6. Bölüm

~Altıncı Bölüm~

Minl3e
minl3e

İlk psikolog randevumun üzerinden neredeyse bir hafta geçmişti. Yarın ikinci defa gidecektim. İlk sefer olduğu için pek açılamadım tabi, bütün seans ağlamakla ve sayıklamakla geçti. Yinede ilk defa hislerimi bu kadar dışarı yansıtmak, hiç bir çekincem olmadan gerçeklerin verdiği ağır yükü vizcdanımdan bir nebze olsun atmak iyi gelmişti bana. Uyuyamadım yine, baş ucumdaki dijital saat gece yarısını işaret ediyorken onu düşündüm. Şimdi burada olsa, beni kolları arasına alsa, saçlarıma hafif kelebek öpücüklerinden kondurarak yüreğimi okşasa, beni sakinleştirse ne iyi olurdu. Ama artık yoktu. Yatağın sol tarafı buz gibiydi. Yinede sahipsiz kalmış kalbim kadar soğuk sayılmazdı. Dışarıda sağanak bir yağmur başlamıştı. Cama vuran her bir su damlası bana onu hatırlatıyordu. Belki bu damlaların biri Jisung'umun yanından geliyordur, ona nüfuz etmiştir. Güzel kokusunu bana getirmiştir kim bilir?

Yavaşça ayaklanıp cama yaklaştım. Şehrin, daha ziyade etraftaki gökdelenlerin zemin katlarındaki açık dükkanların ışıkları etrafı aydınlatıyordu. Benim siyah camlarım içeri pek azını geçirmesine rağmen ışık süzmeleri yatağımla buluşuyordu. Aklımda hayal meyal bir anı canlandı o an.

...

Yine böyle geç bir saatte, bardaktan boşalırcasına yağmur yağdığını hatırlıyorum. Jisung o gece bende kalıyordu. Birlikte saatlerce vakit geçirmiş, eğlenmiştik. Kendimi onun yanında dünyanın en mutlu insanı gibi hissediyordum. Kendimi bildim bileli bu havalardan korkar, basit doğa olaylarını bile tanrının insanlığa gönderdiği bir uyarı, bir ceza olarak görür, deli gibi korkar yinede bu durumu başkasına anlatmayı gururuma yediremez kimseye ses etmezdim. Sadece Jisung biliyordu. Çocukluğumdan beri en yakınım olan, küçükken en yakın arkadaşım, şimdilerde sevgilim, en değerli varlığım olan Jisung'um.

Camın yanındaki tek kişilik koltuğa oturmuş iç çeke çeke yağan yağmuru, dışarıda yağmura yakalanmış, belliki çeşitli eğlence mekanlarından dönen insanları, yağmurla harmanlanıp gökyüzünde adeta bir şenlik veren şehrin ışıklarını izliyordum. Bacaklarımı kendime toplamış, kollarımı üzerine sarmış, başımı da kollarıma yaslamıştım.

O an yatakta bir hareketlenme oldu, belki yağmur damlalarının cama vurdukça çıkardığı ürkütücü sesler, belki benim iç çekmelerim Jisung'u uyandırmıştı, bilemiyorum. Bir süre sonra uykudan dolayı kalınlaşmış sesiyle konuştu.

"Ihm.. Sevgilim?" Bana baktığını hissedebiliyordum. Gözlerimi camdan ayırmadan kısık bir sesle cevapladım onu. "Hm, efendim?" O bir süre daha durup sağ eliyle gözlerini ovuşturdu. Her hareketini, belli etmeden camdaki yansımasından izliyordum. Konuşmaya devam etti. "Neden uyanıksın?" Bu defa daha net bir tonla, "Uyku tutmadı.. Baksana yağmur yağıyor." dedim. Gayet satabil, sanki keyfi bir şekilde uyumamışım, yağmuru izlemek istemişim süsü vererek konuşmaya çalışıyordum. "Evet.. Çok güzel.." Derin bir iç çekerek "Ya, ne demezsin.." Kısık bir sesle söylendiğimi sanıyordum lakin o beni duymuş olmalıydı. Jisung hafifçe kıkırdarken yatakta, yorganın altında bana bakıyordu. "Minho.. Haha~ "Hâlâ korkuyorum" deme bana." Kendi kendimi ifşa ettiğimi ancak o dakika fark etmiştim. "Neyden?" anlamazlıktan gelmeye çalıştım bu defa.

Jisung yattığı yerden kalkıp yanıma geldi ve oturduğum koltuğun arkasından kollarını boynuma doladı.

"Benim küçük sevgilim hâlâ yağmurdan korkuyor, ha?"

"Dalga geçme.."

Alıngan bir ses tonuyla söylediğim şeyden sonra yanağıma, ılık hissettiren, yumuşak bir öpücük kondurdu. Dudak büzerek şımardım, bu bizim sevgi dilimizde "Daha çok öp." demekti. Jisung küçük bir kahkaha silsilesinin ardından önüme geçti ve yere eğilip bacaklarımı yere indirdi. Kollarıyla belime doğru sarıldı. Sonra başını kaldırıp bana baktı ve önce gözlerimden başlayarak bütün yüzümü öpülmemiş bir santim kalmayana kadar buseleriyle kutsadı.

Biraz sonra yeniden ayaklanıp elimi tuttu, beni yatağa götürdü. Hiç sesimi çıkarmıyor sadece onu izliyordum. O ne yapacağını bilirdi. Yatakta kendi tarafına girdi ve sırtını yatak başlığına yasladı. Beni de kucağına doğru çekti. Böylelikle göğsüne kafamı koymuş, bir kedi misali ona sokulmuş bulunuyordum. Kokusu o kadar güzeldi ki verdiği huzurun sarhoşluğuyla çoktan mayışmıştım. O ise hafif hafif saçlarımı okşayıp öpmeye, beni kendine daha da bastırmaya başlamıştı. Ne zaman neye ihtiyacım olduğunu o kadar iyi anlıyordu ki. O gece o kollarda şüphesiz hayatımın en rahat ve huzurlu uykusunu uyumuştum.

...

Sessiz sedasız gözümden akmaya başlayan bir kaç damla yaşın hissini ancak yanağımdan süzülüp köprücük kemiğime düşünce fark ettim. Ev bomboşdu, ben yapayalnızdım. Yine korkuyordum ama bu defa beni rahatlatacak biri yoktu. Kendi kendime yatağa geri girdim. Yorganımı çeneme kadar çekerek yatağın soluna doğru kaydım. Yastık kılıfını değiştirmemiştim. Hâlâ o cennet kokusunu içime çekebiliyor olmak beni bir nebze olsun tatmin ederken hissettiğim boşlukla ağlamam şiddetlendi. Ses çıkarmıyor, sadece sayısız göz yaşı döküyordum. Üzerimde bir kabullenmeyle karışık isyan hâli vardı. Elimi yastığın üstüne koyup daha da sokuldum. Bu defa beni kavrayıp sıkıca kendine bastıran kollar yoktu etrafımda. Ne acı. İç çektim ve titreyerek konuştum.

"Seni özledim.. Ç-çok özledim..."

O an çakan bir şimşekle beraber işler daha da içinden çıkılmaz bir hâl aldı benim için. Yatakta sıçradım ve daha da büzüldüm.

"Seni özledim. Kokunu özledim. Tenini özledim. Sıcak kollarının bende uyandırdığı güven hissini özledim sevgilim. Yalvarırım beni yalnız bırakma. Sensiz çok korkuyorum. Bu koca dünyada neden beni kimsesiz bıraktın?.."

Uyuyamadım. Sadece ağladım, daha çok ağladım. İsyan ettim. Hem ona hem tanrıya. Hem yağmur damlalarına hem yastık kılıfından günden güne uçmaya başlayan kokusuna. Kendi kendime titreyerek ve ağlayarak bir defa daha ölmek istedim o gece.

Lütfen oy vermeyi ihmal etmeyin★🌊🩵

Bölüm : 18.05.2025 17:28 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...