
Merhaba bir tanelerim 🤭💓
Erken bir saatte attım bölümü 🤭💓
Bölümü Merih'in ağzından okuyacaksınız. Evet, tahmin ettiğiniz gibi epey keyifli bir bölüm oldu. Epey güleceksiniz 🤭💕
Oy✨️ vermeyi ve bol bol yorum yapmayı unutmayınız :)
İyi okumalar diliyorum. 💗
.
29.11.2024 – Cuma
Merih Kuzey
“Merih Abi, bu nasıl bir görev? Ben anlamadım.” diyerek yan koltukta söylenen Güney’e hak verircesine konuştum.
“Görev falan yok oğlum! Bu benim cezam! Ne olsun!” dedim, bıkkınlıkla. Okyanus Komutanımın hastaneden kaçması başıma patlamıştı.
Onun başına değil beni, tüm timi koysalar da bir kaçış yolu bulurdu. Kaçıp nereye gittiğini de anlamamıştım! Merak ediyordum tabi!
“O zaman benim ne işim var?” diye sordu, Güney.
“Deniz Komutana söylediklerin yüzünden seni de taktı peşime. Bari içtimadan önce yollasaydı, şimdi haşatım çıkmış bir şekilde nasıl taşıyacağım onca şeyi!” diyerek söylendim. Yol ayrımına girerek köye gidecektik. Neden mi?
Köy okulunun etrafında geçen hafta bir çatışma çıkmış ve çatışma sonrası okulun camları inmiş, dış duvarları zarar görmüştü. Çatışma da beşik kertmesi olan iki kuzenin evlenmek istememesi üzerine aileler arasında olmuştu. Yaralananlar vardı elbet. Gideceğimiz yer ise küçük bir ilkokuldu. Bu olanlardan Deniz Komutanımın nasıl haberi olmuştu? Bilmiyordum.
Dün Okyanus Komutanıma göz kulak olamadığım için bana bu görevi, pardon cezayı vermişti. Elime bir miktar sıkıştırıp sıva ve boya almamı söylemişti.
Güney ise bu nasıl bir ceza diye sesli düşündüğünde Deniz Komutanım, nasıl olduğunu görürsün diyerek onu da peşime takmıştı. Sıkılmazdım, iyi olmuştu ama o pek memnun gözükmüyordu.
İçtimadan sonra bizi böyle yollarken Şahin, Ozan ve Bora’ya izin vermişti. Bu iş hiç iyi olmamıştı.
Şahin akşam dalgasını geçmezse ben de Merih değildim!
Tabi, tüm bu olanların dışında kız kardeşimde dün akşam gelmiş ve kalacak yerim yok, buraya atandım, sende kalayım diye bizimkiler beni buraya yolladı demişti. Babamların, timdekilerle kaldığımdan haberleri yoktu. Kızı yollayamamış, içeri almıştım ama böyle olmazdı. Rahatsız olduğu belliydi.
Tüm bu düşüncelere daldığımda öndeki araba ani bir şekilde duraksadığında ağır bir küfür savurarak ani bir fren yaptım.
Frene basmıştım ama kalbim arabadan iki saniye önce durmuştu çünkü şu pozisyonda arabamın çizilmemiş olma ihtimali yoktu. Ha, eğer çizilmediyse lokma dağıtacaktım! Umarım çizilmemiştir.
“Bu nasıl fren! Bu frense bende gazım lan!” diyerek ani bir şekilde arabamın kapısını açtığımda sertçe kapıyı açtığım için kendime bir küfür savurdum.
“Abi, sakin!” diyerek inen Güney’i umursamadan arabamın ön kaputuna doğru ilerledim. Birbiri ile aralarında bir milim kalan arabaları görmek gözlerimin hızla açılmasına sebep olurken sinirle konuştum.
“Annemin bilezikleri çizildi lan!” dedim, fısıldayarak. Güney’in anlamsız bakışları beni bulduğunda duymadığına emindim.
Birikimimin üzerine alacağım araba için annem bileziklerini koydu diye kırk yıldır söylenen kız kardeşim zil takip oynayabilirdi. Gerçi babamın da katkılarını unutmamalıydım yoksa böyle iyi bir model alamazdım. Tam şu anda zil takıp oynayabilirdi çünkü biricik arabam çizilmişti. Eğilip baktığımda neredeyse iki santimetre olan çizik tüm sinirlerimi bozmuştu.
“Ben bu arabayı çizdirmemek için kuşlara bile yol veriyorum. Bu nasıl fren lan!” diyerek bağırdım.
Eğildiğim yerden kalkarken bağırarak konuşmama karşılık Güney’in abi uyarılarını dinlemezken kalktığımda gördüğüm küçük beden beni şoka uğrattı.
Beynimin kavga modunu kapatıp çapkınlık modunu açması bir oldu. Az önce sıralamayı hedeflediğim tüm küfürleri geri aldım.
“Çok özür dilerim.” diyen sesin, kulağıma melodi gibi gelmesi normal miydi?
Dişi sinek bile görse flörtleşme moduna giren Merih, biricik arabasının çizilen ön kaputunu şimdiden unutmuştu bile!
Griye yakın koyu renk gözleri daha önce görmediğim bir güzellikteydi. Bakışları mahcubiyet doluydu. O güzel gözleriyle üzerime bir büyü yapıyor olma ihtimali kaçtı? Gözlerimi ondan ayıramamamı sağlayacak bir büyü...
Büyülenmiş gibi hissediyordum. Bir an önce, ona hiç erişemeyeceğim değerli bir taşmış gibi bakmayı kesmeliydim yoksa işler hiç iyi bir yere varmayacaktı.
Sinir neydi? Yeniyor muydu?
Kahvenin en acı tonuna sahip saçları özel bukleler halinde omuzlarına dökülürken gözlerimden kalpler çıkmıyor oluşuna şükrettim. Aklım uçtu lan!
Buğday tenli miydi, yoksa beyaz tenli miydi? Pek çözemedim. Kaşlarım çatıldı. Daha yakından bakmalıydım. Kesinlikle!
Ulan zalimin kızı! Ne hale getirdin beni! Hayır, artık kayınbabamın kızı!
“Beyefendi, ben çok özür dilerim.” diyerek sözlerini tekrarladığında onu evimin hanımı kalbimin tek sahibi yapma fikrinden kopmayı başardım.
Kalbimin tek sahibi mi?
Ulan Merih, bizim kalbimizin çifter çifter sahipleri oluyor genelde ama sen uzun süredir kadın görmüyorsun diye kafayı mı yedin?
Yemiş olabilirdim. Burada bir kızla tanışırım da ağa kızı falan çıkar, beni topuğumdan vururlar diye tırsmıyor değildim. Belimizde tabanca vardı da o tabancayı kişisel meselelere kullanamazdım. Bizde racon böyleydi!
Birkaç aydır böyle naif bir hanım efendi ile tanışmadım diye böyle olmuştum. Evet, evet! Öyleyse, neden kalbim çarpıyor lan? Daha önce kalbimi çarptıran bir kadın olmadığını da söylememe gerek yoktu.
“Uzun bir yolculuktan geliyorum. Yorgunum, uyku haliyle kafam karıştı. Ani bir fren yaptım. Lütfen, kusuruma bakmayın.” diyerek tane tane konuşan kıza altın görmüş hırsız gibi bakmayı sürdürürken Güney’in araya girmesiyle kendime geldim.
“Abi, sana diyor kız!” diyerek kaçıncı seslenişi olduğunu sayamadığım şekilde bana seslendiğinde yutkundum.
“Ben bağırmaya hazırlanıyordum ama şimdi kibar olmam gerekiyor.” diyerek çapkın bir bakışla sırıtışımı saklamak ister gibi dudağımın kenarını kaşıdım.
Kızın yüzündeki mahcubiyet utanmış bir gülümsemeye döndüğünde marifetlerimi kaybetmediğimi anladım.
“Çok özür dilerim. Bir sıkıntı gözükmüyor.” dedi, birbirine değmesine ramak kalan arabalara göz atarak.
Dudaklarındaki parlaklık dudak nemlendiricisinden mi geliyordu yoksa lip gloss etkisi miydi? Çözmeye çalıştığım şey tam olarak buydu!
“Sıkıntı mı? Siz sıkıntı vermezsiniz, bir problem yok. Fren yapışınızda çok güzeldi... Sanatsal bir fren!” diyerek sırıtmaya başladım. Karşımdaki kız sözlerime karşılık yorgunca kıkırdadı.
Aynen, Merih. Arabanın ön kaputunda iki santimetrelik çok sanatsal bir çizik oluştu. Muazzam sanatsal!
“Kaput çizildi ama önemli olan insanlık.” diyerek ekledim.
Sevgi pıtırcığı, dünya barış temsilcisi Merih mi demeliyim yoksa aylar sonra kız tavlamak için arabasını umursamayan aptal Merih mi?
Özür dilerim, annemin bilezikleri.
“Yapabileceğim bir şey var mı? Çok özür dilerim.” diyerek sözlerime karşılık ciddileşen yüze sırıtarak baktım ve ilmek ilmek işlediğim sözlerimin aşkımızı bahtiyara erdireceği o cümleleri kurdum.
Bahtiyara ermek yerine freni patlamış kamyon gibi bayıra düşeceğimi bilmeden...
“Ne özrü, asıl ben özür dilerim. Sizi korkuttum sanırım. Sizi korkutan başka birileri olursa beni arayabilesiniz diye telefon numaranızı alabilir miyim acaba?” diyerek çapkın bir sırıtışla ağırlığımı tek ayağıma verdiğimde kızın yüzündeki ifade bir anda değişti. İşe yaramamış mıydı?
İsminden önce numarasını sormak bir hataydı! Ne mal olduğumu anlamış gibi bakıyordu. Hayır, böyle olmaması gerekirdi.
“Ben sizi beyefendi sanmıştım ancak siz tam bir şerefsizmişsiniz!” diyerek duraksadı. Daha ekleyeceği küfürler vardı demek ki!
“Ağzım bozmaya değmezsiniz!” diyerek sinirle ekledi.
Belinde biten yarım lacivert bir kaşe kaban giyiyordu. Kabanının önünü sinirle kapattığında üzerimize düşen aldatıcı kış güneşi ona göz kırparak bakıyordu.
Altında kahverengi bir pantolon, üzerindeyse kısa kahverengi bir tişört vardı. Topuklu botu, boyunu biraz uzatsa da boynundaki kolyeyle sinirle uğraşırken bana başını kaldırarak bakıyordu.
“Yanlış anlaşıldım sanırım?” diyerek yumuşak bir geçiş yapmak istediğimde daha fazla konuşmamı engelleyecek şekilde sağ elini yeterli dercesine kaldırdı.
“Araçlarda bir sıkıntı yok. Kusura bakmayın, yetişmem gereken bir yer var.” diyerek net bir şekilde tepkisini koyduğunda kaşlarım çatıldı. Bunu beklemiyordum.
“Araçlarda nasıl sıkıntı yok. Kaputta kocaman çizik var!” diye söylendim. Aferin Mero, hemen de gerçek yüzünü gösterdin!
“Ne çiziği?” diye sordu, karşımdaki kadın. Şaşırmış ifadesi yüzüne o kadar yakışıyordu ki, beklemeden eğilip arabanın ön kaputuna baktı. Gözlerini kısarak biraz daha eğildiğinde çiziği anca gördü.
“Sinek ısırığı gibi bir şey bu!” diyerek zorlanarak ayağa kalktı. Pek sportif biri değildi galiba. Ayağa kalkarken yüzüne gelen buklelerini arkasına attığında bir anlık arabanın kaputundaki çiziğe dönüşüp bana öyle bakmasını istedim.
“Bir de güneşte bakmak lazım... Daha net...” dedim, muzipçe. Muzip ifadem ona sinir küpü gibi gözüküyor olmalıydı belki çünkü sert sözlerinin başka anlamı yoktu.
“Abartmasanız mı?” diyerek tepki verdiğinde yutkunarak cevapladım.
“Hem suçluyum hem de güçlüyüm, diyorsunuz yani!” dedim, tepkili gözükmeye çalışarak.
“İki santimetre kocaman çizik var, görmüyor musunuz? Neyini abartıyor muşum!” dedim, ciddi bir şekilde. Konu arabamsa sinirlenirdim ama bir hanımefendiye böyle davranmazdım.
“İki santim için hayatımda hiç bu kadar toplantı yapmamıştım!” diyerek sinirle parmaklarını saçlarının arasından geçirdi.
“Belki üç santim bile olabilir!” dedim, abarta abarta.
“İsterseniz cetvel getireyim, ölçelim?” dedi, bıkkınlıkla. İçinden sabır dilediğine o kadar emindim ki!
“İsterseniz kaputunu özür dileyerek okşayayım?” diyerek dalga geçercesine sordu. Elini beline alarak daha fazla vakit kaybetmek istemiyorum dercesine bir bıkkınlıkla baktığında hızla ekledim.
“Zahmet etmeyin. Bence en mantıklısı şu, numaranızı verin, ben size boya masrafını hesaplayıp yazayım.” dedim, sırıta sırıta. Baştan beri tüm tepkim konuyu numarasına getirmekti.
“Numara vermeyeceğim!” diyerek keskin bir dille konuştuğunda dudağımı büzerek ona baktım.
“Teessüf ederim. O kadar mı güvensiz gözüküyorum?” diye sordum. Alınmış gibi baktım.
“O kadar çapkın gözüküyorsunuz!” diyerek hafif sesini yükselterek beni cevapladı. Bu bir iltifat mı yani?
“O kadar mı belli oluyor ya!” dedim, fısıltıyla karışık. Her neyse!
“Bu çizik kapanmadan bu konu kapanmaz. Ben bu çizik yüzünden sizinle tekrar görüşmek zorundayım! Yoksa konuları gerekli mercilere taşımak zorunda kalacağım. Hatta şerefsizlikle de itham edildiğimi gerekli mercilere ileteceğim.” diyerek kendimden emin bir şekilde konuştum.
İçimden kahkaha atıyordum ama bunu bilmesine gerek yoktu. O ana kadar suskun duran Güney’in kocaman kahkahasını işittiğimde zorlandım. Karşımdaki kız da sinirle gülerek konuştu.
Şansına ben düşmüştüm yani şansızdı.
“Beyefendi siz manyak mısınız?” diyerek sorduğunda kaşlarım çatıldı.
“Manyak da bir hakarettir. Bunu da ekleyeceğim. Trafik magandası mısınız siz? Böyle kötü sözler hiç yakışıyor mu, böyle güzel bir kadına?” diyerek arabama yaslandım. O da benim gibi arabasına yaslandığında gideceği yere geç kaldığını kabullenmiş gibi gözüküyordu.
Köy koluna saptığımız için yanımızdan pek araba geçmiyordu. Tek tük geçen arabalardan uzanan kafalar, bize anlamsızca bakışlar atıyorlardı. Kollarımı göğsümde bağlayarak egoyla konuştum.
“Hem çapkın olabilirim ama güvenilmez değilim. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görev yapıyorum. Yani numaranızı güvenle verebilirsiniz.” diyerek övündüğümde karşımdaki kızın kimliğini bilmeden ona bunu söylemem hata olsa da yaptım. Gülüşüne güvendim.
Sözlerime karşılık kocaman bir kahkaha attığında ne olduğunu anlamaz bir şekilde ona baktım.
“Yeni modada bu sanırım. Askerlerden etkilenmiyorum, yalan atmanıza gerek yok. Numara da vermeyeceğim. Kamera kaydı da yok, hiçbir şeyi hiçbir şey yapamazsınız!” diyerek ellerini de kullanarak hararetli bir anlatıma girdiğinde şokla ona baktım.
Böylesine bir reddedilmeyi hiç yaşamamıştım, çizilen kaputum gibi egom da çizilmişti.
“Niye askerim diye yalan söyleyeyim ki!” dedim, sinirle. Evet, takıldığım tek nokta buydu. Hiç düşünmeden cebimdeki cüzdanı çıkartarak açtım.
“Abi.” diyerek uyarırcasına bana seslenen Güney’i umursamadım. Cüzdanın kartlık kısmındaki askeri kimliği çıkartarak gözüne sokarcasına konuştum. Belimdeki tabanca arabada diye askeri kimlik çıkartıyorduk, şuna bak!
“Bizde yalan olmaz!” diyerek askeri kimliğimi çekecektim ki, küçücük elleri ellerimin arasındaki askeri kimliği tuttu.
Teması öyle garip hissettirmişti ki, bir anlık duraksama yaşadığım için askeri kimliğim şu anda onun elleri arasındaydı. Bu tehlikeliydi.
Hangi akla hizmet şu ana geldiğimi anlamaz şekilde kimliğimi ondan almak için elimi uzattım ancak diğer eliydi elimi uzaklaştıracak şekilde tuttuğunda yutkundum.
“Yalancı değilmişsiniz!” dedi, şaşkınlıkla kaldırdığı kaşlarıyla.
“Değilim.” dedim, yutkunarak. Artık kimliğimi geri almalıydım.
“Astsubay Kıdemli Çavuş.” dedi, rütbemi okuyarak.
“Mardinlisin ve yirmi beş yaşındasın.” diyerek kendi kendine tekrar etti. Hangi yarışmadaydım?
“Evet.” dedim, yavaşça.
Görücü usulü mü yani?
“Merih Kuzey.” dedi.
“Ta kendisi!” diyerek sırıttım.
“Benim ismimi öğrendiniz. Haksızlık olmasın, siz de isminizi lütfedin lütfen.” dedim, çapkın bir sırıtışla. Muzip bakışlarıma göz devirerek cevap veren kadına şaşkınlıkla baktım.
“Maalesef, Merih Bey.” diyerek başını iki yana salladı ve Askeri kimliğimi uzatması için avcumu açtığımda kimliği elime uzatarak konuştu.
“Sizi bir sorduracağım. Numaramı da vereyim, büyüteçle bakılması gereken çiziği halledelim.” dediğinde tek odaklandığım şey ilk cümlesiydi.
“Sorduracağım derken? Asker falan mısınız?” diye sordum şaşkınlıkla.
Okyanus Komutanıma fan sayfası açacak derecede hayran olduğumu söylememiştim, değil mi? O, benim için kadınların da askerlik yapabileceğini, hatta daha iyi yapabileceğini gösteren bir kadındı. O yüzden garipsemeden bu soruyu sormuştum.
Belinde tabanca falan da yoktu. Gerçi kendine bu kadar güvenen bir kadından her şey olurdu da! Komutanım çıkmazdı dimi? O zaman biterdim! Benden küçük olsa da Teğmen olabilirdi, okul farkıydı!
“Abim asker.” diyerek sırıtışını büyüttüğünde tırstığımı belli etmedim.
Ağa kızlarından kaçarken asker abisi olan kızı bulmuştum. Şansızlığıma bak! İlkinde direkt ölebilme şansım varken şimdi sürünecektim.
Umarım abisi, Yüzbaşı veya Binbaşı falan değildir!
“Öyle mi?” dedim, yutkunarak.
“Öyle.” dedi ve ekledi.
“Numarasını vereyim, onun aracılığıyla iletişimde oluruz.” dediğinde yüzünde sinsice bir sırıtma vardı.
Gel vazgeçelim hiç zorlamadan...
Ne numarası! Yeniyor mu?
Vermek istediğim tepki tam olarak buydu ama mümkün değildi. Delikanlılığa sığmazdı, yakışmazdı. Üstelik Güney sayesinde Askeriyeye madara olmak da olmazdı.
“Tabi.” dedi, kızara kızara. Elimi cebime atıp telefonu çıkardım ve kilidini açarak telefon numarasını yazabileceği kısma girerek ona uzattım.
“Harika.” diyerek telefonu elimden aldığında gerginlikle dişlerimi sıktım. Ne harikaydı ama!
Numarayı ezbere tuşladığı anda yavaş yavaş kaşları çatılmaya başladı. Neden kaşları çatılıyordu ki! Abisi tanıdık biri miydi? Deniz Yüzbaşım falan değildi dimi? Az daha susarsa altıma yapacaktım!
“Bu numara kayıtlı!” dedi, şaşkınlıkla.
Kolonya getir, Güney! Bayılacağım birazdan! Allah’ım sana geliyorum!
“Nasıl kayıtlı?” dedim, tırsmış halimi belli etmemeye çalışarak.
“Göklerde kartal gibiydim, olarak kayıtlı.” diyerek telefonu bana uzattı. Ekrandaki kayıt ismiyle korkumu bir kenara bıraksam da huzursuzluğum gitmemişti.
Göklerde kartal gibiydim...
Şahin Öztürk. Devrem. Ölümüne kardeşim.
Artık kardeşim değilsin! Ne?
Göklerde kartal gibi olmak istedim. Hemen şu an!
“Senin abin Şahin mi?” diyerek afallayarak sorduğumda Güney’den gelen ne sorusunu işitmedim saydım. Yeterince şoka uğramıştım, birazdan A101’e, Bim’e falan gitmeyi düşünüyordum.
“Abimin ismi Kartal değil, evet Şahin!” diyerek telefona kayıt yaptığım şeyi ima ederek konuştu.
“Şahin abiyi tanırız. Sende artık Dünya ahiret bacımız sayılırsın, kardeşim.” diyerek bana uyarı vermek için kaş göz yapan Güney’e donuk bakışlar attım.
Ulan kalbim!
Çarpa çarpa kardeşim dediğim adamın kız kardeşine mi çarpmaya başladın.
Yüzbaşı veya Binbaşının kız kardeşi olsaydı keşke diye düşündüm! Lan en azından korkardım, şimdi kardeşimin bacısına nasıl! Sabır, kalbim sabır!
“İsmin neydi?” diyerek ağır bir yutkunuşla sordum.
“İsmim Sevil. Ben Sevil ama siz sevilmeyin, Merih Bey!” diyerek sinirle konuştuğunda anladım. Hanımefendiyi epey sinirlendirmiştim.
Yıldız Tilbe’den, Sende sev ama sevilme diyor...
O güzel gözlerinden, bukle bukle saçlarından ve bal yanaklarından besmele çeke çeke bakışlarımı kaçırdım.
.
“Ne adi bir adamsınız, komutanım!” diyerek yan koltuğumda benimle dalga geçen Güney’e sinirli bir şekilde çıkıştım.
İlk aşkım! Kalp kırığım! Bu hikaye burada biter!
“Sus lan!” dedim, üzgünlüğümü saklamayarak.
“Artık o senin yengen demek isterken bacın dedirttiler.” dedim, efkarlı efkarlı.
“Komutanım, şu acınıza akşama timle bir sıra gecesi yakışır ha?” diye dalgaya alan Güney’i tersledim.
“Acım var, bana dokunmayın.” dedim, arabayı sürmeye devam ederek. Bir gelememiştik, şu okula!
“Bensiz de gitmeyin ama tamam mı?” diyerek ona yandan bir bakış attım.
“Tamam da abi, kız ya tanıdık çıkmasaydı! Niye Asker olduğunu söyleyip bir de kimliğini veriyorsun?” diyerek tepki gösterdiğinde haklıydı.
“Keşke tanıdık çıkmasaydı!” dedim, kestirip atmak için.
“Çiğ köfteye benim de acımı eklersiniz, bir isot etmem ama!” dedim, efkarlı bir şekilde.
“Kendini küçümsemek deyince de siz yani komutanım!” diye yanıt verdi, pes dercesine bakarak.
“Sus, oğlum! Sinirimi bozma!” diyerek çıkıştım.
“Bir tane daha komutanım, lütfen!” diyerek atladığında bir şey anlamadığı için sessiz kaldım. Sessizliğimi evet olarak algılayan Güney sinirimi alnımın üstüne çıkarmaya çaba sarf ediyordu.
“Kaput çizildi ama senin egon daha fazla çizildi ha abi?” diyerek kafamı dağıtmaya çalıştığında gözümü yoldan ayırmadan konuştum.
“Dost musun, düşman mısın? Belli değil lan!” diyerek egomdaki çiziğin konusunu kapatmasını sağladım.
“Arabadan kız inince kavga modundan romantik komedi moduna geçtin. Abisinin asker olduğunu duyunca korku filmine atladın şimdiyse aşk acını konu alan bölüme geldik galiba?” diyerek sırıta sırıta sorduğunda sinirle söylendim. Acıma da saygısı yoktu.
“Rütbeye geçerim bak!” diyerek tehditvari konuştuğumda ağzına fermuar çeker gibi yaptı.
“Tamam. Sustum!” dedi ama on saniye geçmeden tekrar ekledi. Zorlu köy yolundan ilerlerken arabamın çamur olmasından dolayı da yüzümü buruşturdum.
“İstesen de denk gelemezsin harbi. Nasıl bir tesadüf bu?” diyerek söylendiğinde buruk bir sırıtmayla konuştum.
“Kaderin cilvesi, oğlum!” dedim, sakince.
O kızdan uzak duracağız, Mero! Duydun mu, beni?
İnşallah. İnşallah!
“Kaderin cilvesi, Şahin abimin sillesi!” diyerek kafasını çevirdi ve kendi kendine büyük bir kahkaha attı.
“Güney, oğlum! Bak ben senin üstünüm, değil mi? Kötü bir komutan olmamı istiyor musun, oğlum?” diyerek sordum, sırıtarak. Önümdeki yola baksam da sert bakışlarım ona varmış gibi konuştu.
“Olmayın komutanım, günah! Zinhar!” dediğinde bu çocuğu da kendime benzettiğime emin olarak aptal bir şekilde gülümsedim.
“Sus o zaman, bebiş!” diyerek ona takıldım. Kafam allak bullak olmuştu.
Sözlerime karşılık yüzünü buruşturduğuna emindim, sessiz kaldığında arabayı geldiğimizi belirtircesine durdurdum. Arabadan indiğimde Güney de benimle birlikte indi. Tek katlı bir okuldu, bahçesi de çok büyüktü.
Bahçeden içeriye girdiğimde arkamdan Güney’in geldiğini biliyordum. Büyük ve güzel bir bahçeye sahip tek katlı okul bahçenin en sonundaydı. Bahçede birkaç büyük ağaç ve küçük bir köşede özenle dikilmiş birkaç çiçek dikkatimi çekti. Başımı kaldırıp okula baktığımda hasarı tespit etmek istiyordum ancak duraksadım.
Şehit Piyade Üsteğmen Yaman Aras Kızıl İlkokulu
Yüzümde buruk bir gülümseme oluştuğunda duygu seli beni içine çekti. Şehit Komutanım...
“Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun, Aziz şehidimizin.” diyen Güney’in sesini işitmemle birlikte daldığım anılardan çıkarak kolumu omzuna attım.
“Öyle, yeri de mekanı cennet. Amin.” diyerek bakışlarımı o tabeladan hiç çekmedim.
“Şehit Komutanımla bir tanışsan çok severdin.” dedim, gülümseyerek. Buruk gülümsemem onun içindi, gülümsememizi isterdi.
Okyanus komutanımla aynı dönemden devrelerdi. Okyanus komutanımın toparlanması çok zor olmuştu, bize yansıtmasa da hala üzüntüsünü taşıdığını biliyorduk. Eskisi gibi değildi, eskiden yanımızda gülerken şimdi gülse kendine suç sayıyordu. Biliyordum ben!
Aynı dönemde olmalarına rağmen Okyanus Komutanım bir süre Teğmen olarak devam ederken Aras Komutanım Üsteğmenliğe terfisiyle şehit kabul edilmişti. Bir nevi şehitliğinde terfi verilmişti. Zaten o görevden sonra rütbeleri yükselecekmiş.
“O gülümsememizi isterdi. Adamı tanımıyorsun daha, ağlayacak gibi bakma Güneydoğu Anadolu’m!” dedim, sırtını pat patlayarak. Sırtını yavaş yavaş sıvazlayarak gülümsemeye çalıştım.
“Şehidin arkasından tanımadan da ağlarız, ona en yakın biziz.” dedi, yutkunarak.
“Abi, senin bu alakasız hitaplarına da gülmemek elde değil.” diye ekledi, ifadesini toparlayarak. Yüzünde yumuşak buruk bir gülümseme oluştuğunda içimden, görev başarıyla tamamlandı, dedim. Operasyon adı da Güney’i güldür falan olmalıydı. Bazen manyak olduğumu düşünüyordum ama bu kadar zeki bir insan manyak olamazdı.
“Sizin burada ne işiniz var?” diyen bir kadın sesi duyduğumda tüm duygularımı arka plana aldım. Naif, hoş sesin sahibi bir o kadar da tanıdıktı.
Kardeşim dediğim adamın kardeşi, benim de kısa sürelik kalp çarpıntımdı. Abartsana biraz daha Merih!
“Bizim mi?” diye soran Güney’in bakışları beni buldu. Elimi enseme attığımda taze asker tıraşı saçlarımda gezdirerek konuştum.
“Duvar Boyama Özel Hareket.” diyerek elimi uzattım. Anlamadım dercesine çatık kaşlarıyla baktı.
“Çıkan çatışmadan sonra camları değiştirmişler. Bizde duvarlara sıva çekip boya yapacağız, Sevil Hanımcım. Komutan bizi çok sever, önemli bir iş deyip rica etti.” diyerek derin bir nefes aldım. Elimi hala çekmemiş olsam da o da elini uzatmamıştı. Temas yok, anladım.
On lafından dokuzu yalan be, Mero!
Yanımda kıkırdayan Güney’i susturmak istercesine omzunu sıktım. Uyum sıfır! Benden öğreneceği çok şey vardı!
“Öyle, öyle. Komutan bizi çok sever. Zahmet olacak deyip kendi gelecekti de zor ikna ettik.” diyerek bana takılmak amacıyla söylendiğinde omzunu daha sert sıktım. Ulan Güney hele bir askeriyede göreyim seni paşam! Yandın sen!
Yalanımın ortaya çıkışıyla Sevil Hanımcığımın, pardon yani Sevil bacımızın gülümsemesi de ortaya çıktı. Gamzesi mi vardı onun? Hayır, emin değilim. Yani daha yakından bakmak lazım! Hatta şart!
“Bu ilkokulun yeni sınıf öğretmeniyim. Sevil Öztürk.” diyerek elini önce uzattı. Biraz önce sıkmadığı için indirdiğim elim, bu anı beklermiş gibi kalktı.
“Astsubay Kıdemli Çavuş Merih Kuzey.” dedim, tepkisiz yüzümle.
Yumuşak ellerine temas eden nasırlı elim yumuşakça ona temas ettiğinde kendime ufak bir uyarı yaparak el sıkışmamızı kısa kestim.
Şahin’in kardeşi senin de kardeşin olmalı be, Mero! Kardeşinin kardeşine göz dikmeyi aklının ucundan geçirme! Aklımın ucundan geçti de aklıma girmesin emi!
Bu bir aşk romanı değil ırz düşmanının günlüğü falan olur. Sakin diyeyim!
“Yani bütün okulun mu?” diyerek araya giren Güney şaşkınlıkla sorduğunda Öğretmen Hanım ona da elini uzattı.
“Astsubay Güney Yaman.” diyerek mesafeli bir şekilde konuştu. Sarı, asker tıraşı saçları ve yirmilerinin başında olduğunu belli eden bebek yüzü ile yakışıklıydı. Benim gibi çapkınlığı olmayan temiz aile çocuğuydu.
Bense henüz yirmilerimin ortasında bir şerefsizin tekiydim, tabii Sevil Hanımcığımın deyişiyle...
“Evet. Birinci sınıftan dördüncü sınıfa kadar hepsi bende.” diyerek samimi bir gülümsemeyle Güney’i cevaplayan Öğretmen Hanımcığımın sözünün arasına dayanamayarak girdim.
“Adımı söylemek yerine şerefsiz veya manyak da derler. Siz hangisini kullanmak istiyorsanız çekinmeyin.” diyerek bakışlarımı üzerine diktim. Sözlerime karşı ufak bir şekilde gözlerini devirerek konuştu.
“Siz Duvar Boyama Özel Harekat olarak görevinizi yapın, ben de çocuklarla ilgileneyim.” diyerek yanımızdan kaçarcasına ayrılan kıza karşı hem garip bir çekim hissediyordum hem de Şahin’den dolayı ondan uzaklaşma iç güdüsü. Hangisi galip gelecekti bilmiyordum ama uzak durmak için çok çaba verecektim.
Bu bir çapkınlık mıydı yoksa garip saçması bir şey miydi? Anlam veremiyordum!
Arabadan taşıdığımız malzemelerle gün boyu okulun etrafındaki kurşun izlerini sıvayıp boyası atan duvarları tertemiz yapacak şekilde boyamıştık.
Gün boyu bakışlarım da benden bağımsız bir şekilde onu bulmuştu. Saçma sapan bir çapkınlıkla yaklaşsam da değişik bir şekilde kapıldığım bu kadının Şahin’in kardeşi çıkması çok kötü olmuştu.
Ulan bittim ben!
Aşık ola ola ölümüne kardeşimin kardeşine mi aşık oldum!
Aşk nedir? Bilmeyen Merih’e, bu kadın sevgiyi tattıracak acısını da çıkartacaktı...
.
Merhaba bir tanelerim 🤭
Bölümü nasıl buldunuz? -->
Öncelikle sormak istediğim bir şey var.
Bölüm ismi için aklımda üç farklı şey vardı. Birini seçmiş olsam bile size de sormak istiyorum.
1) Kalbimin Tek Sahibi
2) Göklerde Kartal Gibiydim
3) Duvar Boyama Özel Harekat
Sizce hangi isim bu bölüme daha çok yakışırdı???
(1 ve 2 arasında çok kaldım. Çaktırmayın 🤫)
Merih'in ağzından bir bölüm okumak nasıldı? -->
Tabi ki diğer bölümlerimiz, her bölümümüz Okyanus'tan. Sadece bir değişiklik olsun diye ve ve diğer bölüm de Merih'i göreceğiniz için böyle yazdım. Umarım hoşunuza gitmiştir.
Şahin sizce bu duruma ne diyecek? -->
Sınıf Öğretmeni Sevil Öztürk & Astsubay Kıdemli Çavuş Merih Kuzey...
Abimin arkadaşı klişesi...
Feci bir şeylerdi!!!
Güney? jdjxjxk -->
Merih? -->
Tiktoka uçmayı unutmayın. Bu bölüm hakkında da gönderi yaptım 🤭
Tiktok: lily_okyanus
Bölüm öncesi alıntı ve spoilerlı şeyler paylaşıyorum :))
Bu hafta Merih'le kalın 🫠 Haftaya Okyanus'umuzdan devam!!! 🌊🫂
3272 Kelime...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 234.83k Okunma |
20.4k Oy |
0 Takip |
59 Bölümlü Kitap |