

İnsan bazen kalabalıkların ortasında bile kendini tarifsiz bir yalnızlığın içinde bulur. Etrafında sesler vardır, yüzler vardır, hayat tüm hızıyla akıyordur ama yine de kalbin içinde başka bir dünya yaşanır.
Çünkü bazı kalpler, sadece görmekle yetinmez.
Bazı kalpler hisseder.
Bir bakışın ardındaki kırgınlığı, bir sessizliğin içindeki çığlığı, söylenmeyenlerin ağırlığını… Her şeyi fark eder. Bu, bir armağan gibi görünse de zamanla ağır bir yük hâline gelir.
Çünkü her hissedilen duygu, o kalbe ait değildir.
Ama yine de iz bırakır.
Birinin öfkesi, bir diğerinin huzursuzluğu, bir başkasının içten içe büyüttüğü korkuları… Hepsi görünmeden gelir ve kalbin bir köşesine dokunur. Zamanla bu dokunuşlar çoğalır ve insan kendi duygularıyla başkalarının duygularını ayırt etmekte zorlanır.
İşte tam da böyle anlarda, insan bir sığınak arar.
Gözle görülmeyen ama kalple hissedilen bir sığınak…
Ve o sığınak, duadır.
Dua edildiğinde, iç dünyada fark edilmeyen bir değişim başlar. Kalp yavaş yavaş hafifler, zihin dinginleşir ve içte bir toparlanma hissi oluşur. Sanki görünmeyen bir el, dağılan parçaları tek tek yerine yerleştirir.
Özellikle koruyucu ayetler ve sureler okunduğunda, bu his daha da belirginleşir. Kelimeler sadece dilden dökülmez; kalbe iner, ruhu sarar ve görünmeyen bir zırh gibi insanı kuşatır.
Bu bir alışkanlık değildir.
Bu, ruhun ihtiyaç duyduğu bir hatırlayıştır.
Dua edilmediği zamanlarda ise fark daha derinden hissedilir. İçteki huzur yerini hafif bir gerginliğe bırakır. Sabır azalır, öfke daha hızlı yükselir ve dış dünyanın etkisi daha keskin hissedilir.
Sanki kalbin kapıları açık kalmış, içeri giren her duygu hiçbir engelle karşılaşmadan yerini bulmuştur.
Ama zamanla çok önemli bir gerçek anlaşılır:
İnsan, herkesi koruyamaz.
Sevdiklerini düşünmek, onlar için endişelenmek, onları korumak istemek… Bunlar sevginin doğal hâlidir. Ama bu sevgi, zamanla fark edilmeden bir yüke dönüşebilir.
Oysa asıl huzur, kontrol etmekte değil; teslim etmektedir.
Sevdikler için edilen dualar, onları korumaya çalışmak değildir.
Onları en güçlü olana emanet etmektir.
Ve bu emanet, insanın omuzlarındaki yükü hafifletir. Çünkü artık bilinir ki; koruyan da, gözeten de, bilen de yalnızca Allah’tır.
“İpini sağlam kazığa bağlamak” denilen şey tam olarak budur.
İnsan elinden geleni yapar, kalbinden dua eder ve sonra bırakır.
Çünkü o kazık, sarsılmazdır.
O kazık Allah’tır.
Bu farkındalıkla birlikte iç dünyada bir dönüşüm başlar. Eskiden ağırlık yapan duygular hafifler, başkalarına ait olan yükler yavaş yavaş kalpten çekilir. İnsan, kendi sınırlarını fark etmeye başlar.
Ne kendini taşımak zorunda olduğunu hisseder artık, ne de başkalarını…
Sadece niyet eder.
Sadece dua eder.
Ve sonra bırakır.
Çünkü bilir ki, her şeyi kontrol etmeye çalışmak insanı yorar ama Allah’a bırakmak insanı iyileştirir.
Gerçek huzur, her şeyi tutmakta değil;
gerektiği yerde bırakabilmektedir.
Ve insan en çok, bıraktığında hafifler.
En çok, teslim olduğunda güçlenir.
En çok, Allah’a güvendiğinde huzur bulur.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.91k Okunma |
264 Oy |
0 Takip |
185 Bölümlü Kitap |