
Kapıyı açıp eve girdim. Hiçbir ses olmayan eve… Alazdan önce nasıl yaşadığımı unuttuğum ev… Alaz gideli iki ay olmuştu. Gittikten iki gün sonra sosyal medya hesabını kapatmasıyla bütün fanları ayaklanmıştı. Ben de sosyal medyasını neden kapattığını merak ediyordum. Başına kötü bir şey geldiği düşüncesini aklımdan atmaya çalışıyordum. Alaz gittikten sonra iştahım kesildiği için mutfağa uğramaz olmuştum artık. Odama geçip ders çalışmaya çalıştım. Son senemdi bu sene girmem gereken bir Hukuk sınavı vardı. Bir de bu çıkmıştı başımıza.
Aradan aylar geçti ve mezuniyet günü geldi. Yanımda Kereme dudak büzerek sevimli görünmeye çalışan Nevaya gülümsedim. Diğer yanımda ise işler tam tersiydi. Tuna Melisin elini tutmuş Neva gibi ona yalvarıyordu. Ortasında olduğum duruma güldüm. Mezuniyet töreni sona ereli iki saat olmasına rağmen Neva ve Tuna sevgililerini konser için kalmaya ikna edemiyorlardı.
Yanlarından uzaklaşıp kenardaki banka oturdum. Gök yüzüne baktım… “Vera’m…” Alazın kulaklarımda yankılanan sesinin gerçek olmadığını sadece bir anı olduğunu biliyordum. Dönmesini bekliyordum.. Ona ne olduğunu bilmiyordum…şuan nerede olduğunu ne yaptığını… Tuna ve Kereme ne kadar sorsam da söylemiyorlardı… En azından yaşıyor diye teselli ediyordum her seferinde kendimi.
O gün konsere gitmek gelmedi içimden bende eve döndüm. En son onunla gitmiştim konsere ve en son yaptığım her şeyin onunla olmasını istiyordum.
Sınav vakti geldi geçti, sonuçlara açıklandı… Geçmiştim… Avukattım artık…Kendi büromu açtım.. Bütün bunlar olurken her gece, her gün, her gök yüzüne baktığımda, her boşluğa daldığımda aklıma tek bir kişi geliyordu. Alaz. İyi olup olmadığını Kerem ve Tunaya onları her gördüğümde soruyordum. Alaz nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde mezun olmuştu.
Elimdeki kahveden bir yudum aldım ve balkonumdan sokağı seyrettim. Bakışlarımı gökyüzüne çevirdim. Yıldızların parıltısı şehrin ışığından zar zor görünüyordu. Gözlerimi kapattım derin bir nefes aldım. Alt kattan gelen sigara dumana öksürmeme neden oldu. Huzursuzdum… Huzurum gitmişti. Bu balkon hep böylemiydi? O varken böyle değildi oysa… Seven vazgeçmez… bırakmaz sevdiğini derler… Sevmesine rağmen bırakabilenler sevmiyorlar mı aslında… Hayat onlara bırakmalarını söyledikleri için sevgileri yok mu sayılır?.. Biz vazgeçmedik.. Bizi buna hayat mı zorladı bilmiyorum. Tek bildiğim onun da benimle aynı gökyüzüne bakıyor olduğu. Bu bana yeter… Ne kadar uzun sürerse sürsün…Sevgi karşılıklıysa… İki tarafında isteği varsa tekrar biraraya geliriz..
——————————————
Alaz Aren
Anahtarı kontaktan çıkarttım ve dışarı çıktım. Eski fabrikanın önünde beni bekleyen adama ilerledim. Salim Karataş… Karataş ailesinin yeni reisi, aynı zamanda tefeci. Salimin önünde eğilmiş Babama ilerledim. Babamı kendime çevirdim. Yüzünde gördüğüm her nokta kanla kaplıydı. Babamı kaldırmaya çalıştım ama ayakta duracak gücü yoktu. Ayağa kalktım ve Salim denen adamın karşısında dikildim.
Ses tonumu tok bir şekilde çıkararak. “Ne istiyorsun bizden..?”
Salimin yüzünde bir sırıtış belirdi. “Sence oğlum?.. Bir tefeci paradan başka ne isteyebilir…” bana doğru yaklaştı. Yüzündeki sırıtış korkutucu bir hâle büründü. Bakışları soğuk ve korkutucuydu. “En kısa sürede paramı getir Alaz… Yoksa ortada ne sen ne de ailen kalır..” dedi bakışlarındaki gibi bir soğuklukla.
Gözlerimi ondan çekmedim. “Ne kadarmış bu borç?” dedim miktarını önemsemeden.
“80 bin” dedi burnunu kırıştırarak. Kaşlarımı çattım. “80 bin TL?” dediğimde kahkaha atmaya başladı. “Dolar… Biz dolarla çalışırız Tl neymiş…” dedi alaycı sesiyle. Babam neden bu kadar borç aldığını düşünmeye başlamışken Salim işaret parmağıyla alnımı geri itti. “Sana üç ay mühlet Alaz efendi.. Ya ödersin ya da ölersin” dedikten sonra kötücül bir şekilde kahkaha atmaya başladı. Babamı yerden kaldırdım. “Ne iyi kafiye yaptım dimi Musti?!” dedi gülerek babamı hafifçe dokunarak. Babamı kollarından tuttu. “Dua et oğlun geldi Mustafa… Gelmese ne olacağını biliyordun.. Bu korku yeter sana…” dedi ve adamlarıyla arabasına bindi.
Babamı arabaya bindirdikten sonra derin bir nefes aldım ve ellerimle yüzümü kapattım. Ben üç ayda 80 bin doları nereden bulacaktım?.. Babama döndüm sinirle yüzüne haykırdım. “Elin mafyasıyla işin ne baba senin?!! Hiç mi paran yoktu? 80 bin doları nereye harcadın sen !” sorularımı peşpeşe sıraladıktan sonra derin bir nefes aldım. Sinirle direksiyona vururken kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum. Direksiyona her vuruşumda çalan korna ormanda yankılanıyordu. Babam hiçbir soruma cevap vermedi. Arabayı çalıştırdım. Nereye sürdüğümü bilmiyordum. Bu işin iyi bitmesi lazımdı. Veraya geri döneceğime söz verdim. Her düşündüğümde hissettiğim dudaklarının sıcaklığıyla bir elimi direksiyondan çekip yüzüme götürdüm.
Acil bir çözüm bulmam lazımdı. Kerem ve Tunayı aradım borç istedim. İkisi toplam 20 bin dolar borç verdiler. Bu parayı Salime gönderdim ve geri kalan 60 bini vereceğime garanti verdim. Parmaklarım sürekli Veranın numarasına gidiyordu. Borç isteyebilirdim…Ama korkardı..endişelenirdi…
Ondan ayrılalı iki ay olmuştu. Türkiye de tanıdığım kim varsa arıyordum. Sosyal medyayı kapatmıştım. Sadece 10 bin dolar kalmıştı. Bir yandan sınavlara internetten giriyordum. Okuldan özel bir izin almıştım. 10 bin doları bulabilmek için etrafta çalışıyordum. Kredide çektiğim için çalışmaktan başka çarem kalmamıştı.
Ay sonu gelmişti. Salimin dediği yere geldim. Yanımda babam da vardı. Son 10 bin doları da Salime verdim. “Borcum bitti… Umarım tekrar karşılaşmayız..” dedim sert bir ses tonuyla, sırıttı. “Sevdim seni sözünde durdun… Gel şöyle otur Alaz Bey seninle bir anlaşma yapalım..” dediğinde bıkkın bir nefes verdim. “Anlaşmaya falan gerek yok… Benimle işin bitti.” dedim geri gidecekken belimde hissettiğim soğuk metalle durdum. Salim masaya bir kaç fotoğraf fırlatı. Göz devirdim ve fotoğrafa baktım. Saçlarını topuz yapmış kafede dersine çalışan bir Vera vardı. Fotoğrafları hızlı bir şekilde elime aldım.
Salim geriye yaslandı. “Şimdi konuşmaya ne dersin?… Yoksa minik hukukçu sevgilini de mi aramızda istersin?” Pişkin bir şekilde söylediklerine karşı sinirle karşısına oturdum. Babamı adamları götürdü. Salim dirseklerini masaya koydu.
“Sen güvenilir adamsın belli… Benim için çalışırsan bana verdiklerini sana geri veririm. Kıza da dokunmam… Tabi hukukçu kız seni geri ister mi orası malum ..” dedi gözlerime bakarken. Ses tonu bana seçenek sunmadığını belli ediyordu. Yumruklarımı eklemlerim beyazlaşıncaya kadar sıktım. Salim sırıtıyordu.
“Cevabın belli zaten çok fazla düşünmene ge-” “Ne kadar süre seninle olmam lazım?” dedim lafını bölerek. Sırıtışı daha da büyüdü. “Ben ne kadar istersem… Çok zor bir görevin olmayacak zaten sadece korumam olacaksın.. Bu kaslar boşa gitmesin..” dediğinde kaşlarım çatıldı. Aklına aniden bir soru geldi. “Askerliğini yapmış mıydın sen?..” klasik soru işte. “üniversitenin ilk senesi yaptım.” , “Rütben?” Gözlerimi kapadım. Konunun kapanmasını istiyordum. “Astsubay” dediğimle yüzü dahada neşelendi. “Şimdi Alazcım… Ben sandığın gibi adam öldürecek kadar cani bir değilim. Benim amacım başka… Bende sevmiyorum bu mafyalık işini…” Durdu, adamlarını odadan gönderdi.
“Benim amacım bu işim bu işleri yapanın başını bulmak…” dedi sesini kısarak. Kaşlarım çatıldı. “Salim Karataş… Sende bu işin içindesin..” dediğimde sırıttı. Cüzdanını çıkardı. Polis yazısını görünce gözlerim şokla büyüdü. “Aşiret çocuğu olmanın mesleğime katkısı olacağını düşünmezdim… Babamı polisliği bıraktığıma inandırdım.” Cüzdanı cebine koydu bana yaklaştı. “Onlar benim adamım olsa da babama çalışıyorlar. Ben bu yüzden seninle anlaşmak istiyorum aslanım..” Elini omzuma koyup sıktı. “Kimseyi öldürmediniz mi yani?” soruma sırıttı. “Öldürmedim… Ölesiye dövüldüler sadece… Ölen yok.” dedi arkasına yaslandı. “Var mısın?” sorusunu düşündüm. “Benim bu işten çıkarım ne olacak?” Bilmem dercesine yüzünü kıvırdı. “Polis olursun belki aslanım..” “Yazılımcıyım abi ben…” dedim sert bir sesle.
Tekrar doğruldu. “Ne güzel işte yazılımcı polise ihtiyacım vardı benimde.” dedi sırıtarak. Anlaşılan kaçışım yoktu. Elini uzattı bende elini tutup sıktım. “Bu görev bitsin sen yoluna ben yoluma Alaz efendi” dedi ve elini çekti. “Kara Av Operasyonuna başlayalım o zaman..” dedi ve telefonunu eline aldı. Babamı göndermişlerdi.
Salim abi bana döndü. Yanına gelen benimle aynı boylarda olan kaslı adamı gösterdi. “Alaz bu sağ kolum Altay AK, Altay bu kişi de Alaz AREN aramıza yeni katıldı.” Telefonda bir şeyler tuşlayıp bize döndü. “İyi anlaşın daha bir birinizi çok göreceksiniz” dedi ve odadan çıktı. Altayın uzattığı elini sıktım. Bir çıkmaza girdik. Binanın dışına çıktık. Gökyüzüne baktım. Yıldızların parlaklığını görebiliyordum.
Vera geldi aklıma ne yapıyordu acaba?… Çalışırken yine çok mu zorluyordur kendini… Özlemiş midir beni… Unuttu mu yoksa… Üç ay geçti… Kokusunu özlemiştim… Lavantayla karışık şekerli kokusunu… Saçlarının vanilya kokusunu… Yüzünün her zerresini özlemiştim. Gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. Geleceğim güzelim… Er ya da geç… Geleceğim…
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |