok çirkinim, yaramazım, o yüzden beni sevmiyorlar sanıyordum. Ama büyüdükçe konunun ben olmadığını anladım.

 

Gözlerimi açtığımda yataktaydım. Bir dakika… en son arabada eve geliyorduk.

 

Doğru ya, eve gelmiştik. Aziz abi koluma girip beni odaya getirmişti. Rahatsız olmayayım diye kucağına almamıştı. Çok düşünceliydi, rahatsız olabileceğimi düşünmüş.

 

Telefondan saate baktığımda saat 01.26’ydı. Neredeyse bir buçuk olmuş...

 

Dağılmış saçlarımı açtım ve geri bağladım. Sebebi bilmiyorum ama sıcak basmıştı.

Bugün yaşadıklarıma bir gözden geçirdim. Annem ısrarla beni anlamak istemiyordu. Kavga ettiğimizde bildiğin yüzüne patlamıştım. Nedense kendimi suçlu hissediyorum. Annemin yüzüne bakacak yüz yok bende. Aslında suçlu değildim ama gönlüm rahat değil.

 

Ben hep böyleyim: susar susar en sonda bir bomba gibi patlardım.

 

Empati yapmak zor olmamalı bence. Ellerimle biraz kendimi hava yaptım ama işe yaramadı. Cama doğru ilerledim ve camı açtım. Kafamı camdan çıkardığım an yüzüme soğuk hava vurdu. Derin bir nefes alıp dışarıyı izlemeye başladım.

Ağaçların hışırtı sesi geliyordu. Lakin bu beni rahatsız etmiyordu. Yolda yürüyen birkaç insan hepsi huzurlu duruyordu.

Gözüme bir yer takıldı sonra: yavru kediler ve annesi. Hepsi yan yana bir ağacın altında. Sahi, bir ben sevilmiyormuşum. Kedi ve yavrularına bir baktım, bir de kendi halime. Gözümden bir yaş geldi.

 

Ben çok yoruldum; hep en iyi olmaktan tek istediğim anne ve babamdan biraz da olsa sevgi. Ama bunu bana çok gördüler.

 

Peki, diğer insanlar niye yaptılar da seviliyorlar? Ben de yapsam sevilir miyim acaba, yoksa sorun bende mi?

Artık içli içli ağlıyordum. Neden, neden ya neden. O kadar mı kötüyüm, sevilecek bir insan değil miyim?

 

Sonra aklıma gelen fikirle gözyaşlarımı elimin tersiyle sildim. Kedilerin yanına inecektim. Üstüme bordo rengi simli hırkamı alıp indim. Hava ne kadar sıcak olsa da geceleri esiyordu. Kapıyı açıp sessizce merdivenlerden inmeye başladım.

 

Sessiz olmalıydım. Kapıya gelince anahtarı sessizce çevirdim. Kapıyı açınca unuttum bir gerçekle yüzleştim: dışarıda koruma vardı. Kapıyı açınca gözlerimiz kesişti. Eyvah ya, benim babama veya anneme söylerse.

-Firuze Hanım, bir isteğiniz mi var? Gece gece niye çıktınız?

Eyvah, şimdi ne diyecektim, gecenin bir yarısı kedi sevmeye geldiğimi falan mı?

-Uyku tutmadı, biraz hava almak istedim abi.

Helal bana, güzel bahane.

-Abi, şey… anneme ve babama söylemesen?

-Firuze Hanım, babanızın emri var, olmaz.

-Hemen, iki dakika durup gideceğim, ne olur. Hem bu köşede duracağım.

-Peki, ilk ve son olacak ama sakın beni babanıza söylemeyin, yoksa çok kızar.

-Teşekkür ederim, yok söylemem.

Hemen kedilerin yanına gittim. Bir dakika, bu kedi yavrusu niye yalnızdı? Camdayken görmemişim ama yavrulardan biri yalnız. Niye annesi bunu dışlamıştı ki? Kıyamam ya, tek başına kalmış. Tek başına, yalnız olan kediye elimi uzattım. Çok tatlıydı; siyah renk, yumuşak tüyleri ve çok güzel yeşil gözleri vardı. Ben bunu yerim, çok tatlı.

Kedi elimdeyken bildiğin inledi. Bir yeri ağrıyordu sanırım. Kediyi burada bırakamazdım ama eve de alamazdım. Ne yapacaktım ya? Gecenin birinde de kimseye bırakamazdım. En iyisi, şimdilik güvenlik kulübesine bırakmak. Kediyi biraz sevip güvenlik kulübesine ilerledim. İçeride kimse yoktu. Bu benim için bir avantajdı. Hırkamı çıkarıp kediyi hırkayla örttüm ve kediyi köşeye bıraktım.

-Görüşürüz, kedicik.

Evin kapısına doğru ilerledim. Allah’tan anahtarı almıştım, yoksa dışarıda kalacaktım.

 

Odama çıktım ve üstümü değiştirmek için dolaba yöneldim.

 

Arabada uyuyakaldığım için üstümü değiştirmemiştim. Beyaz renk, kırmızı kalpli ve önü düğmeli pijama takımı giydim. Çoğu pijamam bu tarzdı. Bence çok tatlılar.

 

Geri yatağa yattım, uyumaya çalıştım. On dakika sonra daha fazla dayanamayıp uyudum.

 

Sabah alarm sesi ile uyandım. Yataktan çıkıp banyoya ilerledim. Yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçaladım. Geri odaya gelince hazırlanmaya başladım. Aşağıya inip ayakkabımı giydim. Dışarı çıkınca Aziz abiyi gördüm.

 

- Günaydın abim.

- Günaydın abi.

- Hadi okula gidelim Firuze.

- Abi iki dakika işim var bekler misin ?

- Ne işiymis bu.

- Önemli bir şey değil zaten boşver.

 

Kulübeye doğru ilerledim. İçersi boştu .Yere eğilip kediyi aldım. Çok tatlı bir şekilde uyuyordu. Aziz abinin bu tarafa geldiğini gördüm. Kediyi daha saklayamadan, Aziz abi kapıyı açtı. Kedi ile beraber yakalandık.

-Firuze?

Sorar gibi bana, bir de kediye bakıyordu.

-E-e efendim, abi.

-Bune?

-Kedi.

Tatlı olmaya çalışarak kocaman gülümsedim.

-Alla alla… Ben kedi olduğunu bilmiyordum. Ne işi var burada?

-Abi, kedinin neyi var bilmiyorum ama iyi değil, canı yanıyor. Ben de buraya getirdim, nasıl bırakabilirdim kiii?

-Kediyi veterinere götürürüz, sıkıntı yok.

-Sonra?

-Ne sonrası, annesine götürürsün.

-Ama annesi onu tek bırakmıştı. Hem ben çok sevdim.

-Anne baban izin vermez, abiciğim.

-Ama sen?

-Ben ne alaka?

-Kedi sende kalsa?

-Abiciğim, ben nereden bileyim kedi bakmasına?

-Olsun, ben sana kediye bakmana yardımcı olurum. Ne olur ?

-İyi madem, bende kalır.

-Çok teşekkür ederim abi.

-Bugün okul çıkışı veterinere gideriz, ne dersin ?

-Olur gideriz, zaten bugün piyano dersim yok.

-Hadi okula, geç kalıcaz. Doğru arabaya.

-Tamam, abi.

-Kediyi eski yerine bırakıp, arabaya doğru ilerledim. Kapıyı açıp çantamı fırlattım.

İç ses:

Maşallah, annemiz yokken prenseslikten eser yok.

Bende oturup kapıyı kapattım. Aziz abi de gelince yola çıktık. Kafamı cama yaslayıp kulaklığımı giydim.

Benim şarkı listemde, tıpkı kafam içi gibi karışıktı. Aslında en çok sevdiğim şarkı tam yok, çünkü belirli zamanlarda bir şarkıya bağlanıyorum. Yani benim için tek bir şarkı olmuyor; hep değişiyor.

 

Ama ayrıcalıklı tuttuğum bir şarkı var tabii ki: Dibine Kadar. Bu şarkıya bayılıyorum. Aslında Duman’ın çoğu şarkısını çok seviyorum.

Elektronik gitar bölümü de çok güzel oluyor. Hep Dibine Kadar şarkısını elektro gitarla çalmak isterdim, hâlâ istiyorum aslında.

 

Ama ilerde çalar mıyım, bilmiyorum. Annemler izin vermedi, ama gelecekte izin verebilirler belki. Okula yaklaşınca kulaklığımı çantama koydum.

 

Kapıyı açıp indim ve Aziz abiyle vedalaştım. Okula doğru adımladım. Ama bana doğru gelen bir yüz gördüm.

Bu kişi Aras’tı. Benim yanıma mı geliyordu yoksa? Yok ya, ben ne alaka, bir arkadaşına falan bakıyordur.

Ama hayır, bana bakıp yanıma geldi.

-Günaydın Firuze.

- Günaydın.

Kalbim neden bu kadar hızlı atıyordu ki? Alt tarafı günaydın dedi yani.

Aras hafif gülümseyip sordu:

-Nasılsın, iyi misin? Bugünde ders var sanırım.

Heyecanımı dizginlemeye çalışıp konuştum.

-İyiyim, teşekkürler. Evet, bugünde ders var. Dersler iki günde bir oluyor.

Anladım anlamında kafasını salladı.

Bende konuşmaya devam ettim.

-Sen nasılsın, bu arada?

-Ben de iyiyim. Bu arada müzik kulübü için, haftaya Pazartesi isteyenler katılabiliyormuş kulübe. Senin fikrin peki, hâlâ aynı mı?

Aslında okuldakilerin bilmesini istemiyordum, çünkü beni elektro gitar çalarken görmelerini isterim. Piyanoya olan hevesim eskisi gibi değil. Beni susturup piyano çaldırıyorlar, bildiğin.

-Bilmiyorum, düşünmem lazım aslında.

Ay, bir anda sorunca stres olmuştum. Sanki müzik kulübüne gelmemi istiyor gibiydi. Ama ben şimdilik buna hazır hissetmiyorum.

-Sen bilirsin, Firuze. Daha pazar-

Aras’ın sesini bölen şey birinin bana seslenmesiydi.

-Firuze.

Arkamı döndüğümde, İlayda’yla karşılaşmayı beklemiyordum. Ama onu gördüğümde çok sevinmiştim, çünkü beni şu anda bu konuşmadan kurtarmıştı.

İlayda yanıma gelip bana sarıldı.

-Kızım, niye haber vermiyorsun ya? Dün meraktan öldüm.

Geri çekilince, Aras’ı görmesiyle şaşırdı.

-Siz ne ayak?

Yanaklarımın kızardığına eminim. İlayda ise sorgular bakışlarla bir bana, bir de Aras’a bakıyordu.

Doğruya ben İlaydaya anlatmayı unutmuştum. Bu yüzden bizi görünce şaşırdı. Aras’ın sesiyle bakışlarımızı ona çektik.

-Evet, konuşuyorduk. Bu arada sen bir yerden tanıdık geliyorsun sanki.

-Tabii ki tanıdık gelirim, abim sizin sınıfta. Arada sırada sizin sınıfa uğruyorum.

Bir dakika, bunu yeni mi öğreniyordum? İlayda’ya gün boyu trip atacaktım. Bu şimdi mi söylenir?

Aras devam etti:

-Sen Emir’in kardeşisin, doğru mu? Çok benziyorsun.

-Evet, benzetiyorlar.

İlayda devam etti:

-Firuze, gidelim mi? Bir şeyler konuşacağız.

Bana öyle bir bakıyordu ki, “her şeyi anlatacaksın” der gibiydi. Ama o da bana anlatmalıydı.

-Olur, gidelim İlayda. O zaman görüşürüz, Aras.

-Görüşürüz.

Aras uzaklaşınca İlayda başladı sorgu yağmuruna:

-Aras konusunu sonra konuşacağız. Sen niye dün gelmedin, mesajlarıma da cevap vermedin? Çok merak ettim seni.

-İyiyim, iyi bir şeyim yok. Sadece dün okula gelecek halim yoktu. Mesajlarına bakamadım çünkü telefon sessizdeydi ve şarjı yoktu.

Beraber sınıfa doğru adımladık.

-Neyse, sen iyisin ya sorun yok. Bu Aras ne ayak?

-Kızma ama ben sana söylemeyi unuttum.

-Neyi söylemeyi unuttun?

-Aras, Yunus hocanın oğluymuş.

-Aras, hani şu abimin sınıfındaki Aras?

Başımı salladım ve konuştum:

-Evet.

-Niye söylemedin ya?

-Unuttum söylemeyi.

Beraber sınıfa girdik ve eşyalarımızı bıraktık. Ben daha montumu çıkarmadan içeriye hoca girdi. Montumu askılığa astım.

Ve yerime oturdum. Dersimiz tarihti, hoca bir şeyler anlattı ve zil çaldı. Diğer derslere de girdik. Öğle teneffüsü yemekhaneye indik.

 

-İlayda, sen bize bir masa tut, ben bize bir şeyler alacağım.

-Tamamdır.

 

Sıraya girdim ve beklemeye başladım. Sıra bana gelince ikimize de birer Nescafé ve çikolata aldım. Çikolataya bayılan bir insanım. Bana marka çok fark etmiyordu; çikolata olsa yeter.

 

İlayda’nın yanına doğru ilerledim ve oturdum. Dersler hakkında konuşmaya başladık. Sonra aklıma gelen bir şey ile İlayda’ya döndüm:

-Bana kızdın da, sen niye söylemedin?

-Neyi söylemedim, aşkım?

-Aras ve Emir aynı sınıftaymış.

-Aslında ben de bilmiyordum. Zaten abimin yanına gitmiyorum ki. Geçen cüzdanımı evde unutmuştum, abimden para alacaktım. Sınıfa gittiğimde gördüm, sınıftalardı.

-Tamam balım, sadece merak ettim.

 

İlayda’nın yanına oturmuş, kahvemi içiyordum. Bugün yeni şeyler öğrenmiştim. Acaba daha neler yaşayacaktım?

 

---------------------------------------------------------------------

Bölüm bittiiiii.

Nasıl olmuş, beğendiniz miii

Sizden ricam oy ve yorummm

Biraz gecikti bölüm kusura bakmayın.

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 01.03.2026 19:26 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Hikayeyi Paylaş
Loading...