
selamlarrrr ve keyifli okumalar.
yıldıza doyunmayı ve yorum atmayı unutmayın :)
*****
Vazgeçilmez dostluklar vardır ya hani, biz bitti zannederiz ama aslında hala içimizde var olmaya devam eder. Soluğu yanında almak isteriz hep iyi olduğundan emin olasımız gelir.
Azat o güzelim dostlardan biriydi. Yıllar önce lisede ki üçlü grubumuzun en delisiydi. "Dolu," diye konuştu kolları hâlâ bana sarılmış şekilde. İster istemez kıkırdadım. Kaç yaşında olursak olalım çocukluğumuz beraber geçtiği için hala o çocukluktan bir aradayken kurtulamıyoruz.
"Azat!!" Diye bir çığlık duydum. Ve anında kahkahayı bastım. Hızlı şekilde Azattan ayrılıp kendimi uzaklaştırdım ve tamda tahmin ettiğim gibi Kübra elindeki tepsiyi boş masaya koyup Azat'ın kollarına doğru uçtu.
"Kıvırcık!" Diye Kübra'yla aynı heyecandan şakıdı. Gülümseyip kafamı çevirdiğimde meraklı bakışlarla karşılaştım. Ulaş ile beraber ayaklanmıştı Sarp. Bora da kollarını önünde bağlamış duruyordu. Birleştirdiği kolları kasılmış ve kaslarının gerilmesi ile genişlemiş duruyordu."İnanmıyorum senin burada ne işin var?" Diyerek sonunda Azattan ayrıldı Kübra. Gülümseyerek onlara baktığımda boğazımda düğüm oluştu. Ne kadar çok özlemiştim böyle olmayı.
Derin nefes eşliğinde Azat bir anda ben ve Kübra'ya sarıldı tekrar. "Sizi çok özlemişim," dedi ve sesindeki hasret ve hüzün içimi sarıp sarmaladı. Ben tek elimle sırtını sıvazlarken "Biz de," dedi Kübra fısıldayarak. Tekrar geri çekildiğimizde "Uzun zaman oldu," diye mırıldandım saçımı kulağımın arkasına koyup. Azat yavaşça kafasını salladı. Arkamızdan "Merhaba," diyen Sarp'a döndük beraber.
Azat elini uzatıp "Merhaba,"dedi. Ardından Ulaş ve Bora ile de el sıkışıp soru soran gözlerle bana baktı. Arkamdaki adamları soruyordu. Ağzımı açıp onları tanıtacakken "Abisiyiz," dedi bir anda Ulaş ve derin nefes almama sebep oldu. İçime çökmüştü sanki söylediği. Azat inanamaz şekilde şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. "Gerçek aileni mi buldun Dolu?" Dedi sevinçle. Bir an içimi hüzün kaplasa da umursamamaya özen gösterdim. İster istemez yüzümü kaplayan gülümseme ile Sarp ve Ulaş'a döndüm. Kafamı olumlu anlamda salladım gözlerim ikisi arasında gidip gelirken.
"Senin adına çok sevindim, Dolunay. Bunu kesinlikle hâk ediyordun," dedi. Omzuma konan kolun ardından "Masamıza gelin lütfen," diyerek hiç görmediğim naziklikte konuştu Ulaş. Hevesli şekilde Azat'a kafa salladım."Tamam, kardeşimin ailesi ile tanışmayı çok isterim," dedi. Beraber diğerlerinin de bulunduğu masaya geçtiğimizde hepsinin gözleri üzerimizdeydi. Melih masaya fazladan sandalyeler koyup ayakta durmayı tercih etti. Azat hepsiyle el sıkışmaya başladığında onları abim diye tanıtmaktan çekinmiştim.
Bana gerek kalmadan hem isimlerini söyleyip hem de ağabeylerim oluğunu söylediler. İstemeseler de bir anda hüzün kapladıklarını anladım. Benim içinde telaffuzu zordu ama bazı şeyleri dışa yansıtmamayı çoktan öğrendim. "Bora," dedi Azat'ın elini sıkarken. "Arkadaşıyım." Azat gülümseyip ismini söyleyerek kendini tanıttı.
"Vay be 4 abi he?" Dedi Azat gizlemediği şaşkınlıkla. "Evet bir de ikiz," diyerek ayakta dikilen Melih elini uzattı. "Melih." Daha fazla şaşıran Azat bir bana bir Melih'e baktı. "İnanılmaz, hiç beklemiyordum doğrusu," deyip sandalyesine yaslandı. "Yüz hatlarınız bayağı benziyor," dedi ardından.
Olmayan bir bağdan bizi benzetmesine saçma baksam da gülümsemekle yetindim sadece. Azat'a yalan söyleme taraftarı değilim beni isteyerek satmayacağından da eminim ama onun ailesinin caniliğini daha önceden yaşamış ve tatmış biri olarak ona bu bilgiyi veremezdim. Benim tek başıma değil de ailemle olduğumu ve ailemin de çok güçlü olduğunu bilmesi gerekti.
Ve o aileyi birazcık bile tanıyorsam eğer, Azat'ın beni görmeye geldiğini öğrendikleri vakit gerekirse döverek bile ondan benim hakkımda bilgi alacaklardır. "Kayıtlarda neden yangında öldü yazmışlardı o zaman?" Diye bir soru sordu Azat. Beraber büyüdük sayılır bu yüzden benim hakkımda çoğu hatta her şeyi bilir. Ne diyeceğimi bilmediğimden dolayı çaktırmadan bizimkilere baktım. Durumu anlayan Oğuz anında beni bu durumdan kurtardı.
"Yıllar önce bir yangın oldu zaten, Melih ve Dolunay henüz yeni doğmuştu. Anne ve babamızı o yangında kaybettik. Dolunay'ın da öldüğünü düşünmüştük, gerçek yıllar sonra çıktı ortaya," diyerek masa üstündeki elimi tuttu. Tuttuğu elime kayan gözlerim ister istemez doldu. Ne güzel benimsiyorlar. Yalnızlığımı her seferinde hatırlatsa da bu hareketleri yine de hoşuma gidiyor.
Dudaklarını birbirine bastırıp kafa salladı Azat. Ardından "Basınız sağ olsun," dedi. "Siz arkadaşsınız sanırım," diyerek ben Kübra ve Azat'ı işaret etti Bora. Kübra oldukça geniş gülümseyip kafa salladı. "15 yaşında tanıştık lise de," dedi Azat o günleri özlediğini anladığım sesle. Ardından bana dönüp "Karşılaştığımızda sen geri çekilince benden korkup kaçacağını zannettim. Belki de yıllardır sizi arıyordum," dedi. Azat üniversiteyi yurt dışında okumaya başlamıştı ve sadece Demir ile düğünümüze gelebilmişti. Daha sonra da zaten Özgür'ün saldırısına uğramış herkesle bağımı koparmıştım.
Dudaklarımı birbirine bastırıp bakışlarımı kaçırdım Azat'tan. Ve benim gözlerimi kaçırmam ile beni iyi tanıyan Azat aslında karşılaştığımız da ondan korktuğumu anladı. "Ah," deyip gözlerini bir süre kapattı. Kafasını kaşıyıp Derin nefes alarak gözlerini tekrar açtığında bana döndü. "Üzgünüm, bunun için seni yargılayamam. Benim suçum, sizi ben..." dediğin an onun susturdum. Hem bu lafın devamını dinlemek istemiyor hem de bu konuların burada konuşulmasını istemiyordum.
"Saçmalama, olacağı varmış. Kendini suçlama sakın, seni ilk gördüğümde sadece ne tepki vereceğimi bilemedim," diyerek sakin şekilde açıkladım. Ne diyeceğini bilmediği zamanlarda yaptığı gibi omzumu sıvazladı sadece.
"Bir dakika," dedi Bora'nın katı sesi. Herkes ona döndüğün de o masaya doğru eğilip ben ve Azat'a baktı. Ardından işaret parmağı ile Azat'ı gösterip "Onları tanıyor mu?" diye sordu. Dudaklarımı hafif aralayıp kesik bir nefes aldım. Ardından çok yavaş şekilde Bora'nın gözlerine bakarak kafamı salladım. Bora gözlerini şaşkınlığın çevrelediği heyecanla açarken Azat utanıyormuş gibi "Akrabalarım," dedi. Bunun ardından masadaki herkes hem gerildi hem de ona olan yakınlığımdan şaşkınlığın had safhasını yaşadı.
"Sana o kadar zarar verenlerin akrabasını şu an masamızda ağırlıyoruz," dedi Samet kafasına oturtmaya çalışır gibi bana bakarak. "Saçmaladığının farkında mısın sen?" Diyerek sert sesiyle bana doğru konuştu Bora. Ağzımı açmıştım ki sakinleşmek bilmeyen çam yarmaları bana fırsat sunmadı konuşmam için.
"Bu adam şimdi kapıdan çıkar çıkmaz onlara haber verebilir farkında mısın?" Diyen Sarp'ın sinirli sesi ile şaşkınlıkla gözlerim açıldı. Tabii ki yine konuşmaya fırsat bulamadım. "Sana o kadar yaptıklarından sonra onlardan birine sarıldınız," dedi bu sefer Oğuz hayretle. Hayda! Derin nefes alarak ortayı toparlayacak bir şeyler düşündüm.
Tam cevap verecekken Azat elini masadaki koluma koydu "Ne deseler haklılar, onlar yüzünden beni yargılamaları çok normal sonuçta tanımıyorlar," dediğinde bir den Ulaş uzanıp Azat'ın elini itti ve "Çek elini," dedi katı bir sesle. Bu şaşkınlığımı taşıran şey oldu. "Ay yeter," diyerek cırladım. Ulaş'a dönerek "Sakin olsana," dedim. Ardından Sarp ve diğerlerine döndüm.
Dudaklarım bir anlık "Abi," diye aralansa da içimdeki utangaç çocuğun sesi çıkmamıştı. Derin bir nefesle onlara baktım. Bora'nın sinirli ve temkinli bakışları Azat'ın üstündeydi. "Azat benim çocukluk arkadaşım, her ne kadar onların akrabası olsa da onlardan değil. Onlar gibi değil," deyip masadaki gözlerimi kimseye değirmeden Azat'a çevirdim. "Biraz konuşalım mı?" Dedim. Azat üzgün şekilde bana bakarken kafa sallayınca hemen kalktım masadan. Bizimkilerin oturduğu masanın biraz ilerisindeki masa ilerisindeki masaya geçtik.
"Seni iyi gördüm," dedi Azat masaya oturur oturmaz. Omuz silkip "Bu şekilde nasıl iyi olunursa artık," dedim kaybettiklerim aklımı yoklarken. Şaşırmış şekilde kaldırdı kaşlarını. "Delisin sen, aileni bulmuşsun farkında mısın? Hep bunun hayalini kurmaz mıydın?" Dedi bana geçmişi hatırlatırken. Derin nefes alıp gözümü bizimkilerin masasına çevirdiğimde çaktırmadan bana baktıklarını gördüm. Bora da benim onlara baktığım gibi bize daha doğrusu Azat'a bakıyordu. Daha çok beni korumaya çalışıyor gibi, sanki Azat'tan bir hamle bekliyormuş gibi.
"Kurmak mı?" Deyip bakışlarımı Azat'a çevirdim. "Beni en iyi tanıyanlardansın. Ne kadar inkâr etsem de gerçek ailemi çok merak ediyordum ve deli gibi hayalini kuruyordum," deyip bizimkilerin üstünde dolandı kısa bir süre.
"Ama mutlu değilsin," dedi hafif kafasını eğerek. Her ne kadar bunu sezmesine izin verdiğim için kendime kızsam da en eski dostum olduğundan beni her türlü anlayacaktı. Yine de ailem olmadıkları konusunda şüpheye düşürmemek için durumu aleyhime kullandım.
"Nasıl mutlu olabilirim söylesene?" Dedim hararetli ama kısık şekilde. "Ailem yokken kendi ailemi kurdum bir nebze olsun yaşayabilmek için. Ardından pisliğin biri çıkıp beni ailemden mahrum ediyor, kızımın ve kocamın ölmesi için uğraşıyor ve bunu yapansa kocamın akrabası. O yetmiyor beni 1 yıl boyunca evinde hapsediyor ve hayatımın orta yerine sıçıyor," diyerek ağzımı bozmaktan geri kalmadım. "O da yetmiyor kuzenin karısını sevebilecek kadar pisliğin biri olduğunu umursamayıp, ondan kaçtığım için herkese beni kötülüyor. Herkese hakkımda yalan yanlış şeyler söylüyor ki kocama bile söylüyor bunu. Demir bile ya benim kocam bile ona inanıp benden nefret ediyor. Sevdiğim adam Azat, düşüne biliyor musun?" Diyerek dolan gözlerimi umursamadan derin nefes aldım. Azat'ın donup kalmış, son derecede şaşıran yüzüne dönüp "Ailem peşimde birilerinin olduğunu biliyor ve onların bana ne kadar zarar verdiklerini anlatmasam da tahmin edebiliyorlar. Şimdi tutup onlara yaşadıklarımı anlatsam Özgür ve sülalesini bulmaları bir saatlerini öldürmeleri ise 10 dakikalarını alır. Ama ben hiç birine anlatamıyorum," derken çoktan ağlamaya başlamıştım. Sesli şekilde değil hatta konuşmamı engelleyecek şekilde bile değil sadece gözlerim bu acıya daha fazla dayanamadı.
"Anlatmaya çalıştıkça ölecekmişim gibi geliyor. Anlatırken her şey gözümde canlanıyor nefes alamıyorum. Gerçek olmasa da daha önce yaşadım ve yine gerçekleşmiş gibi geliyor ve ben buna dayanamıyorum... Hem benim üstüme attıkları iftirayı ve Özgür'ün yaptıklarını ortaya çıkarmadan ölmemeleri gerek. Şimdi söylesene nasıl mutlu olayım?"
Avuç içlerimle dolan gözlerimi silip tekrar Azat'a döndüğümde onunda gözlerinin dolduğunu gördüm. "Sen..." dedi çatallı sesiyle. "Ne dedin az önce?" Kaşlarımı çatıp anlamaya çalışır gibi bakmaya devam ettim Azat'a. Bir şeyleri düşünüyor gibi bana bakıyordu. Bakışları donuklaşmıştı.
"Demir'in o geceki kazasına Özgür mü sebep oldu?"
"Bilmiyor muydun?"
Kaşları kalktı anında. Sırtını arkaya atıp bana bakmaya devam etti sonuna kadar açılmış gözleri ile. "Sence bunu bilsem böyle olur muydu?" Diye fısıldadı. Çenesini sıvazlayıp bir süre düşünür gibi daldı gitti. Hazmetmesi için biraz zaman verdim ona. Kolay sindire bilecek bir gerçek değil çünkü. "Kazayı duyduğum gibi eve dönmüştüm. Ne Demir ne Ukte ne sen, hiçbirinizden haber yoktu. Kübra'ya haber veremedim, sonra kendisi öğrendi bir şekilde ve yıkıldı. Herkes sizin öldüğünüzü sanıyordu ve sonra senin yaşadığını çekip gittiğin yalanı gezmeye başladı ortada. Ben hariç herles bunu bekliyormuş gibi inandı. Herkese anlatamaya çalıştım inanmayın dedim ama herkes Özgür'ün dediğini biliyormuş gibiyi. Sonra Demir'in yaşadığını öğrendik. Demir'in annesi ve Özgür'ün babası ne yaptılar bilmiyorum ama herkesi kendilerine çekmeyi başardılar. Salim, Özgür ve Seher yengem anlaşmış gibiydiler. Daha sonra işe tekrar dönmem gerekti bu yüzden İsveç'e gitmem gerekti." Durup nefes aldı ve yorgun bakışlarını bana çevirdi. Gözlerinde dönen oyunun parçaları yerine oturmuştu. " Sen bunu nasıl öğrendin?"
Ellerimi kaldırıp şakaklarımı ovdum bir süre. Ardından tekrar ona dönüp "Buraya geldi," dedim. Gözleri yerinden çıkacakmış gibi açıldığında bundan da haberi olmadığını öğrenmiş oldum. "Ne diyorsun sen? O zaman neden diğerleri ile birlikte her yerde seni arıyor?" Sesli şekilde oflayarak ellerimle yüzümü kapattım.
Yüzümden yukarıya doğru ellerimi ittirerek saçlarımı arkaya attım. Yorgunluğm saçlarıma kadar bulaşmıştı adeta. "Beni bulduğundan kimsenin haberi yok, çünkü o Demir gibi beni öldürmek istemiyor o sadece onun olmamı istiyor," deyip duraksadım. "Yani anladığım kadarıyla."
Azat kafasını iki yana sallayıp şaşkınlığını atmak istedi. "O yüzden Demir'in seni bulduğunu duyduğu zaman kıpkırmızı olup bir anda Demir'e saldırdı. Onlarla hareket ediyor çünkü senin hakkında bir iz bulduğu an seni öldürmesinler diye hem ortadan kaldırıyor hem de o izden yola çıkarak seni bulmuş oluyor," diyerek konuştu bir sırrı ortaya çıkaran polis gibi.
"Bunu onlara söylemeliyim," dediğinde ister istemez burnundan nefes vererek güldüm. Bana dönen gözlerine bakıp konuştum. "Söylesen ne olacak? İnanacakları mı zannediyorsun? O dururken sana inanmazlar. Herkes benim ve Demir'in arasındaki aşkı görüyordu ama yine de Özgür'e inandılar. Ve bunu tek başına yapmadı, başka biri daha var onun tarafında olan. Değine göre onlarda Özgür'ün babası. Senin bunları bildiğini öğrenseler seni yaşatmazlar ki bunu en iyi sen biliyorsun."
Sinirli şekilde nefes verdi birden. Elini saçlarına daldırırken bir yandan kafasını olumlu anlamda salladı. O da biliyordu kendi akrabalarını. "O zaman tek bir şey kalıyor. Onların arasında kalıp bir şeyler toplayabilmek. Bana güvenmiyorlar seninle olan arkadaşlığımdan dolayı ama yapacağım bir şekilde."
Yapacağı fedakârlık karşısında ne diyeceğimi şaşırmış şekilde ağzımı açtım. Ama hiç bir harf bir kelâm olmadı dilimde. O da anlamış olacak ki konuşmasına devam etti. "Ben bunları yaparken sen burada kendini harap etmeyeceksin. Bu yaşananlar sayesinde sen Demir'in nasıl biri olduğunu anladın ve artık ona göre yaşa. Geçmişi, yaşadıklarını, kaybettiğin insanları silemezsin asla ama önüne sünger çekebilirsin. Sen önceden nasıl biriydin hatırlamıyor musun? Kendini her kötü durumda iyileştire bilen, kendi bildiğini okuyan ayarsız biriydin. Sen kendi kendini büyüttün bize hep bunu söylerdin şimdi de kendini iyileştireceksin. Onlar ne kadar üzüyorsa sen o kadar mutlu olmak için uğraşacaksın, sadece kendin için." Ardından elimi tutup güzel bir şekilde gülümsedi. "Sen çok güçlü bir kadınsın, bunun farkına var." Dediğin an sessiz bir serzeniş koptu dudaklarımdan.
Azat'ın tutmadığı boştaki elimle dudaklarımı örttüm. Dediklerinin doğruluk payına mı üzüleyim tüm bunlar yüzünden kaybettiğim benliğime mi yanayım ya da dostumun yine yanımda olup beni ayağa kaldırdığına mı sevineyim bilemedim. Azat'ın hala tuttuğu elimin üstüne diğer elimi koyup alnımı yasladım ve ağlamaya devam ettim.
O sıra da Azat başımın üstünden öpünce daha bir içli şekilde ağladım. "Her şey düzelecek kardeşim," dediğinde kafamı kaldırıp baktım. Gülümseyip "İyi ki geldin," diyebildim sadece. Hiç bir şey demeyince toparlanmak için elimi çekip yanağımdaki yaşları sildim. Kafamı çevirdiğimde bize doğru dönük oturan Bora, Oğuz, Sarp ve Kübra bize bakıyordu. Aynı zaman Oğuz bir şeyler söylüyordu. Ama bize değil, gözü bizde yanındakilerle konuşuyordu.
Hepsi merakla bize bakarken Kübra tüm olayı anlamış gibi gülümsüyordu. O an Azat bir anda elimden tutup beni kaldırdı. Anın şaşkınlığı ile ona dönüp baktığımda gülümseyip "Eski seni geri getirme vakti," deyip çekiştirdi. Kafenin küçük sahnesine gelince arakadaki adamlara bir şey dedi.
Ayakta duran ya da masada oturmuş olan insanların hepsi müzik durunca gözleri bana döndü. Bunu gördüğüm an arkamı dönmüştüm ki Azat durdurmuştu. "Kendin olmak istiyorsan, mutlu olman ve hemen şimdi içindekileri dökmen gerekiyor. Ve sen sadece şarkı söyleyerek içini dökersin," dediği zaman gözlerimi kapatıp nefes aldım. Sadece arada bir rahatlamak için şarkı söylerdim bu sahnede. Ve bana çok iyi geldiğini hissederdim. Sahnenin arka bölümde duran çalışana dönüp "Can Bonomo, hikayem bitmedi," dedim. Ardından tekrar ayaktaki mikrofona döndüm. Müzik salonda yankılanmaya başladığında hem rahatlayıp hem de şaşıran bizimkilere döndüm.
"Bir hikayem var, bir hikayem bitmedi, Yorgandan yastıktan kokusu gitmedi.
Yaz bana ne yazarsan yaz doktor, Ağladım ağlamaklar yetmedi,
Mutsuzum çok hastayım güldür beni doktor
Öldüm ama hayattayım tarifi çok zor
Çıkmaz bir sokaktayım gel bul beni doktor," deyip ayakta beni dinleyen Bora'ya döndüm.
"Sanki çocuk yaştayım bana bilmeceler sor,"
Bizimkiler gülümseyerek bana bakarken Kübra olduğu Azat'ın koluna girmiş beni dinliyordu. Bu şarkının üçümüze hissettirdikleri bambaşkaydı bunu ancak hayata bir adım geriden başlayan insanlar anlardı. Bu şarkı ise bizim hayatta hep öne geçmemizi sağlardı.
"Hava kapanır eser batıdan
Bir çocuk evine döner yatıdan
Soy beni sol baştan doktor
Al beni kurtar bu sıkıntıdan
Mutsuzum çok hastayım güldür beni doktor
Öldüm ama hayattayım tarifi çok zor
Çıkmaz bir sokaktayım gel bul beni doktor
Sanki çocuk yaştayım bana bilmeceler sor,
Bitince kara kışlar
Ulaşır ona mektubumla kuşlar
Dinince yakarışlar
Belki de yeni bir ömür başlar," diyerek ayaktaki mikrofonu tutup devam ettim yerimde sallanarak.
"Mutsuzum çok hastayım güldür beni doktor
Öldüm ama hayattayım tarifi çok zor
Çıkmaz bir sokaktayım gel bul beni doktor
Sanki çocuk yaştayım bana bilmeceler sor," diyerek şarkıyı bitirmem ile bir anda alkışlanmaya başladım. Alkışlayanlar arasında gözüme çarpan Gece Yarılarının sahibinin yüzünü tatlı bir gülümseme kaplamıştı. Bizimkilere döndüğümde ise herkes gibi ayakta alkışlıyor ve gülümsüyorlardı. Ve o an bir şey anladım ben;
Benim hikayem bitmedi.
Yerden yarım metre anca yüksek olan sahnenin önüne yaklaştı tüm heybetiyle Bora. Ben ona rahatlamış şekilde gülümseyerek bakarken o elini uzatmıştı inmem için. Hiç düşünmeden tutarak sahneden atladım ve aramızda ki biraz boy farkından dolayı kafamı kaldırarak baktım.
"Bu," dedi kalın sesine yakışır şekilde bana bakarak. "Bu hikaye sen mutlu olana kadar bitmeyecek. Kaybettiğini düşündüğün her an yol olacağım söz veriyorum," dedi ve gözlerimin içine bakarak o sözü imzaladı.
Gözlerim titreşirken şaşkın ve hayran şekilde gülümsedim. Tek başıma olmadığımı söyledi ve ben bu sefer derin bir iç çekerken yarım kalmış nefeslerimi değil de filizlenen cesaretimin Gece Yarısı ile harmanlanan gücünü çektim içime. Bazen insanın gücünü hissetmesi için yalnız olmadığını bilmesi gerekiyor.
*****
Zor zamanlar geçirirken çoğu kez yıkıldığımı düşünürdüm. Artık daha fazla dayanamayacağımı düşünürdüm. Hatta her seferinde yalvarırdım Allah'a canımı alsın diye.
Ne kadarda yanlış yaptığımı çok geç anladım. Ben kendi kendimi büyüttüğüm gibi kendi kendimi de iyileştirirdim her zaman. Ama Özgür'ün bana çektirdikleri, eziyetleri, yaptıkları işkenceleri, her duyumu ve hayata bakış açımı kaybetmeme sebep oldular. Bu yüzdendi benim yorgunluğum da korkaklığım da. Ama ben yine de ayakta durup yaşamaya çalıştım.
Bir kez daha ayağa kalktım. Bitti sandığım hikayemi baştan yazmaya başladım.
Şimdi ise yaşadığım her şeye dönüp bakıyorum ve ne kadar güçlendiğimi yeni fark ediyorum. Ben yaşadıklarımın arkasından yıkıldığımı zannediyor muşum meğer. Ama her yıkımın arkasından ayağa kalkışımla daha da güçleniyormuşum.
Kendimi bu geçmişten kurtarana kadar bu hikâye bitmeyecek!
"Bu şekilde dalıp gitmen hiç iyi değil, çok fazla düşünüyorsun?" Diyen Bora'nın sesi ile dalgınlıktan olsa gerek bir anda sıçradım. Kafamı çevirip Bora'ya baktım. "Yoruldum bugün ondan," diye mırıldandım.
Azat ile biraz daha sohbet ettikten sonra gitmişti. Bar kısmını da kapatıp eve geleli bir saat olmuştu. Salona göz gezdirdiğim de saatin geç olmasından dolayı herkesin uyuduğunu salonda sadece gençlerin kaldığını gördüm. Melih yine bilgisayar kurdu gibi dizlerine koyduğu Laptop'tan bir şeyler araştırıyor bir şeyler yapıyordu. Oğuz elinde telefon ayaklarını sehpaya uzatmış oturuyordu. Ulaş oturduğum tekli koltuğun yanındaki tekli koltuğa yayılmış televizyon izliyor daha doğrusu kanalların ırzına geçiyordu.
"Ben," deyip konuştuğumda dikkatler üzerime çevrildi. "Teşekkür ederim, Azat'ın yanında dedikleriniz için." Sarp elindeki kupayı sehpaya bırakıp bana doğru gülümsedi. "Yalan değildi," dediği an Ulaş gerilip bakışlarını Sarp'a çevirdi. "Sonuçta artık kimlikte bile kardeşimizsin," diye devam edince geniş şekilde gülümsedim. Düşünceleri ve samimiyetleri beni kendilerine hayran bıraktırıyordu. O sırada telefonum zil sesi çalınca kim olduğuna bakmadan açtım.
"Efendim?"
"Konuşmak istiyorum."
Duyduğum ses soluğumu keserken kuş olup uçmakta olan yüreğime taş fırlattı. Sesli şekilde yutkunurken diğerleri bir şeyler olduğunu sezmişti çoktan. "Demir?" Dedim her ne kadar o olduğundan emin olsam da.
Dudaklarımdan süzülen ismin ardından Kübra şaşkınlıktan gözlerini açsa da Bora gözle görülür şekilde gerildi. Oturduğu yerden bir anda diklenip bana bakarken diğerleri hâlâ Demir'in kim olduğunu çözemeye çalışıyordu.
"Sadece konuşmak istiyorum, Dolunay," dedi katı sesiyle. Derin nefes alıp sabahtan beri kendi kendime yaptığım motivasyonlara tutunarak "Sana güvenmiyorum," dedim kararlılıkla.
Karşıda sesli şekilde nefes alıp verme sesleri duydum. Demir'i biraz tanıdıysam konuşmak istiyordu gerçekten. Onu nefes alışından bile tanıyorum. "Ben de," dedi beklemediğim bir anda mırıltıyla. "Ben de güvenemiyorum, hiç bir şey oturmuyor yerine."
İşte tamda beklediğim gibi Demir köşeye sıkışmış kime inanacağını bilmiyordu. Ki şu saatten sonra bana inanmaya başlasa bile hiç bir şey değişmeyecekti. "Sadece 10 dakika," diyerek kapattım telefonu. Bizimkilere baktığımda hiç biri bunu beklemiyordu.
"O adam sana tekrar zarar verebilir!"
"Bora haklı, seni tek başına o adamın eline göndermeyeceğimizi az çok anlamış olmasın," dedi Samet Bora'ya göre sakin sesiyle. Hepsinin bu telaşı ve beni önemsemelerine gülümsedim ve tek tek gözlerine baktım.
"Oraya tek gidecek kadar salak değilim, sizinle gideceğim," dedim kararlı şekilde ayağa kalkarak. "Benim ailem değil misiniz, sizsiz gidecek değilim," dediğimde gözlerim karşımda rahatlayan adamlardaydı. "Hadi o zaman gidelim," diyerek kolunu omzuma atıp beni kendine çekti Ulaş. Ve ben mest olmuş şekilde gözlerimi kapadım sanki gerçek abime sarılmış gibi hissettim.
Yüreğim titredi! Utanmasam bana sarılıp kardeşleri yerine koydukları için mutluluktan ağlayacağım. Keşke bu ânı gerçek ailemle yaşayabilseydim. Ne konuşmak istediğinin üzerimde bıraktığı heyecanla kapıda bekleyen arabalara bindiğimizde Demir'e kararlaştırdığım yer olan sahil yolunun adresini verdim.
****
Dolunaydan güzel bir ters köşe. jgasggda
nasıldı bölüm?
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |