
Kaybetmeyi ben aslında eksilmek olarak gördüm hep. Eksilmek bir sınav gibiydi, eksile eksile yaşam anlaşılıyordu. Kaybede kaybede acıya alışıyordu insan. Şu an karşımda tüm hırçınlığını yitirmiş insanlar gibi.
Onlarla ilk tanıştığımdaki korkum yerini başka duyguya bırakalı baya oluyordu. Şimdi de karşımda anne ve babasını kaybeden bir grup kimsesiz çocuklar vardı. Siyah kıyafetlere bürünmüş bu beş kardeşten ayrı en arkada daha bir yalnız bakan Bora ile göz göze geldik. Bir süre bakışmanın ardından Bora'nın gece yarıları ileride ki ağlayan Sema'ya kaydı. Yan yana konulmuş dost ailelere ait mezarların yanlarında ayakta duruyorduk.
Bir tarafta Kenan Kayabalı ve Zümre Kayabalı yazarken diğer tarafta Koray Yakıcı, Melis Yakıcı ve Lidya Yakıcı yazıyordu. Gözlerim Melis'in mezarına kaydı. Anne ve babasının mezarları arasındaydı ve o, çok küçüktü. Burnumun direği sızlarken bebek mezarına daha fazla bakamadım. Çünkü baktıkça canım çok yanıyordu. Bu dünya da çocuklar ölmemeliydi.
Gözlerimle tek tek baktığım herkes acının karasına bürünmüştü. Korhan amca kimlik babam olarak görünen Koray Beyin mezarının başındaydı. Yanı başında koluna dokunarak ona destek olan eşi vardı. Tekrar kafamı çevirdiğimde mezarların ayakucunda duran Sarp, Ulaş, Oğuz, Samet ve Melih'i gördüm. Sarp o soğuk duruşunu takınmış olsa da mezarlardan ayırmadığı benim gözlerimle aynı renk olan gözlerinin içi alev alev olmuş yangın yeriydi. Ulaş ise sürekli takındığı o alaycılığının yerinde yeller eserken elleri cebinde sessiz şekilde duruyordu.
Oğuz ve Samet diğerleri gibi içine gömdükleri acıları ile uğraşırken acısına yenik düşen kardeşleri Melih'in gözleri benim üzerimdeydi ve her an ağlayacakmış gibi duruyordu. Neden bana acı çekerek bakıyordu bilmiyorum ama bu hali içimi yakmıştı sanki. Melih'i ayrı bir seviyordum. Diğer parçasını kaybetmiş hep bir yanı boşlukta durmuştu. Benim gibi. Yıllardır içimde taşıdığım boşluk sanki Melih ile tanışında kaybolmuştu.
Derin bir nefes alarak gözleri tekrar Bora'ya çevirdim. Gözleri annesinin mezarından çok babasının mezarının üzerindeydi. Acı çektiği gece yarısına çöken sislerden anlaşılıyordu. Her ne kadar sert dursa da ne kadar ilk gördüğüm Bora gibi dursa da içinin mayın tarlası olduğunu biliyordum. Savaş alanına dönen yüreğini örtüyordu yüzündeki sert bakışlar. Kemikli yüzü kaskatı olmuş, dudaklarını birbirine bastırmıştı. Adımlarım benden bağımsız yanına doğru yanaştı.
Hoca okuduğu duaları bitirip yanımızdan ayrılırken Bora sıkıntılı bir şekilde sigarasını yaktı. "Sanki zorla gelmiş gibisin," dedim yan tarafında durup etrafa bakarken. Omuzlarını silkerken elindeki çakmağı cebine koydu. "İnsanlar acı çektiği yerde durmayı sever ama isteyerek de kalmaz." Dediklerinin doğruluğunu tespit etmeye gerek yoktu, zaten doğruydu. Gözlerim Bora'nın baktığı yerdeydi. Kocasından destek alarak biraz geriden mezarlıklara bakarak ağlayan Sema'da.
"Seni Sema'ya böyle uzun uzun baktıran ne?" diye sordum gerçek bir merakla. Duyduğuma göre daha önce Nia'ya bile sık sık uğramaz, yakıcı ailesindekilerle yakın olsa da öyle sık görüşmezmiş. Bakışları bana kaydığı sırada arka taraftan fren sesi duyuldu. Herkes gibi kabristanın girilişine döndüğümüzde arabasında inerek bize doğru yürüyen adam ile donup kaldık.
Cevdet Soyak; yıllar önce katlettiği ailelerin mezarlarına pişkin pişkin gelebilecek kadar şeref yoksunu bir insan olduğunu kabristana bir dünya adamı ile adım atarak gösterdi.
Bora vücudunu korkutucu bir sakinlikle Cevdet'e doğru döndü. Dişlerinin arasından ağır bir küfür mırıldandığını duydum. Fakat Bora'nın sakinliği bu kadardı çünkü bir anda öne doğru atılmıştı. Cevdet kendine doğru gelen Bora'yı görür görmez belinden çıkardığı silahı doğrulttu. Bu Bora'yı durdurduğu gibi bir anda beni arkasına almasına da sebep olmuştu.
"Sıkıldım artık sizden," diye konuştu Cevdet boğuk sesiyle. Elim beni arkada tutan Bora'nın kolundaydı. "Sakin ol," diye fısıldadım beni dinlemesini umarak. "Benim fabrikalarıma dokunmak he?" dedi gerçek bir sinirle. Yaşlı bedenini ayakta tutan bir bastonken onun çevresindeki adamlara güvendiği belliydi.
Bora biraz daha beni geriletti ve kendi bedenini önüme siper etti. "Daha bekle sen olacakları," dedi aksi bir sesle. Bakışlarım Bora'ya kaydı korkuyla. 30 tane adamın karşısındayken Cevdet'İ kışkırtmasa mı acaba? Elim korkuyla kolu sıkınca biraz toparlandı. "Bak sen," diye konuştu Cevdet tekrar. "Karşındayım işte hadi göstersene bana olacakları."
Bora'nın tüm vücudu gerim gerim gerilirken adam pişkin bir şekilde gülüyordu. Bir anda hareketlenen Bora yakalayamadığım bir hızla belindeki silahı çıkartıp Cevdet'e doğrulttu. "Bora adamın istediği bu!" diyerek uyarmaya çalıştım. Karşımızdaki adamların hepsi sadece bir kere sıksa hepimizi vurmuş olurlar. İçine çöküp duran yanakları ve sinirden kararmış bakışları onu oldukça korkunç gösteriyordu. Bana kayan gözleri ürpermeme sebep olsa da kenara çıktığım için tekrar beni arkaya çekmişti.
"Ah şu meşhur kız," diyen Cevdet'e kimden bahsettiğini anlamak için baktım. Gözlerinin benim üzerimde olması beklediğim bir şey değildi. Ne meşhurluğumu görmüş? "Güya ailesini yangında kaybetmiş ama kendisi bir çizik bile almadan kurtulmuş," diye konuştuğunda zorlukla yutkundum. Ailemin başına gelenlerin bahsedilmesi beni afallatmıştı. Nereden biliyordu. "Ne demek istiyorsun sen?" dedim çatlak sesimle. Adam daha fazla sinir etmek için olduğuna emin olduğum bir gülüş sergiledi.
"Demem şu ki, ailenin evinde bir yangın çıkıyor. Herkes cayır cayır yanıyor fakat evin yeni doğmuş bebeğinin hiçbir yerine bir şey olmuyor," deyip bakışları arkama kaydı. "Halbuki Melis kurtulamadı." Melis... Ailenin biricik kızı, küçücük bir bebekken yangında mı ölmüştü yani?
"Kes lan sesini!" diye gürleyen ses korkuyla sıçramama sebep oldu. Böyle bir tepki veya bağırtı beklemiyordum. Ulaş'ın sesi kabristanda yankılanmıştı ve hemen arkasından ise arka arkaya çekilen silah sürgülerinin sesi geldi. Endişeli bir şekilde arkamı döndüğümde bütün kardeşlerin silahlandığını gördüm. "Buradan defol git yoksa yaşatmam seni!"
Karşımızda 30 tane adam olduğunu bir tek ben mi görüyorum? Adamlar sayıca kat kat üstün bizden!
"Bak şimdi şu insanlara," diyen ciddi sese döndüm. Cevdet bir elindeki bastona iyice yaslanıp diğer elindeki silahı indirmişti, fakat adamlarında hala duruyordu. "Senin ailenin yangında ölmediğini senden saklamış insanlara nereden geliyor bu güven?" O an kalbimin teklediğini hissettim. O an yeni bir acı hissettim. İçimdeki yangın yerinde durmak bilmeyen aile hasreti cayır cayır yandı. Daha da harlandı acım. Sanki daha fazla derine gömüldü çocukluğum.
İçimdeki çocuk yanım ailesiz büyümenin acısını tekrar yaşamaya başladı. Yutkunamadım. Boğazımda kocaman bir düğüm oldu acıma sarmaşık gibi dolanan. Kafamı arkama çevirip hepsine tek tek baktım. Ne hissetmem gerektiğini bilmiyordum. Konuşurlarken duyduğum o sakladıkları şey bu olmalı. Sarp bir demek istemişti ki kafamı hızla Cevdet'e çevirdim. Benden bunu saklasalar da yaptıkları iyilikleri çöpe atamazdım. Acım içimde istediği kadar yanabilirdi, dışıma duman sızmadıkça.
"Senden," deyip öne doğru bir adım attım. "Seni öldürecek kadar nefret eden bu insanların içine girebilecek kadar büyük şeref yoksunluğun nereden geliyor?" Duydukları karşısında yavaşça yüz şekli bozulan adam o eğlenen ifadesini kaybetti. Çatılan kaşarlı, yumruklaşan elleri ile öldürecekmiş gibi bakmaya başladı.
"Senden sakladıkları yalanları duyduğunda yıkılmanı izleyeceğim. O zaman bakalım bu kadar dik durabilecek misin?" Dururdum. Karşımda kızımın nehire uçuşunu izledim. Bir sene boyunca türlü işkencelere, tecavüze maruz kaldım, kurtulmasını başarıp yine dik durdum. Ben dik durmak istedikten sonra kimse benim belimi bükemezdi.
"Bir ailede büyümemiş olabilirim ama ailenin ne demek olduğunu ne zorluklarla kurulduğunu çok iyi bilirim. Ailem beni bıraktı, bırakmak zorunda kaldı veya öldü. Bir şekilde onlarsız büyüdüm ve bu yaşa geldim. Bu saatten sonra baz gerçek yıkmıyor." Derin bir nefesle göğsümü şişirdiğimde Bora'ya yandan bir bakış attım. "En zor günümde bana destek ve aile olan insanların benden sakladıkları bir şey varsa bir bildikleri de vardır. Ben ailemi kurarken bunu öğrendim. Tabi senden bunu anlamanı beklemiyorum, şeref yoksunu insanlar ne aileden anlar ne birilerine değer verirler. Ve bende senin bir hiç gibi yalnız başına ölüp gitmeni izleyeceğim," dediğim an oldu her şey.
Sözlerimin yükünü taşıyamayan Cevdet tekrar silahını doğrultmuştu ve aynı anda Bora beni arkasına aldı. Fakat bir anda mezarlık silah sesleriyle inlemişti. Öyle fazla silah sesleri yankılanıyordu ki korkuyla yere çöküp kulaklarımı kapattım. Kısa bir süre sonra rahatsız edici bir sessizlik aldı yerini.
"Herkes iyi mi?" diye bağırdı Bora hemen yakınımdan gelen sesiyle. Onu onaylayan sesler gelince gözlerimi açtım. Cevdet ve adamları yerde yatıyordu ve bizden kimseye bir şey olmamıştı. Bora hızlı bir şekilde Cevdet'in nabzına baktı ve "Yaşıyor," dedi. "Gidelim buradan hadi," diyerek beni kendine çekince gözlerim yerdeki adamlara kaydı.
"Bunlar," derken kanlar midemin bulanmasına sebep olmuştu.30 tane adam nasıl bu hale geldi? "Artık onları vuranlar düşünsün bunu." Şaşkınla ona döndüğümde arabalarımızın olduğu yere gelmiştik. "Ne demek istiyorsun?" diye sordum yolcu koltuğuna otururken. "Biz vurmadık onları. Birileri vurdu ve kim bilmiyoruz," dedi arabayı çalıştırıp sürmeye başladığında.
*****
Güvenin duvarı bir kere yıkıldı mı yerini zor alır başka duvar. Benim güven duvarım yerle bir olmasına rağmen her seferinde bıkmadan inşa ediyordum o duvarı.
Ve o yine bıkmadan yıkılıyordu.
Parmak uçlarımla anlımı ovalayıp oturduğum koltuktan kalktım. Salonun boydan cam olan kısmına gelip bahçeyi izlemeye başladım. Kabristandan dönüşte soluğu evde almıştık. Sema ve Ayhan yukarı çıkmış Ayla yenge mutfağa geçmiş Elçin de odasına çıkmıştı. Salonda ise ben, Kübra, Bora, Sarp, Ulaş, Oğuz, Samet, Melih ve Korhan amca oturuyorduk.
Melih ve Oğuz sehpaya koydukları laptoplar ile bulduğu güvenlik kameraları görüntüleri ile bir şeyler araştırıyor Korhan ama telefonla görüşüp duruyordu. "Buldum!" Diye bağıran Melih ile hızla tekrar oturduğum koltuğa geçtim. Herkes diklenmiş Melih'e bakıyordu. "Ateş edenin bilgileri geliyor," diyerek ellerini birbirine sürttü. Yaptığı işten büyük zevk alıyordu.
Bir kaç dakikanın ardından "Evet işte geldi, gizli yardımcımız," diyerek bir kaç tuşa bastı. Ardından kaşları kalktı ne gördüyse gözleri açılmaya başladı. "Ohaa!" Dediğinde iyice sabırsızlanmıştım ki bilgisayarı bize doğru çevirdi.
Gözlerimin önüne düşen tanıdık sima ile kaşlarım çatıldı. Tanıdık gelse de henüz çıkaramadığım simanın karşısında diğerleri çoktan şaşkınlık nidaları savurdu. O an gözümün önüne Cafede beraber eğlendiğimiz güne baskın yapan Cevdet'in oğlu geldi. Ve ardından ekrandaki resimde bulunan adamın Cevdet'le olan benzerliği dikkatimi çektiğinde bunun çoktan oğlu olduğunu anladım.
"Babasını mı vurdu yani?" Diye inanmaz şekilde konuştum. "Ama neden?" Bir insan babasını nasıl vurabilir? Şaşkınlıkla ekrandaki adama bakakaldım. Nasıl canilik bu? Babası ayrı ruh hastası oğlu ayrı ruh hastası. "Bunlardan her şey beklenir." Önüme düşen saçlarımı elimle arkaya atıp Korhan amcaya çevirdim kafamı. Ona dönmem ile samimi bir şekilde gülümsedi fakat aynı gülümsemeyi ben gösterememiştim.
"Benden sakladığınız şey ailemle ilgili mi?" Bunu beklemiyor olacak ki kısa bir an şaşırdı. Ardından duruşunu düzeltip nedense Sarp'a döndü. Bunu fark eder etmez bende kafamı çevirdiğimde amcasına bakarak kafasını iki yana salladı. Tek kaşım hava kalkarken "Bakın," dedim sakin kalmaya çalışarak. "Ben sadece ne ilgili bir şey saklıyorsunuz onu bilmek istiyorum. Gerisi sizde kalabilir. İnanın şu an peşimdeki ruh hastası hayatımı yeterince zorluyorken kalkıp tanımadığım insanların karşısına çıkarak yıllar öncesinin hesabını soracak gücüm yok."
Sarp'ın bu lafım ile anında gözleri bana döndü. Hüzün çoktan fethetmişti benle aynı renk gözlerini. "Dolunay..." deyip kafasını geriye doğru attı. Zorlandığının bende farkındayım ama bende zor durumdayım. Nasıl güveneceğim ben onlara böyle yaparlarsa. "Ne Dolunay?" Diyerek ayağa kalkıp karşısına durdum. "Benden bir şey saklıyorsunuz, belki de benim için çok önemli bir şey ve bu evde herkes biliyor bunu," deyip diğerlerine baktım.
"Sen bizi duydun mu?" Dedi yüzünü kaplayan şaşkınlıkla. Gözlerimi kapatıp kafamı olumlu anlamda salladım. Gözlerimi tekrar açtığımda Ulaş ayaklanmıştı. "Dolunay biz sadece bu kadar şeyle uğraşırken bir de onlara kafa yorma diye söylemedik sana bazı şeyleri." Her zamanki alaycı ve sert bakışları yerine keder çöreklenmişti. Ardından yenilgiyle omuzları düştüğünde hüzün odadaki herkes için dolanmıştı. "Evet ailenle ilgiliydi." Duymak istediğim sadece buydu. Karşımdaki insanların samimiyetini, benim için çabalarını görebiliyordum. Bu yüzden daha fazla uğraşmak istemiyordum.
Salon sanki bir anda havasızlaşmış gibi oksijen tükenmişti. Kendimi ağlamamak için deli gibi sıkıyor, gözümden yaş akmasın diye kırpmıyordum bile. biraz hava almak iyi gelecekti bu yüzden yavaş hareketlerle ayağa kimseye bakmadan kalkıp verandaya çıkmıştım. Düşünmem gereken çok şey vardı, fakat düşünmek istemiyordum hiçbir şeyi.
Şöyle bırakıp her şeyin olacağına varmasını istiyordum.
"Onlara zaman ver, senden bir şey saklamak onlar için de çok zor Dolunay. Senin iyiliğin için susuyorlar." Arkamdan gelen sese döndüm hemen. Bora verandaya çıkmış cam kapıyı da arkasından kapamıştı. "Sende biliyor ve saklıyorsun." Yan tarafıma gelip omzunu verandanın tahtasına yaslayarak bana baktı. "Ben saklamıyorum. Sadece senin bilmek istemediğini bildiğim için susuyorum. Hem biraz da bana düşmez bunları söylemek," deyince anlamadığımı göstermek için kaşlarımı çattım. Boş ver der gibi elini salladı. "Öğrenince anlayacaksın demek istediğimi."
Derin nefes alıp kafamı olumlu anlamda salladım. "Zaten şu an hiç bir şey bilmek istemiyorum."
"Niye," Omuz silktim anında. "Bazen bilmemeyi, bilmeye tercih etmen gerekiyor."
Sustu. Ne denirdi ki zaten. Susmak en iyi cevaptı şu an burada.
****
Milyarlarca insan olsa da şu koca dünya da hayatların hep iç içe geçtiğini düşünürüm. Çünkü başka bir şehir ölümü beklerken birden başka bir şehirde hayata tutunmaya çalışan insanların yanınsa buldum kendimi. Kader herkesin hayatını bence hiç tanımadığı insanın hayatına düğüm yaptı ki bir gün yolları kesişsin diye. Beni bu insanların ve Bora'nın hayatına düğüm yapan kader daha neler planlıyordu bilmiyorum. Ama onların hayatına girmekten pişman olmadım hiç. Sanki ilk defa bir yere aitmişim gibi hissettim, ilk defa birilerinin benim için karşılıksız bir şekilde uğraştıklarını gördüm.
Önüme gürültü yaratacak şekilde konan bardakla kafamı anında kaldırdım. "Nerede bu çocuk ya? Müşterilere yetişemiyoruz!" Bıkkınlıkla Kübra'ya gözlerimi devirip Melih'e sövdüm. Kafenin aşırı kalabalığı ve yoğunluğundan dolayı bize yardım etmek için geldi fakat yardımdan çok zararı vardı.
Sürekli ortadan kayboluyor, sürekli mutfakta bir şeyler yerken buluyordum onu. Hızlı bir şekilde etrafa bakarken kafenin dışındaki masaların birinde bir kızla oturuyordu. Bardakları sildiğim havluyu tezgaha attığım gibi Kübra'nın yanından geçip kapıya doğru hızlı adımlarla ilerledim. Melih'in tam arkasında durduğumda karşımdaki kız bana baktı. Hızlı bir şekilde işaret parmağımı dudağıma bastırdım.
"İçin kararmış kız senin," dedi melih elindeki beyaz fincanın içini incelerken. "Neye bu kadar üzülmüşsün böyle. Baya baya yalnız kalmışsın, birisine ihtiyacın olmuş." Avucumun içini alnıma vurdum sinirle. Bir kızlara yürümediği kalmıştı aptalın. Uzanıp bir anda Melih'in kulağını tuttuğum gibi önüne geçtim. "Lan ne oluyor?" diye şaşkınlıkla atılacaktı ki beni gördüğü gibi duraksadı. "Anaa, Dolunay."
Kaşlarımı kaldırıp kafamı aşağı yukarı salladım. "Dolunay ya!" belime bağladığım önlüğü hızlı çekip Melih'in yüzüne fırlattım. "Bana bak beni sinir etme! Tuvaletleri temizletirim görürsün!" Gözleri sonuna kadar açılmıştı ve bana bakarken oldukça komik duruyordu. Boyu benden biraz uzundu ve ben kulağını tuttuğum için hem yamuk duruyor hemde eğilmek zorunda kalıyordu.
"Madem çalışmayacaksın niye geldin?" Suçsuzum der gibi ellerini hava kaldırdı. "Vallahi çalışıyorum, sadece biraz sohbet ediyorduk." Masada hala bize şaşkın şaşkın bakan kız bir anda ayaklandı. "Sen burada mı çalışıyorsun? Hani askerdin?" Ah canım, nasıl da üzüldü. Gülmemek için zorlukla yutkundum. Melih kıza zorla kafasını çevirerek baktı. "Allah kuran çarpsın askerim."
Kendini kıza anlatmaya çabalaması yüzünden kahkaha atmamak için zorlanıyordum. "Garsonluk yaparken mi askerdin!" Kafamla 'gördün mü' der gibi kızı gösterdim. Kıza bakarken dediği hoşuna gitmemiş gibi yüzünü buruşturdu. "Gorsonların gözü yaşlı. Ha sen garson olsaydım bakmayacaksın bana?" Söyledikleri ile kızın gözlerinden ateş çıkacaktı.
"Sen mesai saatinde bana yavşa sonra gel askerim, yazılımcıyım diye yalanlar söyle sonra tut duyar kas," deyip çantasını aldığı gibi Melih'in kafasına arka arkaya patlattı. "Hepiniz aynısınız!"
Sinirli bir şekilde kulağından ittirerek bıraktığımda kızı durdurmaya çalıştı. "Bak şimdi seni tutuklayacağım," deyip kızla debelenmeye başladı. "Aynen, önce de bir güzel tuvalet temizlersin," diye terslemeden edemedim. Bana yandan ters ters bakıp gözlerini devirdi. "Bir dur sende kıza ışık tutuyorsun!"
Kızı kolundan tutup kendime doğru çektim. "Öyle herkese inanma sende. Asker de olsa garson da olsa önce adam mı diye bak," deyip Melih'in elindeki çantayı alıp eline verdim. "Kahve bizden olsun. Herkese de güvenme öyle," deyip elimle Melih'i gösterdim. "Ayrıca bu fal bakmayı bile bilmiyor."
"Allah da belamı seninle vermiş," dese de Melih'e dönüp bakmadım. Zaten sesinde gerçek sitem değil de aksine eğlenmiş bir ton vardı. Kız teşekkür ederek giderken içeri doğru itekledim Melih'i. "Şimdi seni atacağım içeri! Bak düğmemi koparmak altı aydan başlıyor sen kulağımı çektin, sözlü taciz ettin, bir de şimdi iteleyip duruyorsun!"
Melih'e bugünün ücretini falan vermemeye karar verdim. Tezgahtaki tepsiyi alıp "Masa 8," diyerek eline tutuşturdum. Bana pis bir şekilde sırıtarak verdiğim siparişi götürmüştü. Saatler sonra gelen kırılma sesiyle tezgaha dayandığım kollarıma kafamı bıraktım bıkkınlıkla.
"Lütfen gidip temizle görmek istemiyorum," diye seslendim ilerideki Yiğit'e. Melih yine bir şeyler kırıp dökmüştü. Arkamı döndüğümde kafeye giren adamları gördüm. Bora'nın gözleri etrafta dolandı en son bende durunca gülümsedim. Tezgahın karşısındaki masaya kuruldukları zaman adisyonu aldığım gibi onların yanına adımladım.
"Melih'i yanıma dükkanı batırayım diye mi gönderdiniz?"
Selam vermeden söylediklerim hepsinin gülmesini sebep oldu. Tam o sırada yine bir tepsinin devrilme sesi gelince gözlerimi sinirle kapattım. "Bardak adına hiçbir şeyimiz kalmadı," diye mırıldanmıp gözlerimi Sarp'a diktim. "Kırılan eşyaların faturasını sana vereceğim," diyerek kızgın bakışlar attım. Melih'in kafede yanımızda durup çalışmasını söyleyen kişi Sarp'tı.
"Çok mu şey kırdı?" Diye sordu Ulaş gülmemek için kendini sıkarken. Kaşlarımı çattım sinirle. "50 tane servis götürdüyse kırk beşini düşürdü! Ayrıca kız müşterilerime yürüyor resmen!"
Oğuz dediğimi komik bulmuş ki kahkaha atmaya başlamıştı. Sinirli bakışlarımı ona döndüğümde anında kendini durdu. "Ben en iyisi siparişlerinizi alayım," dedim mekanik bir sesle ve gözlerim Oğuz'dayken. İçeceklerini söyledikleri gibi arkamı dönmüştüm ki sanki bunu bekliyorlarmış gibi gülmeye başladılar. Onlar görmese de bende gülüşü mü tutamamıştım.
Hızla bizimkilerin istediklerini hazırlayıp büyük tepsiye koydum bar tezgahının arkasından çıkıp ilerleyecekken birinin seslenmesi ile arkama yani kafenin kapısının olduğu tarafa döndüm. Döndüğüm an anında afallayıp bir iki adım geriledim ve her zamanki gibi gülümsemem yavaşça soldu.
Bizim çocukluk arkadaşımız aynı zamanda Demir kuzeni Azat yıllar sonra ilk defa karşımıza çıkmıştı. "Sonunda tekrar karşılaşabildik,"dediğinde yanıma bir anda Bora ve Ulaş geldi. Ben elimdeki tepsiyi yanımdan geçen Yiğit'e teslim etmiştim çoktan.
"Bir sorun mu var," diye öne atılmak isteyen Ulaş'ı durdurup "Hayır dur," dedim. Çünkü Demir'in ailesinin pislik olduğunu çok iyi biliyorum ve çok iyi bildiğim diğer şey de Azat'ın ne kadar kan bağı olsa da onların dışında olduğuydu. Şu an eski dostuma deli gibi sarılmak istesem de nasıl karşılayacağı bilmediğim için adım atamıyordum. Derken Azat bir adım bize doğru attı o sırada bu kez Bora atılacakken kolundan tutup durdurdum. Ve Azat'ın hareketini bekledim. Tam da tahmin ettiğim gibi kollarını bana açması ile hiç düşünmeden boynuna sarıldım.
Eski dostların yarattığı sıcaklık en zor gününde en iyi gelen şeydi çünkü.
***
hellooooo
oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmadıkk dimiii
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |