
İBADET, NİYET VE ALLAH İÇİN YAŞAMAK
İnsan bazen durur.
Günlük telaşın, alışkanlık hâline gelmiş duaların, tekrar edilen ibadetlerin ortasında bir an gelir ve kalbine bir soru düşer.
Bu soru yüksek sesle sorulmaz; insanın içine doğru yankılanır:
“Biz bütün ibadetleri kendimiz için yapıyoruz. Sevap için, cennet için, cehennemden kurtulmak için…
Peki biz Allah için ne yapıyoruz?”
Bu soru rahatsız edicidir.
Çünkü insanın niyet aynasına bakmasını ister.
Ama aynı zamanda bu soru bir lütuftur. Zira bu sorgulama, kalbin artık daha yukarıyı aradığının işaretidir.
İslam, ibadeti menfaat üzerinden öğretir.
Cennetle müjdeler, cehennemle uyarır.
Bu, insan fıtratına uygundur. Çünkü insan önce korkuyla ve umutla yürür.
Ancak yolun bir yerinde, kalp şunu fark eder:
Allah, yapılan ibadetlere muhtaç değildir.
O’nun ne namaza ihtiyacı vardır ne oruca ne de zikre.
Öyleyse ibadet nedir?
İbadet, Allah’a bir şey kazandırmak değildir.
İbadet, kulun kalbini Allah’a yaklaştırma çabasıdır.
Asıl soru burada başlar.
Allah için yapılan şey nedir?
Allah için yapılan şey, sadece secdede geçen dakikalar değildir.
Asıl “Allah için”, nefsin devreye girdiği yerde ortaya çıkar.
Kırabilecekken susmak…
Haklıyken affetmek…
Kimse görmezken haramdan kaçmak…
Canı istemezken bir kalbi onarmak…
Öfkeliyken dilini tutmak…
Bunlar sevap hesabıyla yapılmaz.
Bunlar edep ile yapılır.
İnsan bazen bir günahı terk eder.
Ama sebep önemlidir.
“Cehenneme girerim” korkusu ile mi?
Yoksa “Rabbim beni görüyor” utancı ile mi?
İşte ikincisi, Allah içindir.
Bu noktada ibadet şekil değiştirmeye başlar.
Artık “ne kazanırım” sorusu yavaş yavaş susar.
Yerine şu soru gelir:
“Rabbim benden razı mı?”
Bu soru, kalbin mihenk taşıdır.
İbadetin menfaatten sevgiye evrilmesi
İbadet sevgiye dönüştüğünde insan değişir.
Namaz artık borç değil, buluşma olur.
Dua, liste değil, konuşma olur.
Zikir, tekrar değil, hatırlama olur.
Kul secdede şunu demeye başlar: “Allah’ım, beni Sana yaklaştıran her şeyi bana sevdir.
Beni Senden uzaklaştıran her şeyi bana ağırlaştır.”
Bu dua, kalbin yönünü değiştirir.
Artık kul şunu fark eder:
Allah’ı sevmenin en sessiz yolu, O’nu incitmemeye çalışmaktır.
Bir kötülüğü yapmamaya karar verirken,
“Kimse görmez” cümlesinin ardından gelen
“Ama Allah görüyor” düşüncesi…
İşte bu, ihsandır.
Peygamberin ﷺ tarif ettiği gibi: “Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etmek.”
Gizli kalan ameller
Allah için yapılan amellerin çoğu görünmez.
Kimse bilmez, kimse alkışlamaz.
Ama kalpte derin bir huzur bırakır.
Kimsenin duymadığı bir sadaka…
Sana kötülük edene edilen gizli bir dua…
Kalpten geçirilen ama dile dökülmeyen bir bağışlama…
Bu ameller, Allah ile kul arasında kalır.
Ve belki de en değerlileridir.
Çünkü gösterişe en uzak olanlar,
niyete en yakın olanlardır.
Allah’ın sevgisi meselesi
İnsan çoğu zaman şunu zanneder:
“İbadet edersem Allah beni sever.”
Oysa hakikat tersidir.
Allah, kul ibadet etmeye başlamadan önce de sever.
Kur’an şöyle der: “Allah tövbe edenleri sever.”
Yani düşe kalka geleni…
Yorula yorula kapısına varanı…
Bazen isteksiz, bazen kırık ama samimi olanı…
Allah kalplere bakar.
Dışarıdan düzgün görünen amellere değil,
içerideki niyete…
Ve şu çok kıymetli gerçeği bilmek gerekir: Allah için yaşamayı sorgulayan kalp,
zaten o yola girmiştir.
Bu soruyu herkes sormaz.
Bu soru, Allah’ın kulunu kendine yaklaştırma biçimidir.
Son söz
Belki ibadetlerimiz hâlâ karışık niyetlerle dolu.
Belki hâlâ cennet ve cehennem hesapları yapıyoruz.
Ama kalbimiz şu soruyu sormaya başladıysa:
“Allah için ne yapıyorum?”
Bu, kalbin olgunlaşmaya başladığının işaretidir.
Ve en sade cevap şudur:
Allah için yaşamak,
O’nun sevdiğini sevmeye çalışmak,
sevmediğinden vazgeçmeye niyet etmektir.
Gerisi yolda öğrenilir.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.91k Okunma |
264 Oy |
0 Takip |
185 Bölümlü Kitap |