
Şuan biri beni tutmalıydı. Zira ben birazdan kendimi yerlere atacaktım. Birde bayıl istersen Feriha deseydi, yeriydi. Teşekkür eder bayılırdım.
"Bekliyorum." dedi karanfil kokusu.
"Neyi?"
"Tedavi olmayı." diye makul bir cevap verdi.
"Neyiniz vardı?" dedim. Kafa gitmişti. Gerçekten adamın neyi vardı?
"Başım ağrıyor."
"Emir, şaka yapıyor ol."
"Sence şuan şaka mı yapıyorum?" dediğinde derin bir iç çekişle karşılık verdim.
"Ben sana Parol yazayım, hiç ağrın kalmaz."
"Parol mideme dokunuyor." dedi.
"Ne istiyorsunuz o zaman savcı bey?" dedim. Artık biri ne istediğini söylemeliydi.
"Doktor olan sizsiniz."
"Peki, o zaman size hap yazacağım." dedim. En makul verilecek cevaptı. Cevap olarak aygır gibi burnunu çekti. Gerçekten aygırdı. Sorgulayıcı bakışlarım Emir'e yöneldi.
"Ne?" dedi umursamazca.
"Sence biraz aygırlık yapmadın mı?" dedim. Soruma mantıklı bir cevap vermeliydi.
"Burnum da akıyor, buna da birşey bul." dedi. Birde emir mi veriyordu. Artık dayanamayıp sırtına silleyi çaktım. Bu adamın boyu kaçtı? Neden bu kadar geniş omuzları vardı? Ayrıca şuan sinek durumuna düşmüştüm. Bulaşıcı bir kahkahayla cevap verdi. İstemesem de sırıtmıştım.
Manyaktım. Hayır ben değil, o manyaktı.
"Ne o gülüyor musun, asi kız." dedi. Afallamıştım. Asi kız da kimdi? Ben asi miydim? Bocalamaya devam ederken cevap verme isteği duydum.
"Asi?" dedim onaylatmak istercesine.
"Asi." dedi onaylayarak.
"Sensin asi, salak." derken çaktığım sille bu defa omuzuna denk gelmişti. Tekrar vurmak için havaya kalkan elimi kavradı. Aşağı elimi indirirken sorguladığımı anlamış olacak ki cevap verdi:
"Sakin asi kız, birşey demedik."
"Ben asi değilim, şunu demeyi kes!" derken sesim fazla yükselmişti. Hala ellerinde olan elimi ateşe değmişçesine geri çektim. Ağlar gibi dudaklarımı büküp kendimi sandalyeme bıraktım.
"Ne oldu?" dedi şefkatli bir sesle.
"Nöbetdeyim zaten, ayarlarımla oynuyorsun. Ağlarım bak!" diye sona eklemeyi unutmadım.
"Senin garezin belli oldu."
"Neymiş benim garezim?'
"Nöbet." dedi onaylayarak. Oflayarak kendimi sandalyeme daha da saldım.
"Ben gidiyorum. Başımın ağrısı geçti, midemde bulanmıyor. Eve dinlenmeye gidiyorum." dedi. Şaşkın bir şekilde bakarken ayaklanıp dışarı çıktı.
Çıktıktan sonra sırıtmaya başladım. Benim için gelmişti. Garip geliyordu. Bende ne bulmuştu? Ben sadece abimin arkasını toplayan bir doktordum. Kime ne yararım vardı? Düşüncelere dalarken gözlerim de kapanıyordu. Kendime yatacak yer bulmalıydım. Dışarı çıktım. Sedyelerin olduğu bölüme gelip araya perde çektim. Şuan uyumalıydım. Beyaz süslü terliklerimi sedyenin yanına çıkarıp uzandım. Uykuya dalarken bile hala yüzümde o sırıtış vardı.
~
Allak bullak olmuştu Emir'in aklı. Farketmiş miydi? Hızlı adımlarla koridorda yürüyordu. Fakat bu defa yürüdüğü adliye koridorları değil, hastane koridorlarıydı. Dışarı çıktığında derin bir nefes verdi. Jeep'e doğru yöneldi. Kocaman olmasına rağmen içine ancak sığabiliyordu. Dosya incelemeyi özlemişti. Arabayı çalıştırıp evin yolunu tuttu.
Eve geldiğinde yanık kokusuyla karşılaşınca duraksadı. Ne açık kalmıştı? Mutfağa yöneldiğinde ısıtmak için ocağa koyduğu yaprak sarmalarla karşılaştı. Ofladı. Çok severdi, böyle olması şart mıydı? Kapıda duyduğu tıkırtıyla duraksadı. Dolabın üstünde duran silahına uzandı. Kim olabilirdi? Tıkırtı seslerinin ardından zil sesi duyuldu.
"Kim o?"
"Benim abi, açsana ağaç oldum." derin bir nefesle elindeki silahı komodine koydu.
"Gel,lan." derken Ahmet'i içeri aldı. Ahmet kimsesiz bir çocuktu. Yetimhanede karşılaşmışlardı. O günden bu zamana kardeşi bilmişti.
"Abi sana yaprak sarması aldım." dedi. Yüzünü ekşiterek içeriyi koklamaya başladı. "Bu ne abi malum yerlerin dayanmadı mı?" dedi isyankar bir sesle.
"Ahmet, sana bir tane çakarsam o zaman görürsün malum yerleri. Git ocağı söndür." duraksadı. "Sarmayı da versene."
"Al abi." derken memnuniyetle elindeki poşeti Emir' e uzattı. Koşarak mutfağa yöneldi. O sırada Emir poşetin içinden çıkan kapla boş boş bakışıyordu.
"Bu ne lan?" dedi sorgulayıcı bir sesle. Elindeki dondurma kabına bakıyordu. Koşarak geri dönen Ahmet'e bakmadı.
"Abi Neva verdi."
"Neva ne zamandan beri bu salak şeyleri kullanmaya başladı?"
"Ne bileyim abi, kap kalmamış bununla götür dedi." onaylar bir ses çıkardı Emir. Neva 'yı severdi. Yetimhaneye geldiğinde en iyi arkadaşı Neva olmuştu.
"Neva neden gelmiyor?"
"Hastaneye uğrayıp gelecekti." dedi Ahmet. Hemşireydi Neva. Onayladı Emir. Zilin çalması çok geç olmamıştı. "Ben bakarım." diye ayaklandı Ahmet. Kapı açıldığında Neva' nın neşeli sesi yükseldi.
"Ne yaptınız?" dedi. İçeri geçerken Emir' in yanına kuruldu. "Sen nasılsın, ilaçları kullandın mı?"
"Hayır." diyen Emir' le boş boş bakıştılar. Neva beline gelen kızıl saçları, kocaman yeşil gözleriyle oldukça tatlı bir kızdı. Çilleri yüzünü süslüyor, neşesine neşe katıyordu.
"Emir, seni gebertirim."
"Ne için?"
"İlaçlarını içmediğin için!" diye yükseldi. Sinirlenince daha tatlı oluyordu. "Ben kremleri getiriyorum, bundan sonra kullanmazsan seni gerçekten gebertirim!" derken anında ayaklanmıştı.
Neva hızlı adımlarla geri döndüğünde kremleri sürmek için hazırlık yapıyordu. "Pansuman yapmışsındır inşallah."
"Yaptım onu, kan rahatsız ediyor."
"Etmese yapmayacaksın yani."
"Yapmayacağım." diye net bir cevap verdi. Kremleri sürmeye başlayan Neva hiç susmuyordu. Küçükken de böyleydi.
"Emir." dedi imalı bir tonla.
"Yine ne halt yedim?"
"Hastanede ne olursa bilirim, biliyorsun değil mi?"
"Biliyorum."
"O zaman Sezin hanımı bana bir açıkla istersen." derken ima daha belirgin bir hal almıştı.
"Sezin mi?"
"Evet, Sezin."
"O ne alaka?"
"Bende onu soruyorum ya Emir, o ne alaka?"
Emir oflayarak koltuğa yayıldı. Açıklaması şart mıydı? Sezin' di işte. Ne diyecekti? Mavi gözlü, kumrala çalan düz saçlarıyla güzel bir kızdı. Ama Neva' ya bunu söylerse gerçekten gebertirdi. Tecrübeliydi. "Sezin arkadaşım."
"Peki neden ameliyatından baygın bir şekilde çıktı? Üstelik neden odasına, ziyarete gittin? Bunlar da mı arkadaş olduğunuz için?" Emir yeniden ofladı.
"Çok soru soruyorsun Neva, ben yatacağım yorgunum." dedi.
"Seninle bunu sonra hesaplaşacağız."
Emir bıkkın bir şekilde odasına ilerledi. Kapıyı kapatıp yatağına uzandı.
~
Gözlerimi yavaşça aralarken başımda dikilen Çimen'e göz ucuyla baktım. Kin dolu bakışları üzerimdeydi. Tek kalmamak için nöbetini bu güne düşürmüştüm.
"Ne dikiliyorsun başımda Çimen?"
"Sence?" diye bir soru sordu. Boş bakışlarla baktığımdan olacak ki: "Nöbetimi bugüne düşürüp uyuduğun için olabilirmi?" dedi. Büyük ihtimal olabilirdi.
Sedyeden doğrulup tekrar Çimen'e baktım. "Biraz daha uyusam Çimen, ha?" Çimen'in iyilik yapacak hali yoktu sanırım. Gözleriyle kalkmamı işaret etti. Sedyenin ucundaki terlikleri aramaya başladım. O anda bir sıcaklık hissettiğimde o olmasını umdum ama karanfil kokusu yoktu. Onun yerine keskin bir parfüm kokusu yerini alıyordu. Başımı kaldırdığımda geçenlerde şokunu yaşadığım bey, Mert, terliklerimi uzatıyordu. Şu aralar buralarda dolaşmasa iyi olmaz mıydı?
"Sağol." dedim. Sesini çıkarmadan doğruldu. "Mert." dedim bu defa. Beni duymazdan mı geliyordu?
"Efendim Sezin."
"Birşey mi oldu?"
"Hayır,neden?'
Derin bir nefes alıp konuşmaya başladım "Sende bir gariplik var."
"Yok bende birşey."
"Mert, ben anlarım. Sende birşeyler var." duraksadım. "Benden de mi saklayacaksın?" derken dudaklarımı büzmüştüm. Dayanamazdı, bilirdim. Yine öyle oldu.
"Sezin o adamla aranızda birşey mi var?" derken oldukça sert ve otoriterdi.
"Henüz değil. Ama seni neden bu kadar ilgilendiriyor?"
"Arkadaşımsın Sezin, bilmem hakkım değil mi?" dedi melul melul.
"Hakkın." dedim. Ee gibi bir ses çıkardı. "Konuyu kapatalım o zaman, sende soğuk yapma." dedim. Onayladı bu defa. Omuzuna arkadaşça 3 kere vurdum. İki kere vursam çatlardım. O da bunu biliyor ki sırıtmaya başladı.
"Herkes iş başına." dedim. Çimen ters ters bakmaya başladı.
"Sen iş başına Sezin, bir saattir uyuyorsun sıra bizde." dedi. Ayak sürüyerek perdenin dışına çıktım. Odama doğru yürümeye başladım. Odama yöneldiğimde 3-4 kişi bekliyordu. Fazla ah almış olmalıydım. Kusura bakmasınlardı. Ben de insandım sonuçta. Hastalara birşeyleri olmadığına inandırarak yolladım. Hepsinin gelme nedeni mide bulantısıydı. Sandalyeme yayılıp uyuklamaya başladım. İki dakika sonra uyanacağıma rağmen...
~
Gözlerini açtığında yana döndü Emir. Kalbi sızlayınca yüzünü ekşiterek tek hamleyle doğruldu. Böyle anlarda ne yapacağını kendi bile kestiremiyordu. İçeriden çatal bıçak sesleri gelince Neva'yı hatırladı, ve tabiki vermesi gereken hesabı. Odadan dışarı çıkıp mutfağa yöneldi. Bulaşıkları yıkayan uzun kızıl saçlara baktı.
Birazdan cennet cehenneme giriş sorgusuna çekilecekti. Neva arkasını döndüğünde Emir'i görünce kısa bir an bocaladı ama belli etmedi.
"Emir efendi, dökül bakalım." dedi. Bu soruyu genellikle Emir sorardı ama burada durumlar tersine dönüyordu. Ablası bilirdi Neva'yı. Birlikte büyümüşlerdi.
"Neyi?" dedi unutmuş rolü yaparak.
"Yemezler Emir efendi dökül." dedi bu defa. Başka yolu yoktu, mecbur dökülecekti.
"Sezin'le davada karşılaştık."
"Ne davası?"
"İnsan kaçakçılığı." anlamış bir edayla dudak büzdü Neva.
"Davada onu ben buldum. Sonra ikinci kez başına geldi. Bu defa olacağını biliyordum. Ambulansın peşinden gittim. Sonra ben vuruldum işte." dediğinde gözle görülür bir biçimde yutkunmuştu Neva. "O girdi ameliyata." bu defa yutkunan Emir'di. "Ölümün ucundan o aldı beni Neva."
"Anladım." dedi ve devam etti "Ne istersen yap Emir. Nasıl mutluysan, nasıl için rahatsa onu yap ablacığım." ilk defa ablacığım demişti. İkisi de bilirdi abla kardeş olduklarını fakat sesli dile getirmezlerdi.
Konuyu dağıtmak adına söze girdi Neva:
"Dolaba birkaç yiyecek koydum. Bir dahaki gelişime bitmezse ben sizi bitiririm, haberiniz olsun." derken yine ablalığını yapıyordu. "Çıkıyorum ben, görüşürüz."
"Görüşürüz. İstersen ben bırakayım."
"Gerek yok. Motorum burada."
"Dikkat et zıkkımı sürerken, bak Neva sen onu sat araba ala-" derken sözünü kesti Neva "Yok öyle, ben motorumla mutluyum. Hadi görüşürüz." dedi ve kapıyı kapadı. Ahmet çıkmış olmalıydı. Emir ise yine yalnızdı. Düşünceleriyle baş başa kalması gerekecekti.
~
Emir yetimhanede ilk günlerindeydi. Zamanı çoğunlukla saklanarak geçiyordu. Eski kaldığı yetimhanedeki gibi olacağından korkuyordu. Başını dizlerinin arasına gömmüş sadece bekliyordu. Yanına tatlı bir kız çocuğunun yaklaştığından henüz habersizdi.
"Merhaba." dedi neşeli ses. Emir bacaklarının arasındaki başını çıkarıp kız çocuğuna baktı. Önce yeşil gözlerine sonra kızıl saçlarına. En son çilleri dikkatini çekti Emir'in. Yüzünün her yeri çille kaplanmış olan neşeli kız çocuğu sabırsızlıkla Emir' e bakıyordu.
"Adın ne?" dedi heyecanla.
"Emir." diye net bir cevap verdi.
"Tanıştığıma memnun oldum. Bende Neva." dedi şenlikle. Emir herhangi bir tepki vermeyince Neva'nın dudakları büküldü. "Neden konuşmuyorsun, beni sevmedin mi?" dediğinde sessiz kalmayı tercih etmişti Emir. Zaten dudakları bükülen Neva ağlamaya başladı. Şaşkınlıkla bakan Emir ise Neva'ya sarıldı. Annesinden öğrenmişti. Annesi de Emir ağlayınca sarılır, mutlu masallar anlatırdı. O gün Emir de aynı şeyleri Neva'ya yaptı. Huzurla uykuya dalan Neva ise Emir'i bu hiçlikten kurtardığını bilmeyecekti.
~
Nöbet yine bitmek bilmiyordu. Kabuslar peşimi bırakmazken işim her hâlükârda zordu. Kapıda biriken hasta kümesini içeriye çağırdım. Bir teyze içeriye girdi.
"Kızım benim her yerim ağrıyor,başım dönüyor."
"Herhangi farklı birşey tükettiniz mi?"
"Ne gibi?"
"Farklı, doktorların izni olmadan kullanılmış bir ilaç gibi." dediğimde karşımdaki teyze tam olarak bunu yapmış gibi utangaç tavırlar takındı. "Peki, ben size bir serum yazayım. Bir saate hiçbir şeyiniz kalmaz." dedim.
"Allah razı olsun kızım. Bir daha tövbe ilaç almam." dediğinde tebessüm ettim. Teyzeye serum nerede takılıyor onu tarif ettikten sonra diğer hastalara geçtim.
Hastalar bittikten sonra kapı çaldı. Mert gelmişti.
"Hoşgeldin."
"Hoş buldum. Senin nöbetin bitmesine yarım saat var." dediğinde aydınlanmış bulunuyordum.
"Birde, doğum günün kutlu olsun." kısa bir an bocaladım. Bütün sesler sustu. Sadece Yeşim ablanın sesi kalmıştı. "Sezin." dedi bu defa.
"Efendim." dedim. Yeşim ablanın sesine rağmen. Teyzem idi ama ben yanında kaldığım süre boyunca abla demeyi tercih etmiştim. Kendisini iki yıl önce kaybetmiştim.
"Daldın sanki."
"Evet, kusura bakma. Ben kendime kahve alacağım, görüşürüz." diye alelacele dışarı çıktım. Dışarıda derin bir nefes almak istedim ama olmadı. Bütün nefesler ciğerime battı. Nefes alamadım. Kenarda gördüğüm oturağa ilerledim. Kalbim feci derecede ağrıyordu. Yanıma Sezin diye bağırarak gelen Mert' e bakamadım. Kendimi bıraktım. O günlerden sonra hiç bayılmamıştım. Bu ilkti. Kendimi derin sessizliğe bıraktığımı sanıyordum ama Yeşim abla susmamıştı.
~ Bu bölüm bu kadardii. Begendiyseniz noğlar düşüncelerimizin önemi var lütfen benimle paylaşım özellikle de eleştiri yorumlarii
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |