7. Bölüm
Taninmiyorum / Notalarda Birleşenler / 7. Bölüm

7. Bölüm

Taninmiyorum
kitapkizi_04

 

 

Selam ben geldimmm yani bölüm geldiii
Umarım seversiniz, oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın canlarım. Siz okudukça benim yazma isteğim artıyor. Ve gerçekten özür dilerim bir bölüm bu kadar uzatmamalıydı. Ama bende öğrenciyim işim oluyor atamıyorum anlayışınız için çok teşekkür ederim. Bu arada ben bu sefer tam eminim karar verdim iki haftada bir bölüm gelcek ama düzenli ve vaktinde yani.

 

 

 

✨✨✨✨✨✨✨✨✨✨✨✨✨✨✨

 

 

 

 

Üstümde cuma gününün yorgunluğu vardı. Eve gelip üstümü değiştirdim ve yatağa uzandım. Ne yapacağımı ben de bilmiyordum, sadece gözlerimi kapattım. Düşüncelerimin arasında kaybolmuştum. Sanırım çok fazla düşünüyorum, sorguluyorum. Ama ne yapabilirim ki? En azından kafamın içini kimse duyamıyor ve engel olamıyor. Düşüncelerimde özgürdüm.

 

 

Ayağa kalktım ve çantamdan kitabımı çıkardım. Biraz ödev yapacaktım, derse daha vardı. Sahi yine Aras olacak mıydı? Onun yanındayken çok fazla utanıyordum ama bir yandan da mutluydum.

 

 

Ödev yaparken aklıma bir anda piyano dersi geldi. Hemen saate baktım, dersin başlamasına on dakika vardı. Hızlı bir şekilde çantamı aldım ve aşağıya indim. Aziz abi oturmuş, telefonunu izliyordu. Beni görünce ayaklandı.

 

 

“Sonunda geldin Firuze, hadi bin arabaya geç kalacaksın.”

 

 

Kafamı sallayıp “Tamam.” dedim ve arabaya bindim. Umarım geç kalmadım, saatin geçtiğini fark etmemiştim. Aklıma gelen soru ile Aziz abiye döndüm.

 

 

“Abi, kediyi ne zaman veterinere götüreceğiz?”

 

 

Aziz abi bana kısa bir bakış attıktan sonra geri yola döndü.

 

 

“Sen piyano dersinden çıktıktan sonra.”

 

 

Gülümseyip “Tamam abi, teşekkürler.” dedim. O da “Ne demek abim.” dedi ve yola devam ettik.

 

Saate baktığımda 04.05’ti, beş dakika geç kalmıştık. Normalde beş dakikada varırdık. Ama bugün ayrıca trafik vardı, bu da benim şansımdı.

Beş dakika sonra araba durdu. Arabadan indim ve Aziz abiye “Görüşürüz.” dedim. Kapıya doğru ilerledim ve çaldım. Karşımda Aras’ı görmeyi beklemiyordum.

“Hoş geldin Firuze, içeri girsene.”

“Hoş buldum.” deyip ayakkabımı çıkardım. İçeri girdiğimde bir ses duydum.

“Kim geldi abi?”

Cümle biter bitmez, Aras’ın küçük ve kız versiyonu geldi. Yüzünde kocaman bir gülümsemeyle konuştu.

“Firuze, sen misin?”

Bu kız beni nereden tanıyordu ki?

“Evet.” dedim.

“Sonunda tanışacağız, hadi gel.” deyip elimi tuttu.

Bu kız çok tatlı ve samimi duruyordu, şimdilik çıkarımlarım bundan yanaydı. Beni koltuğa oturttu ve konuştu.

“Ben Duru, sen de Firuze. Tanıştığıma memnun oldum.”

Çok heyecanlı duruyordu.

“Çok güzelmiş ismin.” dedim.

“Teşekkür ederim.” dedi.

Ben de konuşmaya devam ettim.

“Ben de tanıştığıma memnun oldum.”

Aras’ın sesiyle ona döndüm.

“Babam birazdan gelecekmiş, biz burada oturalım.”

“Tamam.” dedim ve geri Duru’ya döndüm.

“Sen nereden tanıyorsun beni peki?”

“Ab-”

Cümlesini Aras kesmişti.

“Babam söylemiştir.”

Bence Duru, “Babam.” demeyecekti. Aras bildiğin sözünü kesmişti. Aras mı benden bahsetmişti acaba?

 

Zil sesiyle Aras ayağa kalktı ve kapıyı açtı, içeriye Yağmur ve Yunus hoca girdi. Yağmur Hanım konuştu.

“Hoş geldin tatlım.”

“Hoş buldum.” dedim.

Yunus hoca koltuğa geçip konuşmaya başladı.

“Birkaç eksik vardı, onları almaya gittik. Biraz soluklanayım, derse başlarız. Bu arada babanla konuştum, bugün biraz geç gideceksin eve.”

( Yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayın 💞 )

Babamla söylemiş, babam da kabul etmiş. Ne alaka, hiçbir şey anlamadım. Daha fazla beklemeden sordum.

 

“Neden ki?”

Yani önemli bir şey olmalıydı ki babam kabul etsin.

“Bugün biraz geç geldim ve geçen de dersten ayrılmıştım, o yüzden.”

 

Anlamıştım ama zaten hoca gittikten sonra Aras’la çalışmıştık. Gerek yoktu bence. Düşüncemi bir anda yanlışlıkla dile getirdim.

 

“Aras’la çalışmıştık aslında."

 

Of, insan kendi düşüncelerini nasıl yanlışlıkla dile getirirdi? Beklemediğim bir anda Aras’tan da onay veren sesler geldi.

 

“Sorun yok, daha fazla çalışmış olursun. Hem benim de içim rahat eder, borçlu hissetmem.”

“Peki hocam.” dedim ve sustum.

 

O sırada Duru ve Yağmur Hanım mutfağa gitmişti. Neyse ki geç gelmem sorun olmamıştı, zaten dışarıdalarmış. Konuşacak bir şey olmadığından ellerimle, daha doğrusu parmaklarımla oynuyordum. Küçüklükten kalma bir alışkanlıktı bu da.

 

Aslında arada sadece parmaklarımla oynamıyor, tırnak etlerimi yoluyordum. İstem dışı oluyordu, kendi isteğim ile değil.

 

(Gerçek hayatta bende de oluyor._.)

 

Annemle de bu konu hakkında tartışmıştık.

“Kızların eli güzel, bakımlı olur.”

 

Saçmalığa bak, böyle genelleme mi olurmuş? Kızlar böyle olmalı, şöyle olmalı. Ya kime ne, kime ne? Herkes nasıl rahatsa, mutluysa öyle olmalı. Ama annem bunu anlamıyor, beni kendi istediği gibi yaratıyor. Ne saçım, ne giyimim ne de hobilerim... Ben karar veremiyorum.

 

Sahi ben niye yaşıyorum ki? Bedenim ona aitmiş gibi kararlar veriyor, ruhum desen bazen ben bile kendimi tanıyamıyorum. Elinde olsa kişiliğime de karar verecek. Yazık, ona karışamıyor. Yoksa anında ona da karışırdı.

 

İrkilmeme sebep olan şey, birinin elimi tutmasıydı. Bu kişi Aras’tı.

 

“Yeter, eline zarar veriyorsun.”

 

Ellerini ellerimden çekti. Ama neden bir kişi diğer kişiyi durduk yere düşünürdü ki? Ben Aras’a hiçbir iyilikte bulunmadım, onun beni düşünmemesi lazım. Çünkü her şey karşılıklı, ben bununla büyüdüm.

 

“Eğer ödevini yaparsan, hediye veririm. Kilo verirsen, seni severim.”

 

Koşulsuz sevgi olmaz ki. Her şey karşılıklı, her şeyin bir bedeli var.

 

(Her şeyin bir bedeli var, güzelliğinde bir gün gelir ödenir. Öde Firuze.)

 

Ama Aras, kafamı karıştırıyordu. Ona hiçbir iyilik yapmamıştım, hatta o yapmıştı; bana piyano dersi vermişti.

 

Kafamı kaldırıp etrafa baktığımda Yunus hoca yoktu. İkimiz tektik ve salon çok sessizdi.Ama mutfakta kahkaha sesleri geliyordu.

Benim hiç yaşamadığım bir duyguydu; annem bırak mutfağa girmeyi, benimle konuşmuyordu dahi. Ne zaman konuşmaya çalışsam ; "İşim var, olmaz."

Babam desen, her şeyi para sanıyordu. Benim istediğim bir sarılma, kısa bir konuşmayken… Onun yaptığı: çalışana hediye aldırmak. Allah'ınızı severseniz oyuncağım, eşyalarım oldu da ne oldu? Benim sevgi ihtiyaçlarım karşılandı mı? Hayır. Olan şey, odamın oyuncaklarla ve eşyalarla dolmasıydı. Eşyaları dahi kendi düşünerek almayıp, çalışanlara aldırıyor.

 

Gerçek aile dediğin bu muydu? Sadece karşılıklı beklenti mi? Hayır, gerçek aile; karşılıksız, koşulsuz sevgi. Mesela bence Sevinçtekin ailesi gerçek bir aileydi, evdi.

 

Hatta biliyor musunuz, küçükken diğer çocukları çok kıskanıyordum. "Benim neyim var, neyim eksik?" diye ağlamışlıklarım var. Ama sorun hiç bir zaman ben değilmişim, ailemmiş.

 

Bazen keşke kardeşim olsa diye düşünüyorum. En azından evde sıkılmaz, konuşabileceğim biri olurdu. Aslında olmaması daha iyi; ya benim gibi baskıya maruz kalsaydı.

 

Peki sizce ebeveynlerim "narsist" sayılıyor mu?

Narsist insanlar, sadece kendini düşünür, çevresindeki insanları umursamaz.

Bence narsist sayılırlar çünkü tek dertleri kendileri ve kariyerleri.

 

Aras’ın yüzüne boş boş bakıyordum.

 

"Hadi gel, babam çağırıyor," dedi samimi bir sesle. Başımı kısa bir şekilde salladım ve ayağa kalktım. Beraber odaya doğru ilerledik. Hoca içerde oturmuş bizi bekliyordu.

 

"Hadi gelin, çocuklar," diye seslendi.

 

Of, Aras yine mi bizle olacaktı? Aras olunca derse odaklanamıyordum ki. Piyanonun karşısındaki sandalye – mini koltuk tarzı şeye oturdum. Aras yine bir köşede duruyordu, sessiz ama odaklanmış bir şekilde.

 

Hoca konuşmaya başladı ;

 

"Bugün geçenki şarkıyı çalmayacağız, annen bir tane şarkı istedi. Onun üzerinde çalışıp, yoğunlaşacağız."

 

Başımı sallamakla yetindim, ne yapabilirdim ki? Annem her zamanki gibi her şeye karışmıştı.

 

" Öncelikle notalara bir bakalım, sonra parça parça çalıp en sonda hepsini birleştirip çalarız. "

 

"Tamam," sesim kısık ve cılız çıkmıştı. Ne kadar hayır, onu seçtiği şarkıyı çalmayacağım demek istesem de diyemezdim; karşı gelemezdim, susmam lazımdı.

Geçen gün geçirdiğim sinir krizinden sonra tek kelime dahi konuşmamıştık. Tıpkı birer yabancı gibi; gerçi önceden de birer yabancıdan farkımız yoktu.

 

Önüme uzatılan kağıdı elime aldım. Bu notalar bir yerden tanıdık geliyordu. İlk parçaya baktım: mi, re, sol, sol, fa…

 

Birkaç defa içimden tekrar ettim ve çalmaya başladım ilk parçayı. Doğru çalmıştım, şimdi ikinci parçayı çalmalıydım…

 

Bir insanı bu kadar kontrol etmek normal mi ? Onun yerine kararlar vermek hakları mı ? Annelik babalık dediğin sadece çocuklarına emir yağdırmak mı ? Yoksa, onları sevip, yanında olmak mı ?

Anneler babalar tabiki çocukları için kararlar verir. Ama herşeyine karışmazlar değil mi ?
Anne dediğin; çocuğunu yalnız, sevgisiz bırakmaz.

 

Bazen düşünüyorum da o kız haklı olabilir. O kız ne mi demişti bana. " Köpekler bile yavrularını sever, sen sevgiyi haketmiyorsun "
Haklıda sayılır bence, o derce sevilmiyorum. Başka insanlar bile benim hakkımda böyle düşünüyor, ben nasıl düşüneyim ?

( Canlar burda o kızdan kastım eski bi olay yani, zamanında bir kız öyle söylemiş )

 

Ellerimin titrediğini hissediyordum, ama duramazdım. Annemin yine bana karışması sinirimi iyice bozmuştu. Karşı gelmek istiyordum, hayır diye haykırmak istiyordum. Ama yine ve yine susuyorum.

 

Kulağımın dibinde hissettiğim nefesle, kalbim yerinden çıkarmışcasına atmaya başladı.
Aras kafasını eğmiş konuşuyordu. " Firuze, biraz dinlenmek ister misin? Ben babamla konuşurum. "

Kafamı hafif bir şekilde çevirdiğimde notalarla ilgilenen Yunus hocayı gördüm. Bakışlarımı geri Arasa çevirdim. Hemen dibimde, bir cevap bekliyordu " olur " dedim.

Aslında bende kabul etmeyi beklemiyordum ama dinlensem çok iyi olurdu. Aras başını sallayıp, babasının yanına doğru ilerledi.

Konuşmalarını duymuyordum ama hocanın onayladığını anlamıştım. Arasın sesiyle ayağa kalktım. " Hadi gel Firuze " Odadan çıktığımız da, ne yapacağımı hala bilmiyordum. Şuanda tek yaptığım, Arası takip etmekti.

 

Durduğumuzda Aras kapıyı açtı; ilk ben, sonrada o girdi. İçeri girmemle, şaşırmam bir oldu.

Burası çok güzeldi. Yerde armut koltuklar, rengarenk yastıklar ve duvarda led ışıklar vardı. Ha bide Durunun yaptığını tahmin ettiğim resimleri unutuyordum. Dinlenmek ve eğlenmek için yapılmıştı bildiğin.

 

Etrafımı incelemeyi bırakıp, biraz daha ilerledim ve korkuluğa yaslandım.

Aras konuşmuyordu ama yanımda olduğunu hissettiriyordu. Sahi o nasıl fark etmişti. İçerde biraz daha kalsaydım, iyice gerilcektim. Burası iyi gelmişti.

Kısa bir sessizlikten sonra Aras konuştu; Biraz daha iyi misin ? Hafifçe başımı salladım ve konuştum " Daha iyiyim, teşekkürler. " dedim. " Özel değilse anlatmak ister misin ? Başkalarına anlatmak her zaman iyi gelir. "

Başkalarına anlatmak ve ben. Anlatamam ki, kolay gözükse de yapamam. Aziz abiye bile, yarım yamalak anlatırken, nasıl Arasa anlatcaktım.
Anlatsam bile, beni gerçekten anlayıp, yargılamaz mıydı ? Oda bana sırtını çevirmez miydi ?

" Birşey yok, sadece daraldım içerde biraz. "Yani aslına bakarsan yalan da değildi, daralmıştım. " Anladım, istediğin zaman konuşabiliriz. " Sanırım daha fazla üstüme gelmek istemiyordu, benimde yararıma aslında. " Tamam " dedim. Biraz daha iyiydim. " Gidelim mi ? " Diye sordum. Arasta " Gidelim " dedi ve beraber içeriye girdik.

 

Kapının önüne gelince durdu, ben kapıyı açtım. " Gelmiyor musun ? " Diye ağzımdan laf kaçırdım.

Sanane kızım ya ne yapacaksın ha geliyor, ha gelmiyor. Bu ağzımı bantlayayım en iyisi bine.

Arasın yüzüne mal mal bakıyordum. " Benim biraz işim var gitmeliyim. " Dedi. Bende " anladım " dedim ve daha fazla uzatmadan içeriye girdim. Geri yerime oturdum ve piyano çalmaya devam ettik ....

 

Bugün bir saat fazla çalışmıştık. Ders bittiğinde aşağıya indim, Aras sanırım evde değildi. Neyse zaten banane. Duru koltukta oturmuş, tüm odağını ödevlerine vermişti. Geldiğimi anlayınca kafasını kaldırıp, konuştu " gidiyor musun ? " Olumlu bir şekilde kafamı salladım " Evet gidiyorum dersim bitti. " Ayağa kalkıp devam etti " ben seni uğurlayayım o zaman " Beraber kapıya doğru ilerledik, kapıya gelince ayakkabılarımı giyip dışarıya çıktım. " Görüşüz Duru " dedim oda " görüşürüz " dedi.

Arabaya doğru ilerledim, hava biraz kararmıştı. Hafif rüzgar esiyor, saçımı sallandırıyordu. Lakin bu bana rahatsızlıktan çok, huzur veriyordu. Mesela ben yağmurda ıslanmayıda çok severim, yani şuana kadar çok az yağmurda kalsamda. Neden mi hasta olabilirmişim. Rahat rahat ıslanamıyoruz bile neyse çok konuştum yine. Bu arada arabaya doğru geldim bile. " Selam, veterinere gidiyor muyuz ? " Diye bir soru sordum. Aziz abide çok durmadan konuştu " Selam, abicim biraz geç oldu yarın gideriz olur mu ? " Yüzüm düşse de hemen eski halime döndüm. " Sorun yok, başka zaman gideriz. " Hafif gülümsedim çünkü gitmeyeceğiz diye küstüm sanmasın. " Tamam o zaman. " Diyip hafif gülümsedi o da.

 

Çantamdan kulaklığımı çıkarıp, kulaklığımı taktım. Rastgele bir şarkı listesine girdim, ne çalsa dinleyeceğim. İçerisi nedense beni biraz daralmıştı, camı biraz açtım ve derin bir nefes aldım. Rüzgarın esmesi iyi gelmişti, yüzüme temiz hava geliyordu...

Şuan da odamda uzanmış kitap okuyorum, ne kadar sıkıcıyım dimi. Anneme söyleyin siz onu, neyse en azından kitap okumayı seviyorum o yüzden benlik sorun yok.

Kapının bir anda tıklatılmasıyla korktum. " Gel " diye hafifçe içeriye davet ettim. Kapı yavaşça açıldı, kim mi gelmişti. Babam gelmişti. Uzandığım yerden kalkarak hemen kendi üstümü düzeltim. Niye gelmişti ki şimdi. Normalde asla gelmez bende Fatma abla sandığım için rahat rahat gel demiştim.

Hafif adımlarla odaya adımladı " Biraz konuşacağız " konuşmak mı ne konuşacaktık ki " tamam " dedim ve beraber odadan çıktık, yani daha doğrusu o önde bende arkasından onu takip ediyorum.

Beraber çalışma odasının önüne gelince bir duraksamadım değil. Kapıyı sessizce, yavaşça açtı ve içeriye girdi. Ben de onu takip etmekten başka bir şey yapamayacağım için arkasından içeriye girdim. Babam çoktan bir koltuğa oturmuştu.

İçerde bin bir türlü kağıt, dosya vardı. Oda o kadar dolmuştu ki her yer kağıt doluydu. Çok dağınık ve karışık duruyordu.

Normalde odaya girmem yasaktı, şimdi ne diye gelmiştim ki. Eliyle karşısındaki koltuğu gösterince karşısına oturdum.

" Firuze, konuyu biliyorsun. " Dediği şeyle neyden bahsettiğini anlamam uzun sürmedi. Benden bir cevap beklemeyerek, konuşmaya devam etti. " Annenle daha fazla küs kalamazsın ondan özür dileyip gönlünü alacaksın. " Ben miydim suçlu, her şey benim yüzümden mi oldu. Evet öyle bir tepki vermemem lazımdı ama sorun asla bende değildi. Bana nasıl bu kadar rahatça gönlünü al diyordu ki. Benden bir cevap alamayınca devam etti. " Anlaştık mı ? " Ben hala bir cevap vermiyordum, sadece yere bakıyordum. " Firuze, sana diyorum. " Ağzımı açmayı bırak yüzüne dair bakmak istemiyordum ki. Başımı zorlukla kaldırdım ve ona baktım. " Seni neden buraya getirdim biliyor musun ? " Diye sordu. Başımı hayır anlamında sağa sola doğru salladım. " Bu işleri görüyor musun ? Hepsinde annen ve benim yıllarca emeğim var. Sen bu halde nasıl şirketin başına geçeceksin ? Boş boş oturup, ders çalışmayarak mı ? Biz utandıracak mısın ? Elalem neder biliyor musun ? Anne ve babası bu kadar çalıştı sonuç çöp. Bunu mu duymak istiyorsun ha. Bizim işimiz yarım kalmayacak anladın mı ?

Yine aynı konu onlar tekrar etmekten bıkmadı, ben duymaktan bıktım. Ben kuklamıyım da beni yönlendiriyorlar. Cevap versem yine kavga edecektik, tek çarem olan susmayı kullanacaktım. Başımı hafifçe salladım " çıkabilir miyim ? " Bana bakıp, kötü bir bakış attı " çık " öyle bir nefretle söylemişti ki, içim burkuldu.

 

Ayağımın titrediğini hissediyorum, yavaş yavaş odadan çıktım. Yine aynı şeyler ne bekliyordum ki. Onların işini devam ettirmemek istediğimi yüzlerce kez tekrarladım ama onlar ısrarla tekrar ediyorlar. Tek dertleri şirkett. Bazen gerçekten korkuyorum ya sırf şirket ortada kalmasın diye şirkette çalışırsam. Hayat bana zindan olur, her gün sevmediğim bir işi yapmak. Bir insan için en büyük eziyet. Bu yüzden kabul etmek istemiyorum.

 

Eve gelip daha iyi olacağımı sanarken daha beter olmuştum. Bir insan bu kadar darlanmamalı ya, hep üstüne mi gelinir.

Daha fazla burada durmak istemiyorum. Sanki herşey kafamda tekrarlanıyor.

" Bizim işimiz yarım kalmayacak. "

" Elalem neder biliyor musun ? "

" Sen bu halde nasıl şirketin başına geçeceksin. "

" Anne ve babası bu kadar çalıştı sonuç çöp."

Evden nasıl çıktığımı bilmiyorum tek bildiğim kimseye bişey söylemeyip, apar topar çıkmak. Sokakta tek başıma yürüyorum hemde pijamalarımla. Hiçbir şeye dikkat etmemiştim direk çıkmıştım. Gözlerimden istemsizce yaşlar süzülüyor du. Sokak ıssızdı ve sanki terk edilmiş bir yer gibiydi.

Bazı evlerin ışıkları yanıyordu, mutlu ailelerin sesleri geliyordu. Aileler mutlu hayata karşı birlik olmuştu. Bense bu gecede tek ve yalnızdım. Benimde annem ve babam yanımda olsa ne olurdu ki ? Biz neden hiç aile gibi değiliz ki ? Aileler hep çocuklarının yanında olmaz mı, onları desteklemez mi ?

Aile dediğin şey sadece dışardan mutlu gibi mi durmalı yoksa gerçektede mutlu olmalılar.

Beni gerçekten de sevdiklerini düşündüğüm tek an var oda kameraların karşısında iken. Kameralar sadece dışardan görüyorlar içerde ne olduğunu bilmiyorlar ki. Çoğu kişi mutlu bir aile olduğumuzu da sanıyor.

Dışardan görülen hiç bir şey doğru değildir, içini görmeden bilemezsiniz.

 

 

 

Evet bölüm sonu biliyorum çok geç geldi ama düzene sokacağım siz hiç merak etmeyin 💞

Duru detayı nasilll

Yine Firuzeyi iş ile darladılar ya

Düşünceleriniz ne canlarım sizin düşünceleriniz benim için çok önemliii

Eğer kitap hakkında düşünceleriniz bir yorumunuz varsa yazın canlarım 💞

 

 

 

 

 

Bölüm : 12.04.2026 15:19 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Hikayeyi Paylaş
Loading...