
Han Jisung'tan
"Anlayamıyorum Jisung, bunu Minho'ya neden yaptın? Nasıl yapabildin?"
Olanlardan sonra Minho, kafeden koşarak çıkmış, beni de peşinden sürüklemişti. Rastgele önüne atladığı arabanın içinden çıkan Chan, zaten bayılmanın eşiğinde olan Minho'yu son anda tutmuş, benimle göz göze gelince şoka uğramıştı. Minho'yu evine bırakmasının ardından kafeye gelmişti ve şu an tabiri caizse beni sorguya çekiyordu.
Chan karşımda söylenmeye devam ederken, başımı elime yaslamış ona durumu nasıl izah edeceğimi düşünüyordum.
"Beş ay. Beş aydır neler yaşadı haberin var mı? Kaç kere intihara kalkıştı, kaç kere ölümden döndü, kaç kere onu kendi kendine konuşurken yakaladım, biliyor musun?"
Chan bu defa derin, titrek bir nefes aldı.
"Çocukluk arkadaşının gözlerinin önünde eriyip gitmesi ne demek biliyor musun, Jisung?! 10 kilo. 10 kilo verdi!"
Ayağa kalkmış hararetli bir şekilde konuşuyordu artık. Çevremizdeki hemen herkes bize dikkat kesilmişti. Chan'ın gözlerinden yaşlar akmaya başlamıştı. Bende ondan farksızdım. Başımı eğmiş sessizce içini boşaltmasını bekliyordum.
"En son Hyunjin'le ikimiz zorla oturup yemek yedirdik. Su bile içmiyordu Jisung, elinden gelse nefes bile almazdı!"
Tekrar derin bir nefes aldı.
"Kendini suçladı, günlerce aylarca, hiç durmadan kendini suçladı... Sevdiğin birinin evine her girdiğinde baygın bedenini banyo fayansında, kanlar içinde bulma korkusunu bilir misin sen Jisung, ha?"
İki avcunu yüzüne bastırıp kendine bir kaç defa vurdu bu defa. Belliki sakinleşmeye çalışıyordu.
"Lanet olsun, neden?! Neden Jisung?"
Tekrar karşıma oturdu.
"Tanrı aşkına Jisung... Bir şey söyle. Açıkla bana. Yalan olsun, hiç bir mantığı olmasın ama konuş. Susma.
Bir yerden başlamam gerektiğini biliyordum, ama ne yalan söyleyeyim bu benim için hiç kolay olmayacaktı. Yumuşaması umuduyla, çevremde olup bitenlere karşı kayıtsız olmadığımı anlatmaya karar verdim.
"Biliyorum."
"Neyi biliyorsun, Han?"
Wooyoung'un personel odasından çıkması ile ona döndüm. Doğru ya, o karmaşıklığın içinde onu tamamen unutmuştum. İşte şimdi ne yapacağım konusunda hiç bir fikrim yoktu.
"Sevgilim? Bir açıklama bekliyorum, kimdi o çocuk ve bu kim?"
Kaçamak gözlerle oturduğu yerde sinirden deliye dönen Chan'a baktım.
"Wooyoung... Sonra konuşs-"
"Hayır, şimdi. Patronunla konuştum, bugün erken çıkabilirsin."
Başımı tekrar önüme eğdim. Şuan elimden gelse kaçıp giderdim, herkesten her şeyden çok uzağa, Chan'dan, Wooyoung'dan, Minho'dan.. uzağa.
Wooyoung bir bana bir Chan'a baktı, ardından elimden sertçe tutup beni kendine çekti.
"Pekala, gidiyoruz."
Ben cevap veremeden çoktan dükkan dışına adımlamıştık. Öte yandan Wooyoung'a açıklamama yapmak yalandan ibaret de olsa, Chan'a gerçekleri anlatmaktan kat be kat kolaydı. Bunun bilinciyle derin bir nefes aldım ve arabaya bindim.
Lütfen oy vermeyi ihmal etmeyin★🌊🩵
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |