
Biraz zaman sonra evlere dağıldık ve akşam yemeği için anneme yardım ettim. Annem akşam bize misafir geleceğini söyledi “Akşam yemeğinde misafirlerimiz var kızım sence kimler?” başımı kaldırıp düşündüm. “İsmailler mi? Yoksa başka birimi?” annem başını salladı “Evet onlar. Bu arada İsmail ile artık iyi anlaşıyormusunuz?” yine düşündüm ve saçlarımı kulağımın arkasına alıp cevapladım “Abim gibi görüyorum çünkü korumacı birine benziyor...”
Annemle yemeği hazırladık ve kapı çaldı heyecanla kapıyı açtığımda babam ve Mehmet abiler bana baktı. “Hoşgeldiniz.” İsmail etrafa bakıp konuştu “Sanırım bizi içeri almicak” kapının önünden çekilip buyur ettim...“Kusura bakmayın...”
İsmail içeri girerken omzuyla bana hafifçe çarptı. “Demek sonunda içeri girebildik.” Kaşlarımı çattım. “İstersen geri çıkabilirsin, kapı hâlâ açık.” Mehmet abi güldü, babam başını salladı. İsmail eğilip “Seninle anlaşmak zor kara fır-” diyecekken elimi kaldırdım. “Devam edersen kapıyı yüzüne kapatırım.” Bir an durdu, sonra sırıttı. “Tamam… Fatma.” Adımı söyleyişi farklıydı...
Salona geçtiğimizde annemin hazırladığı sofranın kokusu her yeri sarmıştı. Herkes yerine oturdu, ben annemin yanına geçtim, İsmail tam karşıma oturdu. Göz göze geldik… birkaç saniye sürdü bu sessizlik. Sonra gözlerini kaçırdı.
Babam “Gününüz nasıl geçti?” diye sorunca herkes konuşmaya başladı. Sıra bana gelince “İyiydi…” deyip geçiştirdim ama İsmail hemen araya girdi. “Pek de kısa anlatıyorsun, bugün baya olaylıydı aslında.” Kaşlarımı çattım. “Sana mı kaldı anlatmak?” Omuz silkti. “Sen anlatmayınca biri anlatmak zorunda.” Ayağımla masanın altında bacağına hafifçe vurdum. “Sus.” Dişlerimi sıkarak söyledim.
Annem merakla baktı. “Ne oldu kızım?” Hızla başımı salladım. “Hiçbir şey anne.” Ama İsmail durmadı. “Küçük bir tartışma yaşadı sadece.” Gözlerimi ona diktim. “Küçük mü?” O da bana baktı. “Sen büyütmeyi seviyorsun.” İçimdeki öfke kabardı. “Ben büyütmüyorum, insanlar haddini bilmiyor.” Sesim biraz yükselmişti.
Sofrada kısa bir sessizlik oldu. Mehmet abi durumu yumuşatmaya çalıştı. “Okulda olur öyle şeyler…” Ama ben hâlâ İsmail’e bakıyordum. O da bakıyordu… geri çekilmiyordu. “Her şeye böyle tepki verirsen işin zor,” dedi. Bu söz sinirimi daha da bozdu. “Sen de her şeye karışırsan senin işin zor.” Kaşını kaldırdı. “Ben karışmıyorum, sadece…” Sözünü kestim. “Sadece ne? Abi gibi davranıyorsun ama kimse senden bunu istemedi.”
Bu sefer o sustu. Yüzü ciddileşti. Birkaç saniye boyunca konuşmadı, sonra bakışlarını tabağına indirdi. “İstemesen de bazen biri yapmak zorunda,” dedi alçak bir sesle. Bu söz içime oturdu ama belli etmedim. Başımı çevirip yemeğime odaklandım.
Yemek sessiz devam etti. İçimde bir huzursuzluk vardı… söylediklerim doğruydu ama yine de garip hissettiriyordu. Arada bir gözüm ona kayıyordu. O da artık bana bakmıyordu. İlk defa susmuştu… ve nedense bu, tartışmasından daha ağır gelmişti.
Yemek sessiz devam etti. Kaşığım tabağa her değdiğinde çıkan ses bile fazla geliyordu kulağıma. İsmail hâlâ başını kaldırmıyordu. Az önce söylediklerim aklımda dönüp duruyordu… “Kimse senden bunu istemedi.” İçimden bir ses “fazla söyledin” diyordu ama diğer ses hâlâ haklı olduğumu savunuyordu. Göz ucuyla ona baktım, yüzü ifadesizdi ama eskisi gibi rahat değildi.
Annem ortamı yumuşatmak ister gibi gülümsedi. “Fatma, salatayı uzatır mısın kızım?” Hemen uzattım. Tam o sırada İsmail de almak için elini uzattı, parmaklarımız birbirine değdi. Hızla elimi çektim. O da çekti. Kısa bir an… ama garip bir şekilde içim sıkıştı. Hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalıştım.
Babam konuşmaya başladı, “Okul nasıl gidiyor İsmail?” İsmail kısa cevap verdi. “İyi.” Eskisi gibi uzun uzun anlatmıyordu. Mehmet abi araya girdi, sohbeti başka konulara çekti ama ben hiçbirini dinlemiyordum. Kafamın içinde sadece az önceki sözlerim vardı.
Yemek bittikten sonra annemle mutfağa geçtik. Tabakları toplarken annem bana baktı. “Biraz sert konuşmadın mı?” Elimdeki tabağa baktım. “O başlattı…” dedim ama sesim eskisi kadar emin çıkmadı. Annem hafifçe başını salladı. “Bazen haklı olsan bile nasıl söylediğin daha önemli olur.” Bir şey demedim. İçimdeki huzursuzluk daha da büyüdü.
Salona geri döndüğümde İsmail balkona çıkmıştı. Camdan dışarı bakıyordu. Bir an durdum… gitsem mi gitmesem mi diye düşündüm. Sonra farkında bile olmadan adımlarım onu takip etti. Balkona çıktım...
Balkona çıktığımda soğuk hava yüzüme çarptı, İsmail camdan dışarı bakıyordu. “Küstün mü?” dedim ama cevap vermedi. Kaşlarımı çattım. “Cevap versene.” Derin bir nefes aldı. “Yok.” dedi kısa kısa. Sinirle kollarımı bağladım. “Yok gibi durmuyor.” Bu sefer bana döndü, gözleri ciddiydi. “Her şeye bu kadar sert tepki vermek zorunda değilsin.” İçim yine gerildi. “Yine başladın.” dedim. “Başlamadım,” dedi, “sadece söylüyorum.”
“Ben de sana söyledim, karışma diye.” dedim. Bir adım yaklaştı. “Bir şey olursa kim koşacak senin peşinden?”. Ne demek istediğini anladım. “Onu karıştırma.” dedim sertçe. “Karıştırırım, çünkü sen herkese güveniyorsun.” Sesim yükseldi. “Sen de kimseye güvenmiyorsun!” Bir an sustuk, ikimiz de birbirimize bakıyorduk. Sanki söylediğimiz şeyler sadece söz değil, başka bir şeydi.
Başımı çevirdim. “Ben çok küçük sayılmam…” dedim daha düşük bir sesle. Bu sefer hafifçe güldü ama alay etmeden. “Biliyorum.” dedi. Cebinden küçük bir şeker çıkarıp bana uzattı. “Al.” Şaşkınlıkla baktım. “Bu ne şimdi?” Omuz silkti. “Sinirin geçsin diye.” İstemeden dudaklarım kıpırdadı. “Benim sinirim geçmez.” dedim. “Geçer,” dedi, “sadece inat ediyorsun.”
Şekeri aldım ama teşekkür etmedim. “Teşşekür etmem.” dedim. “Etme zaten.” diye karşılık verdi. Göz göze geldik… bu sefer kavga yoktu. İçimdeki o sertlik biraz yumuşamıştı ama bunu kabul etmek istemiyordum. İçeri dönmeden önce bir kez daha ona baktım. Bu sefer o da bakıyordu ama ilk defa… sanki bana kızgın değilmiş gibi.
İçeri döndüğümde herkes hâlâ sohbet ediyordu ama benim aklım balkonda kalmıştı. Koltuğa oturdum, elimdeki şekeri çevirip duruyordum. İsmail de gelip yerine oturdu ama eskisi gibi konuşmuyordu, sanki biraz sessizleşmişti. Göz göze gelmemeye çalışıyordu ama ben fark ediyordum… bu sefer farklıydı. Mehmet abi bir şey anlatınca herkes güldü, ben de güler gibi yaptım ama aklım başka yerdeydi.
Bir süre sonra annem tatlıları getirmemi istedi, mutfağa gidip tabakları aldım. Geri dönerken içimden “Abarttım mı acaba…” diye düşündüm ama hemen kafamı salladım. “Yok…” dedim kendi kendime ama çok da emin değildim. Salona girip tatlıları dağıtırken İsmail’in önüne bıraktım, ona bakmadan “Al…” dedim. O da kısa kısa “Sağ ol.” dedi. Küçücük bir şeydi ama içimdeki sıkışıklık biraz azaldı.
Gece ilerleyince herkes kalkmaya başladı. Kapıya kadar uğurlamaya gittik. İsmail ayakkabılarını giyerken bana baktı. “Yarın okula geliyor musun?” dedi. Kaşlarımı kaldırdım. “Geliyorum tabii, niye gelmiyim?” Omuz silkti. “İşte… şey…” dedi ama devamını getiremedi. “Ne?” dedim. Başını kaşıdı. “Boşver.” Sinirlenir gibi oldum. “Söyle işte.” dedim. Bu sefer biraz hızlı konuştu. “Kavga etme yine.”
Gözlerimi devirdim. “Sen de karışma.” dedim hemen. Bir an sustuk… sonra ikimiz de hafifçe güldük. Kısa sürdü ama garip bir şekilde iyi hissettirdi. Kapıdan çıkarken arkasını dönmeden “İyi geceler.” dedi. Ben de biraz geç cevap verdim. “İyi geceler…”
Biraz zaman sonra odama çıktım dişlerimi fırçalayıp yatağıma geçtim
Ertesi sabah kalktığımda annemle babam kavga ediyordu bende aşağı inip onları dinledim
“Hayır olmaz çünkü çocuk sahibi olmak öyle kolay değil hayatım ben istemiyorum!”
“Biliyorum biricik kızımız var oğlumuz kendi hayatını yaşıyor ailemizden uzak bende ikisini çok seviyorum ama başka ne yapabiliriz sen söyle...”
Annem üzüldü ve başını salladı babamda göz yaşlarını sildi ve sıkıca sarıldı...
Odama çıkıp üstümü giyindim ardından aşağı indim sanki az önce kavga olmamış gibi gülmeye başladılar ve bana sıkıca sarıldılar.
Kahvaltımı yaptıktan sonra beslenme çantamı koluma takıp evden çıktım çıktığım gibi İsmail elindeki böreği uzatmış yüzünü yan dönmüş karşımda duruyordu. Yüzüme bakmadan konuştu “Bu senin için annem sana vermemi istedi” başımı sallayıp elinden aldım “Teşşekür ederim... Dememi bekleme çünkü etmem!” arkasına dönüp karşılık verdi “Beklemiyorum zaten Koçari kızı! ” yüzümde tebessüm oluştu “Bak bana bunu söyleyebilirsin-” alaycı bir tavırla “Dememi bekleme Kara Fırtına! ”dedi sinirle yumruğumu sıktım ve tam yanağına vuracakken durdurdu...
“Hop kızım ne yapıyorsun sen? Bir İsmail Fırtına hayata kolay gelmiyor!” söyledikleri aklıma sabah annemin çocuk sahibi olmak öyle kolay değil demesini getiridi ve duraksadım.
İsmail yanıma gelip konuştu “Ne oldu?” etrafa bakınıp gözlerimi kaçırdım “Sana bişey sorsam bana düzgünce cevap verir misin?”
“Sor tabiki sen düzgünce sorarsan bende düzgün bir cevap veririm” saçlarımla oynayıp İsmail'e baktım. “Çocuk nasıl yapılıyor... ” yediği kek boğazına durdu ve öksürdü ardından bana bakıp güldü “Hehehee çocuk mu yapıcaksın?” başımı salladım “Annem çocuk sahibi olmak kolay değil dedi eğer ona çocuk yaparsam mutlu olur-” kahkaha atarak bana baktı “Hehehe kızım sen ne diyorsun o öyle bişey değil”
“O zaman nasıl yapılıyor neden annem kolay değil dedi merak ettim... ” İsmail boğazını temizleyip omzuma dokundu ardından konuştu “Şimdi anne ve babalar evleniyor sonra... sonra... sonra...”
“Sonra?” diye sordum ve devam etti “Sonra elleri ellerine değiyor ve çocuk oluyor anladın mı? Anladın bence ben gidiyorum eğer sorun varsa sorma çünkü ben kaçıyorum hatta ben gittim! ” İsmail yanımdan ayrıldı ve koşarak okula gitti bende düşüncelerle etrafa bakınıp okula doğru ilerledim...
Okula geldiğimde Eyüphan bana selam verdi bende yanına gidip konuştum “Sana bişey sorsam cevap verir misin?” başını salladı “Tabiki sor bakalım”
“Çocuk nasıl yapılır biliyor musun?” etrafa bakıp konuştu “Evet biliyorum anne ve baba birbirini ne kadar çok severse o kadar çok çocuk yapılır... Bana bir arkadaşım demişti” yüzüm düştü ve ekledim “Yani çocuk olmuyorsa anne ve baba birbirini sevmiyormudur...”
“Evet bak ben ailenin tek çocuğuyum senin abin kardeşin var mı?” başımı salladım “Evet abim var o Trabzon'da köyde kalıyor kendi hayatını kurdu orda...”
“Ne güzel onun yanına gidiyor musunuz?” başımı sağa sola salladım “Hayır gitmiyoruz...”
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |