18. Bölüm

Bölüm 16

Suveyda Rey
suveyda_rey

Hellooo. nasılsınız?

Keyifli okumalar.

*****

GEÇMİŞİN KIRIKLARI B-16


 


 

Şöyle bakıyorum da nelere alışmışım ben. Ne alışamam dediklerime. Ne unutulmuş vaatlerime. Ne hayatta yapmamlarıma, yaptıramazlar dediklerime.Ne görmezsem ölürüm deyip... Görmeyince ölmediklerime.

Nelere alışmışım ben, alıştıkça şaşırdığım ne çok şeye alışmışım. Ben acıya alıştım, kaçmaya alıştım, saklanmaya alıştım, tutunduğum kişileri kaybetmeye alıştım. Canım yandı ama alıştım.

Şu anki oturduğum koridorun soğukluğunu bile alıştım. Sarp bilmem kaç saattir içerideydi. Ben ve Bora ise bir saniye buradan ayrılmıyorduk. Arada bir Korhan amca gelip hem bize baktı hem de Sarp'ı sordu, daha sonra durmayıp tekrar gitti. Derin nefes çektiğim anlarda telefonum zil sesi beni yerimden sıçrattı. Elimi cebime atıp hâlâ çalan telefonuma baktığımda arayanın Azat olduğu gördüm hatta benimle birlikte Bora da gördü ve yerinden diklendi. Hiç beklemeden telefonu açıp Azat'ın sesinin gelmesini bekledim.

"Alo, Dolunay?"

Nefes verip duyduğum Azat'ın sesiyle rahatladım. "Efendim," dediğimde bir kaç ses duydum karşı taraftan daha sonra konuştu. "Çok vaktim yok sana haber verip kapatacağım," dediğinde içime düşen endişe sarmaşığı ile kaşlarımı çattım.

"Ne oldu?" Dedim merakla. Gözüm arada bir hemen yanımda oturan Bora'ya kayıyor daha sonra tekrar önüne dönüyordu. Bora ise gözünü neredeyse hiç kırpmadan bana bakıyordu. "Demir seninle buluştuğunu söyledi. Ortalık karıştı herkes tepki gösterdi ona ama en çok da Özgür. Delirdi sanki. Demir ise tepkisiz şekilde Özgür'ü izledi sadece. Daha sonra seninle uzunca sohbet ettiğinden bahsetti, hatta sen ona gerçek aileni bulduğundan bahsetmişsin," diye konuştu kısık tuttuğu sesiyle.

Benim ise aklım durmuş gibiydi. Demir ile sohbet etmeyi bırak adam akıllı yüzüne bile bakmadım. "Sonra?" Dedim devamını kalbimin hızlı atışıyla beklerken. "Özgür'ü odada telefonla konuşurken duymuşlar. Salim dedi 'Onu tekrar o piçin eline bırakamam icabına bakacağım' diye birine söyleniyormuş. Hatta 'Bunu Dolunay'a da ödeteceğim ailesini bir ziyaret edelim' demiş. Dolunay sizinkilere söyle çok dikkat etsinler. Gözü döndü yine bunun," dediğin an korkuyla gözlerimi kapatıp gözümden yaşların akmasına izin verdim.

Dudaklarımı parmaklarım ile örtüp kendimi toplamaya çalıştım. Sarp benim yüzümden orada acı çekiyor, o benim yüzümden o halde! "T-tamam," diye zorlanarak konuşup kapattım telefonu. Sarp'ın benim yüzümden bu halde olduğunu bilseler benim belki de yüzüme bakmazlar.

"Dolunay," diyen Bora'ya kızarmış ve yaşlı gözlerimle baktım. Hemen dibimde oturuyordu ve kesinlikle duymuştu. Ona baktığımda biçimli siyah kaşlarını çatmıştı. "Yanlış duymadım değil mi?"dedi paslanmış sinirinin gün yüzüne çıktığını belli eden sesiyle. Onun bu tavrı bile bende daha çok ağlama isteği getirdi.

Yüzümü ellerimde sıvazlarken "Ben yüzümden," diye fısıldadım. "Benim yüzümden bu halde, beni asla affetmeyecekler." Kesik nefesler çekerken ağlamamak için direndim. Bora'nın elini saçlarıma koyduğunda kafamı kaldırıp vücudumu ona çevirdim. "Beni asla affetmeyecekler. Kim affeder ki? Başımdaki bela onlara da sardı.

"Şşşt sakin ol. Kimse seni suçlamayacak. Sen Özgür seni bulduğunda ya da Cevdet saldırdığında onları suçladın mı?" Dediğinde kafamı anında iki yana doğru salladım. Bora kemikli elleri ile yüzümü avuçladı. Yüzüm elleri arasında kaybolurken gözlerine bakmam için zorladı. "Sen onları hâlâ ailen olarak görmesen de emin ol onlar seni kız kardeşleri olarak görüyorlar. Seni suçlamazlar bana güven Dolunay, onlar senin için her şeyi yapabilirler."

Bora'nın konuşması bittiğinde yüzüm ağlamamak için sıkarken ister istemez buruştu ve alnımı göğsüne alnımı yasladım. O ise anında bir elini enseme koyup başımı göğsüne bastırdı diğer eli ile de sırtımı sıvazladı. O sırada kapı sesi gelince heyecanla Bora'dan ayrılıp kapı önünde görünen doktora baktım. Bora ayaklanırken elimden tutup beni kaldırdı.

Merak kalbimi talan ederken doktor bize doğru gelip karşımızda durdu. "Öncelikle geçmiş olsun," deyip derin nefes aldı. "Sarp beyin durumu çok iyi," der demez ortaya atladım. "Niye bu kadar uzun sürdü o zaman?"

Doktor bana bakıp hafifçe gülümsedi. "İlk önce kırık çıkık var mı diye kontrol yaptık. Ayak bileğinde çatlak var sadece ve dış yaraları çok fazlaydı çoğu organı biraz zarar görmüş. Merak etmeyin odaya alınacak birazdan," diyerek yanımızdan geçip gitti. Yüzümde güzel bir gülümseme peyda olurken ben sevinçle Bora'nın boynuna atladım.

Bora ilk önce sarsılsa da anında toparlanıp sardı belime ellerini. Bir süre böyle durduktan sonra geri çekilen kişi bendim. "Bir tek onlara durumu anlatıp tepkilerini beklemek kaldı." Gece yarısı gözleri beni kınar gibi baktı.

"Abartıyorsun, tepki göstermeyecekler," deyip elimi tutarak beni asansöre götürdü. Göremediğim bir anda bir tuşa basınca asansör çalıştı ve çok geçmemişti ki istediğimiz kata gelip sesli şekilde kapılarını açtı. Doktorun odasına girdiğimiz de doktorun burada olduğunu ve durumu anlattığını gördüm. Bizimkilerin sevinçle birbirine sarıldıklarını görünce ister istemez gözlerim doldu. Nasıl söyleyecektim ben onlara benim yüzümden olduğunu? Bora abartıyorum diye düşüne bilir ama ben ilk defa kendimi bir aileye ait hissettim. Ve bu yüzden onları kaybetmek istemiyorum.

Onlara yaklaşınca Kübra beni gördü ve koşarak bana sarıldı. Bende ona sarılınca Bora ile ellerimiz ayrıldı birbirinden. Daha sonra diğerlerinin yüzündeki sevinç gülümsemelerine baktım. Zoraki bir şekilde gülümseyip "Geçmiş olsun," diye mırıldandım. Melih hızla üzerime gelince sarılacağını anladım.

Bir anda eğilip belime sarıldı ve ben daha ne olduğunu anlamadan kaldırıp döndürdü. Tutunmak amaçlı boynuna sarılırken hızla döndürmesi yüzünden kahkaha attım. Benimle birlikte o da gülüyordu. Benim yüreğimde kelebekler uçarken düşündüm.

Aile mutluluğu böyle bir şey ise eğer; bu aileden ayrılmak istemiyorum.

Melih'in durması ile kıkırdayarak geri çekildiğimde Oğuz elini omzuma atıp kendine yasladı beni. Bu aile git gide kalbimin ortasında yer alıyordu. Ve bir kez daha onlardan ayrılmak istemediğimi fark ettim.

Yaklaşık bir saattir geniş odada Sarp'ın uyanmasını bekliyorduk. İki tane koltuk olan hasta odasında kimimiz oturuyor kimimiz ayakta duruyorduk. Ortada takip edemediğim bir sohbet dönüyordu ve ben bir türlü kendimi sohbetin içine katamıyordum. Çünkü aklımda benim yüzümden olduğunu nasıl anlatacağımı ve anlattıktan sonra da verecekleri tepkiye ne yapacağımı düşünüyordum.

Nefes sesleri ardından inleme sesiyle Korhan amca ve Samet ayaklandı. Onlar Sarp'ın yanına giderken diğerleri ayaklandıkları yerden bakıyordu. Ben mi? Bense kalbimin gümbürtüsünün duyulup duyulmadığını düşündüm.

Bir yarım saat boyunca Samet abisi ile ilgilendikten sonra Sarp tamamen kendine gelmiş ve herkes yatağının başında toplanmıştı. Bense çok yaklaşamadım. "Yine yırttın kefeni," diyerek Sarp'ın omzuna acıtmayacak bir yumruk attı Ulaş.

Ben Ulaş'ın dediğine takılırken Sarp bunu dert etmeyip yüzünü buruşturarak güldü. "İyisin değil mi?" Diye cılız bir ses duyduğumda Kübra'ya baktım. Gözleri Sarp uyandığından beri parlıyordu ve sanırım bulunduğu ortamdan dolayı da utanıyordu. Sarp'ın ela gözleri ışıldarken Kübra'ya gülümseyip "Taş gibiyim," dedi.

Bazıları bu konuşmaya gülerken Kübra kıpkırmızı kesildi ve Sarp'a kınayan bakışlar attı. "Kim yaptı bunu sana oğlum, biliyor musun?" Diye sordu Korhan amca. Ben en geriden izlerken Korhan amcanın sorusu ile gerildim anında. Zorla yutkunurken Bora ile göz göze geldim. "Bilmiyorum amca," dediği sırada derin nefes aldım. Gözlerimi kapatıp kendimi cesaretlendirirken diğerleri durum değerlendirmesi yapıyordu. Bora bile. Sanırım benim söylememi bekliyordu.

"Ben biliyorum," diye konuştum çekingen bakışlarım üzerlerindeyken. Nefes alırken üzerime dönen bakışlar daha fazla heyecanlanmama sebep oldu. Bu halde bile gözlerim dolup taştı ben nasıl anlatacaktım. "Ne?" dedi Korhan amca. Kaşları çatılmış meraklı bakışları üzerimdeydi. Hemen arkasından "Kimmiş?" diye sorduğun da kalın sesi odada yankılandı Oğuz'un.

"Ve sen nereden biliyorsun?" Diyen Ulaş ile de dudaklarımı birbirine bastırdım. Benim ağladığımı gören gözlerde anında hüzün dalgaları gezindi. "Niye ağlıyorsun?" Diye soran Sarp'a dönüp baktım. "Ben sen kendini suçlama diye kim olduğunu söylemeyecektim Dolunay," dedi canı sıkılmış şekilde. Ve daha fazla ağlamaya başladım. Sesli ağlamasam da yüzümü buruşturmaktan geri kalamadım.

Hızla yürüyüp yatağa oturup Sarp'ın elini tuttum. O bu halime şaşırıp bir bana bir elime bakarken diğerleri hâlâ derdimi çözmeye çalışıyordu. "Özür dilerim, Sarp. B-benim yüzümden bu haldesin, buna ben sebep oldum ne yapsan haklısın. Her şey benim su-" diyemeden Sarp'ın sesi kesti lafımı.

"Saçmama artık, sinirleniyorum bak."

Konuşması ile elimin üstünü dudaklarıma değdirdim. Yanağımda bir el hissettim ama kaldırmadım kafamı. Elin sahibi bu kez elini çeneme yerleştirip kafamı kaldırdı ve Sarp ile göz göze geldik. Onunda gözleri dolmuştu.

"Özgür'ün yaptıklarının diyetini sana ödetecek değiliz. Senin bir suçun yok," dedi sakin ve abican sesiyle. Kafamı iki yana doğru salladım. "Bana olan sinirinden yaptı böyle. Sizi ailem sandığı içinde bana böyle acı çektirmek istedi!" Sarp'ın bakışları kararırken bana olmadığını yanağımı okşayan elinden anladım. "Aileniz zaten kızım, daha kaç kez diyeceğiz? Soyadın ne senin?" Bu halde bile istemsiz gülüşün tek nedeni sinirlerimin bozulmuş olmasındandı. Tekrar bir şey demek için ağzımı açmıştım ki Sarp sağlam kolu ile beni kendine çekip başımı göğsüne yasladıç.

"Sus Dolunay sus. Sus ki saçmalama," diye fısıldıyordu. Sesi mi titremişti? "O şerefsizin yaptıkları senin suçun değil," deyip yüzümü görmek için doğrulttu beni. "Ne kadar kabul etmesen de sen bizim kız kardeşimizsin tamam mı? O piç de adam olup karşıma tek çıksaydı emin ol Dolunay sana ne çektirdiyse bin mislini orada ona çektirirdim. Bu arada Sarp değil abi," dediğinde diğerleri gülerken ben gerildim.

Hem bana yaptıklarını hatırlattığı için hem de söylediği bir detay yüzünden. "Kaç kişiydiler?" Diye hayretle fısıldadım. Sarp kaçırdığı detaydan dolayı bozuldu ve "Boş ver Dolunay kendini üzmek için sebep arama," dedi. Gözlerim tekrar dolduğunda yanaklarımı sildim elimle. "Söyle abi," dediğimde söylemedikçe ısrar edeceğimi anlamıştı. "Saymadım, kalabalıklardı ama sen bir de onları görmelisin," dedi muzip şekilde.

Ben gülmek yerine daha fazla ağlayınca saçlarımı okşadı. "Ah be güzelim, sana ne yaptı da bizim yanımızda bile bu kadar çok korkuyorsun ondan," dediğinde gözlerimi kapatıp gelecek olan görüntüleri yok etmeye çalıştım. "Ne yapmadıkları ki," diye fısıldadığım da Sarp kasılmıştı. Sinirlenmişti. Derin nefes alıp tekrar bana döndüğünde "Unut artık her şeyi. Yepyeni bir sayfa aç ailenle. Ne olursa olsun biz senin aileniz bunu sakın unutma," deyip sarıldı sımsıkı.

İşte bu yüzden bu aileden kopmak istemiyordum.

****

Birilerinin güvenini hissetmek bir kadın için paha biçilmez bir şey. Sanki ne olursa olsun o güvenden güç alıyoruz. Fakat o güven gitse bile bir şekilde yine ayağa kalkıyoruz. Ama yarım ama yorgun.

Benim gibi. Tutunduğum adamı kaybetmenin ardından felaketlerin ardı arkası kesilmedi. Çok şey yaşadım çok kere ölümü denedim. Her olayda öldüm, her acıda bittim.Öldüm ama hala yaşıyorum. Şimdi ise tanıyalı birkaç ay olan aile sayesinde sanki yeniden o güveni bulmuş gibiydim.

Şu bir kaç günde hızlı şekilde kendini toparlayabildi Sarp. Tâbi bunda Kübra'nın ilgisi de yok değil. Evde bebekler gibi bakıyordu Sarp'a. Eh beyefendi de hiç itiraz etmiyor hatta hoşuna gidiyordu. Bense şu bir kaç gündür kafeyle tek başıma uğraşıyordum. Tâbi Yiğit ne Nesrin'i unutmamak gerek. Tepside ki tabakları Ulaş ve Bora'nın oturduğu masaya koyup yanlarında ki boş sandalyeye oturdum.

"Nasılsın?" Dedi Ulaş koyduğum böreklerden bir ısırık alırken. "Yorgunluğu saymazsak gayet iyiyim," dedim gülümseyerek. Ulaş bana gülümseyerek bakıp elini uzatarak yanaklarımdan aşağı uzanan saçlarımı okşadı. Sipariş vermek isteyen bir masayı görünce ayaklanıp "Ben müşterilere bakayım," deyip kalktım masadan. Bir saate yakın kafenin yoğunluğunda boğuldum. O sırada kafeye bir adam ve Kübra girince gözlerimle onları takip ettim. Ulaş ve Bora'nın yanına gitmişlerdi. Kısa bir konuşma geçmişti aralarından ardından ise Kübra'nın bakışları etrafta gezinip üzerimde durdu. Eliyle beni çağırdığında elimdeki havluyu bırakıp yanlarına gittim.

"Dolunay seni Servet Bey ile tanıştırayım," dediğinde adam gülümseyerek elini uzatmıştı. "Kafeyi paylaşmamız için yardım edecek bize," dediğinde adamın elini sıkan elim duraksadı. "Ne?" dedim şaşkınlıkla Kübra'ya bakarken. "Ne diyorsun sen?" Hafif bir şekilde gülümseyip elindeki kağıtları uzattı bana. Parmağının ucuyla "Şuraları imzala ki artık kafenin iki ortağı olsun." Elime tutuşturduğu göz atarken hala şaşkındım. "Kafeyi, seni bulacaklar diye bir türlü resmiyette paylaşamadık ve bu kafede benim olduğu gibi seninde hakkın var. Artık hakkın olanı almalısın." Burayı Demir ile benim hayalim olduğu için açmıştım, bir umuduma tutunmam gerekiyordu. Fakat şimdi o kadar da büyük bir anlamı kalmamıştı, kafenin adı dışında.

Kağıtları masaya bırakıp Kübra'ya döndüğümde sanki ne diyeceğimi anlamış gibi anında konuşmamı engelledi. "Eğer kabul etmezsen kafeyi satarım. Benim değil mi? Yapacağımı çok iyi biliyorsun!" Sinirle dudaklarımı birbirine bastırıp elindeki kalemi aldığım gibi masadaki kağıtları teker teker imzaladım. Ardından ters ve aksi bakışlarımı Kübra'ya çevirdim. "Oldu mu?" dediğimde genişçe gülümsedi ve ince kollarını boynuma sardı. "Çok güzel oldu, üzerimden yük kalktı."

Geri çekildiğimizde bizimkiler bize gülümseyerek bakarken Servet Bey de dosyaları toplayıp hepimizle el sıkışıp kapıya doğru yürüdü. Herkes masaya oturunca ellerimi bir birine vurup konuştum. "Evet, ne içerseniz gençler?"

Hepsi kahve isteyince kalkıp tezgâha gittim. Malzemeleri ayarlamıştım ki kahvenin bittiğini gördüm. Etrafta dolanan gözlerim aradıklarının müşteriler ile ilgilendiğini görünce kilere benim gitmem gerektiğini anladım. Personel odasının yanındaki küçük merdivenden inerek kilerin ışığını yaktım. Dar kilerdeki kartonları bir kenara iterken kahveye uzanmıştım ki arkamdan ayak sesleri duydum. Kilere gelirken Bora'nın gözlerinin üzerimde olduğunu hatırladım.

Gülümseyip "Kilerde kaybolmam Bora, merak etme," dedim. Ben Bora'nın her zamanki gibi burnundan gülerek çıkardığı sesi beklerken duyduğum başka ses bir anda taş kesilmemi sağladı. "Demir bitti Bora mı başladı?" Gözlerim sonuna kadar açılırken hızla arkamı döndüm.

Özgür.

Hayatımın en güzel günlerini cehenneme çeviren adam! Tam karşımda yüzündeki gözlüğü ve şapkayı çıkartıyordu. Bir adım geri gittim korkuyla. Nasıl girebildi buraya?!

Yine nutkum tutulmuştu. Her zamanki gibi yine bu adamın karşısında kasılmadan edemedim. Öğrendiğim bildiğim her şeyi unutmuştum sanki. "A-a ben böyle bir tepki beklemiyordum doğrusu, en azından boynuma atlayabilirdin," dedi pişkin pişkin gülerken.

Hasta.

Ruh hastası.

Bana doğru yürümeye başlayınca "Yaklaşma," diye tısladım dişlerimi sıkarken. Gülen yüzü solunca tek kaşını kaldırdı. "Bunu kim engelleyebilir ki?" Bağırması ile korkuyla titredim. Nefesim hızlanmıştı yine kalbimin zorlandığını hissedebiliyordum.

Bu adam bana sadece zarar.

Kesik nefeslerim arasında "Uzak dur benden," diye fısıldadım. Sinirlenişini içeri çöken yanaklarından anlamıştım ve sinirine yenik düşüp bana saldıracağını da önceki yaşattıklarından biliyordum. Gözleri koyulaşınca yan tarafta üst üste konulmuş içi dolu kartonların üzerine elimi koyup Özgür'ün üzerine doğru fırlattım. "Bana zarar vermene izin vermem!"

Kartonlar bir bir Özgür'ün üzerine düşüp kötü bir gürültü oluştururken yavaşlamasını fırsat bilip merdivene doğru koştum. Demir merdivenleri hızla çıkmaya başlamıştım ki buz gibi elini ayak bileğimde hissettim. Korkuyla tüm kanım çekilirken o hiç beklemeden bileğimi çekti ve kafamı sert şekilde demir merdivene çarpmama sebep oldu.

Beynimde anında zonklayan acıyla çığlık atacaktım ki Özgür'ün eleri ağzımla birlikte yüzümün yarısını kapladı. Hala merdivende boylu boyunca dururken Özgür beni sırt üstü çevirdi. Çıkıntılar vücuduma batıp dururken başımın ağrısından hissetmedim bile. Sarsılarak ağlarken gözümde gözyaşından başka ağırlık hissettim. Ve bu ağırlığında kan olduğunu çok iyi biliyordum.

Hem kanın gözüme girmesini hem de karşımdaki pisliğin yüzünü görmek istemediğimden dolayı gözlerimi kapattım. Zaten kesik kesik aldığım nefesler beni zorlarken Özgür'ün elinin kapattığı burnum ve ağzım yüzünden daha fazla nefessiz kaldım. Debelenmelerim, üzerimden itme çabalarım Özgür'ün vücudunu benim üzerime bırakması ile etkisiz kaldı.

Ben ise bunu yapması ile uzun zamandır hissetmediğim korkuyu ve acıyı hatırladım. Kalbim korkudan daha da hızlanırken mümkün olduğunca hareket etmemek için uğraştım bu sefer. O adamı vücudumda hissetmek istemiyorum! O acıyı tekrar yaşamak istemiyorum.

Bacak arasına zorla dizimle vurduğum da ufak bir inleme gösterdi sadece. Bu yaptığım onu sinirlendirmekten başka bir işe yaramadı. Özgür'ün sinirli hırıltısının ardından kanlanan kapalı gözümün üzerinde parmaklarını hissettim. Bir kaç kere elini sürterek kanı temizledi. "Aç gözlerini bebeğim," diye fısıldadığında içindeki arzunun bana hatırlattığı benzer anılar midemin burkulmasına sebep oldu.

Korkum ve titremem hatırladığım anılar yüzünden daha artınca açamadım gözlerimi. Korkuyordum. Şu an bana burada dokunmaya kalkmasından korkuyordum. Onun değdiği her noktam acıyordu resmen.

"Az gözlerini!" Bağırması ile korkuyla sıçradım. Ona uzun zamandır bu kadar yakın olmadığım için geçirmediğim tüm krizleri şimdi geçirmek üzereydim. Titreyen gözlerimi açtığımda kirpiklerim üzerindeki kanın ağırlığını hissettim. Ardından daha kötüsüyle karşılaştım. Yüzlerimiz arasında eli olmasına rağmen en fazla bir kaç santim vardı.

Bu yakınlık kalbimin teklemesine sebep oldu. Elerimde yüzünü uzaklaştırmaya çalıştım. Yüzünü biraz daha yaklaştırınca kafamı çevirmek için uğraştım. Ama nafile. Bastırdığı eli hala üzerinde durduğum merdiven çıkıntısının kafama batmasına sebep oldu.

Ben, bana yaklaştıkça ne yapacağını düşünürken onun gözümü silen kanlı eli anında boğazımı kavrayıp sıktı. Gözlerim yerimden fırlayacak gibi olurken ben kafamı çekiştirmeye çalıştım. Bir yandan itekliyor, bir yandanda ona vurmaya çalışıyordum. Ve daha fazla nefessiz kaldım. "Sen onunla nasıl görüşürsün?" Dediğinde daha ne demek istediğini anlamadan boğazımı biraz daha sıktı. Ağzım ve burnumdaki eli yetmiyormuş gibi soluğumu kesen boğazımdaki eli yüzünden neredeyse çıldıracak gibi hissettim.

Nefes alamıyordum ve bu beni çıldırtıyordu.

"Sen onunla nasıl sohbet edersin lan?!" Diye gürlemesi ile delirmiş gibi çırpınmaya başladım. Ellerim onu itmeye çalışsa da bu sadece benim canımı yakıyordu. "Seni ona asla bırakmam duydun mu? Sen sadece benimsin seni kaybetmeye göz yumamam!" Demesi kükredi yüzüme doğru.

Ağırlığını üzerime bırakması beni delirtme yöntemiydi. Onun bana dokunmasını istemiyordum hiç bir zaman bu yüzden onu kızdıracak şeyler yaptığımda sonucu bu ya da daha ilerisi olurdu. Şimdi de bunu yapıyordu.

Ellerimle yüzünü ittirmeye çalıştım ve ağzımın kapalı olmasına rağmen ses tellerim yırtılana kadar boğuk şekilde bağırmaya çalıştım. Ellerimi yüzünden çekemeyince sinirle boğazıma tırnaklarını geçirip daha var gücüyle sıktı. Bu yüzden ellerim otomatikman boğazıma kaydı ve bu sefer ellerini çekiştirdi. Neredeysen bayılmak üzereydim nefessizlikten. O ise kaldığı ise devam edecekken oldu her şey.

Bora geldi.

Beni kurtarmaya geldi. "Lan!!" İlk defa bu durumdayken biri beni kurtarmaya geldi. "Senin ona dokunduğun her noktanı sikeceğim lan!" Diye bir anda ortalığı inleten Bora ile üzerimdeki ağırlıkta sarsılarak kayboldu. Ve tutunmadığım merdivenlerden kayarak düştüm buz gibi betona.

Genzimi yakan nefesler eşliğinde odadaki tüm oksijeni kana kana çektim. Ellerim betondayken kafamı da yaslayıp derin nefesler çekip durdum. "Dolunay!" Diye bağırarak merdivenlerden inen Ulaş koşarak bana gelmişti ki sürünerek geri çekildim ister istemez. Ama o buna takılmayıp dizlerinin üzerine çöküp kolumu tutmuştu ki beynimde ki anıların çekimine kapılıp hiç kimsenin beklemediği şeyi yaptım. "Dokunma bana!"

Attığım çığlığın etkisiyle Ulaş neye uğradığını şaşırdı ve benden geri çekildi. Yine de gözleri benim üzerimdeydi. Kısa bir süre bana bakıp ne yapacağını düşünür gibi bir hali vardı. Ben ise hala hızlı hızlı nefesler alıyordum. Bana doğru tekrar bir adım atmış "Dolunay..." demişti ki "Yaklaşma bana!" Diye tekrar bağırdım.

Tüm gözler tir tir titreyen bana döndü. Özgür'ü dövmek için uğraşan Bora bile ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Şu an benim ne halde olduğumu bilen tek kişi Özgür'dü. O da zaten bildiğini pis bir kahkaha atarak gösteriyordu. İçimi kamçılayan kahkahasıyla kısacık bir süre ona bakıp kulaklarımı kapattım. Yüzü kan içinde ve yakaları Bora'nın esirindeyken bana bakıp kahkaha atıyordu.

Bora'nın bende olan gözleri yüzünden dikkati dağılmıştı ve bu yüzden Özgür ona yumruk atıp itmişti. Ben bu hareketiyle bana gelecek diye korkup ayaklarım yardımıyla sırtım duvara gelene kadar geriye kaçtım. Bu ne Bora'nın ne de Ulaş'ın gözünden kaçmamıştı.

Özgür ise bu dikkat dağınıklığını fırsat bilip kilerden koşarak kaçtı. Bora beni bu halde gördüğü için kaçıp giden Özgür'ü umursamamıştı. Kafamı duvara yasladığımda gözlerim ikisi arasında gidip geliyordu. Sanki benim tepkimden korkmuşlardı ve benden uzak durmak için üstün çaba sarf ediyorlardı.

O sırada merdivenlerin başında Samet ve Kübra belirdi. Kübra benim halimi görünce donup kalmıştı ki Samet anlayamadığım bir küfür edip merdivenlerden hızla indi. Bana doğru bir adım atmıştı ki hem ben kendimi geri çektim hem de Bora vereceğim tepkiyi bildiğinden kolunu tutmuştu.

Samet hayretle bana bakarken onlardan neden kaçındığımı anlayan Kübra merdivenleri inerek yanıma yaklaşmıştı. Ulaş onu durdurmuştu ki "Benden değil sizden korkuyor," deyip bana doğru gelmeye devam etti. Bende sadece bana gelmesini izledim. Önüme diz çökümce gözleri alnımdaki yara kaydı ilk önce daha sonra boğazıma en sonra titreyen vücuduma kaydı.

Kollarını anında bana sarıp başımı göğsüne koyduğunda deli gibi ağlamaya başladım. Sarsılarak ağladığımda yüzümü göğsüne saklayıp ellerimi beline sardım ve hiç ağlamadığım kadar çok ağladım.

Yoksa kriz geçirecektim.

Yoksa bana ağabeylik yapan adamlardan korkacaktım.

"Geçti kardeşim, g-geçti," diyerek çatallaşmış sesiyle konuştu Kübra. Eminim ki o da ağlıyordu. Nefeslerim kesilene kadar hüngür hüngür ağladım diğer bir deyişle paraladım kendimi. İçimi dökmem gerekiyordu sadece böyle durdurabilirdim kendimi. Bu şekilde rahatlaya bilirdim.

Kübra kendini geri çektiğinde boşluğa düşmüş gibi hissetsem de çok geçmeden tekrar önüme çöktü. Kullanılmamış peçete paketini yırtarcasına açıp içinden çektiği peçeler ile ilk önce boğazımı sildi ardından tekrar peçete alıp yüzüme dağılan kanı sildi. Temiz bir kaç peçeteyi de Yaraya bastırdığında inledim.

Başım fena halde zonkluyordu ve yara hiç dinmeden sızlıyordu. "Hadi bir hastaneye gidelim," diye ağlamaklı sesiyle konuştu Kübra. Zonklayan başımı zor olsa da kendini belli edecek şekilde sağa sola salladım. "Eve gitmek istiyorum," diye fısıldadığımda saçımın üstünü öptü.

"Lütfen Dolunay yaran ciddi olabilir."

Burnumu çekip ellerimi yanaklarıma sürdüm. Elime gözyaşımın yanında kanda bulaşınca peçetenin çok iyi temizlemediğini anladım. Muhtemelen sadece dağıtmıştı. "Kimseyi görmek istemiyorum Kübra, iyi değilim," dediğimde Kübra ne demek istediğimi çok iyi anlamıştı.

Bu doktor bile olsa yabancı bir erkek daha görmek istemiyordum.

Kübra'nın yardımı ile ayağa kalktığımda gözüm karardı aniden. Tüm görüntüler karanlığa gömüldü ve ben dengemi kaybettim adım atarken. Düşeceğimi düşünürken kalın bir kolun karnımın üzerinden sarılarak beni tuttuğunu hissettim. O an taş kesildim. Ellerim, vücudum her yerim kasıldı. Titremem artarken çığlık atmak istedim. Ama o an Bora'nın kokusu duyumsadım.

Vücudum diğerlerine yaptığının aksine derin nefes çekti sadece. Ondan korkmamıştım. Çünkü en çaresiz hissettiğim anda yardım etmişti bana. Bu yüzden bana zarar vermeyeceğine inansam da bir erkekle daha fazla samimi durmaya dayanamadım.

Kendime gelir gelmez belli edecek şekilde ondan uzaklaşıp merdivenleri çıktım. Samet'in telefonla konuşan sesinin yanında Ulaş'ın "Arka kapıdan çıkalım," dediğini duydum ve Kübra'nın beni yönlendirmesine izin verdim. Kapıya ulaşınca Bora bizden önce çıkarak arabanın kapısını açtı binmemiz için.

Samet gelen araba ile bizden ayrı başka bir yere giderken biz de çoktan yola koyulduk. Garip bir sessizlik vardı ortamda ve ben bunun nedenini çok iyi biliyordum. Hiç biri onlara karşı böyle bir tepki vereceğimi düşünmüyordu. Bu yüzden bana karşı nasıl davranacaklarını bilemiyorlardı.

Ve neden böyle davrandığımı düşündüklerine eminim. Her şeye rağmen sadece sessizliğimi korudum. Bir yarım saatin ardından açılan büyük bahçe kapısından arabayı içeriye sürdü Bora. Ve çok gitmemişti ki garajın önünde durdu. Yaklaşan üç korumayı görünce telaşlanıp kapıyı açmamaları için kilidi indirdim. Kafamı Kübra'ya çevirdiğimde bunu hepsinin gördüğünü anladım.

Bora ve Ulaş sinirle arabadan indi. Camdan gördüğüm kadarıyla Bora korumalar dönüp "Geçin yerinize, ortalıkta durmayın," diye ikazda bulundu. Korumalar ilk önce şaşırsa da hemen toparlanıp geldikleri yere gittiler. Ardından evin kapısına döndü Bora.

"Kaybolun sizde," diyerek kapı önündeki korumalara döndü. Korumalar anlamayarak da olsalar bahçenin köşesindeki güvenlik kulübesinin oraya gittiler. Ardından Bora'nın koyulaşan Gece Yarıları yumuşayarak bana döndü. Kapımı açıp beni korkutmak yerine çıkmamı bekledi.

En sonunda arabadan inince hiç birini beklemeden koşar adımlarla evin kapısına gittim. Kapıyı çalarken evin kalabalık olmamasını umdum ama umduğum gibi olmadı. Kapıyı açan Oğuz'un gözleri sonuna kadar açıldı. Hafif korkuyla gerildim. Yan taraftaki boşluktan hiç kimseyle uğraşmadan geçmek istemiştim ki Oğuz kolumu tuttu.

Aniden bastıran korku ile "Bırak beni!" Diye bağırarak geri çekildim. Bunların hepsi geçmişimin kırıklarıydı, acılarımdı. Bana bakan şaşkın gözler daha da şaşırırken bağırmam ile geniş koridora ev ahalisi telaşla çıktı. "Ne oluyor?" Diye soran Korhan Amcaya bile korkarak baktım. İyi değildim. Şu an hiç iyi değilim ve her an kriz geçirebilirdim.

Herkesten uzak odamda uyumak istiyorum sadece. Buna ihtiyacım var. "Kızım ne bu halin?" Diyen Korhan amca bana doğru bir adım atmıştı ki hızla iki üç adım ondan uzaklaştım. Bana yardımcı olmuyorlardı, derdimi anlatamıyordum. "Amca dur!" Diye girdi eve Ulaş ve diğerleri. Herkes şaşkın şekilde bana bakarken ben artık ağlamaktan helak olmuştum.

"Amca uzak durun, Dolunay, iyi değil," dediği sırada bahçeden araba sesi ve çok geçmeden iki kapı sesi duyuldu. Ben hepsinden uzak koridorun bir köşesinde korkuyla bakıyordum hepsine. Açık kapıdan görünen Samet ve yanında esmer bir kız içeri girince buradan sadece kurtulmak istedim.

Samet bana baktığında bir şeyler diyeceğini anladım ama hiç birini dinleyecek kadar iyi değildim. Şu an bile bu koridorda durmak bana ağır geliyordu. Bu yüzden gözlerimi kaçırdım. Samet benim ondan çekindiğimi görünce Kübra'ya döndüğünü göz ucuyla gördüm. Çok geçmemişti ki Kübra'nın sesi duyuldu.

"Dolunay, bak bu kadın yarana bakacak sadece hadi geçelim içeriye mikrop kapmadan yarana baksın," diyen Kübra ile gözlerim Samet'in yanındaki kadına kaydı. Bana yatıştırmak ister gibi gülümseyerek bakıyordu fakat ona bile güvenmeyen bakışlar atmak geri kalamıyordum.

Ama başımdaki yarada çok kötüydü ve kendini belli edecek şekilde ağrıyordu. Bu yüzden kafa salladım ve salon kapısına döndüğüm de Sarp ve Melih'i gördüm. Melih bana hüzünle bakarken Sarp ne olduğunu anlamaya çalışıyordu ve kapının önünden çekilmediler. Yutkunarak onlara baktığımda duruma Bora müdahale etti.

Yaralı Sarp'ın koluna girip "Çekilin, geçsin kardeşim," deyip yönlendirdi. Sarp giderken Melih hala bana bakıyordu gözlerini ayırmadan. Hala ağladığımdan burnumu çekerek titreyen bacaklarımla geri çekildim. Bu Melih'in gözlerini kapatmasına sebep olsada anında önümden çekildi ve bunu bekliyormuş gibi neredeyse koşarak içeri girdim.

Benim arkamdan diğerleri de gelirken doktor kadın hemen önüme oturup gözlerimi kapattığım süre içerisinde yaramla uğraşmaya başladı. Ufak sızılar içinden sonra yara uyuştu ve anladığım kadarıyla kadın dikiş atmaya başladı. Eli çabuk ve nazikti. Kısa süre de biten dikiş ile bana yine gülümseyerek baktı.

"Yarana su değmeyecek şekilde yüzünü yıkayarak kanlardan kurutulabilirsin, 7-8 saat uyuma. Mide bulantısı baş dönmesi bayılma gibi durumlarda direk hastaneye gitmelisin," deyince kafa sallayıp hiç kimseye bakmadan odama çıktım.

Ağlayarak üzerimdeki kıyafetleri yırtarcasına çıkardım. Ve kendimi banyoya attım. Lavaboda ki asılı aynadan yüzümü görünce ellerimle dudaklarımı kapattım ağlamamak için. Alnım şişmişti, yüzümün yarısı kan içindeydi ve boynumu kaplayan geniş morluk vardı. Boğazımı sıkarken olmuştu. İç çamaşırımı çıkarmak için eğildiğimde görmüştüm, karnımın bir iki yerinde benzer morluklar var. Muhtemelen merdivende yüz üstü düşerken olmuştu.

Dişlerimi sıkarak duşa kabine girip sıcak suyu vücudumda gezdirdim. Kendimi keseleyerek yıkayıp kanları çıkardıktan sonra yaraya değmeyecek şekilde saçlarımdaki kanları hallettim.

Çıkıp üzerimi giyindikten ağrı kesici için aşağı inmiştim ki merdiven bitimindeki konuşma sesleri ile durdum.

"Bizden korktu," diye hayretle fısıldadı Ulaş. "Bizden nasıl korktuğunu gördünüz değil mi? O piçi öldüreceğim," diye konuşmaya devam ederken Kübra'nın sesini duydum. "Orada ki kimdi? Seslere geldik ve bir baktım Dolu kanlar içinde."

"Özgür denen piç!" Diye tısladı Bora.

Ardından Kübra'nın şaşkınlık nidasını duydum. "Emin olun sadece bu şekilde atlattığı için sevinmelisiniz," dediğinde Sarp'ın sinirle güldüğünü duydum. "Ne sevinmesi ya kızın halini görmedin mi? Elinde olsa bizden kaçacaktı." Gözlerimi kapatıp kafamı duvara yasladım ve konuşmaları dinlemeye devam ettim. Kafamın içinde yaşadıklarımı anlayamadım.

"Kardeşlikle alakası yok Sarp! Sen bunu anlayamazsın. Ben daha fazla tepki beklerdim, her şeyi yıkıp döken, çığlık çığlığa ağlayan, yanına kız olmama rağmen beni bile almak istemeyen, kendine zarar veren bir Dolunay beklerdim çünkü önceden öyleydi!" Dediğinde ortalığı sessizlik kapladı. Bu sessizliğin sebebi belliydi ki çok uzun sürmedi.

"Ne demek önceden öyleydi?" Diyen Bora'nın ardından içeriye girmek istedim bir an ama dinlediğimi anlarlardı. Kübra her şeyi anlatmazdı öyle değil mi? Yapmaz bunu bana. Kimsenin o zamanlar yaşadıklarımı bilmesini istemiyordum, hatta bende unutmak istiyordum. "Dolunay onlardan kaçıp yanıma geldiği zaman berbat haldeydi. Onu öyle görünce ne yapacağımı şaşırdım sarılmak istedim yanına bile yaklaştırmadı. Geceleri çığlık çığlığa uyanırdı. Karanlıkta asla kalamazdı, en ufak bir çıtırtı da onlar geldi deyip kriz geçirirdi. İnanın iyi olması için her şeyi yaptım. Uzun süre okuluma bile gitmeyip sadece Dolunay ile ilgilendim. Şu an ki haline çok zor zamanlar geçirerek geldi. Bu yüzden farklı tepki bekliyordum dedim uzun zaman sonra ilk defa o adamla yalnız karşılaştı."

Gözlerimi kapatıp rahat bir nefes verdim. "Yemin ederim ki o şerefsizi öldüreceğim." Diyen Sarp ile gözlerim doldu. Ne vardı ki şu an gerçek aileme sarılsaydım, onlara sığınsaydım. "Hep böyle korkacak mı?" Diye sordu Melih. Bir kaç derin nefes alma sesleri geldi.

"Hayır sadece biraz zaman vermeliyiz," diyen Kübra ile beni ne kadar iyi tanıdığını anladım. "Ne kadar bir zaman? Böyle acı çekmesine dayanamıyorum," dedi Melih hüzün dolu bir sesle.

"Bir doktordan destek alması iyi olurdu," dedi Bora katı bir sesle. "Sonuçta ağır bir travma bu." Gücüm yoktu bir doktora gidip de acılarıma inmeye. Beni hiç düşünmediğim halde boğuyor zaten, bir de anlatırken düşünemiyordum.

"Böyle travmalar yaşayacak neler yaptılar benim kardeşime?" Diye kendi kendine konuşur gibi konuştu Ulaş. "Aklıma gelen şeyin olmaması için her şeyi yapardım," diye sinirle konuşan Bora ile gözümden kaçan yaşı sildim.

Aklına gelen şeyi odadaki herkesin tahmin ettiğini biliyordum.

*****

Nasıldı bölmmmm?

Bölüm : 24.03.2026 23:38 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...