4. Bölüm

~Dördüncü Bölüm~

Minl3e
minl3e

Hepimiz yanan dünyayı geçiyoruz, biliyorum.

Hiçbir varış noktası olmayacaktı.

Ama zamanı kimse durduramaz, biliyorum.

Belki...

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

"Minho.. Minho ya~ Hadi uyan sevgilim!"

Sevgilisinin yanağına kocaman sulu bir öpücük kondurmuştu küçük olan. Ne de olsa onlar birbirinden asla iğrenmezdi. Her şeyiyle severlerdi birbirlerini. Büyük olan gülümseyerek gözlerini açtı. İlginç bir şekilde hiçte uyku sersemi gibi bir hali de yoktu. Gayet uyanık görünüyordu.. Sanki..

"Yah! Öpmem için bekledin demi? Salak."

Küçük, çok küçük asla can acıtmayacak hatta hissedilmeyecek kadar hafifçe vurdu sevgilisinin koluna. Minho küçüğünü tutup kendisine çekti ve sıkıca sarıldı ona. Başını boynuna gömüp o cennet bahçelerindeki çiçeklerden farkı olmayan kokusunu içine çekti. Güzel bebeğini sarıp sarmaladı dakikalar boyunca. Burnunu saçlarına sürdü. İmkanı olsa her bir saç telini binlerce öpücükle kutsardı. Gerçi Jisung doğuştan kutsanmıştı. O kadar güzeldi ki, bir inci tanesi kadar parlak bir gülümsemeye, ipekten yumuşak saçlara, bütün bir evreni içinde barındırabilecek kadar mükemmel gözlere sahipti Minho'nun gözünde.

"Ama ne yapayım, bebeğim? Senin o güzel dudaklarının zarif buselerini hissetmeden güne başlayamam ben~"

Jisung alaycı ama samimi bir tavırla göz devirdi sevgilisine. Cidden bazen Minho'nun, kendisi olmadan yaşayamayacağını düşünüyordu. Haksız da sayılmazdı. Belki bedenen değil ama ruhen çoktan bütün varlığını yitirmişti Minho.

...

Minho ne kadar şiddetle karşı çıksa da Chan ve Hyunjin'in ısrarlarına fazla karşı koyamamış, nihayetinde ayarladıkları terapi seansına gelmek zorunda kalmıştı.

Terapi alacağı psikoloğun ofisi küçük bir apartmanın nizamı bir dairesiydi. Otomata basıldığında ve Minho apartman kapısından girdiğinde, tıpkı ağlamamak için zorla göz yaşlarına hakim olmaya calışan bir insan gibi saatlerdir kendilerini tutan gri bulutlar kendilerini salmış, dışarıda yağmur yağmaya başlamıştı.

Minho dar merdivenlerden çıkmaya başladı. Belki Minho'nun geliş amacından belki sahiden çok karanlık bir binaydı burası. Epey eski ve bakımsız duruyordu. Nihayet ilk kata çıktığında Minho'dan bir kaç yaş büyük olduğu belli lakin genç ve yakışıklı bir adam onu kapıda karşıladı. Bu psikolog olmalıydı. Minho hafifçe eğilerek saygıyla selamladı onu.

"Minho bey, değil mi?"

"Evet, benim."

Sebebini bilmediği bir çekingenlikle cevapladı Minho. Adam onu içeri buyur ettiğinde çok samimi olmayan, zoraki bir gülümseme ile girdi Minho. İçerisi apartmanın kalanına nazaran oldukça şıktı. İnsan psikolojisi göz önünde bulundurularak dekore edilmiş olmalıydı ki duvarlar, yeşil, mavi tonlarında boyanmış her yerde bitkilere yer verilmişti. Maviye boyanmış duvarda geniş çerçeveli bir tablo asılıydı. Duvarın yarısından fazlasını kaplıyordu. Minho öylece kitlenmiş tabloya bakıyordu. Gözleri dolmaya başlamıştı hafif hafif. Psikolog genç adamın bu oldukça sıradan görünen buzdağlarının estetik bir gözle resmedilmiş tablosunda ne gördüğünü, neden bu denli duygulandığını merak etti o an. Bilmediği çok şey vardı elbette. Ancak öğrenecekti. Seans süresi başlamamış olmasına rağmen merakına yenik düşerek sordu.

"Sizi bu kadar duygulandıran nedir?"

Minho konuşmak için bir kaç defa ağzını oynattı. Gözlerinden akan sayısız damla görüşünü bulanıklaştırırken o boğazında hissettiği batma hissi ile yutkunmaya çalıştı. Konuşamayacağını anlayınca telefonunu açtı. Bir kaç saniye içinde aradığı şeyi bulup telefonu psikoloğa uzattı. Psikolog ekranda gördüğü fotoğraf ile her şeyi kafasında oturtmuştu şimdi. Acı bir ifade ile dudaklarını sıkıp bir fotoğrafa, bir de hala tablonun karşısında sessizce, ufak ufak iç çekerek kendi kendine ağlayan Minho'ya baktı bir süre. Yüreği burkulmuştu istemsizce.

Psikolog Jeonhun, Chan'ın yakın bir arkadaşıydı aynı zamanda. Chan, Minho için bir seans ayarlarken olan bitenden de bahsetmişti biraz. Jeonhun her şeyi daha net anlıyordu şimdi. Biraz zaman tanımak istedi Minho'ya. Zamanında bu tablo önünde sevgilisiyle fotoğraf çekilirken bir gün bu hale geleceğini kim bilebilirdi? Bu tablonun orijinaline yakın bir kopyasını ofisinde sergileme fikri artık o kadar da cazip gelmiyordu Jeonhun'a. Derin bir iç çekti. Minho düşünüyordu. Artık sevgilisi yoktu yanında. En sevdiği, her şeyi, biricik bebeği Jisung, bir daha bu tablonun karşısında onunla olamayacaktı. Her şey anlamsız geldi o an Minho'ya. Üzerinin kirlenmesini umursamadan yere diz çöktü. Dakikalarca, belkide saatlerce tabloyu izledi o gün. Sessiz döktüğü gözyaşlarının sakinliği ve kalbindeki acının şiddeti içerisinde.

Lütfen oy vermeyi ihmal etmeyin★🌊🩵

Bölüm : 08.05.2025 15:08 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...