21. Bölüm

Bölüm 19

Suveyda Rey
suveyda_rey

hellooooo. keyifli okumalar.

satır arası yorumlarınızı okumak istyorummmm

***

ktora döndüm. "İyiyim, arada nefes darlığı olmasa daha iyi hissedeceğim." Diye yanıtladım. Önündeki kâğıtlara bir şeyler karalayıp bana döndü doktor tekrar. "Sık oluyor mu nefes darlığı?" Omuz silkerek "Çok aşırı sık olmasa da rahatsızlık yapıyor," dedim. Adam tekrar kâğıda bir şeyler yazıp döndü bana. Eliyle yan taraftaki kapıyı gösterip "Oraya geç EKG çekilecek bir de öyle bakalım," deyince tam doğrulup kalkıyordum ki Bora'nın sesi ile ona döndüm.

"Sen mi çekeceksin lan EKG'yi?" Diye doktora bakarak sordu. Kaşlarım havalanırken bakışlarımı Bora'ya diktim. "Bir önemi var mı?" Sorduğum soru ile anında ellerini havaya kaldırıp "Asla, her zaman Hipokrat yeminine güvenmişimdir," derken sesi iğneleyiciydi. Yandan doktora bakıp tekrar bana döndü. "Tabii sen rahatsız olursan hemen değiştirebiliriz." Yüzüme eğrelti bir gülüş takınıp "Olmam," dedim.

Doktorsa pek umursamadığını gösterir şekilde "Sen içeriye geçebilirsin," dedi. Kalkıp odaya girdiğimde bayan hemşire bana gülümseyip gömleğimi açarak sedyeye uzanmamı istedi. Hızlıca gömleğimin önünü açıp atleti ve südyeni yukarıya doğru çektirdim ve sedyeye uzandım. Hemşire ucu yuvarlak kabloları göğsüme taktıktan sonra ucu kelepçe gibi olan kabloları da el ve ayak bileklerime taktı. Çalıştırdığı monitörden çıkan ses ile bir süre sonra uzunca bir kâğıt çıktı. Kâğıdı alan hemşire kabloları da çıkartıp arkasını dönünce hızlıca üzerimi düzeltip kâğıdı alarak odadan çıktım.

Saniyeler sonra tekrar gelen hemşire benden üç tüp kan alınca Doktor "EKG de ritim bozukluğu görünüyor ama bir kan sonuçları çıksın ona göre bir yol izleyeceğiz ve bir kaç tektik daha yapağız," diyen doktora tam ağzımı açtım ki Bora benden önce atladı. "Ne zaman çıkar sonuçlar?"

"Bir saat sonra çıkar siz isterseniz o zaman gelin," deyince kafa sallayan Bora ile ayaklandık. Doktorla tekrar tokalaşıp hastaneden ayrıldık. Arabaya binecek iken hastanenin bahçesinde gördüğüm papatya ile ne zamandır gitmediğim yer geldi aklıma.

"Bora," diye seslenmem ile Gece yarısı gözler hızla bana döndü. "Beni bir yere götürür müsün?" Diye sordum. Karakaşları çatılan Bora "Nereye?" diye sormadan duramadı. Her zaman gittiğim uçurumu söylediğimde tüm kaslarının gerildiğine şahit oldum. Gece yarısı gözleri katran siyahına büründü birden. Hala sanki orada intihar edeceğimi düşünüyor nedense.

"Aklında ne var bilmiyorum, sadece kafa dinlemek istiyorum o kadar," dememle gözlerini kıstı. Doğruyu söyleyip söylemediğimi anlamaya çalışıyordu. "Eğer bir şeye kalkışırsan seni o uçurumdan aşağı sallandırırım."

Söyledikleri ne kadar yüzündeki ifadeden ve ses tonundan ciddi dursa da ben gülmeden edemedim. "Peki," diyerek yan taraftaki bahçeye doğru yürüdüm. Kocaman açmış beyaz yapraklarını sallandıran papatyaların yanına gelince elim hızla birine uzanmıştı bile. Saplı şekilde bir tane papatyayı koparıp diğerine uzanmıştım ki Demir'in yaşadığı gerçeği yüzüme çarptı.

Elimi diğer papatyadan çekip elimdeki yalnız kalan papatya sıkıca tutundu ruhum. Kızım o nehrin dibinde tek başına can verdi belki de.

Kahrolan yüreğimi soğutması ümidi ile derin bir nefes çektim ama nafileydi. Evlat acısı sönmek bilmeyen bir mum gibi yüreğimi hep yakıyordu. Galiba da hep yakacak.

Daha fazla beklemeden şoför koltuğunda gözleri benim üzerimde beni bekleyen Bora'nın yanına oturdum hemen. Hiç bir şey sormayan Bora hemen arabayı çalıştırdı ve yarım saat süren yolculuğun sonunda dertleştiğim uçurma gelmiştik bile.

Arabadan inerken Bora'nın temkinli hareketleri gözümden kaçmadı. Her an sanki benden bir atak bekliyordu. "Murat ve diğerlerini çağırmak kimin aklına geldi?" diye sorarken kafamı çevirip Bora'ya baktım. "Bize şahit lazımdı, sonra Kübra'nın aklına sen kaçarken yardım eden arkadaşların geldi aklına. Bende arayıp konuştum." Çimenlerin eziliş seslerine kulak vererek uçurumun dibine kadar geldim hemen yanımda Bora vardı. "Teşekkür ederim," dediğimde minik bir gülümseme ile karşılık verdi. Ufak bir adım daha atıp yere oturmayı planlıyordum ki bir anda mengene gibi yapışan elle hemen sağıma döndüm.

"Oturacaktım," dedim omuzlarımı kaldırarak. Gece yarısı gözlerini kısıp işaret parmağını bana doğru salladı. "Kulaklarından kan gelene kadar baş aşağı seni sallandırırım, unutma."

Dudaklarımı birbirine bastırıp hiç bir şey demeden yere oturarak ayaklarımı aşağı sallandırdım. Kafamı yanımda ayakta dikilen Bora'ya doğru kaldırdım. 'Ne yapıyorsun' demeye çalışan gece yarısı gözlerine cevap verme gereksinimine girmedim. Hâlâ oturmayıp direk gibi dikilen Bora'nın elinden tuttuğum gibi yere doğru çektim birden.

Bunu beklemediği için gafil avlanan Bora dikkatsizliği yüzünden üzerime düşüyordu ki boşta duran eliyle yerden destek aldı. Yüzlerimiz arasında kalan o kısacık mesafe beni dumura uğratırken yaptığım hızlı çekiş yüzünden kendime okkalı bir küfür savurdum. Aynı zamanda da üzerime düşmemek için kendini yere çakan Bora'ya de minnet doldum.

Gözlerini benim gözlerimden ayırmayan Bora belli etmeden yutkundu. "Şöyle bakma, Leylifer." Zorlansam da yutkundum. Gözlerimi bir saniye çekemiyorum. Ne demek istediğini anlayamadığım için kaybolan sesimi saklandığı yerden sürükleyerek çıkardım.

"Nasıl bakıyorum?"

Gece yarısı gözlerine gölge etkisi yaratan kirpikleri gözleri aşağıya doğru inince gözlerini örttü. Bir saniyeden daha kısa gözlerini kapatıp açan Bora tekrar bana baktı.

Değişik durduğu pozisyonunu düzeltip benim gibi oturdu uçurumun dibine. Bir ayağını aşağı sallandırırken diğerini kendine çekmiş dizinin üzerine de dirseğini koymuştu. Ama yüzünü benden gözlerini gözlerimden ayırmamıştı.

"Bir yanı eksik ve hep yaralı."

Gülümsedim ister istemez. "Hangimiz yaralı ve eksik değiliz ki?" Her zamanki gülüşünü takındı erkeksi suratına. Yakışıyordu vesselam. "Doğru," dedi ardından uçuruma dönüp kısa bir bakış attı. "Ama senin yaraların hep kanıyor be güzelim."

Omuz silkerken acı bir gülümseme oluştu suratım da. Kafamı hafif yana yatırıp karanlık gözlere baktım. "Bazı yaralar acı acı kanarken bile güzel," diyerek elimdeki papatyayı uçurumun boşluğuna uzatıp "kanayan yaralarımıza," diyerek elimden bıraktım.

Sessizliğin hayat bulduğu uçurum dibinde boşluğa dalmışken birden çalmaya başlayan telefon sesiyle korkudan sıçradım. Bora bana alttan bir bakış atarak pantolonun cebinden telefonunu çıkardı. Oğuz'un aradığını göz ucuyla görürken Bora hızla telefonu cevapladı.

"Ne oldu?" Karşı taraftan gelen kısa konuşmanın ardından Bora'nın gözleri bana döndü. "Yanımda," diye cevaplamasıyla Oğuz'un beni sorduğunu anladım. "Tamam," diyerek telefonu kapattıktan sonra merakla Bora'ya baktım.

Kaşlarım çatılırken "Bir şey olmuş," dedim tespit yapar gibi. Bora yüzüne vuran sinirle dudaklarının içini kemirmeye başladığında kendine zaman kazandırmıştı.

"Demir, eve gelmiş."

Yüreğim Bora'nın ağzından çıkan ismi duyması ile korkuyla hoplarken donup kaldım. Arayanın Oğuz abim olduğunu düşünürsek Demir'in onlarda olduğu gerçeği yüzüme çarptı. Demir şu an bir tek nedenle orada olabilir o da tüm her şeyi öğrenmiş olmasıydı. Hızla ayağa kalkıp Bora'ya döndüm.

"Hadi gidelim," dediğimde daha fazla sinirlenmişti sanki. Nedenini bilmesem de hışımla kalkıp arkamda ki arabaya bindi. Bunu normalde olsam kafa yorardım fakat şu an saatli bir bomba evde duruyordu. Demir'in her şeyi öğrenmesi demek ani bir sinirle evdekilerin de öğrenmesi demektir ki ben buna şimdi hazır değilim. Kaldıramam.

Arabaya bindiğim gibi gaza yüklenen Bora tüm sinirini arabadan çıkartıyordu bu bariz belliydi. Yarım saatlik yolu hiç bir kurala uymayarak tam tamına on dakika ya indirmesi ve deli gibi sürmesi kalbimi tekletecek kadar korkuttu beni. Fakat araba durunca daha başka bir korkunun sarması ile telaşla arabadan inip evin kapısına koştum.

Yumruk yaptığım elimle arka arkaya kapıya vurmaya başlarken Bora da yanıma geldi. O sırada çenesini sıkmış sinirden kıpkırmızı olmuş Sarp'tı kapıyı açan. Selam vermeden yanından hızla geçip salona daldım. Salon kapısının karşısında ki üçlü koltukta oturmuş tedirgin ve bir o kadar perişan yüz hâli takınan Demir'i görmem ile nefesimi tuttum.

Benim girdiğimi fark edince oturduğu yerden ayağa kalktı mahcup bir suratla. Kaşlarımı çatarak yavaş adımlarda salonun ortasına yürüdüm. "Senin burada ne işin var?" Derken sesim oldukça kendinden emin ve sert duruyordu.

Derin nefes alışını hissettim ama umursamadım. Yüzüne bakabileceğim en sert şekilde baktım."Ben," diye mırıldanıp arkama kısa göz attı. Kaşlarımı kaldırıp baktım 'sen ne' der gibi. "Ben... Her şeyi öğrendim." Dedi bir çırpıda. Sesindeki kederin pişmanlığın beni ele geçirmesine izin vermedim. Bu saatten sonra pişmanlığı bırak karşımda Özgür'ü öldürse bile Demir umurumda olamaz.

O, elimi ona ihtiyacım varken tutmadı;
şimdi elimi tutmak için uzattığı ele tenezzül bile etmem.

"Ne değişti?" Dedim sesimin titrediğini saklamaya çalışarak. Hiç bir şey olmamış gibi yapamazdım her şeyi öğrendi diye. Bende ona her şeyi anlatabilirdim doğrusuyla, eğer ki beni dinleyebilseydi. "Dolunay özür dilerim ben Özgür'ün böyle biri olduğunu bilmiyordum."

Şaşırır gibi kaldırdım kaşlarımı hafif nefes verir şekilde gülerken. "Bilmiyordun öyle mi? Sen kuzeninin nasıl takıntılı biri olduğunu çok iyi biliyordun," diyerek bir adım sinirle öne doğru gittim. "Muratlar sana ne her şeyi anlattığı için buradasın. Onların anlattığı şeyin aynısını hatta daha fazlasını," deyip daha sesli şekilde "Hatta yaşadığım her şeyi saniyesi saniyesine her detayına kadar anlatırdım eğer ki yanımda durmasını bilseydin..." Gözlerinin içine baktığım Demir'in mavi gözlerinin dolduğunu hayatım boyunca ilk defa gördüm. Şaşkınlık beni benden alsa da bu saatten sonra bir şeyi değiştirmez.

"Dolunay yemin ederim sen daha oradayken ben uyansaydım böyle ol..." diyeceği sırada içimi saran sinirle sözünü kestim. "Ben daha fazla orada kalsaydım kendimi öldürürdüm Demir! Özgür beni bitirdi, tüketti, kaç kere düşündüm ölümü ama o benim bir kere ölmeme izin vermedi o beni oradayken her gün öldürdü her Allah'ın günü beni kendi elleriyle öldürdü. Bunu da tüm akrabaların gördü ses etmedi!"

Deyip işaret parmağımı sinirle kaldırdım. "Bir kişi be bir kişi bile kurtarmadı beni! Ne o 'seni kızım gibi görüyorum' diyen baban ne 'gelinim gelinim' diye ortalarda dolanan annen. Hiç biri umursamadı beni. Sen uyandığında her şeyi anlatmak yerine beni suçladılar, neden? Çünkü kirli gelin istemez senin ailen! Ailem yok diye beni zor kabul etmişlerdi bir de hazır şimdi bu hale düşmüşüm kurtuluş bu kurtuluş diyerek ellerinin tersiyle ittiler beni!"

"Ben iyi değildim o zaman Dolunay uyandım her şey çok farklıydı sen yok..." konuşmasına fırsat vermeden tekrar lafını kestim.

"Bu kadar zamandan sonra geçip karşıma bahanelerinin arkasına sığınma. Ben hala iyi değilim ona bakarsan! Sende ailen gibisin! Beni dinlemedin sülalendeki herkesi dinledin, hepsinin dolduruşuna geldin ama dönüp bir kere bana sormadın be! Özgür'ün beni dövdüğünü söylediklerinde bile benim herkese oyun oynadığımı söyledin, şimdi ne değişti?"

Sıkıntıdan kıpkırmızı olmuş suratını iki eliyle sıvazlayıp bana döndü tekrar. Dişlerini sıkmaktan içeri çöken yanağı perişanlığını gösteriyordu yeterince ama benim gram umurumda değil artık.

"Dolunay özür dilerim yemin ederim ki herkesin ağız birliği yapmasına o anki psikolojimle inandım. Affet beni yalvarırım artık hiç bir şey umurumda değil yemin ederim ne annem babam ne de Özgür'ün sana yaptıkları umurumda değil." Konuşurken bana doğru attığı bir adımla anında gerileyerek karşılık verdim.

"Dediklerinden yaptıklarından sonra bana merhem olamazsın biz artık iyileşemeyiz. Ben ne seni ne de onları, hiç birinizi affedemem." Diyerek arkamı dönüp yarı örtülmüş salon kapısını sonuna kadar açtım. Çıkıp gitmesi için. Bir bana bir kapıya değen mavi gözlerini sinirle kapattı bir kaç saniye.

"Böyle bitirmeyeceğimi biliyorsun Dolunay," demişti ki Bora anında ensesinden tuttu. "Ben seni bir bitiririm kimse cesedini bulamaz, şimdi siktir ol git bu evden!" Diyerek itekledi. Bora'nın yaptığına sinirlenen Demir "Karışma lan sen!" Deyip Bora'nın üzerine yürümüştü ki bağırtım kavgaya hazırlanan herkesi durdurmaya yetti.

"Demir git!"

Dudaklarını birbirine bastırarak bana dönen Demir çok geçmeden ayaklarını sinirin verdiği hızla yere vurarak kapıdan çıktı. Derin nefes vererek bizimkilere dönüp baktım.

"O nasıl bağırmaktı öyle," diyen şaşkın Sema'nın ardından "Kızın içinden canavar çıktı," dedi Melih gülerek. İster istemez bozulan sinirimle güldüm. İçeriye doğru adımlayıp kendimi koltuğa attığım an telefonumun bildirim sesini duydum.Elimi cebime atıp telefonumu çıkardım. Kayıtlı olmayan numaraya bakarken kaşlarımı çattım.

05Xxxxxxxxx

Demir aramızdan çekildiğine göre aile olmamıza engel bir şey kalmadı. Az kaldı çok yakında sen ben ve kızımız güzel bir aile olacağız bebeğim.

-Özgür.

***

Bölüm : 11.04.2026 02:20 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...