
Sabah gözlerimi açtığımda ilk gördüğüm şey Fadime’nin yüzüydü. Saçları yastığın üstüne dağılmıştı. Battaniyeyi çenesine kadar çekmişti ama yüzündeki utangaç ifade hala kaybolmamıştı.
Bir süre sadece onu izledim.
İnsan sevdiği kadına bakınca neden durup dururken mutlu olurmuş… o an anladım.Gece boyunca yanımda uyumuş olması bile hala gerçek gibi gelmiyordu.
Kendi evimizdeydik.
Kimsenin karışmadığı, bağırmadığı, korkutmadığı bir yerde.
Sadece biz vardık.
Fadime hafifçe kıpırdandı. Gözlerini açmadan önce kaşlarını çatıp battaniyeye biraz daha sarıldı. Sonra yavaş yavaş gözlerini araladı.
Onu izlediğimi fark ettiği an donup kaldı.
Yüzü saniyeler içinde kıpkırmızı oldu.
Başımı eğip istemsizce güldüm.
Günaydın canım karım.
Anında battaniyeyi yüzüne çekti.
Bakma bana…
Ses tonu o kadar utangaçtı ki içim gidiyordu.
Niye bakmayayım?
Çünkü utanıyorum…
Dirseğimi yatağa yaslayıp ona biraz daha yaklaştım.
Dün gece utanmıyordun ama.
Battaniyenin altından boğuk bir ses geldi.
İso!
Kahkahayı zor tuttum.
Bir anda battaniyeyi indirip bana baktı. Gözleri hâlâ mahmurdu ama yüzündeki utanç o kadar belliydi ki dayanmak imkansızdı.
Gülme dedim.
Elimde değil.
Yastığı alıp omzuma vurdu.
Ciddi ciddi sinirlenmiş gibi davranıyordu ama gözlerinin içi gülüyordu.
Elini tuttum.
Bir anda sustu.
Parmaklarının hala sıcak olduğunu hissedince istemsizce başımı eğip elinin üstüne dudaklarımı bastırdım.
Tekrar kızardı.
Bu kızın utanması beni bitiriyordu...
İso…
Efendim?
Normal davran biraz.
Davranıyorum zaten.
Hayır davranmıyorsun.
Kaşımı kaldırdım.
Karım sabah sabah bana utanarak bakıyorken nasıl normal olayım?
Dudaklarını birbirine bastırdı.
Gözlerini kaçırdıktan sonra yataktan kalkmaya çalıştı ama battaniyeye dolandı. Tam düşecekken belinden tuttum.
Bir anda kollarımın içine düştü.
Nefesi durdu resmen.
Saçları omzuma değiyordu. Yüzü birkaç santim önümdeydi. O an ne evi düşündüm ne başka bir şeyi.
Sadece onu başını kaldırıp gözlerime baktı. Utangaç sesiyle fısıldadı.
Bırak…
Bırakırsam düşersin.
Düşmem…”
“Emin değilim.”
Yanaklarını şişirip bana bakınca gülmemek için dudaklarımı ısırdım.
Sonra başını yavaşça omzuma yasladı.
İşte o an içimde garip bir şey oldu.
Çünkü ilk defa biri bana ait gibi hissettirmiyordu. İlk defa ben birine ait hissediyordum.
Fadime başını omzuma yasladığında birkaç saniye hiç kıpırdamadım. Sanki hareket edersem o an bozulacaktı. Parmaklarım hala belindeydi. İncecik beli avuçlarımın arasında kalmıştı ve nefesi boynuma çarpıyordu. Hayatım boyunca birçok şey yaşamıştım.
Kavga, öfke, korku, yalnızlık… ama böyle bir huzuru ilk defa hissediyordum. Garip olan da buydu zaten.İnsan huzurun bu kadar sessiz olabileceğini düşünmüyordu. Büyük şeyler bekliyordu. Oysa mutluluk bazen sabah mahmurluğuyla sana sarılan bir kadının nefesinde saklı oluyormuş...
Fadime birkaç saniye sonra utanmış gibi geri çekilmeye çalıştı ama ellerimi belinden çekmedim. Başını kaldırıp bana baktı. Gözlerinin altı hafif pembeydi, saçları darmadağındı. Ama hayatımda gördüğüm en güzel görüntüydü.
İso… dedi sessizce.
Hı?
Sen bana böyle bakınca daha çok utanıyorum.
İstemeden gülümsedim.
Ne yapayım? Gözümü alamıyorum.
Yüzünü hemen çevirdi. Kulaklarına kadar kızarmıştı. O utandıkça içimde garip bir sıcaklık büyüyordu. Çünkü bana karşı böyle davranması… bana güvenmesi… hala alışık olduğum bir şey değildi. Dün gece yaşananlardan sonra böyle bir sabah düşünmemiştim...
Bir elimle saçlarını kulağının arkasına aldım.
Aç mısın?
Başını küçükçe salladı.
Biraz…
Mutfağa geçelim o zaman.
Beraber mi?
Kaş kaldırdım.
Seni burada tek mi bırakayım?
Gözlerini tekrar kaçırdı. Bu kız utanınca gerçekten ne yapacağını şaşırıyordu. Elini tuttum ve yataktan kalkmasına yardım ettim. Ayağa kalktığı anda bir an sendeledi. Hemen belinden tuttum.
İyi misin?
Dudaklarını birbirine bastırıp kafasını salladı.
İyiyim…
Ama değildi. Bunu anlamak zor değildi. Yürüyüşü bile çekingenleşmişti. Bir şey söylemedim. Utancını daha fazla büyütmek istemiyordum. Sadece elini bırakmadan beraber odadan çıktık.
Ev sessizdi.
Sabah güneşi salonun camlarından içeri vuruyordu. Dün gece karanlıkta fark etmediğimiz ayrıntılar şimdi daha net görünüyordu. Boş duvarlar, açık renk perdeler, havuza bakan geniş camlar… burası gerçekten bizim evimizdi.
Fadime etrafa bakarken hafifçe durdu.
Garip geliyor…
Nesi?
Burada yaşayacak olmamız.
Yanına yaklaştım.
Pişman mısın?
Başını anında kaldırdı.
Hayır!
Verdiği hızlı tepkiye istemsizce güldüm.
Tamam sakin ol.
Derin nefes aldıktan sonra biraz daha sessizleşti.
Sadece… alışmaya çalışıyorum.
Elimi yanağına koydum.
Alışırsın.
Gözlerimin içine baktı. O an yine aynı şeyi hissettim. Dün gece ne kadar yakın olmuş olursak olalım, aslında en kırılgan halini şimdi görüyordum. Çünkü ilk defa gerçekten güvenmeye çalışıyordu.
Mutfağa geçtiğimizde sandalyelerden birine oturdu. Ellerini masanın üstünde birleştirip etrafı izlemeye başladı. Ben dolapları açıp kapatırken arkamdan sessiz sesi geldi.
Hiçbir şey yok.
Faha dün taşındık...
Ee şimdi ne yiyicez?
Bir şeyler söyleriz.
Başını sallayıp hafifçe gülümsedi sonra bir anda sustu bakışlarını üzerimde hissettim.Arkamı döndüğümde gözlerini kaçırdı.
N’oldu?
Bir şey yok.
Bişey var...
Gerçekten yok.
Kollarımı göğsümde birleştirip ona baktım.
Fadime.
Yutkundu.
Şey…
Dinliyorum.
Bakışları istemsizce göğsüme kaydı sonra hemen başka yere baktı. O an neden utandığını anlayınca dudaklarımın kenarı kalktı.
“Ha…” dedim yavaşça. “Benim üstüm çıplak diye mi böyle oldun?”
İso!
Kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum. Sandalyeden kalkıp bana vuracak gibi oldu ama daha yaklaşamadan belinden tutup kendime çektim.
Bir anda nefesi kesildi.
Kaçma hemen.
Kaçmıyorum.
Yakaladım ama.
Ellerini göğsüme koydu. Başını kaldırınca göz göze geldik. Yüzündeki utangaçık hala geçmemişti ama bu sefer bakışlarının içinde başka bir şey daha vardı.
Yakınlık ve alışmaya başlayan bir sevgi.
Başımı eğip alnımı alnına yasladım.
Mutlu musun? diye sordum sessizce.
Birkaç saniye cevap vermedi sonra çok hafif bir sesle konuştu.
Evet…
İşte o tek kelime bütün yorgunluğumu aldı.Çünkü ben hayatım boyunca ilk defa birini gerçekten mutlu edebilmiştim.
Fadime’nin “Evet…” deyişi hâlâ kulaklarımdaydı. O kadar sessiz söylemişti ki normalde biri duymaya bilirdi belki ama ben hissetmiştim.
Çünkü o tek kelimenin içinde korkusu da vardı, heyecanı da… bana güvenmeye çalışması da vardı. Alnım hala alnındaydı. Birkaç saniye boyunca hiçbirimiz konuşmadık. Sessizlik rahatsız etmiyordu artık. Tam tersine, onunla sessiz kalmak bile içimi rahatlatıyordu.
Yanakları kıpkırmızı olmuştu yine. Başını eğip saçlarını yüzünün önüne düşürdü. Utandığında sürekli bunu yapıyordu. Sanki saklanabileceğini sanıyordu ama ne kadar saklanırsa saklansın dikkatimi daha çok çekiyordu.
Tamam tamam.” dedim hala gülümserken. “Bir şey hazırlayayım.
Sen yemek yapabiliyor musun?
Arkamı dönüp dolapları karıştırırken kaş kaldırdım.
Bu şaşkınlık niye?
Sadece… dedi çekinerek. Sana hiç mutfakta biri gibi bakmadım.
Omzumun üstünden ona baktım.
Nasıl baktın?
Bir anda sustu.
Boşver.
Elime düştün bir kere, anlatmadan bırakmam.
Dudaklarını birbirine bastırdı. Gözlerini kaçırdıktan sonra mırıldandı.
Biraz korkutucu…
Kahkaha attım.
Dağ ol.
Ama… dedi hemen. Şimdi öyle değilsin.
Bu sefer ben sustum.
Çünkü sesi çok ciddiydi.
Arkamı tamamen dönüp ona baktım. Sandalyede oturuyordu. Dizlerini kendine çekmişti, saçları omzundan kayıyordu. Bana bakarken yüzünde küçücük bir gülümseme vardı.
Eskiden sana yaklaşınca sanki kavga çıkacakmış gibi hissediyordum.” dedi sessizce. Ama şimdi…
Şimdi?
Ev gibi hissettiriyorsun.
İçimde bir şey durdu resmen.
İnsan bazen en ağır cümleleri bağırarak değil, fısıldayarak kuruyordu.
Bir süre ona sadece baktım. Sonra yavaşça yanına gidip diz çöktüm. Ellerini tuttum. Küçük elleri yine sıcacıktı.
Bana böyle şeyler söyleme.
Neden?
Kendimi tutamıyorum.
Ne demek istediğimi anlayınca yine utandı.
Ben normal bir şey söyledim!
Hayır söylemedin.
Başını eğip gülmeye başladı. O güldükçe ben daha çok izliyordum. Çünkü o gülünce evin içi değişiyordu sanki. Daha sıcak oluyordu.
Sonra aniden etrafa baktı.
Gerçekten hiçbir şey yok burada.
Alışveriş yaparız.
Beraber mi?
Elbette beraber.
Bir anda heyecanlandı.
Market arabasını ben sürücem.
Kahkahayı bastım.
Bu kadar mı heyecanlandın?
İlk defa biriyle ev alışverişi yapıcam.
O kadar doğal söyledi ki içim sıkıştı. Çünkü fark ettim… bu kız hayatında ilk defa huzurlu şeyler yaşıyordu. İlk defa korkmadan hayal kuruyordu.
Elini dudaklarıma götürüp parmaklarının üstüne öpücük bıraktım.
Bugün ne istiyorsan al.
Her şeyi mi?
Abartma.
Gözlerini kısıp bana baktı.
Bir dakika önce ne istiyorsan al diyordun.
Sen tehlikeli bir kadınsın.
Kıkırdadı sonra aniden sustu..bakışları boynuma kaydı.
Kaşlarımı çattım.
Neye bakıyorsun?
Hiçbir şey demeden ayağa kalktı. Yavaşça yanıma geldi. Parmaklarını boynumun yanına dokundurunca hafifçe irkildim.
Tırnağım çizmiş…
Sesi suçlu gibiydi.
Parmak uçları tenimde dolaşırken ona baktım. Dün geceden kalan ince kızarıklıklara bakıyordu. Gözlerindeki utanç bu sefer başka türlüydü.
Vanın acıdı mı?
Dudaklarımın kenarı hafifçe kalktı.
Şimdi mi soruyorsun?
Yüzü yine kıpkırmızı oldu.
İso…
Elini tuttum.
Hoşuma gitti.
Bu cevaptan sonra resmen nefesi kesildi. Gözlerini kaçırıp geri çekilmeye çalıştı ama bırakmadım. Belinden tutup tekrar kendime çektim.
Kaçma sürekli kaçıyorsun
Kaçmıyorum…
Yalan söyleme.
Başını göğsüme yasladı bu sefer. Sessizce durdu. Ben de saçlarını okşadım.
Dışarıdan kuş sesleri geliyordu. Sabah güneşi salonun içine vuruyordu... Sırf saçlarına dokundum diye saçlarını kesen o kız yerine artık sadece karım vardı...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |