
Sabah erken saatte yola çıktılar.
Ali direksiyondaydı. Yanında Cemre sessizce camdan dışarı bakıyordu. Arka koltukta Ayaz, Aycan ve Aras… Kimse yüksek sesle konuşmuyordu. Herkesin içinde başka bir yük vardı ama aynı kararı vermişlerdi: bir süre uzaklaşmak.
Tozluyaka arkada kaldıkça Ali’nin omuzları biraz gevşedi.
“Bazen,” dedi, “aynı sokakta nefes alamaz insan.”
Cemre başını salladı.
“Bu kaçış değil,” dedi. “Bu toparlanma.”
Saatler sonra Kütahya tabelası göründü. Şehir onları sessizliğiyle karşıladı. Ne Tozluyaka’daki gerginlik vardı ne de sürekli diken üstünde olma hâli. Termal dumanların yükseldiği sokaklar, eski evlerin arasından süzülen serinlik… Her şey daha yavaştı.
Küçük bir pansiyona yerleştiler. Eşyalar bırakıldıktan sonra dışarı çıktılar. Germiyan Sokağı’nda yürürken Aycan hayranlıkla etrafa baktı.
“Burası başka bir zaman gibi,” dedi.
Aras gülümsedi. “İlk kez kalbim sessiz.”
Öğleden sonra bir çay bahçesinde oturdular. Ayaz bardağını masaya bıraktı.
“Biz birlikteysek,” dedi, “hangi şehir olduğu fark etmez.”
Ali Cemre’ye baktı. Gözlerinde hâlâ yorgunluk vardı ama korku yoktu.
“Burada düşünmek istiyorum,” dedi Ali. “Kim olduğumu… ne olacağımı.”
Cemre elini onun elinin üzerine koydu.
“Kim olursan ol,” dedi, “ben yanındayım.”
Akşamüstü Dumlupınar tarafına doğru kısa bir yol yaptılar. Açık alan, rüzgâr, gökyüzü… Ayaz sessizce dua etti:
“Allahümme seddid hutânâ…
(Adımlarımızı sabit kıl Ya Rabbi.)”
Gece pansiyona döndüklerinde herkes yorgundu ama ilk kez rahat uyuyabileceklerini hissediyorlardı.
Ali balkonda durup şehre baktı. Tozluyaka’dan uzakta ama kaderden kaçmadan…
Kütahya, onlar için bir son değil;
yeniden başlamadan önce verilen bir araydı.
100.BÖLÜM SONU
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 2.04k Okunma |
382 Oy |
0 Takip |
107 Bölümlü Kitap |