4. Bölüm

4. Bölüm

Öykü Özaydın
only.book

Ambulansın peşinden giderken endişeliydi Emir. Altıncı hissi çoğu zaman onu yanıltmazdı. Bu yüzden içindeki huzursuzluk daha da büyüyordu. Umduğu tek şey, bu sefer yanılmasıydı. Önden giden ambulansın biraz gerisinden ilerliyordu. Fazla yaklaşmak istemiyordu, fark edilmek istemiyordu. Ama aynı zamanda gözünden de kaçırmamalıydı. İkisini bir anda yapmak zordu. Fakat onun için değerdi.

Kız için gereğinden fazla endişelendiğinin farkındaydı. Daha önce bunun gibi sayısız operasyon yapmıştı. İnsan kaçırma, yasa dışı işler, karanlık adamlar… Hepsi onun için sıradanlaşmıştı. Ama bu sefer farklıydı. Mesela o asi kızdı.

Güzeldi.

Bu düşünceyle kaşları çatıldı.

“Ne diyorsun sen?” diye mırıldandı kendi kendine. Bu aralar onu fazla düşünüyordu. Ara vermeliydi.

Güzel olmasının onun için ne anlamı vardı? Hiçbir şey. Olmamalıydı. Onun işi duygularla değil, gerçeklerleydi. Ama asıl sorun bu da değildi. Asıl sorun, kıza ne olacağıydı.

Tam o anda kırmızı ışığa takıldı.

“Lanet olsun.”

Ambulans geçmişti. İçinden söverken ışığın yeşile dönmesini bekledi. Fazlasıyla uzun geliyordu. Saniyeler ona saat gibi geliyordu. Yeşil yanar yanmaz gaza yüklendi. Direksiyonu daha sıkı kavradı. Kaybedecek vakti yoktu. Fakat yeterince kaybetmişti.

Hızlı olmalıydı. Yandan gelen bir arabayı solladı.

Hastanenin önüne geldiğinde Jeep’in kapısını sertçe kapattı. Araç büyük olmasına rağmen Emir’in yanında küçük kalıyordu. Adımları hızlıydı, neredeyse koşuyordu. İçeri girer girmez çalışanlardan birine yöneldi.

“Sezin Başar.”tek umudu yine kaydı olmasıydı.

Kadın bilgisayara baktı. Emir’in sabrı tükeniyordu.

“Sezin Başar iki gün önce taburcu olmuş.”olmamıştı.

Emir’in çenesi seğirdi. Bir kez daha altıncı hissine sövdü. Yanılmış değildi. Sadece geç kalmıştı. Operasyonlarda en büyük hata geç kalmaktı. Ve o an geç kalmıştı.

Koridorda ilerlemeye başladı. Odalara tek tek baktı. Her boş oda sinirini daha da artırıyordu. Hiçbir iz yoktu. Sanki burada hiç bulunmamış gibiydi. Ama emindi. Saniyeler önce buradaydı.

En son girdiği oda diğerlerinden farklıydı. Daha soğuktu. Daha sessizdi. Ama asıl dikkatini çeken şey… sedyenin olmamasıydı.

Demek ki buradaydı.

Etrafı incelemeye başladı. Duvarlara, dolaplara, zemine… Her şeye dokunuyordu. Sabırsızlığı hareketlerine yansıyordu.

Ve sonra o sesi duydu.

“Tık.”

Başını hızla çevirdi.

Duvarın bir kısmında hafif bir çıkıntı vardı. Eliyle bastırdı. Hareket etmedi. Daha sert bastırdı. Bu sefer içe doğru oynadı.

Çıkıntıyı kendine doğru çektiğinde gizli bir geçit açıldı. Bir sedyenin rahatlıkla geçebileceği genişlikteydi.

“Salaklar.”

Tünele girdi. Adımları yankılanıyordu. Karanlık ve rutubet kokuyordu. Sonuna geldiğinde karşısına bir kapı çıktı. Kilitliydi.

Omzunu dayayıp sertçe vurdu. Kapı tek darbede açıldı.

“Kimsenin bulamayacağını düşündüler.”

Dışarı çıktığında tanıdık bir yerle karşılaştı. Dar sokak. Sezin’in anlattığı yer. Aynı kabusu bir kez daha mı burada yaşamıştı? Ne kadar zordu? Kimse bilemezdi.

Demek ki doğru yoldaydı.

Ama bu, her şeyin bittiği anlamına gelmiyordu. Belki de yeni başlıyordu.

Sokak barlarla doluydu. Gürültü, kalabalık, karmaşa… Tek başına vakit kaybedemezdi. Telefonunu çıkardı.

“Ahmet. Ekipleri yolla. Konum atıyorum. Kız kayıp.”

Cevap beklemeden kapattı.

Köşede bir tabureye oturdu. Gözleri sokakta dolaşıyordu. İçinde tek bir düşünce vardı.

O kıza bir şey olmamalıydı.

~

Hâlâ bekliyordum.

Belki de ben beklemekten ibarettim. İnsanlar yaşardı, severdi, gülerdi. Sezin beklerdi. Sabrederdi.

Saatlerdir aynı sedyenin üzerinde yatıyordum. Hiçbir ses yoktu. Sanki dünya beni unutmuştu. Neden buradaydım, onu bile bilmiyordum. Sadece bilinmezliğin içinde kaybolmuştum.

Gözlerimi kapatmıştım ki adım sesleri duydum.

İlkti.

Garip bir şekilde sevindim. Gürültüyü sevmezdim ama o an bir barın ortasında olmak istiyordum. İnsanların arasında… normal bir hayatın içinde.

Adımlar yaklaştıkça içimdeki o kısa mutluluk yerini korkuya bıraktı.

Derin bir nefes aldım.

Güçlü olmalıydım.

Kimseye zayıf olduğumu gösteremezdim. Her şeyi yaşamıştım ama bir kere bile pes etmemiştim. Şimdi de etmeyecektim.

Kapı açıldı.

İçeri giren adamı görünce irkildim. Birine benziyordu. Ama daha sertti. Daha keskin.

İki adımda yanıma geldi.

Geri çekildim. Küçüldüm.

Pis nefesi yüzüme vurdu. Midem bulandı. Başımı yana çevirdim. Gözlerimi kapattım.

Çenemi kavradı.

Kaçamıyordum.

İçimden bağırmak geliyordu ama sesim çıkmıyordu.

Tam o anda kapı çaldı.

Adam geri çekildi.

İçeri daha yaşlı biri girdi.

“Güzel.”

Genç olan bir şey söyleyecekti ama adam onu susturdu.

“Yarın kızı yurt dışına götürmene izin vermiyorum.”

“Ama—”

“Kes çeneni. Kızı bizim arabaya bindir.”

O an her şey yerine oturdu.

Ben… satılıyordum.

İçimde bir şey koptu ama yüzüme yansıtmadım.

Bir iz bırakmalıydım.

Ellerimi çözerlerken saçlarımdan birkaç tel kopardım. Sessizce sedyenin üzerine bıraktım. Belki biri bulurdu. Belki… o bulurdu.

Beni kaldırdılar. Elime kelepçe taktılar. Suçlu gibi yürütülüyordum.

Direnemedim. Gücüm yoktu.

Siyah, camları koyu bir arabaya bindirdiler. Kapı kapandı.

Ve ben karanlığa gömüldüm.

~

Emir sessizce otururken telefonunun titremesiyle irkildi.

“Savcım, bir kulübe bulundu. İçinde bir sedye var—”

“Konumu at.”

Telefonu kapattı.

Arabası hastanedeydi. Başka bir araca atladı. Gaza bastı.

~

On beş dakika sonra ıssız bir alana ulaştı. Kulübeye yürüdü. Ahmet’i gördü.

“Haber var mı?”

“Savcım, sedye bulundu. Üzerinde saç telleri vardı. DNA’ya yolladık ama büyük ihtimalle kızın. Bir de yakında bir araç bulundu. Sürücüyü aldık.”

Emir başını salladı. Yaklaşmıştı.

Parçalar birleşiyordu.

Ve o artık çok yakındı.

~

Koca bir malikaneye getirilmiştim.

Elimde kelepçeyle içeri sokuldum. Bir adam beni başka bir odaya götürdü. Oda beklediğim gibi değildi. Lüks, temiz, düzenliydi.

Ama bir şey vardı.

Zincir.

Uzun, ağır bir zincir.

Adam kelepçeyi çözdü. Zinciri aldı.

Bacağıma kilitledi.

“Ne yapıyorsun? Çıkar şunu!”

Adam hiçbir şey demeden çıktı.

Zincire baktım. Ağırdı. Çok ağırdı. Ayağımı kaldırmak bile zor geliyordu.

Yatağa oturdum. Zinciri çekiştirdim.

İmkânsızdı.

Kaçamazdım.

Gözlerimi kapattım.

Ben Sezin’dim. Hayatın yüzüne gülmediği Sezin.

Ama hâlâ pes etmeyen Sezin.

~

DNA sonucu çıkmıştı.

Sezin’e aitti.

Emir derin bir nefes aldı. Şimdi sırada sürücü vardı. Odaya sertçe girdi.

“Konuş.”

“Susma hakkımı kullanıyorum.”

Emir’in gözleri karardı. Dışarı çıktı. İki dakika sonra geri döndü.

Elinde levye vardı.

Adam yutkundu.

“Ya konuşursun… ya da kafana bunu indiririm.”

“Onlar beni öldürür.”

“Konuşursan seni korurum. Konuşmazsan ya ben yaparım… ya da seni onlara veririm.”

Adamın direnci kırıldı.

“Tamam… anlatacağım.”

“Neredeler?”

“Aras Malikanesi.”

Emir’in gözleri kısıldı. Soyadı aynıydı. Tesadüf olmalıydı.

“Konum?”

“Bilmiyorum… ama Karan Bey biliyor.”

Emir arkasını döndü. Karan beyine. Dedi içinden. Kimdi bu Karan pisliği? Sezin'den yine ve yine ne istiyorlardı. Bir kadınla oyuncak gibi oynanması normal miydi? Ya da o bu hayatı hak ediyor muydu?

Etmiyordu.

“Konumu bulun. Bir saat sonra operasyon var.”bu defa onu acı çekmeden bulacaktı.

Kapıyı sertçe kapattı.

Artık tek bir hedef vardı.

Sezin’i bulmak. Onu bu karanlıktan çekip almak.

~

Yatağa kendimi erkenden bırakmıştım ama bu bir dinlenme değildi. Bacağımda duran ağır zincir yüzünden donmuş gibiydim. Yatağın üzerinde öylece oturuyordum. Ne uzanabiliyordum ne de rahatça hareket edebiliyordum. Zincirin ağırlığı sadece bacağımı değil, sanki bütün bedenimi yere çiviliyordu. Düşünmemeye çalışıyordum ama olmuyordu.

Kapının aniden açılmasıyla irkildim. Kalbim hızlandı. İçeri giren kadına baktım. İlk bakışta tatlı birine benziyordu ama burada kimse masum olamazdı. Elinde bir tepsi vardı. Yumurta ve ekmekti. Boğazım düğümlendi. Boşuna getirmişlerdi.

"Bunu al ve götür buradan."

Sesim bana bile yabancı geldi, fazlasıyla soğuktu. Kadın bir an duraksadı, sonra bana daha dikkatli baktı.

"Bak kızım, başka bir şey gelmeyecek. İzin vermiyorlar."

Kaşlarım çatıldı.

"Ben senin kızın değilim. Ayrıca bunu ağzıma sürmem. Alerjim var."

Kadının yüzünde hafif bir değişim oldu. Anlamış gibiydi. Tepsiyi alıp hiçbir şey söylemeden çıktı. Anladığını sanmıyordum ama açtım. Hem de fazlasıyla. Burada ne kadar kalacağımı bilmiyordum ama aç kalamazdım. Gücümü kaybedersem hiçbir şey yapamazdım.

Yaklaşık on beş dakika sonra kapı tekrar açıldı. Önüme bu sefer patates kızartması bırakıldı. En sevdiğim şeylerden biriydi. Gözlerim doldu. Şu an lanet olmalıydı. Cehennemdeydim ve en sevdiğim şeyi yiyordum. Bu düşünceyle elim havada kaldı, tabağa dokunamadım.

Tam o sırada camdan hafif bir tıkırtı duydum. Başımı kaldırdım. Normalde demir parmaklıklar vardı ama bir şey farklıydı. Arkamı döndüğümde onu gördüm. Gelmişti. Kalbim bir an duracak gibi oldu. İşaret parmağını dudaklarına götürerek susmamı istedi. Başımı hafifçe salladım.

Penceredeki demirler vidalanmıştı. Sessiz bir matkapla vidaları sökmeye başladı. Her hareketi kontrollüydü. Demiri dikkatlice çıkardı ve çatıya bıraktı. Ardından içeri atladı. Bacağımdaki zincire baktı. İçinden sövdüğüne emindim ama söylemedi. Şanslıydık ki zincir de vidalıydı.

"Kelepçede de vida var. Koparmana gerek yok."

Fısıldayarak söyledim. Başını salladı. Matkabı tekrar eline aldı ve vidaları sökmeye başladı. Bir, iki, üç… Zaman geçmek bilmiyordu. Beşinci vidayı da çıkardı. Altıncıya geldiğinde aşağıdan sesler geldi. Kalbim sıkıştı. Geliyorlardı. Onun hareketleri hızlandı ama vida zor çıkıyordu.

Bir kere daha denedi. Olmadı. Dişlerini sıktı. Bir kez daha bastırdı ve sonunda vida çıktı. Hiç vakit kaybetmeden beni kucağına aldı. O an her şey durdu. Keskin karanfil kokusu etrafımı sardı. Nefes almayı unuttum. Pencereden çıktı, çatıya atladı. Oradan diğer çatıya geçti.

Her adımda kalbim daha hızlı atıyordu. En sonunda yere ulaştık. Derin bir nefes aldım. Bahçenin çıkışındaki kapı açıldı. Emir oradaydı. Bizi görünce şaşırdı ama asıl şaşıran bendim. Kapının yanında o kadın vardı. Az önce bana yemek getiren kadın. Bize yardım etmişti.

"Sen de gel."

Kadına seslendim. Bana baktı. Gözlerinde korku vardı.

"Gelemem. Eğer gelirsem oğlumu yaşatmazlar."

Sustum. Ne diyebilirdim ki? Bu dünyada kim kimi yaşatıyordu zaten? Ben düşüncelerimle boğuşurken kapının yanında saklanan polisleri gördüm. Her şey bir anda hızlandı. Emir beni arabaya bindirdi. Karanfil kokusu kaybolmuştu ama hissi hâlâ benimleydi.

~

Emir, Sezin’i gördüğü an içinin sıkıştığını hissetti. Kızın hâli gözünün önünden gitmiyordu. Çaresizdi. Sessizdi. Çaresizliğin ne demek olduğunu en iyi o bilirdi. Bir an aklı o kadına kaydı. Yardım etmişti. İsteseydi onu da götürebilirdi ama yapmamıştı.

Düşüncelerini bir kenara bıraktı. Şu an önemli olan Sezin’di. Onu merak ediyordu. Kendine itiraf etmek istemese de ediyordu. Hastaneye gitmeye karar verdi. Sadece uzaktan bakacaktı. Görmesi yeterdi.

Merdivenleri hızlı adımlarla indi. Jeep’in kapısını açtı ve içeri geçti. Direksiyonu kavrarken derin bir nefes aldı. Kırmızı ışıkta durduğunda düşünceleri yine dağıldı. Belki o gün geç kalmasaydı Sezin bunları yaşamayacaktı.

Kucağına aldığında hissettiği hafif menekşe kokusu aklına geldi. Annesi de menekşe kokardı. Gözlerini kısa bir an kapattı. Sonra tekrar açtı.

“Saçmalama.”

Ama düşünceler durmuyordu. Sezin’in gözleri… Maviydi ama deniz gibi değil, gökyüzü gibiydi. İnsana nefes aldırıyordu. Emir fark etti ki onun yanında nefes alabiliyordu.

İki haftada hayatım altüst olmuştu. Kabuslarla uyanıyordum, ter içinde kalıyordum. Ama gün içinde sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyordum. Tek düşündüğüm şey keskin karanfil kokusuydu. Daha önce hiç bu kadar dikkat etmemiştim ama şimdi aklımdan çıkmıyordu.

Kızlar yanımdan ayrılmıyordu. Sürekli konuşuyor, beni oyalamaya çalışıyorlardı ama ben yalnız kalmak istiyordum. Düşünmeye ihtiyacım vardı. Bu yüzden iki gündür neredeyse hiç konuşmamıştım.

Bugün kahvaltılık bir şeyler almaya gitmişlerdi. Yalnız kalmıştım ve bu bana iyi gelmişti. Tam düşüncelere dalmışken kapı tıklandı. Kaşlarım çatıldı.

"Gel."

Kapı açıldı. Gelen oydu. Şaşırdım. Gelmesini beklemiyordum. Bocaladığımı fark ettim. Boğazımı temizledim.

"Hoş geldin."

Neden böyle dediğimi bilmiyordum.

"Hoş buldum."

Sesi bu sefer farklıydı. Daha yumuşaktı. İçim ısındı.

"İyi misin? Sana yemek getirdim."

Bana yemek mi getirmişti?

"İyiyim, sağ ol. Ne gerek vardı?"

Ellerimi sıktığımı fark ettim. Gergindim. Doğrulmaya çalıştım ama belim sızladı. İstemeden inledim. Hemen yanıma geldi. Elini belime koyup doğrulmama yardım etti.

“Bayağı iyiymişsin. Hatta turp gibisin. Şu an kalkıp koşarsın.”

Yüzümün yandığını hissettim. Cevap veremedim. Anladı.

"Ben gideyim. Adliyede işlerim var."

Başımı salladım. Çıkması en iyisiydi. Kapıyı kapatıp gitti. Ellerimi yüzüme götürdüm. Utançtan yerin dibine giriyordum.

Tam o anda kapı açıldı. Çimen içeri girdi. Göz göze geldik. Yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu.

Anlamıştı.

Ben de…

Bolum sonuu

Bölüm : 22.02.2026 11:12 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...