
Merhaba bir taneciklerimm 💖
Bölüm isminden de anlayacağınız üzere Uras'cığımıza veda etmedikkkk :))
Uzun bir bölüm olmadı ancak diğer bölüm uzun sayılabilir ve Merih'in ağzından olacak. Epey epey keyifli bir bölümden bahsediyorum! Lütfen bekleyin 🤭🫠
Oy✨️ vermeyi ve bol bol yorum yapmayı unutmayınız :) Yorumlarınızı okumayı çok seviyorum 💗
İyi okumalar ⭐️
.
“Hadi ama hadi!” diyerek sinirle çemkirdim.
Kafama hapşırmasıyla onu banktan kaldırdığımda adres belliydi. Nöbetçi eczane falan değil! Abimin hastanesi... Barkın abimin, beni anestezisiz ameliyat eden abimin...
Aksi doktorun telefonuna ulaşamazken onu başka bir yere götüremezdim. Yanımda Uras yerine, Deniz veya Aras olsa kollarından tutar ve buraya getirirdim. Uras’ı da kardeşim gibi görmek istediğim gerçeğini düşünürsek burada olmam normaldi. Büyük adımlar atıyordum.
Konuşurken atmosferi bozmamak için öksürmediğini ve hapşırmadığını söylediğinde benden koluna bir daha şamar yemişti. Bunu kafama hapşırdıktan sonra söylemişti.
Kızarık suratı ile hastane bahçesinde bana bakıyordu. Hastane acil kapısının hemen önündeydik.
“Gerek yok. İyiyim ben! Asker adamım, bir abim bir sen madara ettiniz beni herkese ya!” diyerek tepki gösterdiğinde aramızdaki iki adımı yok edecek şekilde ilerledim. Şaplak yapıştırdığım koluna küçük bir cimcik attım ve çatık kaşlarımla konuştum.
“Bunu bir komutan emri olarak algıla ve içeri gir.” dedim, sert tutmak istediğim ifademle. Ancak pek de sert değildim. Yorgundum.
“Ya kardeş mi olmak istedin, yoksa şiddetli bakıcı falan mı? Kolumu niye cimcikliyorsun?” diyerek tepki gösterdi ve bakışlarıma dayanamayarak ilerledi. Konu sağlık olunca bir de hastaneye kadar gelmişken onu bırakmazdım.
“Kurşunla yarışır cimciklerin!” diyerek söylene söylene ilerlediğinde hastane kapısından geçtik.
“Yarışır tabi, ne sandın?” diyerek önden gitmesine engel olmak adına adımlarına yetiştim.
“Emir, demiri keser. Emrime uymayanı da ben keserim. Bilgin olsun. Askeriyede işine yarar.” dedim, omzumla koluna hafifçe vurarak.
“Seni böyle göreceğimi hiç düşünmemiştim.” dedi, şaşkınlıkla ilerleyerek. Hızlı adımlarına eşlik ettim.
Deniz nasıl görüyor bir bilsen?
Umursamazca omuz silktim.
Tam o sırada danışmanın önüne gelmiştik. Bomboştu. Danışmadaki kadını tanımıyordum, muhtemelen o da beni tanımıyordu. Hafifçe eğilerek telefonunu kapatan kadına seslendim.
“Barkın Bey müsait mi?” diye sorduğumda kadın yavaşça kafasını kaldırdı. Ağzında çiğnediği şeyi hızla yuttu, elinde bir sandviç vardı. Sandviçi kenara koyarak sorumu yanıtladı.
“Barkın Bey mi?” diye sordu, şaşkınlıkla.
“Evet.” dedim, sakince.
“Barkın Bey, müsait değil.” diyerek beni cevapladığında yüzümdeki sert ifadeyi koruyarak konuştum.
“Neye göre, kime göre müsait değil?” diyerek hafif çatılan kaşlarımla konuştum.
“Hanımefendi, müsait değil diyorum. Zorluk çıkartmayın.” diyen kadına şaşkınlıkla baktım. Yeni olmalıydı. Sinirlerimi bozmasını istemez bir şekilde anlayışla konuştum.
“Tamam. Bende geldiğimi haber ver, diyorum.” dedim, sert sesimle. Sözlerimin ardına içeriden çıkan gözlüklü, kırklı yaşlarındaki kadın bize doğru yaklaştı.
“Ne oluyor?” diyerek elini danışmadaki kadının sırtına koyduğunda sıkıntıyla ofladım. Oturan kadın yeni işe başlamış olmalıydı.
“Hanımefendi, Barkın Bey’e gelmiş. Müsait olup olmadığını soruyor.” diyerek arkasındaki kadına durumu anlattığında kadın bize dönerek konuştu.
“O yeni. Kusuruna bakmayın, Okyanus Hanım.” diyerek konuşan kadın ile ufak bir şekilde gülümsedim.
Danışmaya belirli adlar veriliyordu, abim bu isimler dışını da aldırmıyordu. Yeni olan kızın hatası, ismimi sormamasıydı. Bu kadını da tanıyordum, o da beni tanıyordu. Abime uğradığım zamanlardan hatırlıyor olmalıydı.
“Sıkıntı yok. İsmimi sorması gerektiğini öğretirseniz sevinirim.” dedim, nazik tutmaya çalıştığım sesimle. Sesimde ego veya üstünlük yoktu. Benden başka, abimin özel misafirlerinden biri gelirse sinirlenebilirlerdi.
“Tabi ki. Siz buyurun, ben haber vereceğim.” diyerek yan taraftaki koridorun sonundaki asansörü gösterdiğinde küçük bir baş selamıyla Uras’ın da peşimden geldiğini varsayarak ilerledim.
“Önemli biri misin?” diyerek arkamdan gelerek yanımda ilerlemeye başladığında kıkırdadım.
“Sayılmaz.” diyerek asansörün önünde durdum ve asansörün tuşuna bastım. Birinci kattaydı, çabuk gelirdi.
“Kime geldik tanıyor musun?” diyerek sordu. Başımı kaldırarak ona baktığımda asansörün geldiğine dair duyduğumuz sesle birlikte kapı açıldı.
Tanımasam böyle rahat olur muyum?
Asansörün içine doğru ilerledik ve bizim ardımıza binen hemşire olduğunu tahmin ettiğim bir kadın ile kapı kapandı. İçeride iki tane yaşları küçük doktor vardı, muhtemelen asistan doktorlardı.
“Görürsün.” diye fısıldadım.
Asansör oldukça büyüktü. Yanındaki asansöründe böyle olduğu biliyordum, sedye taşımak için bu kadar büyüktü.
Belimdeki silahın ağırlığını hissedebiliyordum. Hastaneye girerken güvenlikler kapıda değillerdi, bu yüzden askeri kimliğimizi göstermek zorunda kalmamıştık. Güvenlikler acil kapısında pek bulunmuyordu, neden? Bunu abime sormalıydım.
Uras’ta da belimdeki silahtan vardı ve iki asistan olduğunu tahmin ettiğim doktorun bakışları üzerimizdeydi. Onlara bir zararımız dokunmazdı.
Sırtımı yaslayarak bakışları umursamadan kafamı geriye verdim. Gözlerimi yumarak beklediğim sırada asansörün duraksadığını fark ettim. Yedinci kattaydık.
Duraksamayla birlikte inen doktorlar ve hemşirenin gidişiyle asansörde tek kalmıştık. Kapı kapandı ve yukarı çıkmaya devam ettik. Onuncu katta inecektik. Abimin odası en üst katta bulunuyordu.
Asansörün duraksamasıyla birlikte geldiğimizi anladım. Kapı açıldı ve önce ben olmak üzere ikimizde asansörden çıktık. Çıkmamızla birlikte aydınlık katı incelemeye başlayan Uras’a baktım.
“Bizim hastaneden büyük.” diye fısıldayarak konuşan Uras’a gülümsedim.
O an düşündüm ki, aksi doktor Barkın abimle tanışsa hiç mi hiç hoşlanmazdı. Buna o kadar emindim ki!
“Öyledir.” diyerek başımı önüme çevirim.
“Koridorun sonundaki oda.” dedim, peşimden gelmesi için. Asansörden çıkmamızla birlikte hızlı adımlarla koridorun sonuna geldiğimizde buraya habersiz gelmemin çok da mantıklı olmadığı biliyordum.
Kapının önünde duraksayarak elimi kaldırdım. Derin bir nefes alarak kapıyı çaldım. Neredeyse iki aydır görüşmüyorduk ve ben buraya Uras’la her gün gelirmiş gibi geliyordum. Çekinmeme gerek yoktu ama çekiniyordum.
Aras’tan sonra herkesle arama koyduğum mesafelerden Barkın abim de nasibini almıştı. O yüzden ufacık çekiniyordum.
“Gel!” diyen abimin sesini duymamla birlikte elim kapı koluna gitti. Beklemeden kapıyı açtığımda masasında bir dosya ile ilgilendiğini gördüm. Hasta dosyası falandır diyerek çok takılmadım ancak onun için her şey hastaneden ibaret değildi. Biliyordum.
İçeriye girdiğimde peşimden gelen Uras’ı umursamadan bize bakmasını bekliyordum. Oda epey büyüktü ve abim odanın en sonunda cam kenarında bulunan masasındaydı.
İlerleyerek masanın önündeki koltuklardan birine kurulmayı hedefliyordum ki sessizliğimizden dolayı başını kaldırarak bize döndü. O esnada girdiğimiz kapının kapandığını duydum, Uras da içeri girmiş olmalıydı.
“Abi, müsait misin?” diye sordum, gülümsemeye çalışarak yorgundum.
“Ooo... Okyanus Hanımlar sonunda teşrif etmiş.” diyerek şaşkınlıkla yerinden kalktı. Kalkma dercesine elimi hareket ettirdiğimde beni dinlemedi.
İki saniyede yanıma gelip beni azarlamasını beklemiyordum. Sus abi, karizmamı çiziyorsun!
“İki ay oldu. Öldün mü, kaldın mı? Belli değil. Görevde olabileceğini düşünüyorum da hiçbir görev sizin oralarda iki ay kadar uzun sürmüyordur herhalde!” dedi, azarlar bir tonda. Sözlerine zıt olarak gülümsüyordu.
“Sürer tabi! Sürüyor.” diyerek salak saçma konuştuğumda küçük bir kahkaha attı. Bilerek sarılmıyordu. Uras’ı da getirdiğim için. Kişisel bir şey değildi, başkalarının yanında sevgisini göstermeyi sevmezdi.
“Bakıyorum. Bizi unuttun!” diyerek arkamdaki Uras’a bakarak konuştu. İmasını havada kaptım. Biliyordu olanları!
“Biraz yoğundum sadece.” dedim. Öyledir dercesine başını salladığında arkamı döndüm. Vallahi çocuğu unutmuştum!
“Gel, seni tanıştırayım.” dedim, yumuşak bir sesle. Öylesine yorgun hissediyordum ki ruhsal mı, yoksa bedensel mi? Ayırt edemiyordum. Muhtemelen ikisi de vardı.
“Neyin oluyor?” diye sordu, çatık kaşlarıyla. Pek ön yargılı gözüküyordu. Bakışlarını düzeltmesi için koluna hafifçe dokundum.
Tanımadığı insanlara karşı söylemlerine dikkat etmesi gerektiği konusunda ben ona örnek olamamış mıydım?
“Asıl sen kimsin delikanlı?” diyerek kollarını göğsünde bağlayan abimle sırıttım. Dağdan gelmiş bağdakini mi soruyorsun, demek istiyordu. O söz öyle değildi sanki, Okyanus?
Sert bakışlarıyla elini uzatarak tam ismini söyleyecekken abimin sırıtışı büyüdü ve onun sözünü bölerek atladı.
“Uras olmalı?” diye sordu, sırıtarak. Bilmediği ne vardı ki?
“Evet. Uras Kaya Kızıl.” diye yanıtladı, bozularak. Elini uzatarak duraksadı. Küçük bir kahkaha atmamak için kendimi zor tutuyordum.
Civcive benziyordu kafası. Subay tıraşı olduğu için yeni yumurtadan çıkmış, tüyleri henüz uzamamış bir civcive benziyordu ve kızarık yüzüyle attığı sinirli bakışlarla o kadar tatlı duruyordu ki. Hakkında böyle düşüneceğimi düşünmezdim ama olumlu bakınca sempatik gelmişti gözüme.
Tövbe Okyanus, sen daha dün ben bunları istemiyorum diye bağırmıyor muydun? Bir şey mi çarptı seni! Çarpan çarpmış beni, halime bak!
“Lucian Barkın Kaya.” diyerek yavaşça elini sıktı, Barkın abim. Yarı Rus yarı Türk’tü.
Sarı saçları Aksi doktor ile kapışacak derecede güzel ve benzerdi. Uzun tuttuğu saçlarına sarı olduğu için pek belli olmasa da birkaç ak düşmüştü. Ona, bana düşmesin de kime düşsündü bu aklar!
Mavi gözleriyse benimle bire bir aynıydı. Başka hiçbir şekilde alakamız yoktu. Rus genine sahip olduğu için bu derece rengarenkti ve elbette yakışıklı bir adamdı.
“Memnun oldum.” diyerek bozuntusunu belli etmemeye çalışan Uras’a döndüm.
Civciv bozuntusu!
“Pek memnun olmamışa benziyorsun ama olursun.” diyerek açık sözlülüğünü belli eden abime döndüm.
Kafam bir ona bir de Uras’a dönüyordu. Ortalarında kalmıştım resmen!
“İki aydır ortalarda yoksun, yoğunmuşsun. Gecenin bu saatinde de biriyle yanıma geliyorsun. Söyle bakalım, derdin ne abicim?” diyerek bana odaklanan abime yutkunarak baktım. Ayıp etmişim, doğru! Nasıl da hemen anlıyordu!
“Şimdi şöyle ki...” diyerek söze başladım.
“Zaten her şeyi biliyorsundur.” diye ekledim. Boşa son iki günümü anlatmayacaktım.
“Bu arkadaşın papatya alerjisi varmış. Evimde de papatya poleni ve papatya çayı dumanı soluyunca böyle kıpkırmızı oldu. Hapşırığı ve öksürüğü var. Burnunu çekiyor, Alerji muhtemelen ama yüksek bir alerjisi yok.” diyerek açıkladım. Sözlerime karşılık odasının ortasındaki oturma köşesini işaret etti.
Bu arkadaşın ne, Okyanus! Üçüzümün desene!
Olmaz ki!
Bir cevap vermediğinde ikimiz de oturduk. Üçlü koltuğun köşelerine Uras ve ben geçtiğimde karşımdaki ikili koltuğun ortasına abim kuruldu.
“Bu kadar basit bir durumsa acilden isteseydin ya, abim. Yoğunsun zaten niye buraya kadar çıktın!” diyerek beni cevapladığında şaşkınlıkla ona baktım.
Trip mi atıyordu o? Ciddi mi!
“Kusura bakma. Bu hafta izinliyim zaten, telafi ederim.” dedim, özür dilercesine konuşmamla birlikte sırıttı. Sadece benimle uğraşmak istediği o kadar belliydi ki! O bana pek kırılmazdı. Böyle olması onu kıracağım anlamına gelmiyordu, tabi ki!
“Tamam. Anlaştık.” diyerek Uras’a döndü.
“Daha önce böyle bir alerjin olduğuna dair tanın var mı?” diyerek hiç beklemeden sordu.
Bilmiyordum. Bana da sormamıştı zaten. Ben üçüzümün böyle bir alerjisi olduğunu bilmiyordum!
“Tanı yok. Abim doktor, o test yaptırtmıştı.” diyerek çekinceli bir yanıt verdi.
“Dudaklarda şişme? Dilinde büyüme hissi? Yutarken zorlanma?” diyerek sordu. Belirtilerin ağırlığını öğrenmek istiyordu.
“Yok.” diye cevapladı onu, Uras.
“Abin doktor ve sana bu tanıyı sözlü de olsa söyledi, değil mi?” diyerek tekrardan teyit etti, Barkın abim.
“Evet.” diyerek onu onayladı, Uras. Sessizce ikisini izliyordum.
“O zaman fiziki muayeneye gerek yok.” dedi ve ekledi, abim.
“Sıkıntı yok. Ağızdan ilaç vereceğim. İçtikten sonra iyi olursun.” diyerek samimi bir şekilde konuşan abimle rahat bir nefes verdim.
Farkında olmadan omuzlarım gevşedi. Benim yüzümden rahatsızlanması yetmezmiş gibi hastanedeydik. İçim huzursuz olmuştu, o yüzden rahatlamıştım. Başka neden olacaktı oysaki?
Yerinden kalkan abim masasına geçerek telefondan birini aradı. Ne yaptığına dikkatle baksam da gözlerim Uras’a da kayıyordu.
“On miligram setirizin, ağızdan olacak şekilde odama acilen yollar mısınız?” diyerek konuştu, abim.
Karşı tarafı dinledikten sonra telefonu kapatarak tekrar masasına bıraktı ve yanımıza geldi.
“Yarım saat hastanede kalın. Belirtiler gerileyince taburcu ederim.” diyerek karşımdaki koltuğa kendini bıraktığında ona teşekkür edercesine baktım.
“Teşekkür ederim.” diyerek Uras’la birlikte ikimiz aynı anda konuştuğumuzda abimin kahkahasını duydum. Aynı anda konuşmamızla şaşkınca birbirimize baktığımızda Uras’ın bakışları aynen bana yardımcı oldu sana ne oluyor tarzındaydı.
“VIP misafirim ve VIP hastamın teşekkürlerini kabul ediyorum, canım.” dedi, abim. Arkasına yaslanarak söylediklerinde hiç mi hiç ego yoktu, Maşallah!
“Neyse.” diyerek ayaklandı. Ayaklanmasına şaşırsam da bir işi olabileceği için ona anlamsızca bakmadım.
“Size bir oda ayarlayayım. Hemşire getirir ilacı. Yarım saat sonra da taburcu eder sizi.” diyerek bakışlarını kaçırdığında ayaklandım ve itiraz edercesine konuştum.
“Müsaitsen burada duralım?” dedim, sorarcasına.
“Okyanus Hanım da çok yoğun. Ben sözümü aldım. Bir gününü bana ayırıyorsun. Anlaştık?” diyerek itiraz ettiğinde el mecbur kabul ettim.
“Anlaştık.” dedim. Telefonla görüşsek de hiç yüz yüze gelememiştik zaten, bir günümü ona ayıracaktım.
Uras’ın da ayaklandığını anladığımda abimin benim için açtığı kollarına şaşkınlıkla baktım. Birinin yanında bana sarılacaktı. Hadi canım! Bu bir ayar verme olabilir miydi? Yoksa ben mi yanlış anlıyordum? Arkasında ben varım gibi. Sırıttım.
“Gel, buraya.” dediğinde pıtı pıtı yanına gittim ve sımsıkı sarıldım. Uras’tan çekinecek değildim.
Sımsıkı sarıldığımda hala aynı koktuğunu fark ettim. Bu koku beni yıllar yıllar öncesine götürürken hafızamın belirli köşelerini uyardı. Hatırladığım karanlık ile gözlerimi araladım. Bu sefer ışık vardı.
Saniyelerin sonunda ondan ayrıldığımda kulağıma fısıldadığı sözlere gülümsedim.
“Üçüzünle kaynaş bakalım.” deyişiydi.
.
Bölüm sonu canavarı olarak ben geldimmm
Barkın abimizi kısaca okudunuz AAAA
Aksi doktorun ona yapacağı yaşlı muamelelerine uyan, tripli ama tatlı jdjxjsjsm
Bir arkadaşınızla uzun süre görüşmezsiniz ve samimiyetiniz hala aynı kalır ya, Okyanus ve Barkın öyle ☆
Barkın abimizi nasıl buldunuz? -->
Uras'cığımız hiç çekilmiyor jjsjdjxjs (BUNU OKYANUS YAZDI, BEN DEĞİL)
Okyanus & Uras? -->
Üçüzlerim ya...
Civciv bozuntumuz biricik Teğmen'imiz...
Eksiklerim 🫠🫠🫠
Diğer bölümü Merih'in ağzından okuyacaksınız. Böyle deli dolu bir karakterin ağzından bölüm yazmak şu an epey keyifli oluyor! Ciddiyim, bence bayılacaksınız. 🤩🤭
Sizi çok seviyorum 💕
Öpüldünüz... 😚✨️
Okyanus ile kalın... Uras da yanınızda bu sefer 🤭🌊🌊🌊
1827 Kelime...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 234.83k Okunma |
20.4k Oy |
0 Takip |
59 Bölümlü Kitap |