9. Bölüm

9. Bölüm

Öykü Özaydın
only.book

Taburcu olmak için doktoru bekliyordu Emir. Bok herifi beş saattir bekliyordu. Canı sıkkındı bu yüzden. Kapı tıklatıldı. Gördüğü simayla içine su serpildi ama belli etmedi.

"Sen neden geldin?" dedi Emir sakince.

"Bende doktorum ya Emir, o yüzden geldim." dedi. Mantıklı bir cevaptı ama yeterli değildi.

"Sezin sen hastasın, dinlenmen gerek." dedi Emir. Sezin'in gözleri dikkatinden kaçmamıştı. Banane dercesine yanına yaklaştı.

"Ben doktorum Emir, kendi kendime bakabilirim." dedi Sezin. İşte şuan hem mantıklı hem yeterli bir cevaptı. İçli bir nefes verdi bu defa Emir. Sezin pek anlamayacağı şeyler söyledi ama anlayacağı birşey olsa da sadece sesine odaklanırdı. Su gibi zarif bir sesi vardı. Belki de yaşadıklarından göz altları mordu. Dikkatini en çok bu çekmişti. Tam o anda kapı büyük bir hışımla açıldı. Emir bu yüzü görmek isteyeceğini sanmıyordu.

"Savcım." dedi utanarak.

"Koçum bence sen şuan siktir git." dedi. Ahmet utançla başını sallayıp çıktı. Yediği küfür çok yerindeydi Ahmet'in. Emir neredeyse 10. nefesini veriyordu. Salak dedi içinden. Rezil olduğunu hissediyordu.

"Kusura bakma." dedi Emir.

"Neyin kusuru?" diye soran zarif sese cevabı olacağını sanmıyordu. "Emir bir kusurun yok. Ayrıca bence gelen çocuk çok tatlı sadece kapı problemi var." dedi Sezin. Ağzına kurbandı. Kız doktordu. Tamam iyi konuşabilirdi ama ifadelerde çatır çatır konuşan Emir neredeydi? Sezin'in kesinlikle sarhoş etme yetisi vardı. Her gördüğünde nasıl büyülenebilirdi? Sanki eli ayağı olduğu yerde kalıyor ve hareket edemiyordu. Garip bir duyguydu. "Ben çıkayım." diyen Sezin'le düşünceleri bölünmüştü.

"Ben çıkabilirmiyim?" diye sordu Emir. Sezin boş gözlerle baktı.

"Sana az önce ne anlattım ben Emir?" dedi Sezin. Gerçekten ne anlatmıştı?

"Tamam sen çıkabilirsin. Serumu çıkartdır." diye eklemeyi unutmadı. Tam arkasını dönmüş odadan çıkacakken cart sesiyle durdu. "Sakın serumu kendinin çıkardığını söyleme." diyen Sezin'e bir kere daha boş gözlerle baktı.

"Gerek yok." dedi Emir.

"Ne demek gerek yok? Serumu elinle sökemessin." dedi Sezin. "Neyse ama sen söktün o yüzden gidebilirsin-" duraksadı. "- bir daha olmasın." dedi.

"Emredersiniz." diyen Emir'e boş gözlerle bakan bu defa Sezin'di. Gözlerini devirdi.

"Ben gidiyorum. Ayrıca emrettim." dedi Sezin. Odadan çıktı. Emir'in dudağı kıvrılmıştı ama Sezin'in bundan haberi olmayacaktı. Emretmişti. Herhalde yerine getirecekti.

~

Hastane koridorunda beyaz spor ayakkabımın sesi yankılanıyordu. İçimde şuan tarifi olmayan bir duygu vardı. Tek bildiğim çok hoşdu. Yanıma gelen hemşireye, "Geç kaldın. Taburcu ettim bir daha olmasın." dedim. Başını sallayarak onayladı. Sarı saçlarını gördüm arkadan. Adımlarımı büyük atıyordum. Bunun nedeni bambaşkaydı. Çünkü karenin çizgilerine değmemeye çalışıyordum. Bu oyun belki de en büyük zevkimdi. Sakinleşiyordum sanki. En son dışarıya çıktım. Hatay'ın temiz havasını içime çektim. Sıcaktı. Kışdan ilkbahara geçiş gibiydi. Yaz mevsimi hoşuma giderdi benim. Nedeni yoktu. Güzeldi işte. Aklıma takılan şeyse şuan 7 mart oluşuydu. Yarın o lanet gündü. İnsan doğum gününden nefret edermiydi? Ben ederdim. O gün için hayat beni vermişti belki de, ama iki kişi almıştı benden. Doğum günü kutlamalarından nefret ederdim. Hep o güne karşılık gelirdi. Beyaz fiyat'a doğru yürüdüm. Arabamı seviyordum. Klasikti belki ama güzeldi. Anahtarı bulmak adına çantamı karıştırmaya başladım. Anahtar yoktu! Paniklemeye başladım. O anda keskin karanfil kokusu her bir zerreme doldu. Farketmemek elde değildi. Ayrıca bu adamın boyu kaçtı? 168 cm boyumla cüce gibi kalıyordum. Yakınımda olduğu için başımı yukarı kaldırmam gerekti. Simsiyah gözlerine baktım. Daha sonra elimde bir soğukluk hissettim. Elime tutuşturulan şey anahtarımdı.

" Düşürdün. Kapının önünde." dedi. Şuan ben yerin dibine girebilirdim. Anahtar yere düşüyordu ve ben görmüyordum. Ses algım bozulmuş olabilirmiydi?

"Sağol." dedim. Bana bakıp diğer tarafa yönelip bir jeepe bindi. Buna neden bakmıştım? Her neyseydi. Kapıyı açıp arabaya bindim. Sürücü koltuğuna oturdum. Derin bir nefes verdim. Bu bey sonum olabilirdi. Ona hissettiğim duygu tarif edilemezdi. Aşk değildi pekala, öyleyse neydi?

~

Adliyeye doğru yürüdü Emir. İzni daha bitmemişti iki günü vardı. Sadece alması gereken dosyalar vardı. Hızla merdivenleri tırmandı. Aklı fikri Sezin'deydi. Akıl mı bırakıyordu? Hızla odasına yürüdü. Adımları sert ve kendinden emindi. Emir ARAS yazan yere yine boş boş baktı. İçeri girdi. Dosyaları toparladı. O an içeri dalan kişi tabiki de Ahmet'ti.

"Savcım gelmişsiniz." dedi heyecanla.

"Ne yapayım Ahmet, kutlama mı?" diye sordu. Ciddi değildi olamazdı da. "Dosyaları almaya geldim. Gidiyorum." dedi Ahmet'e.

"Tamam savcım." dedi. Emir tam çıkarken aklına gelen bir olayla arkasını döndü.

"Bir daha odalara kapıyı çalmadan girersen belanı sikerim, Ahmet." dedi. Yine çok yerinde bir küfürdü. Başıyla onayladı Ahmet. Evde kapı tıklatılmasını çalışması gerekecekti. Yoksa gerçekten savcısı belasını sikerdi. Derin bir nefes verdi Ahmet.

Aklına gelen şeyle duraksadı. Sezin'in numarasını neden almıyordu? Acilen bir bahane lazımdı. Bulmuştu! Başı dönmüş olabilirdi. Neden olmasındı? Hızla yürümeye devam etti. Jeepin kapısını açtı. Ve hastanenin yolunu tuttu.

~

Yine hastanede ama bu sefer işimin başındaydım. Ve yine şansıma tüküreyim ki bugün nöbetim vardı. Bu gece uyku yoktu. Kantinden kahve almıştım kendime. Boş boş bekliyordum. Hasta gelmiyordu. Bu sırada abimle bayağıdır konuşmuyordum. Gün içinde birbirimizi görüyorduk ama tek kelime de etmiyorduk. İşime gelirdi. Bu aralar fazlasıyla bıkmıştım. Umurunda bile değildim. Yanıma kurulan Çimen'le bakıştık. "Ne oldu Çimen?" dedim. Mutlaka bir dedikodusu vardı.

"Bu seferki Elif'le ilgili değil." dedi. Elif her zaman bir olaya karışan herşeyin içinde bulunan kumral saçlı bir hemşireydi. Kendisiyle çok muhabbetim yoktu ama arkasından vardı. Kız dedikodu makinasıydı! Ve bu defa onunla alakalı değildi. O zaman kiminle alakalıydı? "Kiminle alakalı?" dedim. Bana otuz iki diş sırıtarak bakıyordu. Kahvemden bir yudum aldım.

"Sezin bütün hastane seni savcıyla sevgili zannediyorlar." dedi. İçtiğim kahve resmen burnumdan çıkmıştı! Öksürmeye başladım. Çimen öküze vurur gibi sırtıma vuruyordu. Hulk olabilirmiydi? Düzeldikten sonra Çimen'e baktım. "Ne?" dedim.

"Sence de bunu demek için erken miydi?"

"Bence erkendi." dedim. Tek korkum abimin kulağına gitmemiş olmamasıydı. Burası da Hatay'dı. Dedikodu anında Rusya'ya bile gidebilirdi. Yine duymamış olsundu. Hiç uğraşamazdım. Bu aralar gözüne bile bakmıyordum. "Ayrıca Çimen nereden çıktı bu?" dedim. Gerçekten kim neyi görmüştü?

"Savcıyı odanıza girerken görmüşler." dedi. Kısa bir süreliğine aydınlanma yaşadım. Jeton yeni düşmüştü. Doğru ya salak adam yattığım odaya gelmişti? Hatay'da yapılacak şey miydi bu? Elif denen hemşireyi de solladığıma göre tanıkalr gerçekten fazlaydı. İki güne unuturlar düşüncesiyle oturmaya başladım. Hayır, unutmazlardı.

Bok ya bok.

Kapı tıklatıldı. "Gel." dedim. Ve yine o gelmişti. Dedikodu bu gidişle bok unutulurdu. Çimen kaş göz yaparak odadan çıktı. "Neyiniz var?" dedim. Ne için gelmişti?

"Başım ağrıyor." dedi. Mal olabilirmiydi? "İlaç yazayım o zaman." dedim.

"İlaç olmaz, belki ölürüm." dedi. Boş boş göz kırpıştırdım. Adam ölecek diye kalbimi yırtmıştım. Adam şuan baş ağrısından öleceğim mi diyordu? Beni gebertmeye mi çalışıyordu? Kesinlikle öyle yapıyordu.

"Ne istiyorsunuz savcı bey?" dedim.

"İlgi... Doktor hanım." dedi.

Şaka yapıyor olmalıydı. "Ne?" dedim.

"Benimle ilgilenmenizi istiyorum, doktor hanım." dedi. Kalbim duracaktı. Bayağıdır bayılmıyordum ama şuan bayılabilirdim.

~ bölüm sonuu~

Beğendiysen oy atmayi kitabi takip etmeyi ve yorumlarda fikrinizi belirtmeyi unutmayinnn baybayyy

 

Bölüm : 10.03.2026 07:33 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...