24. Bölüm

24. BÖLÜM - DARBE

𝙶o𝙻𝙶𝙴
hasang

 

Dar koridorun içindeki boğucu karanlık, arkalarında ağır bir kabus gibi kalmıştı.

 

Dedektif taş duvarın kenarından dikkatlice ilerleyip son virajı döndüğünde bir anda durdu. Önündeki alan, saatlerdir resmen sürünerek geçtikleri dar geçitten çok farklıydı.

 

Koridor sonunda açılıyordu.

 

Elif yorgun adımlarla onun yanına ulaştığında karşısındaki manzarayı görünce nefesi kesildi. Önlerinde geniş, eski taşlarla çevrili büyük bir oda uzanıyordu. Tavan daha yüksekti. Duvarlar nemliydi ama koridorun içindeki o bunaltıcı baskı burada yoktu.

 

Ve en önemlisi…

 

Kırmızı ışık kaybolmuştu.

 

Az önce peşlerini bırakmayan o uğursuz kızıllık sanki hiç var olmamış gibi geride kalmıştı. Burada yalnızca soluk gri karanlık vardı. Tavandaki ince çatlaklardan içeri sızan zayıf, renksiz bir ışık taş zemine vuruyor, yerlerde silik gölgeler oluşturuyordu.

 

Hava daha serindi. İkisi de bunu aynı anda fark etti.

 

Dedektif derin bir nefes aldı. Ciğerleri ilk kez yanmadan havayla doluyordu. Koridorun içindeki ağır, çürümüş kokunun yerini taşın soğuk nemi almıştı.

 

Elif’in bacakları artık onu taşımıyordu. Sessizce geriye doğru sendeledi ve taş duvara yaslandı. Omuzları titriyordu. Parmakları hâlâ korkudan kasılmıştı. Başını geriye yaslayıp gözlerini kapattığında dudaklarından istemsiz bir nefes kaçtı.

 

Sanki saatlerdir ilk kez durabilmişti.

 

Dedektif ise rahatlamıyordu.

 

Hâlâ koridorun girişine bakıyordu.

 

Karanlık geçit, birkaç metre ötede sessizce uzanıyordu. İçerisi tamamen siyahtı. O karanlığın içinde ne olduğunu görmek imkânsızdı.

 

Ama dedektifin içindeki his hâlâ susmuyordu. Bir şeyin onları izlediğini hissediyordu.

 

Bir süre boyunca ikisi de konuşmadı.

 

Sessizlik çöktü.

 

Öyle derin bir sessizlikti ki, Elif kendi nefes alışını bile fazla yüksek duyuyordu. Damlayan tek bir su sesi bile yoktu. Ne taş sürtünmesi… ne yankı… ne de az önce koridor boyunca peşlerinden gelen o garip sesler…

 

Hiçbir şey.

 

Bu sessizlik o kadar kusursuzdu ki gerçek değilmiş gibi hissettiriyordu.

 

Elif yavaşça gözlerini açtı. Gözbebekleri korkudan hâlâ büyümüştü. Titreyen bakışlarını dedektife çevirdi.

 

Dedektifin yüzü sertti. Ama yorgun görünüyordu.

 

Elif dudaklarını araladı. Sesi neredeyse fısıltıdan ibaretti.

 

“Bitti mi...?”

 

Soru taş odanın içinde yankılanmadan kayboldu.

 

Dedektif cevap vermedi. Çünkü gerçekten bilmiyordu.

 

Bakışlarını koridor girişinden ayırmadan birkaç saniye daha öylece durdu. Elleri hâlâ sıkılıydı. Parmak eklemleri bembeyaz olmuştu.

 

Elif onun sessizliğini görünce gözlerini yere indirdi. O an korkusunun hâlâ geçmediğini fark etti. İçindeki gerilim bir an bile azalmamıştı. Sadece kısa süreliğine durmuş gibiydi.

 

Ve sonra… Bir anda dayanamadı.

 

Hızla birkaç adım atıp dedektife sarıldı. Kollarını onun etrafına sıkıca doladı. Elleri titriyordu. Nefesi düzensizdi. Sanki bıraktığı anda yeniden karanlığın içine çekilecekmiş gibi ona tutunuyordu.

 

Dedektif ilk anda tamamen dondu. Böyle bir şeyi beklemiyordu.

 

Gözleri kısa süreliğine şaşkınlıkla açıldı. Kolları havada asılı kaldı. Hayatı boyunca korkuyla yüzleşmişti. Cesetler görmüş, katiller kovalamış, karanlık sokaklarda ölümden dönmüştü.

 

Ama ilk kez biri ona böyle sarılıyordu. İlk kez biri, korkusunu saklamadan ona tutunuyordu.

 

Elif’in omuzlarının titrediğini hissedebiliyordu.

 

Kalbinin ne kadar hızlı attığını da.

 

Dedektif yavaşça nefes verdi. Ardından ağır hareketlerle ellerini kaldırıp Elif’e karşılık verdi. Onu sessizce kendine çekti.

 

Bir süre boyunca hiç konuşmadılar. Taş odanın ortasında, yalnızca birbirlerinin nefeslerini duyuyorlardı.

 

O an ikisi de kısa süreliğine güvende olduklarına inanmak istedi.

 

Fakat dedektifin gözleri hâlâ onların arkasındaki karanlığa kayıyordu.

 

Koridorun girişine.

 

Çünkü içindeki his geçmiyordu. Sanki o karanlığın içinde bir şey hâlâ hareket etmiyordu… Sadece bekliyordu.

 

Taş odadaki sessizlik bir süre devam etti.

 

Elif hâlâ dedektifi tutunuyor. Nefesi yavaş yavaş düzene girse de içindeki korku hâlâ geçmemişti.

 

Dedektif ise karanlık koridordan gözlerini ayırmadan izliyordu.

 

Hiçbir ses yoktu. Bu durum onu daha da rahatsız ediyordu.

 

Sonunda yavaşça Elif'ten ayrıldı. Birkaç adım öne çıktı. Ayakkabısının çıkarttığı ses oda da hafifçe yankılandı.

 

Tam o sırada birşey dikkatini çekti. Yerde, taşların arasında koyu renkli lekeler vardı.

 

Dedektif'in bakışları aniden sertleşti. Yavaşça eğildi. Parmaklarını taş zemine yaklaştırdı ama dokunmadı. Loş ışığın altında lekelerin rengi dahada belli oluyordu.

 

Koyu kırmızı.

KAN.

 

Elif onun neden durduğunu anlamadı ve bir kaç adım yaklaşarak.

 

"Ne oldu...?"

 

Dedektif cevap vermeden yerdeki izleri takip etti. Kan lekeleri düzensiz şekilde yere yayılmıştı. Bazıları küçük damlalar hâlindeydi. Bazıları ise sanki ağır bir şey sürüklenmiş gibi uzun çizgiler oluşturuyordu.

 

Taşların arasına dolmuş koyu kırmızı izler odanın derinliklerine doğru devam ediyordu.

 

Elif bunu fark ettiği anda nefesi kesildi. Yüzündeki renk aniden çekildi. Bir adım geri attı.

 

"Hayır...!"

 

Seşi korkuyla çatlamıştı.

 

Kan eski görünüyordu fakat tam kurumamıştı. Bazı yerlerde hâlâ köyü ve parlaktı. Taş zemine yapışmış köyü lekeler, sanki çok uzun zaman geçmemiş gibi duruyordu.

 

Defektif parmaklarını dikkatlice lekelerden birine yaklaştırdı. Taşa değen kısmın hâlâ nemli olduğunu görünce kaşları gerildi.

 

Bu yeni sayılırdı. Çok yeni.

 

Elif korkuyla odanın karanlık köşelerine baktı. Göğsü hızla inip kalkıyordu.

 

"Burada biri vardı..."

 

Dedektif yavaşça ayağa kalktı. Gözleri kan izlerini takip ediyordu. İzler odanın iç kısmına doğru gidiyordu... Ama dönüş izleri yoktu.

 

Sanki birisi buraya sürüklenmiş ve birdaha çıkamamıştı.

 

Odanın içindeki soğuk hava bi anda ağır hissedilmeye başlamıştı. Az önceki sahte güven duygusu sessizce parçalanıyordu.

 

Taş odanın içindeki sessizlik giderek ağırlaşıyordu.

 

Dedektifin gözleri hâlâ yerdeki koyu kırmızı lekelere takılıydı. Taş zemine yayılmış izler odanın karanlık tarafına doğru uzanıyordu. Bazıları düzensiz damlalar hâlindeydi… bazılarıysa sanki bir şey taşların üzerinde sürüklenmiş gibi uzun çizgiler bırakıyordu.

 

​Elif korkuyla geri çekildi.

 

“Buradan gitmeliyiz…” diye fısıldadı.

 

Tam o anda.

 

Odanın uzak köşesindeki karanlık hafifçe kıpırdadı.

 

İkisi de anında sustu. Dedektif başını yavaşça kaldırdı. Başta hiçbir şey seçilmiyordu. Yalnızca taş duvara yapışmış koyu bir gölge vardı. Hareketsizdi. Sessizdi.

 

Ama birkaç saniye sonra… Gölgelerden biri ayrıldı.

 

Elif’in nefesi boğazında düğümlendi.

 

Uzun bir siluet karanlığın içinden ağır ağır öne çıkıyordu. İnsan şeklindeydi. Ama hareketleri insan gibi değildi. Her adımında omuzları garip şekilde sarsılıyor, bedeni bozuk bir kukla gibi istemsizce yana kayıyordu. Kafası hafif eğikti. Boynu doğal olmayacak kadar yana bükülmüş görünüyordu.

 

Taş zeminde yankılanan ayak sesi odanın içinde yayıldı.

 

Tak.. Tak... Tak...

 

Elif tamamen donmuştu.

 

Dedektif anında onu arkasına çekti. Kolunu Elif’in önüne uzatırken gözlerini yaratığın üzerinden ayırmadı.

 

Yüzündeki sakin ifade kaybolmuştu.

 

Siluet birkaç adım daha attığında elindeki uzun bıçak loş ışığın altında göründü.

 

Metal karanlıkta soluk şekilde parlıyordu.

 

Üzerinden koyu kan lekeleri süzülüyordu. Bir damla yere düştü. Sonra bir tane daha.

 

Sessizliğin içinde çıkan o küçük ses bile korkunç geliyordu.

 

Elif istemsizce dedektifin montunu tuttu. Parmakları titriyordu. Çünkü o anda ilk kez gerçekten şunu hissetti:

 

Karşılarındaki şey yalnızca onları korkutmuyordu. Avını izleyen bir varlık gibi duruyordu.

 

Gölge aniden durdu. Başını yavaşça kaldırdı. Ve karanlığın içinden… doğrudan onlara baktı.

 

Gölge hareketsiz şekilde onlara bakıyordu.

 

Odanın içindeki sessizlik öyle ağırdı ki, Elif kendi kalp atışlarını kulaklarının içinde hissediyordu. Dedektif gözlerini yaratığın üzerinden ayırmadan yavaşça geri çekildi.

 

“Geri git…” diye fısıldadı.

 

Ama cümlesi tamamlanamadı. Çünkü gölge bir anda hareket etti. Hiçbir uyarı vermeden. Koşmaya başladı.

 

Elif’in gözleri korkuyla büyüdü.

 

Yaratığın hareketi insan gibi değildi. Fazla hızlıydı. Bedeni taş zeminin üzerinde kayıyormuş gibi ilerliyordu. Birkaç saniye önce odanın diğer ucundayken şimdi üzerlerine geliyordu.

 

Taş zeminde yankılanan adımlar odanın içinde patladı.

 

TAK... TAK... TAK... TAK...

 

Dedektif anında Elif’i sertçe itti.

 

"KAÇ!"

 

Elif dengesini kaybedip taş zemine doğru savruldu. Ama artık çok geçti. Gölge üzerlerine ulaşmıştı.

 

Uzun bıçak karanlığın içinde bir anda havaya kalktı. Ve sert bir şekilde savruldu.

 

Dedektif son anda kendini çevirmeye çalıştı ama yetişemedi. Metal omzuna derin şekilde saplandı. Bir anda kumaş yırtıldı. Yırtılma sesi taş odada yankılandı. Dedektifin yüzü acıyla gerildi.

 

Kan lekeleri sıcak şekilde taş duvara sıçradı.

 

Gölge bıçağı geri çektiğinde dedektif sendeledi. Kolunu tutmaya çalıştı ama gücü yetmedi.

 

Dizleri çöktü. Ve sert şekilde yere düştü. Taş zemine çarpan sesi odanın içinde yankılandı.

 

“Elif…” Sesi boğuk çıkmıştı.

 

Elif’in çığlığı karanlığı delip geçti.

 

"DEDEKTİF...!"

 

Dedektif dişlerini sıkarak ayağa kalkmaya çalıştı ama kolu artık düzgün hareket etmiyordu. Omzundan aşağı yoğun şekilde koyu kan akıyordu. Kumaşı tamamen ıslanmıştı.

 

Nefesi düzensizleşmişti.

 

Karşısındaki gölge ise birkaç metre ötede durmuştu.

 

Elindeki uzun bıçaktan hâlâ damlalar düşüyordu. Ve yaratık… tekrar saldırmak için hazırlanıyordu.

 

Elif dizlerinin üzerine çöktü ve dedektifin kolundan tuttu.

 

“Hayır… hayır… kalk!”

 

Dedektif acıyla dişlerini sıktı. Omzunu tutan eli titriyordu. Parmaklarının arasından koyu kan lekeleri süzülüyor, taş zemine damlıyordu.

 

Nefesi düzensizdi. Yüzü solmuştu. Ama gözleri hâlâ gölgeye kilitlenmişti.

 

Yaratık birkaç metre ötede hareketsiz duruyordu. Elindeki uzun bıçak aşağı sarkmıştı. Kafası yine o garip şekilde yana eğikti.

 

Sonra...

 

Bir adım attı.

 

TAK…

 

Ses taş koridorda yankılandı. Bir tane daha.

 

TAK…

 

Elif’in boğazı düğümlendi. Gölge koşmuyordu. Acele etmiyordu.

 

Ve bu… her şeyi daha korkutucu yapıyordu. Sanki kaçamayacaklarını biliyor gibiydi.

 

Dedektif güçlükle ayağa kalkmaya çalıştı. Elif hemen koluna girdi. Dedektifin yüzü acıyla kasıldı ama ayağa kalkmayı başardı.

 

Arkadaki adım sesi yeniden duyuldu.

 

TAK… TAK… TAK…

 

Her yankı biraz daha yaklaşıyor gibiydi.

 

“Yürü…” dedi dedektif zor nefeslerle. “Durma…”

 

Elif korkuyla başını salladı. İkisi birlikte dar koridora doğru koşmaya başladı.

 

Taş duvarlar yeniden üzerlerine kapanıyordu. Koridor o kadar dardı ki omuzları taşlara çarpıyordu. Ayak sesleri panik içinde yankılanırken dedektif birkaç kez sendeledi.

 

Omzundan süzülen koyu kan lekeleri taş zeminde iz bırakıyordu. Her adımda yeni damlalar düşüyordu. Koridorun arkasında uzun, karanlık bir iz oluşuyordu.

 

Elif ağlamaklı şekilde dedektifi tutmaya devam etti.

 

“Dayan…” dedi titreyen sesiyle. “Ne olur dayan…”

 

Dedektif cevap vermedi. Nefes almakta zorlanıyordu.

 

Ama arkalarındaki ses durmuyordu.

 

TAK… TAK… TAK…

 

Gölge hâlâ yürüyordu.

 

Sakin, yavaş ve karanlığın içinde onları takip etmeye devam ediyordu.

​​​​Koridorun içinde yankılanan nefes sesleri giderek daha düzensiz hâle geliyordu.

Elif neredeyse dedektifi sürüklüyordu. Dedektifin adımları ağırlaşmıştı. Omzunu tutan eli tamamen koyu kan lekelerine kaplanmıştı. Parmaklarının arasından süzülen damlalar taş zemine düşüyor, arkalarında ince bir iz bırakıyordu.

 

TAK… TAK… TAK…

 

Arkalarındaki adımlar durmuyordu. Yavaş. Sakin.

 

Hiç acele etmeyen bir varlık gibi.

 

Bu durum Elif’in içindeki korkuyu daha da büyütüyordu..Sanki gölge kaçamayacaklarını biliyormuş gibiydi.

 

Elif korkuyla koridorun önüne baktı..Ve o anda uzakta zayıf bir ışık gördü. Gözleri büyüdü.

 

“Orada…” dedi nefes nefese. “Bir çıkış var…”

 

Dedektif başını kaldırmaya çalıştı. Gözleri bulanık görüyordu ama ışığı o da fark etmişti.

 

Son güçleriyle hızlandılar.

 

Ayak sesleri dar koridorda yankılanıyordu. Taş duvarlar yanlarından kayıp giderken nefesleri birbirine karışıyordu.

 

Işık gittikçe yaklaşıyordu. Biraz daha... Biraz daha… Ve tam o anda Koridorun ışığı bir anda söndü.

 

Her yer tamamen karanlığa gömüldü. Elif korkuyla durdu.

 

“Hayır…”

 

Artık hiçbir şey görünmüyordu. Yalnızca hızlı nefes alışları duyuluyordu.

 

Dedektif karanlığın içinde yönünü bulmaya çalıştı. Bir elini taş duvara yasadı, diğer eliyle Elif’i aradı.

 

“Elif…?”

 

Tam o sırada... Çok yakınlarından ani bir hareket sesi geldi. Bir şey karanlığın içinde hızla geçti. Elif aniden çığlık attı.

 

“AAAAAH!”

 

Ardından yere düşme sesi duyuldu.

 

“Elif!”

 

Dedektif hemen ona doğru uzandı. Elleri sonunda Elif’e ulaştığında sıcak bir sıvıya temas etti.

 

Bir anda dondu.

 

Elleri kan lekelerine bulanmıştı.

 

Elif yerde kıvrılmış hâlde yan tarafını tutuyordu. Parmaklarının arasından koyu kan lekeleri süzülüyor, taş zemine damlıyordu.

 

Nefesi titriyordu.

 

Dedektifin kalbi hızla atmaya başladı.

 

“Elif… dayan…!”

 

Tam o anda koridorun derinliklerinden metal sürüklenme sesi yeniden duyuldu.

 

Ciiiiirt…

 

Ses karanlığın içinde yankılanarak yaklaşmaya başladı.

 

Sonra...

 

Kırmızı ışık geri geldi. Koridor yeniden uğursuz kızıl renkle doldu.

 

Dedektif yavaşça başını kaldırdı. Ve birkaç metre ileride onu gördü. Gölge hareketsiz şekilde duruyordu. Kafası hafif yana eğilmişti. Elindeki uzun bıçaktan yere koyu kan damlaları düşüyordu.

 

Damla… Damla… Ve bu kez…

 

Karanlık onların etrafını tamamen kapatmış gibiydi.

 

"Ve koridor Elif'in çığlıklarıyla boğuldu."

 

 

 

 

Devam edecek...

 

​​​​​

 

Bölüm : 16.05.2026 16:21 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...