
Hastanenin kapısından girerken bacaklarımın ağırlığı katlanılmazdı. Zincirler yoktu belki ama hâlâ onları hissediyordum. Her adımda geçmişin gölgesi önümdeydi. Korku ve yorgunluk o kadar derindi ki, nefes almak bile zor geliyordu. Kimseye güvenemeyeceğimi biliyordum ama burası… burası hastaneydi. İnsanlar yardım ederdi, değil mi?
Bir hemşire geldi. Gözleri yorgun, sesi sakin ama bir o kadar mesafeliydi. “Kızım, buraya geldin,” dedi. Sesi bir yandan rahatlatıyor, bir yandan tedirgin ediyordu. Kim bilir ne görecektim? Kaç kişi beni tanıyacaktı? Kaç kişi hâlâ peşimizdeydi?
“Beni… buraya neden getirdiniz?” diye sordum, sesim titreyerek.
“Senin güvenliğin için. Artık güvendesin,” dedi hemşire ama bakışları tam olarak inandırıcı değildi. Yine de bir yere kadar rahatladım. İnsanlar, bazen yardım edebilirdi. Ama bazen de… değil.
Beni sedyeye yatırdılar. Her hareketim zor, her nefesim sanki başkasının kontrolündeydi. Kafamda geçmişin görüntüleri dönüyordu. Zincirler, pencereler, arabalar… Hepsi birer kabus gibi. İçimde çaresizlik vardı. Bir yandan da öfke. Neden ben? Neden hep ben?
“Sezin, sakin ol,” dedi hemşire. “İşte burada, artık güvendesin.”
Sözleri kulağıma hoş gelmedi. Sakin olamıyordum. İçimdeki fırtına dinmemişti. Elleri titriyordu, kalbim deli gibi atıyordu. Sanki hala zincire bağlıydım, hâlâ kontrolüm başkasındaydı.
Bir doktor geldi. Uzun boylu, sert bakışlıydı ama gözlerinde bir parça merhamet vardı. “Kendine gel, Sezin. Buradasın. Artık kimse sana zarar veremez.”kendime gelemezdim. Zordu. Halbuki gerçek Sezin için hiç birşey zor değildi. Şimdi ise herşey 100 kiloluk bir demiri kaldırmaya çalışmak gibiydi.
“Kimse? Hiç kimse mi?” diye fısıldadım. Sesim neredeyse duyulmayacak kadar düşük ama kelimelerim anlam yüklüydü.
“Evet, artık kimse.”
İçimden bir şüphe geçti. Ama bir yandan da biraz olsun güven hissettim. Gözlerimi kapattım, başımı sedyeye yasladım. Geçmişin gölgeleri bir anlığına uzaklaştı ama tamamen kaybolmadı. Beni bırakmadı. Aksine nefes alacak alan bile bırakmadı.
Gece boyunca uyumaya çalıştım ama başaramadım. Travmanın etkisiyle gözlerim kapanmıyor, beynim sürekli olayları tekrar ediyordu. Zincirler, kaçışlar, nefes kesen anlar… Hepsi iç içe geçmişti. Yorgunluk ve korku birleşince nefes almak bile işkenceye dönüşüyordu.
Sabah olduğunda hemşire yanıma geldi. “Kahvaltı hazır,” dedi. Ama o an yiyecek fikri bile istemiyordum. Alerjim yüzünden yemem gereken şeyleri de yiyemezdim. Bir yandan açlık, bir yandan korku… Vücudum ikiye bölünmüştü.
“Ben… bir şey yiyemem,” dedim. Sesim titriyordu.
“Anladım, başka bir şey getireceğiz,” dedi hemşire. Ama gözlerindeki endişe, bunun zor olacağını söylüyordu. Sorun yoktu. Aç kalabilirdim.
Bir süre sessizce oturdum. Kendi düşüncelerimle boğuşuyordum. Nefes almak için derin derin çaba harcadım ama zihnim sürekli geçmişe gidiyordu. Bir anlığına o karanlık odadaki adamın yüzünü hatırladım. Kalbim sıkıştı.
“Sezin, sakin ol,” dedi doktor yanımdan geçerken. “Hadi, biraz yürüyelim. Hareket etmek iyi gelir.”
Ayağa kalkmak zor geldi ama yavaşça destek alarak yürüdüm. Her adımım geçmişin ağırlığını taşıyordu. Kendimi güçsüz hissettim ama bu sefer çaresizlik değil, farkındalık vardı. Hayatta kalmayı istiyordum. Hayatsa bensiz devam etmeyi.
Hastanenin koridorlarında ilerlerken, başka hastalar bana bakıyor, bazıları meraklı, bazıları korkmuş gözlerle izliyordu. Kendi hâlimi görmek istemedim ama kaçamadım. İnsanlar… bazen yargılamakta hızlıydı. Ama ben hâlâ bir kurbandım, hâlâ peşimizde olanlar vardı. Ne istediklerini bilmesemde peşimdelerdi. Biliyordum.
Bir hemşire yanıma geldi, elleriyle hafifçe omzuma dokundu. “Sezin, biraz rahatla. Artık güvendesin.”
“Ne zaman güvende olacağım?” diye sordum içimden. Dışarıya söylemedim ama kendi kendime bu soruyu tekrar ettim. Korku kolay silinmiyordu. Travmanın etkisi derinlerdeydi. Öğlene kadar kendime aynı soruyu sordum."Güvende miydim?" buna kendim bile inanmazken kalbime, beynime nasıl inandırırdım? Yapamazdım bunu.
Öğleden sonra, Emir gelmişti. Gözlerimi açtığımda onu gördüm. Kalbim hızlandı ama sadece korkudan değil, bir şekilde rahatlamıştım da. Artık o bile bütün korkuları geçirmeye yeterli değildi fakat nefesti. Ona baktım, bakışlarımız buluştu. Sanki bütün geçmişi, bütün korkularıma rağmen hâlâ yanımdaydı. Ama sadece tanışalı 3-4 hafta olmuştu. Bu gereksiz güven de nereden geliyordu? Ben güçlü bir kızdım. Kendimden başka kimseye güvenmezdim.
Güvenmemeliydim.
“Sezin,” dedi sessizce. “İyisin, değil mi?”
“İyiyim… sanırım,” dedim. Hayır,iyi değildim. Sesim titriyordu ama kararlı olmaya çalışıyordum. Emir’in gözlerinde bir kararlılık vardı. Beni koruyacak, peşimizdekileri engelleyecek güç onda vardı. Fakat kendimi yine inandıramadım.
Bir süre sessizlik oldu. O sessizlik, hem rahatlatıcı hem de gerilimliydi. Her an bir şey olabilirdi ama şu an, sadece bu an vardı.
Gece çöktüğünde, yatağa sindim. Travmanın etkisi hâlâ üzerimdeydi. Yataktaki çarşafları sımsıkı tuttum. Zihnimde kaçış planları, korkular ve geçmişin gölgeleri dönüyordu. Ama bir yandan da kendime yeni bir güç buluyordum.
Korku hâlâ vardı ama bir umut da vardı. Emir’in varlığı bana güven veriyordu. Ve en azından şimdi, bir şekilde hayatta olduğumu biliyordum. Artık kabullenmiştim. Eskisi kadar güçlü kız değildim. Her zerremde güç olsa da.
Bir süre sessizce yatarken düşündüm: belki de hayatta kalmak sadece şans değildi. Belki de kararlılık, cesaret ve biraz da yardımla mümkündü. Kendime bunu söyleyerek gözlerimi kapattım. Kendimde bunlar var mıydı? Emin değildim. Gece boyunca uyuyamasam da, bir adım ileriye atmıştım. Her adım kazanılan bir zaferdi.
Ertesi sabah, doktor yanıma geldi. “Bugün seni biraz daha aktif hale getireceğiz,” dedi. “Biraz yürüyüş, biraz nefes egzersizi.”nasıl aktif olabilirdim? Birileri beni rahat bırakmalıydı.
Zor oldu ama kalktım. Ayağa kalkarken hala geçmişin gölgesi üzerimdeydi. Her adımımda kalbim hızlanıyordu. Ama artık sadece çaresiz değildim. Her nefesim, bana hayatta olduğumu hatırlatıyordu.
Emir koridorda bekliyordu. Gözleri benimle buluştu. “Hadi, yavaşça ilerleyelim,” dedi. Her yerde olmamalıydı. Dikkatim dağılıyordu.
Beraber koridorda yürüdük. Her adım, hem fiziksel hem de zihinsel bir zaferdi. Travmanın etkisi hâlâ derindi ama artık yalnız değildim. Artık kaçacak bir yerim vardı. Emir yanımdaydı ve birlikte, bir şekilde hayatta kalacaktık. Kaçmak istemiyordum belki ama zorunda bırakılıyordum. Sezin olmak istiyordum. Ama en sonunda bambaşka biriyle çıkıveriyordum. Belki de hayat Sezinleri istemiyordu.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |