13. Bölüm

Bölüm 11

Suveyda Rey
suveyda_rey

selammm. satır arası yorumlarınız ve oylarınızı bekliyorum.

 

*****

Fedakarlık için bir şeylerden vazgeçmek gerekiyor. Önceden olsa canımın parçaları için yaşamaktan vazgeçerdim. Şimdi ise yaşamak için onlardan fedakarlık ediyorum. Demir yaşıyor ama kızımdan hala haber yoktu. Yaşayıp yaşamadığını bilmiyordum. Onu bulmam için bir şeyler yapmam gerekiyor fakat elimden bir şey gelmiyordu. Nereden başlayacağımı bilmiyordu.

Demir'in harlanmış nefreti beni bulduğu yerde yakacak durumda ve ben bu konuyu düşünmek dahi istemiyorum. Düşündükçe o harlanmış nefretten daha çok yanıyordum. Bunların hepsi sanki bitmiş gibi birde başımıza dert olan Cevdet'in oğlu çıktı karşımıza.

Kaderin oyununa ciddi anlamda inanmaya başladım.

Az önce bana değen gece yarıları yumuşak ve haddinden fazla anlam barındırıyorken fark ettiği adam yüzünden o bakışların üzerine kezzap döküldü. O derin bakışlarını bir anda nefret ve öfkeyi sarıp sarmaladı. Koca bedenini masadan kaldırdığı gibi yan masaya doğru ilerledi kara bakışlarını adama dikmiş şekilde.

"Aaa, alınıyorum Boracığım," dedi Cevdet'in oğlu. Sanırım az önce Bora'nın dediğini duymuş olmalıydı. Sandalyede yan şekilde dönüp gözlerimi Bora'ya diktim. "Alınsan kaç yazar lan?" Bora'nın dediklerini umursamadığı yüzüne yapıştırdığı alaycı ifadeden anlaşılıyordu. Kavrulmuş sarışınlığı onu dikkat çekici yapabilirdi fakat bu sadece dış görünüştü. Dış görünüşü gibi içi de babasına benziyordu.

Bora masaya yaklaştıktan sonra bir elini masaya diğerini de adamın sandalyesinin sırtına koydu. "Ne işin var senin burada?" Çenesi gerilmiş şekilde pimi çekilmiş bombaya benziyordu fakat buna rağmen sesi sakin çıkmıştı. Adam Bora'nın sorduğu soruya şaşırmış gibi bakmıştı. "Eğlenmek yasak mı?" diye konuşurken o kadar yapmacıktı ki ağzına elimin tersi ile yapıştırmak istiyordum. "Hiç misafirperver olmadığın söylediler mi sana?"

Bora kafasını yana yatırarak kalın boynundan ses gelecek şekilde oynattı. Kendisini kavgaya hazırlayan adamlar gibi bir hali vardı. "Sevmediğim insanlara asla misafirperver değilim. Gerçi buranın sahibi de değilim ben." Adamın bakışları bizim masaya döndü ardından direk bana kondu bakışları. "Pek öyle durmuyorsunuz," dediği an Bora adamın ensesinden tuttuğu gibi ayağa kaldırdı.

"Gözlerini çıkarttırma bana," diyerek itekleyerek dışarı çıkardı. Hepimiz ayaklanırken Bora'nın peşinden Ulaş ve Sarp gitti. "Ne oldu az önce?" diye konuştu Kübra şaşkın şekilde. Melih kollarını masaya dayayarak içecekten yudum alıp omuz silkti. "Çok kaşınıyorlar," dediğinde bakışlarım ona kaydı.

Diğerleri de dahil hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorlardı. Kafamı cam duvarlara çevirdim. Bora sinirli bir şekilde konuşuyordu adamla. Adam ise yine aynı vurdumduymaz, ayni alaycılıkla devam ediyordu. Sonra adam ne dediyse daha fazla sinirlendi ve iki eliye adamın yakalarını tuttu. Sarp araya ayırmak için girdi ve sinirle tane tane konuştğu halinden belli olan Bora en son söylediği şeyden sonra sinirle itekledi adamı.

Ne dedi bilmiyorum ama adamın tüm alaycılığı kaçmış ve sinirlenmişti. Bir şey derken gözleri içeri bana kaydı ve onun bakmasıyla Bora ve diğerleri de bana döndü. Bu kez sinirlenen Ulaş oldu ve adamın bana bakarak söylediği şeyin yarattığı siniri ile çenesine yumruk attı. Son bir şey dedikten sonra adam arkadaşının sürüklemesi ile arabalarına bindi. Sarp ve Ulaş içeriye girerken Bora dışarıda kalıp sigara içti.

"Ne oldu?" diye sordu Samet yanımıza gelen ağabeylerine. "Mal mal konuşuyor ibne," diye sinirle oturdu sandalyeye Ulaş. Bakışlarım ona kaydı, adam ne demişti de sinirlenmişti merak ettim. "Fabrikaya baskınını öğrenmiş Cevdet," dedi Sarp sırıtarak. Bu söylediği herkesin moralini yerine getirmişti. "Daha beklesin o yapacaklarımızı," diye konuştu büyük bir rahatlıkla.

Gözlerimi devirip masadaki bardakları topladım. "Baştan sona sadece egosun," dedim kendimi tutamayarak. Şu sıralar nedendir bilinmez ama Ulaş'la atışmayı fena halde seviyordum. "Canım bu egoma hayranlar," dediğinde yüzümü buruşturdum. Sarp duydukları ile öne doğru eğilip Ulaş' baktı. "Aynen Alya'da hayranlığından geberiyordu." Ne demek istedi ben anlamadım ama masadaki erkekler oldukça komik bulmuşlardı.

Ulaş'ın suratı düşünce sırıtarak tepsiyi alıp tezgâha bıraktım ardından hala dışarıda sigara içen Bora'nın yanına gittim. Kafeden çıktığım gibi yanına doğru adımladım. Bir eli siyah kot pantolonunun cebinde diğeri ise sigarasını sahiplenmişti. "Sigara içtirecek kadar mı sinirlendirdi?" Tanıştığımızdan beridir elinde sigara görmemiştim hiç. Kafasını bana çevirdiğinde yüz kaslarının hala kaskatı olduğunu anlamıştın.

"Sürekli olmasa da içiyorum arada."

Derin bir nefesi içime çektiğimde arada sigara dumanı da sızmıştı. "Bir şey sorabilir miyim?" Bora sigarasını içine çekerken kafasını salladı. Kısık gözleri bana döndüğünde gözüm kısa bir an içeri göçen yanaklarına kaydı. "Beni Cevdet'in kızı sanıp götürdüler. Az önce oğlu buradaydı, onu nede götürmüyorlar?" Dumanın yarısı ciğerlerine diğer yarısı ise dudaklarından sızarak havaya karışmıştı. İşaret parmağı ile ittirerek külün dökülmesini sağlayıp bana baktı. "Cevdet'in herkesten sakladığı bir kızı varmış. Oğlu da dahil," derken Cevdet'in oğlundan bahsediyor. "Kimse yerini bilmiyor hatta kanlı canlı gören bile olmadı. Kıza zarar vermeden Cevdet'e karşı koz olarak kullanmak istiyorlar."

Sırtını kafenin cam duvarına dayayıp bir ayağını diğerinin önüne attı. Az önce kasılmış yüz hatlarına rağmen bakışları yumuşamıştı. "Çok güzel şarkı söylüyorsun," dedi bakışları benim üzerimdeyken. Bakışlarımı ona değilde etrafa çevirdim. İçimdeki utangaç kızı atamıyordum asla.

"Özellikle mi seçtin o şarkıyı?" Müşterilerden istek parça isterken onun yazacağını asla beklemiyordum. Biten sigarasını duvara batırıp ilerideki çöp kutusuna fırlattı. Omuzlarını kasarken iki elide ceplerine girmişti. "Ne olursa olsun, hayat devam ediyor. Senin bitti dediğin her an yeni bir başlangıç. Bunu söylemek istedim şarkıyla."

Dediklerinin anlamının ağırlığı göğsümün ortasında yer edinirken anında kafamı çevirdim ona. Bakışları yaşadıklarını yansıtır gibi yorgun ama dikti. "Gerçekten dışarıdan hiç böyle bir adam gibi durmuyorsun," dediğimde bu onu güldürmüştü. Duvardan doğrulup tam karşımda durduğunda ona bakmak için kafamı biraz kaldırdım yukarı.

"Çünkü herkese böyle değilim," dediğinde bakışlarım içeriye kaydı. Bora onlara soğuktu fakat aynı zamanda onları sevdiğini de görebiliyordum. "Onları çok yakından mı tanıyorsun?" Onunda benim gibi bakışları diğerlerinin olduğu masaya kaydı. Az önce suratının önüne çektiği setler ile anlamıştım onlara olan kırgınlığını.

"Beraber büyüdük," dediğinde bunu bekliyordum zaten. Sertleşen bakışlarını onlardan çekip bana çevirdi. "Bazı şeyler büyüyünce değişiyor işte." Ardından konuşma sanki bitmiş gibi yanımda geçip kafenin kapısına doğru yürüdü. "Onlara olan sevgini görebiliyorum," dedim anında. Neden bilmiyorum ama sanki onu anlamaya çalışmak istiyordum. Belkide sadece kendi kafamın içindekilerden uzaklaşmak istiyorum.

"Bende Demir'e olan sevgini görebiliyorum ama şu an yüzüne bakmak istemiyorsun."

Dedikleri ile anında ona döndüm. Kaşlarım öyle mi der gibi havalandığında o kafenin kapısının kulpunu tutmuştu. "Aynı şey değil. Demir bize zarar verenlerin yanında, bizim sonumuz ne olur bellisiz. Ama kardeşler ne kadar küserse küssün, birine bir şey olduğunda en çok diğerinin canı yanar." Bakışları çakmak çakmak oldu söylediklerim ile. Sarp ve diğerlerine neden kırgındı bilmiyorum ama onları sevdiği çok belliydi. Diğerlerinin de onu sevdiği belliydi.

Fakat işte bazen sevgi tek başına bir şeyleri ayakta tutamıyor.

***

Eve geldiğimiz de Korhan amcalar çoktan uyumuş ışıklar kapatılmıştı. Gecenin geç saatinden dolayı herkes iyi geceler dileyerek odalarına çıkmış ben ise düşüncelerim ile savaşıma devam etmiştim.

Şimdi ise gecenin 3'ünde üstüme aldığım polara sarılıp balkondaki pufta oturuyordum. Beynimin içi sanki bin bir parçaya ayrılmış gibi ne düşüneceğimi şaşırmış durumdayım. Demir'in neden onlara inandığını öğrenmeliydim. Ama öğrensem de eskisi gibi olur muydu, bilmiyorum.

Onun bana inanmayışı bazı şeylerin önüne hep engel olarak duracak. Onu düşündüğüm onu özlediğim geceler bile içimdeki ses durmayıp kulağıma sana inanmadı diye sayıklıyor. Bu gururumu öyle yerle bir ediyor ki karşısına çıkıp ben suçsuzum dememek için zor tutuyorum kendimi. Telefonumun çaldığını duyduğumda sehpaya uzanıp aldım telefonu.

Aklıma attığı mesajlar yüzünden kazılan numara korkuyla kaşlarımı çatmama sebep oldu. Bu adamın bende hissettirdiği tek şey korkuydu. Bunu aşamıyordum asla.

"Ne var?" Dedim katı bir sesle. En küçük hücreme kadar iğreniyordum ondan. "Nasılsın sevgilim?" Kulağıma dolan sesi tüylerimi şaha kaldırmıştı. Gözlerimi kapatarak kendimi sakinleştirmeye çalıştım. "Ne istiyorsun adi herif?" Karşı taraftan kıkırtısını duyunca telefonu kulağımdan uzaklaştırdım. Adamın her şeyi kusma isteği uyandırıyordu.

"Özledim demek istedim, hayatım."

"Hastasın sen! Daha fazla konuşmayacağım senin gibi bir deliyle!"

Kafayı yemiş, takıntılı bir manyaktı bu adam. Hastaydı, öyle böyle değil çok fena hastaydı. "Dolunay, Dolunay, Dolunay," dedi eğlenir gibi. "Ama ben senin gözün açılsın diye bazı gerçekleri önüne süreyim seni özledim diyeyim sen hemen kaç." Dişlerimi birbirine bastırarak sinirimi hakim olmaya çalıştım. Bağırırsam evdekileri uyandırabilirdim.

"Demir'e ne dedinde kendine çektin bilmiyorum ama kocama gerçekleri göstereceğim! O hala beni seviyor."

Öyle bir kahkaha attı ki kanım çekildi. Daha önceki yaşadıklarım, o evde bana yaşattıkları tek tek gözümün önüne gelirken göğsümün sıkıştığını hissettim. Kendimi sakinleştirmek için yine telefonu uzaklaştırmıştım susana kadar.

"O zaman birazdan göndereceğim resim için çok özür diyorum sevgilim. Doğru söylüyorsun Demir sana çok aşık!" Dedi son cümleyi söylerken abartı bir sesle. Dalga geçtiğini gösteriyordu. Ağzımı açmış cevap verecekken bir anda telefon yüzüme kapandı ve şaşkın halde öylece kalmıştım.

"Uyku mu tutmadı seni de?" Bora'nın duyduğum sesiyle kafamı ona çevirmiştim. Balkonun kapısına omuzunu yaslamış bana bakıyordu. Üzerinde siyah paçaları dar bir eşofman ve üzerinde mavi ince bir tişört vardı. "Maalesef, senide mi?" Sorduğum soru ile balkona çıkarak balkonlarımızı ayıran demire eğilerek dirseklerini yasladı.

Tam o sırada telefonumun sesi ortama gürültü yaratarak düşünce ikimizinde gözleri telefonuma düştü. Merakla kaşlarım çatılırken Bora'nın cevabını dinlemeden telefonun ekranını açtım. Ne bekliyorum bilmiyorum ama Özgür boş atmaz. Bu yüzden üzerimdeki korkuyla zorlukla yutkunup mesajı açtım.

Keşke açmasaydım. İçimde, acısını boğazımda düğüm gibi hissettiğim tek keşkemdi. Keşke o mesajı açmasaydım.

Gözlerim Demir'in bir kadını fazla, hatta izah edilemeyecek kadar kötü bir yakınlıkta görmeyi reddeder gibi dolmaya başladı. Boğazım keşkemin kahrıyla yanmaya başladı. Yutkunamadım. Burnumun sızısı ciğerimi yaktı, nefes alamadım.

Göğsüme sığdıramadığım hıçkırık boğazıma doğru tırmanırken elimle dudaklarımı örttüm. Kimse için ağlamak istemiyordum artık. Fakat söz geçirmiyordum bedenime. Acıya öyle bir boğuldum ki göz yaşlarım benden bağımsız tek tek intihar ediyor. Arka arkaya dizilen hıçkırıklar çıkmak istiyordu ve benim nefesim kesiliyordu.

Elim ağzımdan kayıp boğazıma kaydığında nefessizlikten tırnaklarımı tenime geçirmekten geri kalmadım. Islık sesini andıran nefesler boğazımı yakarken birinin bana seslendiğini duydum. Gözümden akan yaş dudaklarıma sızarken elim boğazımda kafamı seslenene çevirdim.

Bora ne halde olduğunu bilmediğim yüzümü görünce bir telaşa büründü anında. Balkonlarımızı ayıran demir parmaklıklara elinin tekini bastırıp atladı benim balkonuma. "Dolunay, sakin ol!" Yanıma çömelerek tırnak izi yaptığım boynumdan ellerimi çekip benimle konuşmaya çalıştı.

"İlaçların nerede?" Diyerek bana umutla baktı konuşmam için. Değil konuşmak titreyen vücudum ile zor duruyordum. Gözlerimi kapayıp arkama yaslandım rahat nefes almak için. Ama nafile. Boğazımı yakan oksijen hiç bir işime yaramadı. Bunu gören Bora ise daha fazla çıldırdı.

Bir anda ayaklanıp balkondan odama geçti Bora. Duyduğum bir kaç sese göre odayı karıştırmakla uğraştı ama bir şey bulamadı. Çünkü ilaçlarım ve nefes açıcım bitmişti. Dün Samet alırım demişti fakat üstüne düşmedim. Bir kaç yere bakıp küfreden Bora odamın kapısını açarak seslendi Ayla yengeye. "Yenge!" Diye kükreyerek tekrar odaya girip bir yerlere baktı.

Daha fazla kimseyi ayaklandırmasını istemediğimden dolayı balkon demirinden destek alarak ayağa kalktım. Zorlansam da bacaklarımın titremesine yenik düşmemek için yavaş adım atarak balkondan odama geçtim. O sırada tekrar bağıran Bora beni gördü ve yanıma gelmek için adım atarken kalbime ani bir sancı girdi. Ağzımda tutamadığım çığlığım ve dermanını kaybeden dizlerim ile olduğum yere yıkıldım.

Benim halimi gören Bora ismimi bağırarak anında bana doğru koşmaya başladı. Yere kapaklanan bedenimde bir sızı oluşsa da kalbimdeki sızıyla yarışacak cinste değildi. Elini başımın altına koydu Bora ben nefes almakta zorlanırken. Bana dokunması ile bedenim korkuyla kasıldı fakat kendimi geriye çekebilecek gücüm yoktu. Bedenimi sol tarafa doğru yatırıp tekrar birilerine seslendi. O an kapıda beliren Melih ve Ulaş gözlerindeki korkuya şahit oldum.

Ulaş arkasına dönüp birine bir şeyler dediği sırada nefes alamamaktan bayılacak duruma gelmiştim. Melih boğazımdaki elimi tutup bana birşeyler demeye çalışıyordu fakat kafamın içindeki sesleri ayırt etmekte zorlanıyordum. Neler olduğuna adapte olamıyordum ama bir kargaşa vardı.

O an tekrar giren sancı ile iki büklüm olup nefesimin el verdiği kadar çığlık attım

Sıkışan göğsümün üzerine elimi bastırırken Bora yüzümü avuçlamış bir şeyler diyordu. Ama kulaklarım o ketum sesi bana ulaştırmıyordu. Gece Yarısı gözlerine bakmakla yetindim. O sırada odaya giren Sarp'ı ve elindeki ilaç poşetini gördüm.

Bora'nın yanına çöktüğünde poşeti direk yere boşalttı. Bora benden ayırdığı gözlerini yere çevirdiğinde aradığını bulmuş gibi öne atılmıştı. Nefes açıcı spreyi alıp kutusunu yırttı ve bir iki kere boş sıktı.

Tekrar eli ensemi bulunca dudaklarımda spreyin ucunu hissettim . Aralık duran ve nefes diye dilenen dudaklarımın arasına sızan oksijen ciğerlerimi bayram günü yaşatıp rahatlattı. Tutulan kolum ile tişörtümü kolumdan yukarı sıyıran Samet ile kapattım gözlerimi. Kolumdan damarıma sızan soğukluğun yerini saniyeler sonra ufacık bir sızı eşlik etti. Daha sonra ise vücudumun uyuşup rahatladığını hissettim. Düzene giren ve uyuşan bedenim ile bulunduğum yerden uzaklaşır gibi kapanmıştı gözlerim.

İhanetin üzerimde duran kara lekesine zıt sevdiğim renk olan beyaz tişörtü geçirdim üzerime. Evin güzel havası olmasına rağmen beni boğan kasvet olaylar oda da boğulmama sebep olmak üzereydi. Uyanalı 2 saat oldu fakat ben çoktan kafamın içinde kaybolmaya başlamıştım.

Bu yüzden kafamı dağıtacak bir yere ihtiyacım vardı. Evde durmak iyi gelmiyordu, çalışırsam en azından kafam meşgul olurdu. Ne olacaksa olsun havasına büründüm artık. Değmediğini, her şeyini en önemlisi hayatını paylaştığın bir insanın hiç bir şeye değmediğini gördükten sonra ayakta zor duruyordum. Onların umuduyla vardım sanki. Onlar olmadan yapamam diyordum. Öyle olmuyormuş.

Arabaya binerken Kübra'nın mesajını açmıştım. Evde sıkıldığımı işe geleceğimi söylediğimde gelirken terzi için mağaza da bıraktığı kıyafetini almamı istemişti. Bir yandan onunla mesajlaşırken diğer yandan arabayı çalıştırmıştım.

O sırada çalan telefona bakmadan açıp "Alo," demiştim. "Uyandırmadım değil mi?" Bora'nın sesi ile duraksasam da yavaş bir şekilde arabayı sürmeye devam ettim. "Hayır çoktan uyandım." Arkadan korna ve araba sesleri geliyordu.

"Eve gelecektim bende, bir şey ister misin?"

Kaşlarımı çatsamda derin nefes alıp "Teşekkürler, zaten kafeye geçiyordum bende. Evde bunaldım." Gün içinde normalde Bora ve diğerlerini çok nadir görürdüm. Bugün de muhtemelen dün gece yaşananlar yüzünden geldiğine emindim.

"Çıktın galiba evden arabaların sesi geliyor."

Telefondan sesi daha kalın geliyordu sanki. Ya da bana öyle geliyordu. Dünkü yardımları için ayrıca teşekkür etmem gerekiyordu. "Önce sahildeki mağazaya uğramam lazım, kafede buluşuruz," dediğim de hemen onaylamıştı beni. Telefonu kapattıktan beş dakika kadar sonra mağazaya gelmiştim. Yer olmadığı için geriye park ederek mağazaya doğru yürüdüm.

İçeriden poşeti alıp dışarı çıktım hemen. Ensemi ovalayıp rahatlamak için derin nefesler aldım.Kalabalığı az olan sokağa girdiğim de kolumdan biri tutup beni yere doğru savurdu. Neye uğradığımı şaşırmış şekilde çığlık attığımda eliyle ağzımı kapadı.

Hızla kim olduğunu bilmediğim kişiye tekmeyi savurup üzerimde ki hakimiyetine son vererek geri çekildim. Kafamı kaldırıp kim olduğuna baktığım da ise nutkum tutuldu. Nefesim bir an kesildi. Kalbim tekledi, yavaşladı. Gözlerimi sonuna kadar açıp sakalları ve saçları uzamış ve bana neredeyse nefes alamayacağım kadar sert şekilde bakan nefret dolu gözleri gördüm.

Hani bir zamanlar aşık olduğum gözler.

"Demir?" Diye fısıldadım inanamaz şekilde. Tek kaşını kaldırıp bana baktı nefretle. Üzerime doğru bir adım attığında geri çekildim. Ne kadar olmuştu onu görmeyeli. "Demir he? Hani şu aldattığın kocan," dedi sinirle dişlerini sıkarken. Hızla kafamı iki yana salladım. Yanan ve dipleri dolmaya başlayan gözlerimi umursamadım.

"Ben seni aldatmadım," dedim dişlerimin arasından. "Kes!" Diye öyle bir kükredi ki yerimden korkuyla sıçradım. Bazı şeyler içimde sakladığım korkularımı uyandırıyordu. Bir zamanlar beni sarıp sarmalayan elleri bu kez kollarımı acıtacak şekilde tuttu. "Sen bunu nasıl yaparsın lan!" Diye yüzüme karşı bağırıp beni geriye itmesi ile anında yere düştüm.

"Yapmad..." diyecekken "Konuşma," diye tıslayıp saçımdan tutarak kaldırdı beni. "Öldüreceğim lan seni!" Diyerek tokat attı. Ne olduğunu anlamdan yana düşen yüzüm ile acıyla bağırdım. Bana zarar vermek için uzanan ellerini iterek çığlık attım. "Bırak beni!"

Bana yaklaştığı an arka arkaya ona tekmeler atıp bir kaç adım uzaklaştırdım kendimden. O sırada ayağa kalkıp koşacakken koluma tırnaklarını geçirecek kadar sert bir şekilde tutmuştu beni. Eliyle çenemi yakalayarak soludu. "Bırak mı?" Diye sordu korkunç şekilde. "Daha yeni başlıyoruz, Dolunay. Seni yaşadığına pişman edeceğim," diyerek sırtım yan taraftaki dükkan camına gelecek şekilde karnıma tekme attı. Hızla çarptığım cam bedenim altında bin bir parçaya ayrılırken tenime batan camlarla birlikte hiç bağırmadığım şekilde bağırdım acıyla.

Bembeyaz bluzum anında kırmızıya boyanırken Demir'e bu kadarı yetmemiş gibi tekrar bana doğru gelmeye başladı. Elimi parçalayacağını umursamadan avucuma topladığım camların hepsini Demir'in suratına doğru fırlattım. Sokakta toplanan bir kaç kişi sadece film izler gibi izliyor ne yardım ediyor ne de polisi arıyorlardı. Tam o sırada fren sesi duydum. Fren yapan araba bizim bulunduğum kaldırıma kadar çıkmıştı. İçimden bizimkilerin olması için dua ederken Bora'nın kükreyen sesi sevinmeme sebep oldu. Bir anda elleri üzerimden çekilen Demir kendini çoktan yerde bulmuştu.

"Senin ona dokunduğun ellerini kıracağım lan şerefsiz!" Diye haykıran Bora daha yerden kalkmasına fırsat vermediği Demir'e arka arkaya tekemler atmaya başladı. İşte o an içimin acımadığını hissettim. O an Demir'e üzülmediğimi hissettim. Çünkü karşımdaki adam benim kocam Demir değildi. Ailesinin yarattığı Demir'di. Ve o Demir benim bir gram umurumda değildi.

Demir ve Bora'nın çoğalan kavgasını artık etraftaki adamlar ayırdı. "Siktir git lan buradan!" Diye gürledi Bora. Bir kaç kişi onu tutarken Demir yerdeydi. "Gitmiyorum lan!" Deyip beni gösterdi. "Ona gününü göstermeden gitmiyorum!"

Bunu duyan Bora sanki patlayacakmış gibi delirerek kendisini tutanları itmeye başladı. Üç kişinin elinden kolayca kurtulan Bora yine Demir'in yakasına yapıştı. "Seni öldürürüm lan duydun mu?!" Demir yakasında ki elleri itekleyerek "Siktir git lan," diyerek bana doğru adımladı.

Zaten kaçmama gerek bile kalmadan Bora, üzerime gelen Demir'in önüne duvar oldu. Bora yakalayamadığım hızla belinden çıkarttığı silahı Demir'in kafasına doğru dayadı...

"Tek bir adım daha atarsan, beynini uçururum!"

Yere çökmüş şekilde korkuyla onlara bakarken Demir "Bu iş burada bitmedi. Seni yaşatmayacağım," diyerek bana tehditlerini savurup arkasına doğru gitti ve ileride bekleyen arabaya bindi. Bora sinirden titreyen ellerindeki silahı yerine koyarak bana döndü. Döner dönmez açılan gözleri ile hızlı adımlarla yanıma gelip diz çöktü. Belime saplanmış ve hareket etmemi engelleyen cam parçasını göstererek "Çek şunu," dedim acıyla.

"Olmaz," dedi Bora. Sanki benim gibi acı çekiyordu. Mağazanın yıkılan cam duvarının arasından çektiği tişörtü belindeki camın etrafına sardı. Acıyla inlerken tırnaklarım Bora'nın kollarına saplanmıştı. Alnımı acıyla omuzuna yaslayıp hıçkırıklara boğulurken "Hepsini öldüreceğim, hepsini!" dediğini duydum. Ama tepki veremeyecek kadar kendimden geçmiştim.

****

nasıldıı bölüm?

instagram: suveyda_rey

Whatsapp kanalıma katılmak isterseniz instadan yazmanız yeterli.

Bölüm : 22.01.2026 23:51 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...