
hellooo, keyifli okumalar.
Bacağıma sürdüğüm krem beni kafamın içindeki kötü anılara çekmişti. Onun yanında kaldığım süre boyunca bende açtığı fiziksel yaralara evde bulduğum bir merhemi sürerdim sadece. Neye iyi geldiğini bile bilmez sadece acımı dindirmesini umarım o kadar.
Fakat bunu hep gizli yapardım. Özgür ona karşı koyduğum zamanlar beni çok kötü hale getirirdi ve en ufak bir ilaç kullandığım an o yaraların daha beterini açardı. Hadi vücudumdaki yaralarım bir şekilde iyileşti. Fakat ruhumdaki yaralar hiçbir şekilde iyileşmek bilmiyordu. Cama değen tık tık sesini duyunca bakışlarımı kapattığım balkon kapıma çevirdim. Yerde oturmuş sırtımı yatağıma yaslamıştım. Elimdeki kremi kutuya koyup kenara kaldırdığımda Bora elinde tepsi ile birlikte odaya girmişti.
Yavaş adımları yanımda durdu ve çok beklemeden benim gibi sırtını yatağa yaslayıp oturdu. Elindeki tepsiyi aramıza koyarak yemekleri işaret etti. "Ye," dediğinde ister istemez kaşlarımı çattım. "İki gündür adam akıllı bir şey yemedin, Dolunay," diye devam etti hemen açıklamak ister gibi. Yapmaya çalıştığı yardım iyiliğimi istese de gözüme çok batıyordu. Yapmaması gerek, ona elimden geldik uzak davranmaya çalışıyorum fakat o her seferinde yanımda bitiyordu.
"İştahım yok, gerçekten." İki gün önceki fotoğraf olayından beridir evden çıkmamıştım. Aslında çıkmak istemedim. Öyle bir huyum var işte benimde. Yaşadıklarım omzuma ağır geldiği zamanlar tek başıma kabuğuma çekilirim. Yalnızlık en korktuğum şey olsada bazen kalabalığa tahammül edemiyordum.
Derin nefes aldığını duydum ama dönmedim. "Her şey düzelecek," dediğinde komik gelmişti sanki. Alayla kıvrılan dudağımı umursamadan Bora'ya döndüm. Yüzüm inanamadığını hatta dalga geçtiğimi gösterir gibi gülüyordu. Fakat gözlerim Bora'nın dediğine inanmak ister gibi bakıyordu. "Nedense her şey sanki daha da karışıyormuş gibi hissediyorum." O kadar alıştım ki hiçbir şeyin iyi olmayacağına, düzelecek diyen herkese gülmek geliyordu içimden.
Elini simsiyah dağınık saçlarına geçirip biraz daha karıştırdı. "Bu kadar karamsar olma," dedi elini saçlarından çekip bana dönerek. "Ruhun yaşamak için bir yol ararken sen içindeki ışığı açmak yerine daha da yolu bulmasın diye karartıyorsun kendini." Böyle anlamı derin kelimeleri ondan beklemiyordum. Görüntüsünün aksine ruhunda derin bir sızısı var gibiydi.
Sanki ben yolumu aramak için o ışığı yaksam bütün yolları önüme yığacak cesareti saklıyordu içinde. Bu başka bir zamanda, başka bir yerde, farklı bir şekilde olsaydı eğer çok ama çok güzel şeyler hissettirirdi. Şu an ise sadece ürpermeme sebep olmuştu. Çünkü ben evliydim.
"O yollarda çok düştüm ben, yardım eden olmadı. Yanımdan geçip gittiler bu yüzden ben kendi karanlığımda mutluyum. En azından canım yanmıyor."
Bora dediklerimi gözlerini benden bir saniye bile ayırmadan dinlemişti. Fakat ben onun kadar uzun bakamamış kafamı önüme çevirmiştim. Tam o sırada telefonum çalmasına sevindim. Yan tarafımdaki komodine elimi uzatıp arayana bakarak telefonu cevapladım. "Efendim Kübra?" Kübra'nın sıkıntılı sesleri kulağıma çalındı önce.
"Dolunay camcı, fiyatı bize sormadan yükseltmiş. Ben Dolunay Hanım'a bu fiyatı verdim diyor."
Kaşlarım çatılırken aramayı kapatmadan mesajlara girip camcının en son verdiği fiyata baktım ve Kübra'ya söyledim. "Tüm camlara en son 18.500 TL demiş," dediğimde Kübra adama çakışmıştı hemen ardından hemen bana dönüp "Şimdi 23.000 TL diyor bu adam," dedi. Sinirle oflayıp oturduğum yerden kalktım. "Ben yarım saate geliyorum," diyerek telefonu direk kapattım. Hala yerde oturan Bora'ya dönüp "Arabam Kübra'da beni kafeye bırakır mısın?"
Yerdeki tepsiyi alarak ayağa kalktı ve bana yandan bir bakış atarak "Aşağıda bekliyorum," deyip çıktı. Bacağımdaki yanıklar daha iyiydi bu yüzden buz mavisi kot pantolon ve ince bir tişört giydiğim gibi çantamı da alarak aşağıya inmiştim. Dış kapıyı açık görünce direk dışarıya çıkmıştım. Bora ve Sarp siyah parlak bir arabanın önünde duruyorlardı.
"Sende mi geliyorsun?" diye ordum Sarp'a bakarak. Üzerindeki beyaz gömleğin eteklerini düzelterek kafa salladı. "Ne olur ne olmaz, iki kişi olalım." Ona gülümseyip arabanın arka kapısını açtığım gibi bindim. Şoför koltuğuna Bora yolcu koltuğuna ise Bora oturmuştu. Hızlı ve çevik şekilde bahçeden çıkardı arabayı.
Sessizlik can bulmuş hemen yan tarafımda oturmuştu. Kimsenin konuşmak istemediğinden değil de konuşacak bir şey bulamamasından kaynaklı olduğuna emindim. Evden iyice uzaklaşıp caddeye çıktıktan sonra kafamı cama yaslamıştım. Fakat o an ne olduysa birden içinde bulunduğumuz araba sarsıldı.
"Ne oluyor?" diye sordum anlık bir korkuyla. Bir yere çarpmaktan kıl payı mı kurtulmuştuk bilmiyorum. Bora bir şeye yoğunlaşmış gibi sürekli dikiz aynalarından bakıyor arkayı kontrol ediyordu. Dayanamayıp kafamı arkaya çevirdiğimde aynı model ve renk üç aracın arkamızda olduğunu gördüm.
"Dolunay bir yerlere tutun," diye konuştu Bora. Önüme dönerek kapının kulplarına sıkı sıkıya tutundum. Sarp o sıra elindeki telefonla bir şey yapıp bıraktı ve camlarda dışarıya arabalara baktı. "Buralar dar," dediğinde demek istediğini anlamamıştım. "Muhtemelen bizi bir yere çekmek istiyorlar,"diye tamamladı Bora onun cümlesini.
Kendimi sakinleştirerek arkama yasladığımda Bora soldaki yola sapmak için manevra yapmıştı. Fakat arkamızdaki araçlardan birisi anında yanına kırınca çarpmaktan son anda kurtulmuştuk. "Tam da tahmin ettiğim gibi," dedi Bora dümdüz ilerlerken. Panik atağım korkumla birlikte kendini göstermeye başlamıştı.
Sol taraftaki aracın bizi sıkıştırması ile Bora mecburen sağa dar bir sokağa sapmak zorunda kaldı. Biraz daha gittikten sonra tam karşı da üç araba daha yolun ortasında durmuş ve geçeceğimiz yolu kapatmıştı. "Hay sikeyim," diye mırıldandı Sarp. Bora aniden arkaya dönüp baktığında diğer araçlarında arkamızda durduğunu gördü. Tam önüne dönecekken korkuyla hızlı nefesler aldığımı görünce duraksadı.
"Dolunay sakin ol," diye konuştu yumuşak bir sesle. Gözümü önümüzdeki araçlardan inen adamlardan ayıramıyordum. "Bak buradan kurtulacağız, beni duyuyor musun?" Duyuyordum fakat inanıyor muydum bilmiyorum. Kafamı iki yana doğru sallarken "Kurtulamayacağız," diye fısıldadım. Bu araçta sadece iki kişi vardı ve karşımdaki araçtan neredeyse sekiz kişi inmişti. Arkamızdakilere bakamıyordum bile.
Artan panik atağım yüzünden ellerim bile titremeye başlamıştı. Hızlanan göğsüm ile sakinleşemiyordum. "Öldürecekler bizi. Hepsinin silahı var." Kendi kendime sayıklıyordum ama duyuyorlar mıydı bilmiyorum. Ön koltuktan çınlatan bir sürgü sesi gelmişti. "Bizim de var," diyerek arkasına döndü Sarp. Ela gözleri beni çevrelemişti sanki. "Bizi hafife alıyorsun, güzelim."
Silahı beline doğru götürünce Bora'ya döndü. "Arkadakiler benimi öndekiler senin." Gözleri tekrar bana döndü. "Beraber ineceğiz buradan. Eğer çatışma başlayacağını sezersem arabaya geçmeni söyleyeceğim. Arabaya girip eğiliyor ve asla kafanı kaldırmıyorsun." Korkuyla kafamı iki yana sallayıp kendimi geri çektim. Yapamazdım, böyle bir şeyin içine giremezdim, kalbim dayanmazdı.
Sarp ve Bora bir anda arabadan inince gözlerim kocaman oldu. Bora hemen kapımı açıp elimi tutarak beni çıkardı. Direnmek istedim fakat o kadar emin ve kendilerine güvenerek konuşuyorlardı ki, içimden bir ses dediklerini yapmam gerektiğini söylüyordu. Biz arabadan inince karşımızdaki adamların arasında bir adam çıktı. Yaşlı bedeni sağ elinde tuttuğu bastondan destek alıyordu. Bembeyaz arkaya taranmış saçları ve iğrenç bir sırıtışı vardı.
Aklımda bu adamın kim olduğuna dair tek bir isim vardı: Cevdet.
"Ne istiyorsun, şerefsiz?" Bora'nın hemen yanımda kükreyişi anlık olarak korkuyla sıçramama sebep oldu. Hala elimde olan elini korkunda sıkmıştım. "Görmeyeli Yakıcı'lar ile arayı düzeltmişsin?" diye sordu adam dalga geçer gibi. Bu adam kesinlikle Cevdet.
Adamın sinsi bakışları bana dönünce Bora eliyle beni arka doğru çekti. Bora'nın beni korumasına şaşırmış gibi önce ona baktı sonra ise ellerimize. Onun imalı bakışları yanlış bir şey yapmış gibi hissettirmişti ve elimi anında çekmek istemiştim fakat Bora bir anda o kadar kavramıştı ki, kımıldatamadım bile.
"Sevgili mi yaptın? Şaşırdım bak bu aralar senden beklenmeyecek çok şey yapıyorsun."
Adamın bakışları asla sağlıklı değildi. O kadar iğrenç bakıyordu ki bu bakışları daha önce tek bir kişide gördüm. Özgür! "Lan senin..." diyerek öne doğru atılacakken Bora'nın kolunu tutmuştum. "Şu an sadece buradan hep birlikte sapa sağlam kurtulmak istiyorum." Bana dönüp baktığında sinirli bakışları hakimdi fakat sonra dediklerim ile yumuşamıştı. "Neyse," diyerek bakışmamızı böldü adam. "Bu güzel kız birazda benim misafirim olsun," dediği an ön taraftan üç adam bize doğru gelmişti.
Korkum tüm bedenimi ele geçirirken panik atağım kapıya dayanmıştı. "Bora!" derken sesimdeki telaş Bora'ya ulaşmıştı. Bakışların bana çevirip "Seni kimse alamayacak Leylifer," dedi. Korkudan tırnaklarımı koluna geçirmemi umursamadan "Üç deyince," diyerek yan taraftaki kapıyı açtı. Beni arabaya ittirirken çoktan kapıyı kapatmış elindeki anahtarla kilitlemişti. "Üç!" diye bağırdığı an Bora öne doğru Sarp arkaya doğru ateş etmeye başladı.
Kulaklarımı kapatıp koltuğa yatmıştım ve dudaklarımdan sızan çığlığı silah sesleri dinene kadar susturamamıştım. İçinde olduğum aracın camlarından geriye bir şey kalmamıştı ve silah sesleri susmak bilmiyordu. Ne kadar geçti bilmiyorum ama ben bir yandan ağlayıp bir yandan çığlık atmaktan helak oluştum.
Kısa süre sonra silah seslerine daha fazla katıldığında asla buradan kurtulamayacağımızı düşünmüştüm. Koltukta cenin pozisyonunda uzanıyor yüzümü saklıyordum. Silah sesleri sustuğu an korkum on katına çıkmıştı. O çatışmadan sağ çıkmayacaklarına o kadar emindim ki korkudan ağlamamı durduramıyordum.
Ayakucumdaki kapı açıldığında yok olmayı diledim. Tüm vücudum tirtir titriyordu ve hıçkırıklarım dinmek bilmiyordu. Arabaya binen kimdi, bana ne yapacaktı, tüm bu soruların cevapları canımı yakıyordu. Saçlarımda hissettiğim hafif bir dokunuş beni korkularımın karşımda duvar olmasına sebep olmuştu. "Bırak!" diye bağırdım bir anda. Kendimi geri çekmeye çalışırken karşıdaki kişiyi görmemiştim.
"Benim," diye mırıldandı birisi beni tutmaya çalışırken. Fakat tüm gücümle karşı koyarken bir andan "Bırak," diye sayıklıyordum. Karşımdaki adam ellerimi bir anda sıkı sıkı tutup beni sabitleme çalıştı. "Leylifer," diye seslenmesi anında duraksamama sebep olmuştu. Kirpiklerime kadar ıslanan gözlerimi açtığımda tam karşımda Bora vardı. Kurtulmuşlardı. "Geçti," diye fısıldadı gözlerimin içine bakarken. Korkunun bezendiği gözlerimi Bora'dan ayıramadım. Ellerim kulaklarımın hizasında duruyor tir tir titriyordu. "Kurtulduk mu?" Sesimin titremesine engel olamıyordum.
"Söz verdiğim gibi," derken minik bir gülümseme aldı dudaklarını. Ellerimden tutup beni doğrulttu. O sırada dışarıdaki kalabalığı gördüm. Bora'nın yardımıyla arabadan çıktığımda dizlerimin titrediğini belli etmemeye çalışıyordum.
"İyi misin Dolunay?" diye sordu Oğuz. Ne zaman geldiklerini bilmiyordum. Dışarı Ulaş, Sarp, Oğuz, Bora ve ben dışında birde birkaç asker kalmıştı. "Çok korkmuş eve götürsem iyi olur," diye konuştu Bora. Ulaş sinirle kaşlarını çatış ters bakışlarını anlamadığım şekilde Bora'ya atmıştı. Fakat Bora'nın umurunda değildi üzerindeki bakışlar.
"Kübra bekliyor," diyerek zorla konuşmuştum hatta mırıltılı bir şekilde çıkmıştı sesim. Bora uzun boyundan dolayı hafif bana doğru eğildi. Çok fazla temkinli davranıyordu, sanki kırılacak bir parçaymışım gibi. "Sarp gider yardım eder merak etme," dedi yumuşak bakışlarıyla. Sarp kendisine sorulmadan söylenilene hiç gocunmamış gibi direk kafa salladı. "Ben ne gerekiyorsa hallederim. Gidip dinlen çok kötü oldun."
El mecbur sadece kafa salladım. Bora elini belime koyarak yeni gördüğüm arabalara doğru ilerletti beni. Kendime gelmem gerekiyordu ama gelemiyordum. İlk defa böyle bir çatışmanın arasında kaldım ve çok berbat bir korkuydu. Azrail ile burun buruna gelmişim gibi hissettim. Arabaya bindikten sonra hızlı şekilde şoför koltuğundaki yerini aldı Bora ve arabayı sürmeye başladı. Şu an tek istediğim yatağıma gömüldüğüm gibi uyumak.
*****
Asıl dram neydi? Yüreği yanık bir kadının oradan oraya savrulması mı? Kimsesizken bir aile kurup tekrar kimsesiz kalmak mı? Dramın anlamı gibi yaşantısı da büyüktür. Bana göre asıl dram kimseye duyurmamak için yorganın altında sessiz hıçkırıklara boğulmak.
"Sonra işte tam sevdiğimi söyleyeceği çocuğa ne olsun? Melih abim birden ortaya çıkıp 'Sen kimin kuzenine yazıyorsun lan' diyerek yumruğu gömdü. Çocuğun bir kaçışı vardı ki sormayın."
"Ee yok artık," dedi Kübra şaşkın bir şekilde Elçin'in anlattıklarını dinlerken. Tek şaşıran o değildi tabii. "Hayır çocuk nereden bilsin başında 5 abin olduğunu. Yok... Pardon 6 abi, hatta Bora'yı da sayarsan 7. Allah'ım evde kalma sebebi." Kübra imalı sözlerini söylerken gülmemek için kendini çok zor tutuyordu. Şu birkaç günde Elçin'e takılmayı huy edinmişti, sanki kendisine yeni bir oyuncak bulmuştu.
Elçin ise onun dediklerini ciddiye alarak yenilgiyle omuzlarını düşürdü. "Ya evleneyim demiyorum ama yani hiç mi birileri ile takılamayacağım ben?" Gülümsediğimde çam yarmalarının bu kadar koruyucu olduklarına şaşırmıştım. Elçin üzgün bir surat ifadesi ile ellerini anında havaya açtı. "Allah'ım on beş kedili evde çürümek istemiyorum. Hem ben kedi sevmem... Aman tövbe senin yarattığına öyle der miyim? Tez zamanda Ayhan abimden kurtulduğum gibi diğerlerini de evlendirip kurtulmayı nasip et," diyerek ellerini yüzünü sürüp etrafa üfledi. "Amin deyin çabuk," deyişi artık Kübra'nın kahkaha atmasına sebep olmuştu. Elçin yengesine döndüğünde aklına bir şey gelmiş gibi düşündü. "Gerçi yengem amin dese yeter. Hamişlerin duası geri çevrilmez," diyerek beyaz yüzü anında sinsi bir gülüşle aydınlandı.
"Kıızz yengişş!"
Sema anında gözlerini devirerek hemen yanındaki pufta oturan Elçin'i itekledi. "Yürü git Elçin! Sırf şu duaların yüzünden çocuğu hemen doğurmak istiyorum," diye gerçek bir sinirle hayıflandı. Karnına kayan bakışlarıma engel olamamıştım. Hatta yüzümdeki gülümse yavaş yavaş soluklaşıyordu sanki. "Yahu insan gecenin dördünde uyandırıp 'Yenge yarın ki sınav kolay olsun diye dua eder misin? Hamilesin tutar' der mi? Bu kız yüzünden benim binde bir ettiğim dualar kapıdan geri dönüyordur!"
Geniş şekilde gülmeden edememiştim. O kadar eğlenceli ve komik bir kızdı ki, Elçin sayesinde iki gün önceki olayı unutmuştum resmen. En azından kâbussuz bir şekilde o günü atlattığıma şükrediyordum. İçime gömdüğüm şeyler yaşadığım kötü olaylar yüzünden bir anda ortaya çıkıyor ve bana uykuyu haram ediyorlardı.
Bu süre zarfında odadan pek çıkmamaya çalışsamda evde yabancıydım ve ayıp olmasın diye arada bir yanlarına gidiyordum. Tekrar bir bahane ile odama kaçmadan duramıyordum tabi. Hatta yaşanan olaydan çok etkilendiğim için Korhan amca özür dilemişti benden. Bu özrü asla beklemiyordum ve asla gerekte yoktu fakat böyle oluşumdan dolayı kendilerini suçluyorlarmış. Bunu öğrenince bu halimi onlara yansıtmamaya başladım.
Odamın kapısı çalınca kafamızı aynı anda oraya çevirdik. Ulaş kapıyı açıp bize baktıktan sonra gülümseyerek "Gelebilir miyim?" diye sordu. "Tabii," diyerek içeri geçmesine vesile oldum. Ardından balkona, yanımıza doğru gelerek kapı pervazına yaslandı. "Bir şey diyecektim, konuşmanız özel değildi umarım," deyip sırıttı. Tam cevap vermek için ağzımızı açmıştık ki "Neyse zaten her şeyi aşağıdan duyduk," diyerek devam etti.
Böyle olacağını düşündüğüm için gülümseyip kızlara 'Gördünüz mü' der gibi baktım. Kübra elini sallayarak "Aman bir şey olmaz," dedi. Ardından heyecanlı bir halde Ulaş'a döndü. "Sen ne diyecektin," diye sordu fakat hareketleri pekte diyeceğini merak ediyor gibi değildi. Ulaş aklına yeni gelmiş gibi anında doğruldu. "Kafede ufak bir pürüz çıktı," deyip eliyle ensesini kaşıdı. Merakla kaşlarımı çattım. "İki dakika gidip baksak iyi olur, ne yapacağımızı bilemedik."
Anında sormak yerine Ulaş'ı onaylayarak ayaklandım, hatta benimle birlikte diğerleri de ayaklanmıştı. Kübra işe çantalarımızı alarak aşağıya indiğimizde Ulaş'ın eliyle gösterdiği araca bindik hemen. Aklımda kafade ne gibi bir pürüz çıktı, onarılacak bir şey mi diye bir dünya düşünce geçerken Kübra sanki hiçbir şey olmamış gibiydi. Daha önce yaşadığımız olay yüzünden üzerimdeki tedirginliği atamıyordum. Gözlerim sürekli arkaya kayıyordu tehlikeli bir şey göremeyince rahat bir şekilde geri dönüyordum. Bir süre sonra araba kafenin önünde durdu. Her tarafı cam olsada anlamadığım şekilde perdelerle kapatılmıştı. Kafenin basamağını çıkıp kapıyı açtığım gibi hem içerden hem de hemen arkamdan "Sürpriz!" diye bağırtılar inletti her yeri.
Yerimden sıçrasam da şok olmuş gözlerle karşımdakilere baktım. Hemen iki yanımda konfeti patlatan Melih ve Samet, karşımda ellerindeki balonları bana doğru atan Oğuz ve Sarp, hemen karşıdaki yaslandığı bar tezgahından doğrulup bana doğru gelen Bora... Ve her şeyiyle yenilenen kafe&bar. Kendini koruyan şaşkınlığımla kıkırtım kafeye dolarken ince parmak uçlarımla dudaklarımı örtmüştüm.
"Siz," dedim hala gülerken. "Siz ne yapmışsınız böyle?" O kadar şaşkın ve ne yapacağımı bilmez durumdaydım ki, gözlerim mutluluktan dolu dolu etrafa bakıyordum. Arkamda ki Kübra'ya doğru döndüğümde bana mutlu bir şekilde bakmıştı. Kafamı eğip gülerek ona baktım. "Biliyordun değil mi?"
Bana doğru yaklaşıp "Tabii ki," dedi. "Oyalama görevi bendeydi." Sesli şekilde kıkırdarken en son ne zaman böyle mutlu olduğumu hatırlamıyordum bile. Diğerlerine dönüp baktığımda gülümsemekten yanaklarım acımıştı ama mutluluğumdan bunu hissetmiyordum bile. "Teşekkür ederim," dedim içten bir şekilde gülümserken. "Hepinize çok teşekkür ederim."
Son olaylardan sonra biraz ertelemiştim kafeyi. Uğraşacak halim yoktu, her şeyi de Kübra'ya yığmak istememiştim. Bu yüzden bunu hiç ama hiç beklemiyordum. "Hadi, çok yorulduk kurt gibi açıp," dedi Melih kolunu omzuma atarak. O kadar sempatik ve cana yakındı ki hareketleri ve içtenliği ondan çekinmemi engelliyordu. Değişik bir şekilde yakın hissediyordum ona.
Beni üzeri yemek ve içecek dolu masaya doğru götürmüştü. Bora sandalyemi çektiğinde tereddütsüz oturdum. Her şeyi sanki dışarıdan izliyormuşum gibiydi. O kadar eğlenceli anlardan birini yaşıyordum ki, bitmesin isterdim. Melih'in cilveli bir kadınmış gibi Bora'ya sulanması ve Bora'nın onu döverek iteklemesine gülmekten nefessiz kalmıştım. Masadaki tabağım boşaldığı an herkes bir şeylerle dolduruyor ve bunu yemem için türlü tehditler bile ediyorlardı.
Hatta Melih bir anda kulağıma eğilip "Bora'yı kendime ayartmamı istemiyorsan tabak bitsin," deyince utancımdan kıpkırmızı olmuştum. Hızlı bir şekilde onu iterek "Ne alakası var ya!"diye cırlamıştım. Bora tüm bu zaman içinde tam karşımda oturup ya gözlerini bana dikiyor ya da sık sık bana çeviriyordu. Ben ise ona bakmamak için üstün bir çaba harcıyordum. O sırada cebimde titreyen telefonumu elime alıp açtığımda masadakiler komik bir anıya gülüyordu.
Tanıdık gelen telefon numarasının gönderdiği videoyu açtığım an sanki kalbim durmuştu. Hatta öyle ki kafedeki kahkaha sesleri bir anda kesildi. Boğulduğumu düşündüm, nefes alamadım. Bir anda tüm her şeyimi yitirmiştim. Telefonun sesini açtım daha iyi duyabilmek için. Videonun sesi diğerlerini de susturmuştu. "Lanet kadın!" dedi uzun zamandır duymak için yanıp tutuştuğum ses. "Yakalayacağımı bile bile hala kaçıyor!" Kanım çekilmişti. Göründüğü gibi olmamasını çok isterdim. "Dolunay'ı bulduğunda ne yapabilirsin ki? Kadın bri dünya korumanın olduğu bir evde yaşıyor." Bunu diyen kişi Özgür'dü. Kendi video da yoktu fakat sesi çok yakından geliyordu, çünkü videoyu çeken oydu.
Deli gibi volta atan Demir duydukları ile anında duraksadı ve kafasını kameraya doğru çevirdi. Daha doğrusu Özgür'e dönmüştü. Nefeslerim hızlanmıştı o özlediğim yüzünü görünce. Özlemim içimdeki yangını harlamış canımı yakmıştı. "Kim bilir nasıl ayarttı o piçi de böyle koruyorlar onu. Ama göstereceğim ben ona, elbet o evden çıkacak."
"Demir," diye fısıldadı Kübra bana şok içinde bakarken.
Canım yandı. Tam şu an kalbimin tam ortasında öyle bir sızı oldu ki, nefes alsam batıyor, nefes versem yakıyor. Canım öyle bir yandı ki o gece onun benden kopuşunu izlerken bu denli yıkılmadım. Arkamda onun sevgi vardı çünkü. Fakat şimdi bir şey var, nefes almamı bile engelliyor. Boğazım sızlarken yutkunamadım. En büyük korkum demiştim, Demir'in onlara inanması.
Demir ona, onlara inanmış.
Videoya tekrar tekrar bakarken mesaj geldi. Geri tuşuna basıp gelen mesajı okurken göğsüm hızlanmıştı. "Sana, evimizde tamda kollarımın arasında sen bunun için ağlarken demiştim bebeğim. Demir yaşasa bile asla senin yanında durmaz. Bunu ikimizde biliyorduk fakat sen bildiğim bir gerçeğe inanmamayı tercih ettin. Merak etme seni öldürmesine izin vermem ama aklının başına gelmesi lazım."
Gözlerimi kapattığım an acım yanağımı sızlatarak aktı. Ne olduğu soranlara bir cevap veremeden masadan zorlukla ayaklandım, yanlarında ağlamak istemiyordum. Tezgâha tutunarak içeri geçmek isterken tezgâhın üzerindeki dikdörtgen tahta parçasına oyularak yazılmış "Ukte'm" ismini görünce kopmuştu her şey bende. Ağlamalarım şiddetlenirken çığlık atarak tezgahın üzerindeki her şeyi yere döktüm.
Hayallerimizi kurmuştum ben burada. Birilerinin beni tutmasına izin vermeyerek itmiştim onları. İstemde ayaklarım üzerinde daha fazla duramayıp yere çöktüm. Bağıra bağıra ağladım orada. Nefesim tıkanana kadar hıçkırıklara boğuldum. Hepsinin gözünün önünde acımda boğuluyormuşum gibi çığlık çığlığa ağladım. Önüme çöken biri ile ellerimle yüzümü kapattım. Karşımdaki kişi ellerimi çekerek yüzümü açtığında bunu yapanın Bora olduğunu gördüm. Bir anda bana sarıldı. İkinci kere düşünmeden, onu kendimden itmeme rağmen yine bana yardıma koşan adama sarıldım.
"Bu şekilde öğrenmemeliydin, üzgünüm."
Asıl dram değmeyen bir insanın gelip seni kurtaracağına inanmaktı.
****
Nasıldı bölüm?
Bu arada wp den kanal açtım, oradan alıntı olsun yeni hikayeler hakkında bilgi olsun atıyorum. Aynı zamanda, kitaplarım hakkında soru soruyorum ve doğru cevap verenlerin arasından bir iki kişeye kitap hediye edeceğim. kanala katılmak için @suveyda_rey instagram hesabımdan yazmanız yeterli.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |