
Yeni taşındığımız o gün, evin bahçesi ve civarı bana fazlasıyla yabancı geliyordu. Havanın akşam üstüne dönmesiyle sokaktaki ışıklar yumuşak bir turuncuya kesmiş, mahalle biraz sessizleşmişti. Ama sessizlik kısa sürdü; pencereye eğildiğim anda tık diye bir taşın camıma çarpmasıyla irkildim. Sonra bir daha, sonra bir daha… Üçüncü seferde artık öfke kontrolümü kaybettim. Perdeyi araladım ve karşıma dikilen çocukla göz göze geldim. Benden biraz uzun, omuzları rahat, bakışları ise kendinden emin ve biraz alaycıydı. Taş elinde hâlâ bana bakıyordu, sanki her şeyi planlamış gibi. “Sen Fatma'sın değil mi?” dedi, o kadar keskin bir tonla ki, cevap veremeden sadece kafamı salladım...
İçimde bir kıpırtı yükseldi; ne kadar sakin kalmaya çalışsam da, kalbim hızlı hızlı atıyordu. Çocuğun yüzünde hafif bir gülümseme belirdi, adını söyledi: “Ben İsmail.” sonra elindeki taşı sallayıp camın dibine düşürdü.
Öfkem kabardı ve kendimi tutamadım. “Ne yapıyorsun sen?!” diye bağırdım. Omuz silkti ve cevap verdi “Evin çok yakın, beni rahatsız ediyor.”sözleriyle daha da sinirlendim...
“Ben mi rahatsız ediyorum seni?” dedim. O ise yüzünde alaycı bir ifadeyle bana baktı ve “Sadece sınırımı çiziyorum,” dedi. O an içinde bir sıcaklık ve öfke karışımı hissettim, nefesim hızlandı ve bir anda aşağı indim. Annem arkamdan bağırıyordu, “Fatma ne yapıyorsun!” ama kulaklarıma gitmedi. Bahçeye çıktığımda İsmail hâlâ oradaydı, taşları yerde yuvarlayarak bana bakıyordu. Göz göze geldik, ikimiz de sessizdik ama aramızdaki hava, kelimelerden çok daha fazla şey söylüyordu.
Bir adım attım, parmağımı ona doğrulttum: “Sen bana taş attın. Sessiz durmam.” kaşlarını kaldırıp omuz silkti “Benim adım İsmail ve kızlardan hoşlanmam şansa bak sende kızsın.” İçimden sinirle karışık bir şaşkınlık geçti. “Ben de senden hoşlanmadım zaten,” dedim. O bir adım daha attı, meydan okuyarak: “İyi olur çekilmez kızlardan birine benziyorsun!” Benim öfkem daha da arttı, dizlerimden güç alıp bir adım daha yaklaştım.
“Sen bana bulaşmasan ben sana bulaşmam!” Güneş İsmail’in yüzünü yarı gölgeye düşürüyordu, gözleri masmaviydi altın sarısı saçları güneşte parlıyordu, sesindeki rahatlık ve alaycılık öyle bir kontrast yaratıyordu ki içimde hem sinir hem de tuhaf bir merak uyandırdı.
Tam arkamı dönüp eve gitmeye karar verdim, o anda İsmail küçük bir taşı hafifçe bana doğru fırlattı!bu kez dokunmamaya özen gösteriyordu ama niyet belliydi. Taş yere düşerken içimden bir ses yükseldi, bir daha atarsan… Ama İsmail gülerek sözümü kesti: “Atarsam?” Gözlerinde hafif bir alay, ama aynı zamanda bir meydan okuma vardı. Derin bir nefes aldım, sessizce geri döndüm ve adımlarım toprağı sertçe ezerken bahçeden uzaklaştım.
Bahçelerimiz dipdibe olduğu için rahatsız olduğunu yine dillendirdi “Sakın benim bahçeme kayma komşu kızı eğer olurda bahçeme zarar verirsen o zaman görürsün gününü!” hiç durmadan cevap verdim “Senin bahçenden bana ne!” önüme dönüp eve doğru giderken bağırdı “Burada oynarken topun falan bahçeme gelirse karışmam ben şimdiden söylüyorum sonra söylemedin deme!”
Duymazdan gelip öfkeyle eve girdim sinirle kapıyı çarpıp odama çıktım...hafif ayak sesleri gelince kendimi toplayıp yatağıma oturdum... Kapıyı açan kişi annemdi yavaş adımlarla yanıma gelip elini omzuma koydu
Başımı kaldırıp anneme sıkıca sarıldım...
“İyimisin kızım kim üzdü seni?” ellerimi birleştirip dizimin üstüne koydum...“Yan komşumuz olan çocuk bana bağırdı!” annem alaycı bir gülümseme ile konuştu “Yan komşu bizim ortağımız sizin arkadaş olmanız gerekirken kavga etmeniz çok komik kızım” başımı kaldırıp “Camımı taşladı sonra banada taş attı aşağı inince kızları sevmiyorum dedi!” annem gülerek sözümü kesti “Bak sen şımarığa demek kızları sevmiyor!” annemin sözünü kestim “Eğer bahçeme top atarsan o zaman görürsün gününü dedi!” annem gülerek konuştu “Arkadaş olmayı dene belki arkadaş olabilirsiniz?” ciddi bir tavırla “Bana taş attı bir kere olmaz! Eğer özür dilerse belki affedebilirim!”dedim.
Annem yanımdan kalktı ve biraz uzaklaşıp telefonunu çıkarttı ardından biriyle konuşmaya başladı bende onu dinlerken konuştuğu kişinin kim olduğunu anlamaya çalıştım...
Kısa bir süre sonra kapı çaldı ve annem beni aşağıya çağırdı bende telaşla yanlarına indim...
Kapıyı açtığımda sabah bana taş atan çocukla annesini gördüm. Annem içeriye gelmelerini söyledi ve salona geçip oturdular... Çocuk etrafa bakıp yüzünü eşkitti bende dayanamayıp konuştum “Neden öyle bakıyorsun? Hatırlatırım sitelerin hepsi aynı!” gülerek cevapladı “Eve değil sana bakıyorum” annesi tuttu ve bende öfkeyle kalkıp cevap verdim “Ha öyle mi!” annem kolumdan tuttu ve İsmail ayağa kalkıp karşıma geçti “Siz kızlar ne kadar sinir bozucusunuz! Evet öyle sana öyle baktım ne yapıcaksın!” annesi kolundan tutup kendine çekti
“Kusura bakmayın kendisi kızlara karşı böyle... Arkadaşından özür dile oğlum!” kollarımı kavuşturdum ve sağ dudağım kıvrıldı yanıma yaklaştı “Senden özür dileyeceğime ölürüm daha iyi komşu kızı!” yüzüne tükürdüm ve gözlerini kapatıp annesinin yanına gitti “Aaa ne yapıyorsun kızım! Özür dileyin birbirinizden!” kollarımı kavuşturup yüzümü eşkittim “Bu nazar boncuğundan mı özür dilicem? Asla!” annem ve annesi bizi kolumuzdan tutup karşı karşıya getirdi “Hadi ama arkadaşlar arasında olur böyle şeyler özür dileyin birbirinizden!” kollarını kavuşturup bana baktı.
“Önce o özür dilicek çünkü yüzüme tükürdü!” gülerken cevapladım “Ben mi? Sende bana taş attın!” annelerimiz aramıza girdi ve annem kolumdan tutup nazikçe özür dilememi istedi “Peki... tamam özür dilerim” kahkaha atarken konuştu “Bak yine ben haklıyım! özür falan dinlemiyorum ben özür dilemem dilettiririm!” öfkeyle ayağımı yere sertçe vurdum “Haklı değilsin benim iyi niyetimi boşa harcadın! Çık evimden annen gelsin sen gelme birdaha çık git!”
Kahkahalar atarak evimden çıktı bende dişlerimi sıkarak anneme döndüm “Bak işte çok gıcık biri!Bana bununla arkadaş ol diyorsun sence bu iyi bir arkadaş mı anne?” annemin yüzünü düştü “Haklısın! Bu erkekler hiç değişmiyor kızım küçükleri bile öyle ama belki zamanla iyi arkadaş olursunuz...” annemin yanına yaklaşıp konuştum “Bana taş atan birinden bahsediyoruz anne?” annem sözümü kesti “Sen niye yüzüne tükürdün ki kızım annesi söylemişti en nefret ettiği şey bu! Boşver özür dilemen iyi oldu” gülerek cevapladım “Hayır asıl iyi olan şey yüzüne tükürmem! Haketti!”
Annemle konuştuktan biraz sonra odama çıktım ve akşam üstü babam geldi heycanla aşağı inip babama sarıldım
“Bugün ben küçük kızıma en sevdiği şeyi aldım bil bakalım ben sana ne aldım kızım?” elimi yanağıma götürüp düşündüm sonra cevapladım “Acaba çikolata olabilir mi baba!” babam başını salladı “Afferin kızıma ve güzel bir haberim var okula kaydını yaptırdım! 2-3 gün sonra başlayabilirsin! Okul formanı ve okul çantanı almak için yarın işe gitmicem yani yarın seninle öğlen gibi okul alışverişi yapmaya gidicez!”
Erkenden dişlerimi fırçalayıp odama çıktım... Pencere kapalı olmasına rağmen odada soğukluk hissettim... pencereye biraz yaklaştıktan sonra camın kırıldığını farkettim!
“Şımarık komşu çocuğu penceremi mahvetti” masamın üstündeki bandı alıp kırık yeri bantladım üstüne yara bandı yapıştırıp pencerenin yarısını kapattım...
Ertesi sabah burnuma kızarmış patates kokusu geldi bende yatağımdan kalkıp aşağı indim.
Kahvaltımı yaparken annemlere penceremin camının yaralandığını nasıl söyliceğimi düşünüp başımı elime yasladım ardından kapı çaldı ve kapıya koşturdum...
Heyecanla kapıyı açtığımda karşımda sitenin çocukları duruyordu hepsiyle tanışmak için heycanla annemden izin almaya gittim
“Anne yeni arkadaşlar geldi hepsiyle tanışmak oyun oynamak istiyorum!” annem parmağını kaldırıp bana doğrulttu “Kavga yok anlaşıldı mı?” başımı sallayıp onayladım heyecanla en sevdiğim bebeğimi alıp evden çıktım
Arka bahçeye geçip birbirimizin isimlerini öğrendik... kızlar çok samimiydi ve erkeklerde öyleydi.
Erkeklerden biri top çıkarıp konuştu “Maç yapalım mı kızlar vs erkekler?” kızlar başını salladı ve bende onaylayıp ayağa kalktım... Takımları oluşturduktan sonra yerlerimize geçtik, bizim takım öndeydi top önüme geldi ve topa hızla vurdum ardından top yan bahçeye uçtu ve bende yüzümü ellerimle kapatıp yüzümü sakladım
“Fatma neden yüzünü kapattın” tam cevap verecekken altında pantolon üstünde spiderman t-shirtli çocuk bağırarak bize yaklaştı...
Topun yan bahçeye uçtuğu an herkes nefesini tutmuş gibiydi. Ben yüzümü kapatırken kızların “Şimdi ne olacak…” fısıltıları kulaklarımın ucundan geçti. Cevap verecekken, bahçenin diğer tarafından bir ses patladı
“HEY! TOP KİMİN?!”
Hızla gözlerimi açtım. Güneşin altında belirginleşen o tanıdık yüz masmavi gözler… altıma çökecektim.Üstünde spiderman tişörtü, altında biraz bol gelen mavi bir pantolon… ama yüzündeki o sinir bozucu sırıtış aynen duruyordu.
Elinde bizim topu tutmuş, sanki yakalamış da ödül kazanmış gibi havaya kaldırdı.Erkeklerden biri arkadan fısıldadı “Fatma… bu çocuk kim? Tanıyor musun?”
Sanki tüm mahalle beni izliyormuş gibi hissettim. Boğazım bir anda kurudu.Tam “Hayır tanımıyorum.” diyecekken İsmail sertçe bağırdı“Tabii ki tanıyor! Komşu kızı o.”
Kalbim küt diye attı. Kızlardan biri bana eğilip kısık sesle, “Bu senin bahsettiğin taş atan çocuk mu?” dedi.Başımı eğip mırıldandım: “Evet… o.”
İsmail topu bir elinden diğerine atarak yürüdü. Ayak sesleri bahçede yankılanıyordu. Yanımıza geldiğinde çocuklar geriye çekildi, hem meraklı hem tedirgin bakıyorlardı. İsmail kaşlarını kaldırarak. “Demiştim ama… top bahçeme gelirse karışmam diye.”
Arkadaşlarım gözlerini bana çevirdi, “Fatma?” diye fısıldadılar.Ben ise yutkundum, ama artık kaçamazdım.Geri adım atmadan konuştum“Topu ver İsmail! Bana ait değil arkadaşımın.”
O bir adım daha yaklaştı. Aramızdaki hava anında gerildi.“Ne münasebet? Dün yüzüme tüküren sensin. Şimdi top istiyorsun.”
Kızlar arkamda mırıldandı: “Yüzüne mi tükürdün Fatma?!” İsmail alaycı bir kahkaha attı, herkesin içinde bana bakarak:“Evet evet…Delinin teki biraz agresif.”
Öfke boğazıma tırmandı. Ama bu kez kendimi tuttuğum anlardan biriydi. Çocukların önünde kavga etmek istemiyordum. Yavaşça nefes alıp adım attım.
“İsmail… bana sataşmayı bırak. O top bizim oyunumuz için gerekli.”Bir an durdu. Gözlerinde öyle zor çözülen bir ifade vardı ki… sanki içinden bir şey geçiyordu ama dile getiremiyordu. Sonra başını yana eğip topu bana doğru attı. Top ayaklarımın dibine düştü.“Al! Ama dikkat et,” dedi, gözümün içine bakarak.
“Bu bahçeye bir daha top uçarsa… bu kez geri vermem.”
Kızlar arkamda fısıldaşırken, ben sadece gözlerimi devirdim.
Arkama döndüm ve tam oyuna geri dönecekken İsmail’ın sesi beni tekrar durdurdu“Hey komşu kızı…”
Yavaşça arkamı çevirdim. İsmail ellerini cebine sokmuş, o kendinden emin bakışıyla bana bakıyordu.
“Yeni arkadaşlar edinmişsin dikkat et bazıları iyi çocuk değil!”Bir an içimden yükselen o kızgınlıkla birlikte dudaklarım kıvrıldı.“Bu seni ilgilendirmez hepsiyle iyi anlaşıyorum ben asıl sen kendine bak arkadaşın bile yok tabiki herkese taş atarsan böyle yanlız kalırsın!”
Yüzü düştü aramızdaki mesafeyi azalttı “Ben yanlız değilim yanlız kalmayı seviyorum asıl sen etrafındakilere dikkat et!Sahte arkadaşım olacağına hiç olmasın daha iyi...”
Bir az daha yaklaştım ve parmağımı kaldırıp,“Sen sahte olduğun için etrafındakiler senin arkadaşın olmuyor!” öfkeyle ellerini omuzlarıma koyup ittirdi....
Yere düştüğümde arkadaşlarımın hepsi kaçtı bende başımı kaldırınca İsmail ile göz göze geldim “Nerde senin arkadaşların ben göremiyorum!”
Ellerimle toprağı avcuma alıp sıktım “Neden ittin beni?” öfkeyle sordum, ellerini cebinden çıkardı “Çünkü beni sinir ettin!” ellini uzattı “Neyseki ben sahte değilim!” avcumda tuttuğum toprağı yüzüne fırlattım ve gözlerini kapatıp yere düştü “Sende beni sinir ediyorsun!”
Ayağa kalktı ve gözlerini ovuşturarak bağırdı “Gözlerim yanıyor! Gözüm seni görmesin komşu kızı!” alaycı bir tavırla
“İstesen de göremezsiniz zaten nazar boncuğu!” gözlerini ovuşturmaya devam ederken “Bana nazar boncuğu demeyi kes!” umursamazdan gelip arkamı döndüm,koşarak eve giderken sırtıma küçük bir taş çarptı. Arkamı dönüp baktığımda o an bir anlık bir gülümseme yakaladım yüzünde. Çok hafif, çok kısa… ama vardı.Sonra bahçesine döndü.Bende evime döndüm.
Eve geldiğimde babam geldi ve kucağına alıp konuştu “Ne oldu kızım üstün başın toz olmuş!” üstümdeki tozu çırparken konuştum “Düştüm baba ama bişey olmadı,” babam beni indirdi ve annemle konuştu “Hayatım bugün yan komşumuz olan Mehmet'lere gidicez biz alışverişten geldikten sonra,ailecek gideriz hem işleri konuşucaz çocuklarda arkadaş olurlar. ” annem bana döndü ve kahkaha attı “Hayatım çocuklar tanışmış hatta oğulları kızımıza taş atmış bizim kızımız da yüzüne tükürdü!” babam şaşkınlıkla bana döndü “Doğru mu Fatma? Hayır yanlış davranışlar bunlar!” babamın sözünü kestim “O bana taş attı bende yüzüne tükürdüm bence yanlış bir davranış değil!” babam ve annem yanıma yaklaştı
“Bak kızım onlar bizim ortağımız yani siz ikiniz düşman değil dost olmalısınız!” kollarımı kavuşturup yüzümü astım “Hayır benden özür dilemedi hemde suçum yokken bana özür diletti nazar boncuğu” babam ve annem ciddi kalamadı “Nazar boncuğu kim kizim” öfkeyle cevapladım “Kim olucak İsmail!” babam elimi tuttu “Neden ona nazar boncuğu diyorsun kızım?” ellerimle gözlerimi gösterip anlattım “Gözleri masmavi bu yüzden aynı nazar boncuğuna benziyor!” babam başını salladı ve sordu “O sana ne diyor?” başımı sağa çevirip cevapladım
“Komşu kızı diyor!” babam yüzümü onlara doğru çevirip cevapladı “ O seninle dalga geçmiyor sen neden nazar boncuğu diyorsun ki?” dudaklarımı birbirine bastırdım “Beni sinir ediyor!”
“Peki tamam bugün ikiniz konuşup birbirinizden özür dileyip arkadaş olucaksınız! İkiniz dost ailelerin çocuklarısınız bu düşmanlık nereden geldiyse bitecek!” istemsizce başımı sallayıp onayladım ardından babamla alışveriş yapmaya gittik... Okul eşyalarını alırken annem akşam yemeğini hazırladı.
Babamla eve döndüğümüzda annem masayı dışarıya hazırlamış bizi bekliyordu.Masa'da; fırında balık,ezme salata ve yanında içecek olarak kola vardı. Heyecanla yemek masasına koşturdum...
“Çok güzel görünüyor anneciğim!” annem başımı okşadı “O zaman afiyetle yiyelim!” beraber yemeğe oturduk ve yemek yerken bugün neler yaşadığımızı konuştuk. Sıra bana gelince yeni arkadaşlar edindiğimi söyledim hepsinin iyi biri olduğunu ve komik olduklarını anlattım.
Yemek bittikten sonra tabağımı mutfağa kaldırıp odama çıktım. Odama düşünceli adımlarla yürürken aklıma sabah elimde olan ama şimdi olmayan bebeğim geldi “Bebeğimi oynarken arka bahçede mi bıraktım acaba?”
Etraf zifiri karanlıktı bende yarın alırım düşüncesiyle üstümü değiştirdim.. Saçlarımı tarayıp üst tutamlarını lastikle bağlayıp alttaki saçlarımı açık bıraktım... Üstüme giydiğim elbisenin üstüne ince bir bolero giyip ayakkabı olarak taşınmadan önce aldığım kahverengi tüylü botlarımı giydim...
Hazırladıktan sonra odamın ışığını kapatıp aşağı indim...
Ailemle evden çıkıp yan komşumuzun evine gittik.Kapıyı açan kişi Zarife ablaydı yani İsmail'in annesi...Bizi içeriye buyur etti ve bizde salona geçtik...
Yürürken ayağımın altında sert birşeyin çatırt dediğini duydum ve ayağımı çekince küçük arabanın ayağımın altında ezildiğini gördüm.
Başımı kaldırıp karşımdaki kişiye yavaşça baktım...
“En sevdiğim arabam... Defol git buradan!” öfkeyle karşılık verdim “Madem sevdiğin oyuncak araban! neden yerdeydi? Sen değer verdiğin şeylere-” beni yine itti ama düşmedim “Sana mı sorucam? Burası benim evim ve sen geldiğin gibi oyuncağımı mahvettin!” ailelerimiz sözümüzü kesti ve İsmail'in babası Mehmet amca konuştu “Yenisini alırız oğlum bu kadar üzülme!” kırılmış oyuncak arabasını alıp avucunda topladı ardından sinirle yüzüme fırlattı annem yanıma geldi hemen yüzüme baktı o sırada İsmail öfkeyle konuştu “İstemiyorum kalsın! Yenisini alsak yine kırar!”
Sinirle odasına çıktı ve babası babama döndü “Çocuk işte...Her neyse zamanla arkadaş olurlar. Ben oğlunuz var sanıyordum...” babam gözlerini yumuşatıp konuşmaya başladı “Bir kızımız var söylemeyi unuttum...Gel babacığım seni tanıştırayım amcanla” babamın yanına gittim ve babamın yanına oturdum...“Adın ne küçük kız!” İsmail bağırarak “Kara fırtına o!” annesi yanına aldı ve bize döndü “Onun kusuruna bakmayın kendisi biraz sinirli ne dediğini bilmiyor... Onun adına özür dilerim! Arkadaşınla böyle konuşman hiç hoş değil İsmail!”
“Sorun değil çocuklar arasında olur böyle şeyler...biz Mehmet ile işleri konuşmak için bahçeye çıkalım sizde mutfağa geçin kahve hazırlayın çocuklar salonda oyun oynasın.” omuzlarımı kaldırıp reddettim “Olmaz yine bana oyuncak fırlatır ben istemiyorum!” annem beni kucağına alıp halıya oturttu ardından annesi önüme oyuncakları döktü...Elimle bir oyuncağı alıp oynarken elimden alıp sertçe kolumu sıktı “Bunlarla oynayamazsın o benim en pahalı oyuncağım!” kolumu elinden kurtardım “Senin oyuncağına kalmadım! Benimde oyuncaklarım var seninkinden daha güzel!” karşıma oturdu ve cevap verdi “Bak bu trenlerden var mı sende?”
“Hayır yok ama pembe arabam var hatta barbie bebeklerim var saçlarını örüyorum bide takılarım var!” gülerek cevapladı “Bunlar her şımarık kızda olan oyuncaklar!Bende her marka araba var hatta tüm süper kahramanların oyuncağı var!” üstündeki t-shirte bakıp konuştum “Tüm süper kahramanların t-shirtide var mı? Sanırım spiderman seviyorsun.”
Tabikide var annemler bana tüm süper kahramanların olduğu bir t-shirt bile aldı!” elime legoları alıp üst üste dizdim “Ne güzel benimde çilek kızlı ve Barbie'li t-shirtim var hatta kazaklarım bile var babam bana winxli çanta aldı üstünde stella var” eline lego alıp üst üste dizerken konuştu “ Çocukça şeyler tam senlik doğru seçim!” ciddileşerek cevap verdim “Övdün mü yoksa kötü bişey mi dedin?” başını sağa sola salladı bende anlayıp legolarla ev yapmaya devam ettim...
Uzun bir süre sonra ailelerimiz içeri geldi ve legolarla yaptığımız evi görünce şaşkınlıkla fısıldayarak konuştular “Fatma bizim şirketi yapmış Ahmet! Kızın yetenekli” babam gülerek cevapladı “Senin oğlan araba garajı yapmış bizim otoparklara benziyor”
Onlar konuşurken ayağa kalktım ve ailelerimiz birbirine sarılıp vedalaştı bende İsmail'e döndüm “Oyuncakların la oynamama izin verdiğin için teşekkür ederim nazar boncuğu!” başını öne eğdi “Bişey değil kara fırtına!” öfkemi kontrol edip sustum ailelerimiz bize bakıp konuştu “Siz kavga etmediniz dimi? Akıllı akıllı oyun oynadınız!”
Birbirimize baktık bende annemin elinden tuttum “Artık gidelim anne! Yarın okul var..”
Annesi kaçıncı sınıf olduğumu sordu... Yüzüne gülümseyip cevap verdim “2. sınıfa geçtim!” İsmail gülerek cevapladı “Ben 5. sınıfa geçtim senden büyüğüm!” gözlerimi devirdim “Akıl olarak aynısını söyleyemem!” dediğime sinir olup yumruğunu sıktı...
“Çok fazla esiyorsun kara fırtına dikkat et!” sinirle karşılık verdim “Fırtına değilim ben Fatma Kaya'yım!” İsmail alaycı bir tavırla karşılık verdi “Ooo öyle misin! Bende İsmail Fırtınayım!” garipsedim ve sordum “Soy adın mı fırtına?” başını salladı “Evet.”
Evimize geri döndük ve hemen odama çıktım,odama çıkınca formamı ve ayakkabılarımı hazırlayıp güzel bir uyku için dişlerimi fırçalayıp yatağıma geçtim..
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |