
Selamlar. Lütfen bol bol yorum yapmayı unutmayın.
Keyifli okumalar.
******
Yüreğimin alın yazısı boynuma dolanmıştı adeta. Kader benimle dalga geçiyor sanki beni sınıyordu. Korktuğum başıma gelmişti. Demir ile birbirimizi çok severdik ama onun hiçbir zaman ailesinin yerinde olmadım. O ve kızım benim ailem olurken onun her zaman önceliği ve doğruluğu ailesiydi, bu yüzden en büyük korkum arkamdan yalan söyleyen insanlara inanmasıydı.
Kızımızın katillerine inandı.
Sevgimizin katillerine inandı.
Benim katilim ile birlik oldu.
Hıçkırıklarımın içine sıkışan çığlığımla kafeyi inletecek şekilde ağlıyordum. Hem de hiçbir şeyim olmayan ama her şeyime yardım eden adama sarılarak. "Bana bak," dedi kısık ama sert bir sesle. Omuzlarımdan sarsıyordu beceriksizce. Bana sanki benimle birlikte acı çekiyormuş gibi bakıyordu. "Geçecek, duydun mu beni?" O kadar çok isterdim ki ona inanmayı ama biliyorum geçmeyeceğini. Asla dinmeyecek bu acı.
Bana inanmasın, beni Özgür'ün yaptıklarından sonra sevmesin, her şeye tamam derim ama gözlerimin önünde kızımızı öldüren bir insanın yanında olması kanıma dokunuyordu. Daha fazla dayanmadım kendimi hızla Bora'dan çektim. Zorlanarak ayağa kalkıp az önce oturduğumuz masaların yanına gidip üzerindeki anahtarı aldığım gibi kapıya yürüdüm.
Kimseye bakmadan sadece "Yanız kalmak istiyorum," dedim fakat arkamdan bir şeyler diyen olmuştu. Neyim kalmıştı geriye şimdi? Bir tek umudum vardı. Demir iyi yüzerdi onun kurtulup benim yanımda olacağının hayallerini kurardım ben. Kızım bebekti onu oradan kim kurtarabilirdi ki? Bunları düşündükçe nefesim sıkışıyordu.
Arabayı sürmeye başladığımdan beridir deli gibi ağlıyordum. Benim ayakta durmak için tutunduğum bedenler öldü. Sanki ölüme gider gibi sürüyordum arabayı. Arka arkaya kornaların sesi kulaklarımı tırmalıyordu. Ölmek umurumda değildi şu an. Ben yaşadığına inanan bedende ölümü yaşıyorum zaten.
Gözyaşlarım intihar ediyordu.
İçim dar geliyordu bana sanki tam yüreğimde kopmak için can atan bir ip vardı. Dar geliyor ruhum ta içime, nefes alamıyordum sanki. O kadar berbat bir haldeyim ki, ne yaptığımın farkında bile değilim.
Önümdeki araba ışık yüzünden fren yapınca aniden durmak zorunda kaldım. Tam yanından geçip gidecekken çiçekçi dikkatimi çekti. Gözyaşlarımı silmeye bile uğraşmadan arabadan inip çiçekçinin önünde durdum. Kenarda buket şeklindeki papatyayı elime alırken kadına parayı uzatmıştım.
Papatyalar çok güzel kokar ölünce... Bazı şeylerin değerinin sonradan farkına varılması gibi. Sanki bazı şeylere geç kalma der gibi. Papatyalar çok güzel şeyler anlatır ama anlayacak yürek yok insanlarda.
"Başınız sağ olsun," dedi kadın üzgün bir şekilde bana bakarken. Yutkunarak kadına baktım. Birileri ölmüştü bugün. Birileri kaybetti bugün. Ölmek için toprağın altına girmek gerekmiyormuş, kalp kırınca da ölüyor insan.
Hem atan bu kalbim hem de atmasına sebep olan şey öldü içimde ama hala nefes alıyorum.
Arabaya bindiğim gibi uçuruma gelene kadar hiç durmadım. Sanki gerçek bir veda yapacakmışım gibi hissediyordum ve içim acıyordu. Hazır değildim veda etmeye. Arabayı durdurduğum gibi yan koltuktaki çiçeği alarak çıktım. O kadar yavaş gidiyordum ki uçuruma sanki son saniyelerimin tadını çıkarıyordum.
İyi değildim ben, kaybetmek öldürüyordu sanki. Umudumu kaybettim ben, hevesimi kaybettim. Kenara yaklaştığımda ellerimin arasındaki buket yere düşmüştü. Her yanım titriyordu acıdan. Tekrar içime düşen acı ile şakağımın dibindeki saçlarıma parmaklarımı geçirdim. Canım acıdıkça sıktım parmaklarımı saçlarımı koparmak istercesine. Dizlerimin üzerine çökerken ellerim şakaklarımda öyle bir acıyla bağırdım ki, boğazımın acıdığını hissettim. İçimin yangının yanında hiçbir şeydi bu.
Her şeyin rüya olması için her şeyimi verirdim. Her şey rüya olsun ve ben uyandığımda hiçbir şey olmasın. Kaldıramazdım bu kadar acıyı ben! Onun benden böyle nefret edişini kaldıramazdım! Yerdeki papatya demetini aldığım gibi birbirlerinden ayırdım. Bu onun için son papatya öldürüşümdü. Ellerimde ufalanan papatyaları son kez attım uçurumdan aşağıya.
Burayı süslediğim her papatya sanki benim mezarımdı.
"Dolunay,"diye fısıldadı arkamdan birisi. Şakaklarımda canımı yakan ellerimin üzerine ondu bir çift el. Yumuşak bir hareketle ellerimi çekerken yanıma diz çöktü. "Kendine gel." Ellerinin arasındaki ellerime kaydı bakışlarım. Geniş esmer kemikli ellerinin arasında küçük ve cılız bir şekilde kaybolmuştu sanki.
"Şurama söz geçiremiyorum," diye konuştum ellerinden kurtardığım elimle göğsümü gösterirken. "Şurası çok acıyor Bora. Dindiremiyorum, sanki aldığım nefes yakıyor beni." Eli yanaklarımı silerken ister istemez çekildim geriye. Havada kalsada eli bozulmamıştı. "Ben çok yoruldum," diye bağırır gibi konuştum.
Ellerimle iki yanımı gösterdim. "Her şeyimi aldılar elimden her şeyimi." Elinin üstüydü yanağımdan akan yaşı sildi bir anda. Sanki canımı yakmış gibi daha fazla ağladım. Ellerini yüzümden iterken kendimi zorla ayağa kaldırdım. "Yapma böyle," dedi Bora benimle birlikte ayağa kalkarken. "Senin kimse için değil kendin için yaşaman gerekiyor." Kafamı dediklerini duymamla kafamı iki yana salladım.
"Ben artık bu hayatı yaşamak istemiyorum. Benim tek bir umudum vardı," derken işaret parmağımı havaya kaldırdım. "O da zaten umudumu kendi elleriyle öldürdü. Ben artık beni ne zaman bulacaklar korkusuyla yaşamak istemiyorum. Ben beni ne zaman öldürecekler korkusuyla nefes almak istemiyorum."
Hiçbir şey diyemeden karşımda gözleri dolar gibi baktı bana. Bağırmıyordum, haykırmıyordum, yüksek sesle bile konuşmuyordum. Ben tükenmiş bir halde fısıldıyordum sanki. "Ben geceleri korkarak uyumak istemiyorum artık." Acım çoğalıyordu her konuştuğumda. "İzin vermiyorsun ki bize," dedi keder dolu bir sesle.
Saçma bir şey söylemiş gibi güldüm. "Benim birilerinin yardımına ihtiyacım yok. Sadece yalnız olmadığımı bilmeye ihtiyacım vardı mücadele edebilmek için." Omuzlarımı silktiğimde bakışlarım etrafta gezdi kısaca. "Mücadele edemeyecek kadar yalnızmışım." Ağlayacak gücüm bile kalmamıştı. Dibe çökmüş gibi hissediyorum. Evet eminim, saatler sonra yatakta ağlayacağım sonra kalkıp kafeyi açacağım.
Çünkü her acı bir var oldurduğumuz kadar var. Şimdi çok kötü şekilde yere çakıldım fakat yine kalkacaktım ayağa. Sadece şu anlık bu gücümü kaybetmiştim. Dibime kadar yaklaştı gece yarısı gözlerin sahibi. Elinin birini kaldırıp saçlarıma götürdü ve şefkatle okşadı. "Demir'in yaşadığı halde seni dinlememsi veya sülalesinin yaptığı soysuzluğu herkes yapacak diye bir şey yok." Dedikleri kaşlarımı çatmama sebep olmuştu.
Bir adın çekilirken ister istemez Bora'ya bakakalmıştım. Ne dedi o az önce? "Sen," dedim korku dolu gözlerle ona bakarken. Söyledikleri kimsenin bilmediği şeylerdi, kendi içimde bile sakladığım şeyler. Sonra gözümün önünden Bora ile karşılaştığımızdan beridir yaşadıklarımız geçti tek tek. Kimdi bu adam? Birkaç adım geriledim. "Kimsin sen? Ne biliyorsun hakkımda?"
Bora ondan korktuğumu anlayınca sakin bir şekilde yaklaşmaya çalıştı bana. "Benden korkma, sana zarar vermem," dedi yavaş birkaç adımla. "Sadece seni biraz araştırdım o kadar. Sarp ve Ulaş'a yanlış kızı kaçırdıklarını göstermek için." Söyledikleri duraksayıp kaşlarımı çatmama sebep oldu. Temkinli bakışları üzerimde geziyordu. Heybetli bedeni dışarıdan bakıldığında soğuk, ters ve aksi bir izlenim veriyordu fakat konuşunca tüm olumsuz düşünceler uçup gidiyordu.
"Ne kadar şey biliyorsun?" Sorduğum soru bir adım geri attırdı onu. Derin nefes alıp etrafa kısaca göz attı. "Yetimhanede büyüdün, Türk Dili ve Edebiyatı okudun, bir yıl öğretmenlik yaptın ve öğretmenliğe devam ederken Demir Akın diye birisi ile evlendin. Bir süre sonra işi bıraktın," deyip dudaklarını yaladı. Kızıma hamile kalmıştım. "Sarp ve diğerlerine normal birkaç bilgi versem yetiyordu fakat araştırınca birçok şey çıktı karşıma." Zorlanarak gözlerini kısa bir an kaçırdı.
"Eski hastane kayıtlarında gebelik kontrolleri görünüyor fakat sonrası yok. Ne kürtaj, ne doğum, ne ölü doğum vardı kayıtlarda. Sonra bir anda Demir'in öldüğü geçmiş kayıtlara, ölüm belgesi çıkartılmış. Sonra sen bir sene boyunca ortalıktan kaybolmuş gibi hiçbir kaydın yoktu. Merakıma yenik düştüm detaylara indim. En son 3 sene önce 20 Ocak'ta sürücüsünün Demir'in olduğu bir araçla Mobese kayıtlarından alınan kırmızı ışık ihlali cezası alınmış. Kayıt senin son göründüğün kayıt çünkü..." deyip sustu. Bakışlarına düşen acı söyleyeceklerinin bırakacağı yara izinden kaynaklıydı. O kayıt normalde Demir'in de son göründüğü kayıttı. Gözlerimi bir saniye bile ayırmadan Bora'ya bakıyordum devam etmesi için.
"Demir'e o aylar sonra ölüm belgesi çıkartılmış fakat ondan sonra ise ölüm belgesi düşürülmüş, kayıtlara Demir'in birkaç gün sonra bulunduğu ve komada olduğu geçmiş. Komadan 6 ay sonra uyanmış. Bunları gördüm fakat seni bir türlü göremedim, hiçbir şey yoktu hakkında. Bu yüzden Demir'in yaşamadığını düşündüğünü tahmin etmiştim." Özgür'ün elleri arasında ölüm ve yaşam savaşı veriyordum o bir sene içinde.
Ve ben orada acı çekerken herkes dışarıda bir güzel oyununu oynamıştı. "Sonra bir anda İskenderun otobüs terminalinde göründün. Fakat sonra yine hiç kendi adına bir bilgi yoktu." Bana doğru bir adım atarken aramızdaki mesafe biraz kapanmıştı. Kendi hayatımı bir başkasının ağzından dinliyordum.
"Seni her gün görüyordum, adının Dolunay olduğunu biliyordum, tam evimin karşısında oturuyordun fakat sanki hiçbir şekilde kimliğini kullanmıyordun. Bunları ilk o zaman fark ettim, Nia'ya getirildiğin gün. Ondan öncesinde karşı apartmanlarda oturan komşulardık. Evli olduğunu, kocanı kaybettiğini bilmiyordum."
Kafamı sallayıp ellerimle yüzümü sıvazladım gözyaşlarımı silmek için. Her şeyin geçeceğini biliyordum ama acımın içinde bıraktığı sızıya söz geçiremiyordum. Bu dünya da geçmeyen ne var ki? Biz zaten acılarımızı omuzlarımızda çok büyüttüğümüz için altında eziliyorduk, halbuki saatler sonra, günler sonra, aylar hatta seneler sonra yerini bir başka acı bazen de çok güzel sevinçler alıyor ve geriye ağladığımızla kalıyorduk.
"Ne yaşadın bilmiyorum, bilmiyoruz. Hatta tahmin edemeyiz," dedi Bora ellerini rahat bir şekilde cebine koyarken. "Ama orada sana verdikleri zarar yüzünden değil de istedikleri için yardım etmek isteyenler var. Sana böyle yardımcı olmak istemeleri saçma gelebilir. Fakat onlar seni kurtarırken sanki kız kardeşleri Melis'i kurtarıyorlarmış gibi hissediyorlar. Melis'i kurtaramadılar ama seni kurtarmak için her şeyi yapabilirler."
Hep dilemiştim. Özgür'ün elinde çektiğim her acıda tek duam kurtulmaktı. Fakat ben bu adamdan asla tek başıma kurtulamazdım. Bu yüzden hep Özgür'den kurtulmak için birilerinin yardım etmesini dilemiştim.
*****
Zamansız gibi geliyor bana her şey. Sanki öyle bir hızlanmıştı ki hayatım, nereye şaşıracağımı, nere ağlayacağımı, güleceğimi bilmiyordum. Demir'in sırtıma dayadığı hançerin acısını sırtlanalı dört gün oluyor. Dedim ya insan alışıyor her acıya. Buna da alışmayı öğrendim, bir yerden sonra ağlatmıyor boş boş duvara baktırıyor acılar.
Hazırladığım tepsiyi Yiğit'e uzattığım sırada kapıdan girenlere gülümsedim. Uçurumdan tekrar kafeye gelmiş herkesi eve göndererek kafeyi tek başıma toplamıştım. Biraz yalnız kalmak istemiştim bu yüzden Bora ve bir tane koruma kalmıştı sadece. Ertesi gün ise kafeyi açmıştık. O gün olanları bana sormadılar muhtemelen Kübra geçiştirmiş olmalıydı çünkü Bora, onların evli olduğumu bilmediklerini söyledi.
"Hoş geldiniz," dedim Bora ve diğerlerinin yanına gidip. Bora bana gülümsediği sırada "Hoş bulduk," dedi Oğuz. Gözleri etrafta geziyordu. "İlk günden iyi müşteri gelmiş buraya," dediğinde kafamı salladım. Kübra elinde içecek dolu bir tepsiyle yanımıza geldi. İçecekleri masaya dağıtırken "Burayı seven güzel bir kitle var," dedi.
Hemen yanımdaki sandalyeye oturduğunda gözlerim ondaydı. Fakat Kübra'nın bakışlarını görünce kaşlarım çatıldı. Baktığı yere döndüğümde Sarp ile bakıştıklarını gördüm. Bu kez şaşkınlıkla havalanan kaşlarım ile kafamı çevirdim. Neler döndüğünü bilmiyorum ama güzel şeyler olduğu belliydi. "Patron," dedi Yiğit yanımıza gelerek
"Siparişse geliyorum hemen," dediğimde hayır der gibi kafa salladı. Masaya doğru geldiğinde sesini duyurmak için bir eğildi. Bende yaşça küçük henüz on dokuzlarında bir gençti ve oldukça kıvırcık saçları vardı. "Bugün herkes şarkı söyleyecek misin diye sordu," dediğinde gülümsedim. Şarkı söylemeyi çok severdim. Lise ve üniversite de hep para kazanmak için kafelerde çalışırdım ve canlı müziklere katılırdım.
"Hazırlasınlar sahneyi geliyorum," dediğinde kıvırcık saçlarını sallayacak şekilde salladı kafasını. Kafamı tekrar masaya çevirdiğimde Bora'nın gözleri üzerimdeydi. "Sesini seven insanlar var," dedi gözlerindeki hayran dolu bakışlarla. Utangaç ve küçük bir gülümseme gönderip ayağa kalktım. "Tekrar gelirim yanınıza," deyip hazırlanan sahneye doğru yürüdüm.
"Bakar mısınız?"
Yan taraftan seslenen masaya döndüğümde iki adamın karşılıklı oturduklarını gördüm. "Buyurun," diyerek oraya adımladım. "Ben bir masaya içki ısmarlayacaktım," dediğinde olur anlamında kafa salladım. "Ben hemen çalışanlardan birini gönderiyorum birazdan. Sizinle ilgilenecekler," dediğimde adamın suratında yamuk bir sırıtış oldu. Kaşlarımı çatarak sarışın çehresindeki kurnaz sırıtışa bakakaldım.
Kafadeki her hangi bir kadın müşteriyi rahatsız edebilirdi. Arkamı döndüğüm gibi sahnenin yanına yürüyüp Yiğit'e az önceki müşteriyi söyledim ve özellikle kime ısmarladığına dikkat etmesini istedim. Ufak yuvarlat sahneye çıktığımda herkese selam verip istek parçalarını önlerindeki peçetelere isimleri ile beraber yazmalarını rica ettim. Nesrin peçeteleri toplayıp bana getirdiğinde bildiğim şarkılardan birini seçmeye özen gösterdim.
O sıra da Bora Kayabalı ismi görünce duraksadım. Gözlerim Bora'ya kaydığında merakla bana bakıyordu. Seçtiğim peçeteyi arkama uzattığımda hemen müziği hazırladılar.
"Bir gün bitebiliyor büyük aşklar, hüsranla bitebiliyor," diyerek şarkıya başladığımda gözlerim Bora'daydı. "Fakat devam eden bir hayat var, güçlü olmak gerekiyor." Yaslandığı yerden doğrulup tüm dikkatini bana vermişti. Ulaş'ın kaşlarını çatarak önce Bora'ya sonra bana baktığını görünce kendime geldim ve hemen bakışlarımı çevirdim. O an gözümde bir anı canlandı. İster istemez gülümseyesim geldi.Ulaş'ların beni izlediği hatta Ulaş'ın benimle konuşma çabası gözümün önünde canlanmıştı.
"Elbet sonu geliyor yalnızlığın, elbet sonu geliyor.
Bir vakit bir başkası seni sarıyor, umut yenileniyor."
Video çekenler birbirlerine sarılıp dinleyenler, hatta hüzünlenenler derken çok kişinin dikkati bendeydi. Gözlerimi kapatıp tek elimle mikrofonu tuttum. "Ağladığına yanıyor insan, ağladığına yanıyor." Sesim mekanda canlanıp kalplerdeki sızıyı örselerken benim içimi çoktan ateşe vermişti. Bora bu şarkıyı bilerek mi seçmişti bilmiyorum ama bir şeyler anlatmak istediği belliydi.
"Zaman geçiyor, öyle böyle geçiyor, her şey anılaşıyor
Zaman geçiyor, öyle böyle geçiyor.Hayat devam ediyor
Zaman geçiyor, öyle böyle geçiyor. Çok şey unutuluyor
Zaman geçiyor, öyle böyle geçiyor. Hayat devam ediyor"
Zamanın geçtiğini çok iyi biliyordum. Zaman geçerken öyle şeyler götürüyordu ki canımdan, acısını bir ben bilirim. Gözlerimi açtığımda tekrar bakışlarım Gece yarılarına kaydı. Bir insan anlat istediğini şarkılarla nasıl anlatırdı gördüm. Şarkının bende bıraktığı öyle güzel anlamlar vardı ki bunu dile getiremezdim ama duygusunu hissettirerek söyleyebilirdim.
"Bazen gidesin gelir uzak ülkelere. Bazen sığınasın gelir
Bir değer tutar seni, tutar sımsıkı. Sonra kalasın gelir
Elbette sonu geliyor yalnızlığın. Elbet sonu geliyor
Bir vakit bir başkası seni sarıyor. Umut yenileniyor."
Şarkı bittiği an alkışlar kafeyi inletmişti. Selam vererek ayağa kalkıp kenardaki sudan yudum alarak sahneden inmiştim. Ara ara verilen parçalardan geçip söyleyecektim. Şarkı söylemek beni hem rahatlatıyordu hem mutlu ediyordu. Sanki içimi dökmüş gibi hissediyordum. Bizimkilerin olduğu masaya tekrar geçip oturduğum. "Harikaydın Dolunay," dedi Melih, elini omzuma atarken. Şu aralar hepsiyle çok yakınlaşmıştık.
Zaten Bora'nın en son dedikleri beni onlara biraz itmişti ve sanki onlar bunu bekliyormuş gibi hemen üzerime titremeye başlamışlardı. Sanki gerçekten kız kardeşleri gibiydim. Yiğit elinde dolu bir tepsiyle gelince kaşlarımı çatmıştım. Çünkü daha Kübra'nı getirdiklerini içmemişlerdi adam akıllı. Gözleri bana değen Yiğit kafasıyla yan benim arkamda kalan masayı gösterdi.
"Yan masanın ikramıymış," deyip içecekleri herkesin önüne koydu. "Afiyet olsun." Kafamı herkes gibi masaya çevirdiğimde demin konuştuğum sarışın adaman vardı ve elindeki içkisini bize doğru kaldırmıştı. Bizimkilere doğru döndüğümde Bora'nın çehresinin sinirden gerildiğini gördüm. Dişerini sıkmıştı ve bakışları mümkünmüş gibi daha da kararmıştı. Masadaki herkesin öyleydi, karşılarındaki adamı görmeyi beklemiyorlardı sanki.
Bora sandalyeyi ses çıkartacak şekilde çektirerek ayağa kalktığında dudaklarından "Cevdet'in iti," sözcükleri dökülmüştü.
****
Nasıldı bölüm?
Sizce neler olcakak?
WP kanalıma gelmek isterseniz instagramdan yazmanız yeterli kanal linkini atarım.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |