20. Bölüm

Bölüm 18

Suveyda Rey
suveyda_rey

Hello. keyifli okumalar.

***

Daha da kararsın istiyorum gün. Sanki karanlıkta daha güvendeymişim gibi. Aslında ben karanlığı daha çok seviyorum. Kirlenmiş yüzleri görmemek için.

Acılarımı, yakarışlarımı hep geceye sakladım ben. Canımı yakanların gerçek yüzü gün gibi ortadaydı fakat kimse görmek istemiyordu. Onlar utanmadan sıkılmada gün yüzüne çıkarken beni ayıpladıkları için ben karanlığa sığındım. Tabi onlar her gün yüzüne çıkışında bir tutam daha ziyan oluyordum. Ama bu hiç kimseye yetmiyor aksine beni her seferinde daha çok ziyan etmeye çalışıyorlar.

Velhasıl... Ziyan oldum ziyadesiyle... Bu da kimseye yetmedi...

Buna rağmen ayaklarım dimdik basıyor yere. Buna rağmen yıkılsam da kalkmasını bildim. Dayanamam dediğim her şeye bir güzel dayandım. Nefes alamam dediğim her durumda derin nefesler aldım.

Ben her koşulda ayağa kalktım.

Derin nefes çekip odamın tavanı ile girdiğim seanstan kulaklarımın işittiği bağırtı sayesinde koptum. Kaşlarımı çatarak yataktan doğrulurken korkum beni ilmek ilmek fethetmeye başlamıştı. Bir bağırtı ve ağır bir küfür daha duyunca üzerimdeki pikeyi ayaklarımla iterek balkona koştum.

Bağırtı dışarıdan geliyordu ve kesinlikle Melih'e aitti. Balkondan aşağıya bakmıştım ki hemen bitişiğimdeki balkonda oluşan curcunayı o an fark edemedim. Sonra atılan iki üç ayrı sesten geldiğine emin olduğum kahkaha ile Bora'nın balkonuna döndüm ve gözlerim neredeyse yerinden fırlayacak sandım.

"Bırak lan şimdi düşeceğim!"

Sarp yan tarafımdaki balkon demiriyle arasına aldığı Melih'in yakasına yapışmıştı. "Eğer şimdi ötmezsen atacağım aşağıya seni," diye tehdit eden Sarp'ın gözleri kısılmıştı. Tuttuğu yakalardan biraz daha ittirmişti Melih'i. Korkuyla çığlık atarken neredeyse sırtı bahçeye paralel olmuştu.

"Allah çarpsın ki ben bir şey yapmadım!" Korkuyla bir aşağıya bir Sarp'a bakıyordu. Sarp'ın bileklerine sıkı sıkıya sarılmıştı resmen. "Yalan söyleme lan!" diye gürleyen Sarp ile onlara biraz daha yaklaştım. Balkonun giriş kısmında Bora ve Oğuz duruyordu.

Bir anda odama giren Elçin ve Kübra merakla balkonuma gelmiş olayı izliyorlardı. "Dertleri ne bunların?" Sorduğum soru çok komikmiş gibi gülmeye başladıklarında ters bir bakış attım ikisine de. "Melih abim Sarp abimin ifşalarını Nia'daki timine atmış." Kaşlarım havaya kalktığında ne var bunda diye düşünmeden edemedim. Sanırım düşüncem yüzüme de yansımış olmalı ki Elçin biraz daha kıkırdadı. "Sarp abim bir gün çok fena sarhoş oldu ve abuk sabuk danslar etmiş," deyip bana doğru yaklaştı. "Yarı çıplak şekilde." Gözlerim sonuna kadar açılınca Kübra kahkaha attı.

"Bu akıllı timden birkaç kişiye gönderecekken Nia'daki herkese göndermiş." Bu kez kendimi tutamayıp bende kahkaha atmıştım ki Sarp'ın sinirden kararan bakışları bana döndü. Anında toparlanıp kendimi susturmaya çalıştım fakat daha fazla dayanamayıp daha fazla kahkaha attım.

Sarp ellerini Melih'in yakalarından çekin burun kemiğini sıktı. Bora omzunu pervaza yaslayıp sırıtırken diğerleri de benim gibi kahkaha atmıştı. "Yok ben bu adamı öldüreceğim," diye mırıldanan Sarp bir anda Melih'in yakasından tuttuğu gibi balkondan aşağıya attı.

O an korkudan nefesim kesildiği gibi demir parmaklıklara doğru koştum. "Melih!" Korkuyla aşağıya baktığımda Melih parmakları ile burnunu sıkmıştı ve saniyeler sonra havuza düşmüştü. "Korkudan gidiyordum diğer tarafa," dediğimde sinirli bakışlarım Sarp'a döndü. Üzerindeki tişörtü çıkartarak elini uzatıp "Hadi, söz verdin," dedi Kübra'ya bakarak.

Kübra korkarak da olsa Bora'nın balkonuna geçti ve Sarp'ın elinden tutarak demire bastıkları gibi aşağıya attılar kendilerini. Evin ikinci katı da olsa çok yüksek değildi ve havuzun derin olduğu belliydi. hemen arkalarından Oğuz ve Elçin de atlayınca Bora'nın gözleri bana döndü.

"Sıra bizde deme bayılır düşerim," dediğimde gülümsedi. "Ayıltırım," deyip doğrulduğunda ister istemez aşağıya baktım. Hepsi kahkaha atarak gülüşüyor, eğleniyorlardı. "Cesaretin var mı?" Kafa mı Bora'ya çevirirken boşluğuma geldi ve "Neye?" diye sorma gafletinde bulunmuştum.

Bora'nın hoşuna gitmişti ve ellerini demire bastırarak bana doğru eğildi. "Sen neye istersin?" Bir anda oluşan yakınlık ister istemez yutkunmama sebep olunca kendimi toparladım. "Ben üzerimi değiştirip geleyim," diyerek odaya kaçtım. Deniz şortu ve yarım deniz atleti giyerek yanına gittim tekrar. Üzerimdeki tişörtü çıkarmış kenara atmıştı.

Beni bir anda kendine yaklaştırarak hiç beklemediğim bir anda havaya kaldırdı ve çok yüksek olmayan demirlere basıp atladı. Tırnaklarım Bora'nın omuzlarına batarken kafamı göğsüne gömüp çığlık atmıştım. Çığlığım havuza girince kaybolmuştu. Gözlerimi açtığımda havuzun içinde Bora ile göz göze gelmiştik. Hızlı bir şekilde yukarıya çıktığım gibi kahkaha atmıştım. "Bu harikaydı!"

"Yüzme biliyor muydunuz?" Diyen Bora'ya döndüm. "Akdeniz'de büyüdük, eh yani. Sadece bu kadar yüksekten atlamamıştım," deyip gülerek omuz silktim. Kübra sevinçli şekilde alkış tutup kahkaha attı. "Çok eğlenceliydi be!"

Benim kıkırdamam ile havuzdan çıkanlar tekrar girdiler. Oldukça geniş olan havuzda çok rahat yüzüyorduk. "Yüzmeyi nasıl öğrendiniz?" Diye soran Samet ile havuzda yatay şekil aldım ve "Lisedeyken Azat öğretmişti," diye cevapladım.

"Hadi deve güreşi!" Diye bir anda bağıran Ulaş ile bacaklarım da el hissettim. Vücudumun bir anda kas katı kesilmesi ile havalanmam bir oldu. Çenemi ve vücudumu sıkmaktan dolayı dövüşe hazırlanan Oğuz ile Sarp'ın omuzlarında oturan Kübra ve Elçin bana baka kaldı. "Abi, Dolunay'ı bırak," diyen Samet endişeli dursa da bir o kadar temkinli çıkmıştı sesi.

Ulaş üzerinde kaskatı kesildiğimi anlamış olacak ki havuza girerek benden biraz uzaklaşıp tekrar yüzeye çıkıp bana üzgün ve mahcup bakışlar atıyordu. "Dolunay betin benzin attı," diyen Bora ile derin nefes alıp gözlerimi kapattım. Sadece oyundu ve beni omzuna alan adam abim gibiydi.

"Yanlış bir şey mi yaptım," diye merakla bana bakan Ulaş'a sakin şekilde gülümsedim. "Önemli değil, sadece habersiz olunca gerildim," deyip yüzerek havuzun duvarına tutunup çıktım. Ayaklarım suda olsada havuzun kenarında oturup üstüme havlu örttüm. "Hadi siz oynayın ben sizi izleyeceğim," dedim hiç bir şey olmamış gibi gülümseyerek.

O sırada Ayla yengenin seslenmesi ile arkamı dönüp ona baktım. Uzunca serdiği kilimde Korhan amca, Sema, Ayhan ve Ayla yenge oturuyor önlerinde ise tabaklar dolusu meyveler duruyordu.

"Hadi gelin bir şeyler atıştırın," deyince guruldayan midemin getirisi ile ilk ayaklanan ben oldum. Islak saçlarımı kulağımın arkasına, üzerimdeki havluyu ise sandalyeye bırakıp kilime oturdum.

Omzuma değen ve soğukluğu yüzünden içimi ürperten saçlarımı toparlayıp tek omzuma aldım. O sırada evin geri kalanları havuzdan çıkıp kurulanarak kilime oturdular. Evdekiler bana her ne kadar yabancı olsalar bile sanki oldum olası onlardanmışım gibi güveniyorum bu yüzdende rahattım.

Kestiğim karpuzu ağzıma atarken kafamı da kaldırmıştım. Bora tam karşımda sadece şortuyla dururken yanıma ve çevremde oturan ağabeylerim de ondan kalır yanı yoktu. Ağzımdaki karpuzu zorla çiğneyip yutarken Bora'nın sağ göğsünün üstündeki dövme dikkatimi çekmişti.

Adını bilmediğim büyük ve yırtıcı bir kuş dövmesiydi. Kuşun kanarları kabarmış ve bir kanası sağ omzunu kapatmıştı. Sanki avını gözüne kestirmiş gibi diklenen kuş bir göğsünü kaplıyordu.

Gözlerimin Bora'nın dövmesinde çok oyalandığını hissedince hızlıca ondan çektim. "Bu..." diye mırıldanıp dikkatleri üzerime çektim. "Dövmedeki ne kuşu?" deyip alttan bir bakış attım. Bir yandan da tabağımla uğraşıyordum. Diğerlerinde de dövme vardı fakat Bora'da ki gibi dikkat çekici değil.

"Karabatak," dediğinde söylediği isim ister istemez tanıdık geldi. Çantalı tabağa bırakırken kafayı biraz hafızamı zorladım. O sırada birilerinin Bora'ya o şekilde seslendiğini anımsadım. "Karabatak kuşları bir den ortaya çıkar ve birden kaybolurlar," deyince dikkatimi çekmişti dedikleri. Kafamı iyice ona çevirdim. "Bu yüzde mi sana da Karabatak diyorlar?" Dudağının kenarını kaldırarak cıkladı. Başka bir şey demek yerine susunca merakım daha da kabardı.

Neyse ki imdadıma Korhan amca yetişmişti. "Görevin birinde uçurumun dibinde yaralı ve neredeyse ölmek üzere olan bir çocuğu yukarıdan görmüş ve tek başına kurtarmıştı. O gün o küçük çocuk ifade verirken 'Karabatak gibi bir anda ortaya çıkıp beni kurtardı,' deyince herkesin dilinde öyle kaldı." Kaşlarım şaşkınlıkla hava kalkarken böyle bir şey beklemediğim bir gerçekti. Bora'nın gerçekten iyi bir kalbi vardı fakat bu kalbini sert görünüşünün arkasına isteyerek saklıyordu.

Kafamı tekrar tabağıma çevirdim. Bir yandan karpuzumu yiyip bir yandan daldığım düşünceler yüzünden bir kaç kaçamak gözün vücudumda dolaştığını son anda fark kettim. İlk önce nereye baktıklarını anlayamadığım ve yaşadıklarımın getirisi yüzünden korktum. Fakat sonra çekingen bakışların vücudumdaki izlere olduğunu anlamıştımç.

Vücudumdaki görebildikleri yaralarıma bakıyorlardı.

Ne zaman kafamı kaldırsam Bora da dâhil olmak üzere hepsi kafasını çeviriyordu. Fakat Melih'i yakaladım. Tam da karnımın sol tarafındaki çirkin yara izine bakıyordu. Gerçi diğer yaralar da göz önündeydi ve dikkatlerini çekmemeleri saçma olurdu.

Derin nefes alıp kafamı kaldırdım ve gülümseyerek Melih'e baktım. "Sorabilirsin." İlk önce bana yakalandığı için mahcup şekilde bakan Melih söylediğim kelime sonrası anlamadığı için kaşlarını çattı. "Anlamadım?"

Gözlerim hüznü üzerine örtse bile ben güzel bir şekilde gülümsedim. "Gözlerin yaradan ayrılmıyor. Merak ettiysen anlatabilirim, yani en azından onu anlatabilirim," dediğimde aynı rengini taşıdığım gözleri kocaman açıldı. Ve anında bana döndü bütün şaşkın gözler. Kafamı meyve tabağıma çevirip çatalımla meyveleri deşerken "Bakmayın öyle, belki tüm yaşadıklarımı anlatamıyorum ama ufak tefek soruları cevaplayabilirim," diye mırıldandım.

Bir süre ses çıkmadı hiç kimseden ama hâlâ üzerimdeki gözlerin ağırlığını hissediyordum. "O zaman..." diye sıkıntıyla konuşan Melih'e baktım. Ellerini henüz kurumayan şortuna sürüp bana baktı. "Bu yaranın nasıl olduğunu anlatır mısın?" Deyince iri gözlerimi karnımın solundaki o çirkin yaraya çevirdim. Bir an ürpersem de bu kısa sürdü.

"Emin misin, Dolunay?" Diyen Kübra ile sakinim dercesine gülümsedim. Kriz geçirmemden korkuyordu. Ama şu anlık iyi hissediyordum ve sadece bu yaranın nasıl olduğunu anlatacaktım. "Bu... Kurşun yarası, her ne kadar çok benzemese de," demem ile tüm bedenler gerildi. Bora'nın çenesi gözle görülür şekilde kasıldı. Omuzları kasıldı. "Silahı eline ilk o zaman almıştın," deyip bir kaç saniye sustu Bora. Sanırım Özgür'e silah çektiğim gün dediklerimden yola çıkmıştı. Daha öncede Özgür'ü vurmaya kalkıştım. Gece Yarısı gözlerine bakıp kafamı aşağı yukarı salladım. Ulaş "Siktir!" diye tıslarken takip edemediğim bir kaç kişi "oha," diye bağırdı. Bora'ya baktığımda ise gözleri harelerine kadar koyulaşmıştı.

"Anlat," diye çatık kaşı ve sert sesi ile konuştu Bora. İntihar ettiğimi falan düşünmüyorlar değil mi? "Biraz..." diye mırıldanıp gözlerimi kilime indirdim kısa bir süre. "Zor olacak sanırım," deyip dudaklarımı yaladım ve kendime cesaret vererek kafamı kaldırdım. "Özgür'ün evinde zorla kalıyordum. Bir gün geç bir saatti hatta neredeyse gün doğmak üzereydi. Ben kilitli bir odada kalıyordum. Eve girdiğini duymadım..." deyip sıkıntılı şekilde nefes verdim.

Anlatabilirim, bu kadarını en azından yapabilirim. Yapmalıydım. Tekrar konuşmaya başlarken cümlenin başında ister istemez yüzümü buruşturdum. "İçmişti her zamanki gibi, leş gibi kokuyordu bir anda odaya girdi. Uyku sersemi daha ne olduğunu anlamadan üstüme gelmeye başladı. Ben kaçtıkça o geldi, ben kendimi korumaya çalıştıkça o... sınırlarımı aşmaya çalıştı... yine de sürekli karşı koydum," deyip kafam eğik şekilde gözlerimi kaldırarak oturanlara baktığımda gerim gerim gerilmişlerdi. Bu kısmı bile anlatırken nefesim sıkışmıştı. Bora sigara yakmış iki parmağı arasında dudaklarına götürüp geri alıyordu. Gece Yarıları ise bendeydi.

"Bir güzel nasibimi aldım tabii ki. Bir ton dayak attı, isteklerine boyun eğmediğim için. Hoş benim için dayak nur nimetti. Dokunmasın yeter," dediğimde en son söylediğim cümleyi kısık şekilde söyledim. Duydular mı bilmiyorum. "Kendimi korumaya çalıştım, ona direne bildiğim kadar direndim. Mutfağa kaçıp aldığım bıçağı ona doğru salladım. Deli gücü vardı ve ben açlıktan, yaşadıklarımdan yeterince bitap düşmüştüm. Bu yüzden çok fazla karşılık veremiyordum. En son bana çok sert şekilde vurunca bıçakla birlikte düştüm. Buraya saplantı," derken o çirkin ve geniş yarayı gösterdim parmağımla. "Çığlık bile atamamıştım. Beni kaldırmaya çalışırken belinde silah olduğunu fark ettim ve ne olacaksa olsun diyerek aldım silahı ona tuttum. Fakat hiç korkmadı, duraksamadı bile. Bilerek üzerime gelmeye devam etti elimden almaya çalıştı derken kulağım silah sesinden dolayı çınlamıştı. Birkaç saniye sonra canımın acısıyla vurulanın ben olduğumu anladım. Bıçağın bıraktığı yarığın üzerinden sıyırmıştı. " Anlık olarak o silah sesini duymuşum gibi gözlerim kapanmıştı.

Bir yerden sonra anlatmaya alışmıştım sanki. Zaten hiç birinden ses çıkmıyordu bu da sanki tek başıma kendime anlatıyormuşum hissi veriyordu.

O acıyı aynı yerde hissediyordum. "Acıdan öyle bir çığlık attım ki ses tellerim tahriş olmuş ve aylarca konuşamamıştım." Diyerek sustum. Geçmişim, hayatım beni doğan sızılarla dolu. "Peki..." diyen Oğuz'un sesi ile ona baktım. Gözü hikâyesini anlattığım yaradaydı ve ben ona bakınca anında kafasını gözlerime çevirdi. "Sonra ne oldu?" Gülümsedim sanki bir şey yokmuş gibi. "Bir şey olmadı. Gözümü açtığımda yine Özgür'ün evindeydim. Hastaneye götürmeyip para verdiği bir veterinere kontrol ettirmiş beni. Narkoz veremedikleri için dikiş atmaya kalkıştıklarında dayanamaz demiş doktor, o yüzden yara kendi kendine kapanıp gitti."

Oğuz'un sımsıkıya sıktığı eli dikkatimden kaçmamıştı. Kaşları çatıldı. "Ne yani hastaneye götürmediği gibi adam akıllı bir doktor da mı getirmedi?" Oğuz'un sinirlendiğini sesinden anlamak zor olmamıştı. Kilimin üstünde oturan herkes gibi o da sinirlenmişti.

"Aklınca bana cezasıymış," dedim kaşlarımı kaldırarak. "Oruspu çocuğu!" Diyen ses sadece Bora'ya aitti. Kafamı kaldırıp Bora'ya baktığımda ilk kez bana bakmıyorken buldum onu. Bu içimde bir yerlerde yabancı gelse de bir şey demedim. Susmayı öğrendim çünkü. Bazen sadece susmak gerektiğini öğrendim. Çenesini sıkarken Eline aldığı telefona göz atıp bırakmadan kafasını bize çeviren Bora "Bir saate orada olmamız gerekiyor. Hazırlanın," deyip yerinden kalktığı gibi verandadan içeriye geçti. Ben ise merakla arkasından baka kaldım sadece.

"Nerede olmamız gerekiyor?" Diye durduramadığım merakla sordum diğerlerine. Bir kaç tanesi gözlerini kaçırırken sorumu cevaplayan evin büyüğü Korhan amca oldu. "Bunu arabada açıklarız kızım, şimdi herkes hazırlansın." Verdiği kesin cevap beni tatmin etmese bir şey sormak yerine ayağa kalktım.

Odaya girdiğimde yatağın üzerinde dikkatimi çeken kıyafetler ile şaşkına uğrasam da oraya doğru yöneldim. Dar olduğunu baktığım ilk anda anladığım kumaş pantolonu elime aldım. Belinde ince, pantolon ile aynı siyahlıkta kemer vardı. Onu bırakıp yanında özenle bırakılmış gömleği elime aldım. Yeri beyaz olan gömleğin üzerinde seyrek ve küçük siyah renginde minik çiçekler vardı. Ama o kadar az ve küçükler ki minik noktalar gibi duruyor uzaktan. Ardından yatağa düşen gözlerim yatağın üzerindeki siyah topuklular ve siyah el çantasının üzerindeki küçük pembe not kâğıdı dikkatimi çekti.

Bunları giy Leylifer, sana yakışacaklarına eminim.

Bu notu okuduğum andan itibaren Bora'nın yazmış olduğuna emin oldum zaten. Ki anlamadığım bu ağır kıyafeti nerede giyecek olmamdı. Zaman kaybetmeden kısa bir duş alıp kıyafetleri giymeye başladım. Gömleği giydiğim dar pantolonun içine koydum ve biraz çekiştirerek gevşeklik verdim. Saçlarımı yukarıdan hafif gevşek atkuyruğu yapıp kulak diplerimden bir tutam saçı özgür bıraktım.

Son olarak ayakkabıları giyerek çantamı alıp çıktım sakince odadan. Odamın kapısını kapatıp kafamı kaldırdım an yanımdaki odadan çıkan Bora ile karşılaştım. İçimde bir yerlerde bilemediğim kırıntılar peyda olurken ister istemez Bora'yı süzdüm.

Benim gibi giydiği kumaş siyah pantolonunu vücuduna yapışan ve oldukça kalıplı gösteren gömlekle tamamlamıştı. Eli ve gözleri gömleğinin bilek manşetinde dururken benim çıkardığım ses ile o da bana dönmüştü. Kalmıştı öylece. Uzun süre bende dolanan gözleri ile utanan benliğim yutkunup yerinde hareketlendi.

"Emin olduğun kadar var mı?" Derken sesimdeki ima net şekilde üzerimde uzunca dolanan gözlerineydi. Benim konuşmamın ardından duruşunu dikleştirip Gece Yarılarını gözlerime çevirdi. "Yanılmam, Leylifer," dedi kendinden emin şekilde. Bana adadığı ismin anlamını bilmemek üzerime konan ağırlığını günden güne arttırıyordu. Bir ara araştırmam gerekiyordu.

"Leylifer... Bir anlamı var mı bana öyle seslenmenin?"

İliklemeye çalıştığı gömleğin bileğine elimi uzattım içime oturan cesaretle. Duraksayan elini umursamadan kol düğmesini ilikleyip Gözlerimi tekrar Bora'ya çevirdim. O ise ayırmadığı gözlerini kısıp bakmaya devam etti. "Kimliğini almayı unutma," derken boş bıraktığı sorumu umursamadan yanımdan geçip merdivenleri inmeye başladı. Ben ise almadığım kimlik için odama dönerken es geçip cevaplamadığı sorumu düşünüyordum.

***

Hızla hazırlanan ev ahalisi ile birlikte iki araç peş peşe yola koyulmuştu. Yaklaşık 15 dakikadır nereye olduğunu bilmediğim yolculuğun cevabını bizimkilerin gözlerine bakarak bekliyordum.

Ama cevap bir yana hepsinin yüzünde bir çekingenlik vardı. "Nereye gittiğimizi benden neden saklıyorsunuz?" Diye kuşkunun talan ettiği sesimle sordum arabadakilere. Gözler bana dönerken kaşlarımı kaldırıp cevap bekledim.

"Saçmalama saklamıyoruz," diyen Sarp ile gözlerimi devirdim. "O zaman nereye gittiğimizi söylemenizde bir sakınca yoktur," demekten geri kalmadım. Karşımda oturan Bora öne doğru eğilip bana bakmaya başladı. "1ay sonra ki olacak duruşmayı bugüne aldırdım," demesi ile gözlerim neredeyse yuvalarından çıkacaktı.

Benim korkuyla beklediğim boşanma davasının 1 ay sonra olacak duruşması bugün mü olacak? Hatta saatler sonra.

Kalbim ayarlayamadığım hızla atmaya başlarken ister istemez elim kalbime gitti ve bu arabadakileri telaşlandırmaya yetti. "İyi misin?" Diyerek elini koluma koyan Melih hemen dibimde oturuyordu. Kafamı sallarken derin nefes alıp kendimi dizginledim.

"Ben, hazır değilim, orada ne diyeceğim ne yapacağım bilmiyorum," derken güçsüz çıkan sesine lanet ettim. Bora hemen yanındaki küçük buzdolabına uzanıp ufak su şişesinin kapağını açarak bana uzattı. Aynı zamanda bana doğru eğildiği için çok yakın duruyorduk ki bu göz ardı edilecek bir durum değildi. Uzattığı suyu ona bakamadan alıp kafama diktim.

"Sen orada sakin kal yeter senin yerine avukat halledecek. Ben her şeyi ayarladım," diyen Bora'ya bakmak zorunda kaldım. Gözlerimi kısmış kızmak üzereyken duran araba ile korkulan anın geldiğini anladım. Camdan bana göz kırpan ADLİYE yazısı kalbimin temposuna bir güzel el atarken ahali arabadan inmeye başlamıştı bile. Dizlerimdeki ellerime konan el ile gözümü camdan çektim. Araba boşalmıştı ve sadece Bora ile ben vardık.

"Bana güven Leylifer, bugün kurtuluşuna ilk adım atacaksın hem de güçlü şekilde," deyip koltuktan kaldırarak beraberinde arabadan indirdi. Gözlerin arabadan inen bize dönmesi ile gün yüzüne çıkan utancımdan elimi çektim hızla ama o an boşluğa düşme hissini adlandıramadım. Derin nefes çekerek yüzümü adliyeye döndüm.

Dudaklarımı yalayıp yan tarafıma gelen Bora'ya göz ucu ile baktım. Avuç içimi üzerime sürerek "Kurtuluşa adım adım," diye mırıldandım. İçimden hiç bir aksilik olmaması için dua ederken arkadan "Bismillah çek Bismillah," diyen Melih ile ister istemez kıkırdadım.

"Salak herif, yürü," derken Melih'i çekiştiren Sarp'ın güldüğü konuşmasından belli oluyordu. Hep beraber içeriye girerken içimdeki güven hissi had safhaya ulaşmıştı.

Çünkü yanımdaki insanlar benim artık ailemdi.

Duruşma salonu kapısının önündeki koltuklarda çağrılmayı beklerken Demir ve ailesinden kimse yoktu etrafta. Bu içimi rahatlatırken burada olmaması duruşmada sorun çıkartır mı korkusunu da salıyordu.

Sessiz koridorda yankılanan mesaj sesi ile gözlerim sesi takip ettiğinde Bora'nın telefonundaki mesajını okuduğunu gördüm. Ardındansa Korhan amcaya dönüp kafasını aşağı indirdi işaret verir gibi. Korhan amca ise bu işareti almış gibi giydiği takım ceketini düzeltip ayaklanırken yerdeki yeni dikkatimi çeken siyah kilitli kare çantayı aldı.

"Benim ufak bir işim var gelirim hemen," diyerek yanımızdan ayrılırken bizimle bekleyen 4'lü avukat ordusundan biri Korhan amcanın arkasından gitti. İçimdeki merakla birlikte ağzımı açmıştım ki o an koridorda Demir'i gördüm. Bedenim gerilirken zorla yutkunup gözlerimi ondan yanındakilere çevirdim.

Anne ve babasına.

İkisi de mahcup ve çekingen şekilde gözlerini benden kaçırdılar. Yine de bu onlara karşı duyduğum nefreti önleyemiyordu. Hayatım mahvolurken önlemek yerine susmayı tercih ettiler hep. Yanlarında başka kimsenin olmaması beni çok şaşırttı. Yüzüme yerleştirdiğim sert ve kendinden emin bakışla son kez Demir'e bakıp kafamı yanımdan ayrılmayan Kübra ve Melih'e çevirdim.

Melih sanki nispet yapar gibi gözlerini Demir'e dikmiş sinirli şekilde bakıyordu. Dirseğim ile Melih'i dürtmüştüm ki yan taraftan açılan kapıyla beraber Demir ve benim isimlerimiz anıldı. Avukatların eşliğinde ayaklanıp içeri girerek karşılıklı konulmuş masalardan birine ben ve üç avukat karşımıza ise Demir ve avukatı oturdu. Bizimkilere baktığımda ise diğer taraftaki oturaklara oturmuştu bile.

Bana göz kırpan Bora ile sakince gülümsesem de heyecandan ölmek üzereydim. Çok değil bundan 4 yıl önce ailemizi hiç ayrılmamak üzere kurmuştuk; boşanmak üzere karşılıklı oturduğum adamla.

Ne acı değil mi?

O ailesine inanmış beni hiç etmişti. Bense ailesinin yaptıklarına rağmen bile sadece onun yaşamasını istemiştim. O sırada duruşma salonunun kapısı açılmıştı ve gözler oraya dönerken gördüğüm yüz benim kaskatı olmama yetmişti bile.

Gelen Özgür'dü.

Derin nefes alırken aynı zamanda diğer kapıdan tanımadığım ama hakim olduklarını bildiğim orta yaşta adamlar girdi. Onlarda yerlerine geçmeleri ile duruşma başlamıştı.

Ortada oturan adam yaptığı kısa konuşmanın ardından benim olduğum tarafa dönerek boşanma sebebini sorduğunda yerimde hareketlendim. Ne diyecektim ben şimdi?

Avukatlardan bayan olanı ayağa kalkıp "Sayın hâkim," diyerek saygıda bulunup beni eli ile gösterdi. "Müvekkilim, Demir Akın'dan gördüğü şiddetin yanı sıra yine Demir Akın tarafından aldatılmıştır," demişti ki Demirden beklemediğim bir bağırtı geldi.

"Ne saçmalıyorsun! Yalan söylüyorlar hâkim bey!" Demişti ki hem yanındaki avukatı hem de sinirle ona dönen hâkim onu susturmuştu. "Sıranızı bekleyin beyefendi," diyerek benim avukatıma döndü. "Devam edin," demesi ile orta yaşlı diğer avukatım eline aldığı dosyayı hâkime uzattı. "Demir Akın dosyada belirtilen tarihte yaptığı kazadan sonra bulunamadı ve müvekkilime öldü denildi. Fakat kazadan iki ay sonra bulunması hatta koma da olması Demir Akın'ın ailesi tarafından saklanılmış ve müvekkilimin Demir Akın'ın öldüğüne inandırılmış. Demir bey ise bir süre sonra uyandığında yanında ona bakıcı olarak verilen hemşire ile evli olduğu halde yasak ilişkisi olmuş. O dosyada kanıtlarımız bulunmaktadır," deyip susan avukatın ardın şaşkınlıktan donup kalmıştım.

Bunlar ne diyordu böyle? İri gözlerim daha da irileşirken kafamı karşımdaki Demir'e çevirdim. Ben beni aldatmasını daha düşünemeden bunu avukatların nereden öğrendiğini düşünüyordum. Demir de yüzünde ki şaşkınlık ile bana bakıyordu. Sinirlerlerime hâkim olarak kafamı çevirdim. Avukatımın uzattığı dosyayı inceleyen hâkim dosyanın kapağını kapatıp Demir ve avukatına döndü.

"Savunmanızı yapın lütfen."

Demir'in avukatı ayağa kalkarak hâkime döndü. "Suçlamaları kabul etmiyoruz hâkim bey. Dolunay hanım müvekkilimin kazasından sonra kuzeni ile birlikte olmuştur. Kuzeni Özgür Kendir içkili iken bu zaafından yararlanmıştır ardından evdeki para ve altınları çalıp kaçmıştır. Bunun yanında yaşadığı evde evli olmasına rağmen Bora denilen adam ile yasak aşk yaşıyor," demişti ki kanın beynine sıçradığını hissettim.

"Ne diyorsun sen ya?! Kim kimden yararlanmış ne yasak aşkı?!" Diye sinirle ayağa kalkarak bağırmıştım ki aynı zaman da yanımdaki avukatlar anında beni tutup hızla oturttu. "Bu yaptığın yanlış hâkim yanlış anlayacak, sakin ol," diyen avukat Servet beye dişlerimi sıkarak baktım. O sırada hâkimin "Sessiz olun!" Diye bağırması ile yerimden sıçradım. Sinirle hızlı nefeslerimi dizginlemek için kafamı başka tarafa çevirdim.

Gözlerim bizimkilerin o tarafa kaydığında nedense Bora'nın bir kolunu Ayhan sıkı sıkı tutmuştu. Sanki kalkmasını engeller gibilerdi. Yüzüne baktığımda ise dişlerini sıktığını içine çöken yanağından anlıyordum ve bu yüzden dikkatli olmalıydım. Çıkardığım en ufak olayda Bora benden önce atlayacaktı.

Takip edemediğim konuşmaya döndüğüm de Demir'in avukatı konuşmasını bitirmiş yerine oturuyordu. Hâkim gözündeki gözlüğü çıkararak hem bize hem de Demir ve avukatına dönüp durdu. "Bu suçlamalar doğrultusunda dosyada ki yazılı delili geçerli sayamam, iki tarafta birbirlerini yasak aşk ile suçluyor. O yüzden şuan gösterebileceğiniz başka delilleriniz yok ise duruşmayı ileriki bir zamana atacağım," demesi benim korkuyla avukatlara dönmeme sebep oldu. Bu duruşmanın uzamasını asla istemiyorum.

Bir an önce kurtulmak istiyordum.

Kurtuluşuma ilk adımımı Demir den boşanarak atmak istiyorum!

Salonda oluşan sessizlik yüzünden hâkim bu sefer gözlüğünü takarak Demir'in avukatına döndü. "Başka bir deliliniz ve ya eklemek istediğiniz bir şey var mı?" Avukat Demir'e dönüp bir şeyler söyledikten sonra Demir'in onu kafası ile onaylaması ile Hâkime döndü. "Şu an sunacağımız bir delilimiz yok, eklemek istediğimiz başka bir şeyde kalmadı," deyince sinirle gözlerimi kapattım.

Daha başka ne yalan söyleyebilirsiniz ki?!

Hâkimin bize döndüğünü konuşmasıyla anlayınca gözlerimi açtım. "Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?" Yanımda oturan daha önce tanıştığımız Avukat Servet Bey ayağa kalkınca umutla kafamı ona çevirdim. "Dosyadaki delillerin yanı sıra dışarıda bekleyen şahitlerimiz ve bir takım resimler var. Şahitlerin dinlenmesini, resimlerin incelenmesini talep ediyoruz," demesi ile içimde saniyeler içinde solan umudum yerinden tekrar yemyeşil şekilde filizlendi.

Yüzümde oluşan gülümsemeyi engelleyemiyordum ki bu gülümsemeyi engellemeyi de istemiyordum. Gözlerim hâkime döndüğünde yanındaki ile kısa bir şey konuşup kapıda bekleyen görevlilere döndü. "Şahitleri çağırın."

Şahitlerin kim olduğunu bilmemenin vermiş olduğu merak ile hızla kafamı kapıya çevirdim. Görevli adam elindeki kâğıtlara bakarak kapıdan bağırdı. "Şahit Murat Şimşek, Şahit Elif Şimşek, Şahit Banu Demet." Adamın saydığı isimler bu salondaki üç kişiyi şaşkına uğrattı. Ben, Demir ve Özgür. Üçümüz de gözlerimiz sonuna kadar açılmış şekilde kapıdan girenlere bakıyorduk. Şaşkınlıktan donup kalmıştım.

Bunu asla beklemiyordum.

Şahitlerin dinlendiği yere geçtikleri sırada hâkimin yemin ettirmesi üzerine üçü de yemin etti. Ardındansa ilk konuşmayı Elif devraldı. "Demir ve Dolunay bizimle aynı apartmanda oturuyorlardı. Ve oldukça yakındık. Demir'in kazasının ardından aylarca çevreye Demir'in öldüğü yalanını söylediler. Hatta onlar için içi boş bir mezar ve gerçeği aratmayan cenaze töreni bile yapıldı. Bizzat orada Dolunay'ın yanındaydık," deyip susmasın ardından Banu konuşmaya başladı. Tüm dikkatler bu kez ona yöneldi.

"Dolunay günlerce ilaçlarla ayakta kaldı. Ki çoğu zaman geçirdiği krizlerden dolayı uyutuluyordu. Bir zaman boyunca yanında kaldığım için çok denk geldim. Demir'in kuzeni Özgür gizli gizli Dolunay'ın uyutulduğu zamanlar onu izliyordu. Dolunay'a sürekli 'bu saatten sonra tek başına ne yapacaksın, bir erkeğin sana göz kulak olması lazım' gibi şeyler söyleyip duruyordu. Dolunay'ın, Özgür'e 'benden uzak dur' diye bağırmasına rağmen peşini bırakmadı kızın. Ve daha fazla dayanamayıp İstanbul'a gitmiş hatta otogara bizzat biz üçümüz bırakmıştık. Çünkü Demir'in ailesi 'Oğlum öldü artık daha fazla burada kalmana gerek yok' diyerek kızı kovmuşlardı," derken gözleri imalı şekilde Demir'e döndü ardındansa kısa bir an Özgür'e bakıp çevirdi kafasını.

Banu'nun susması çok olmamıştı ki konuşmayı Murat devraldı. "Azat diye bir arkadaşımın memlekete döndüğünü duyunca yanına gitmiştim. Azat aynı zaman da Demir'in kuzeni oluyor. Oraya gitmiştim ki çok geçmeden kapıdan Demir ve el ele tutuştuğu bir kadın girdi. Fakat ben o detaya takılmadan karşımda gördüğüm ve ölü bildiğim arkadaşımı görünce ne yapacağımı şaşırmıştım. Daha sonradan Demir'in anlattıklarını dinleyince anladım. Komada olduğu ve yaşayacağını düşünmedikleri için herkese öldü demişler ki bu herkesin içinde Demir'in karısı Dolunay da vardı. Kızı otogara bıraktığımda perişan haldeydi ve o halinde bile ölü bildiği kocasına sadıktı. Fakat Demir için aynı şeyi söylemeyeceğim. Zira uyanır uyanmaz hemşiresi ile sevgili olup el ele tutuşacak duruma gelmişti bile," diye konuşan Murat içimdeki neleri götürdüğünden bir haberdi.

Dolan gözlerimden sızan iki yaşı elimi kaldırıp silemedim bile. Yanımda bir hareketlilik olunca oraya döndüm. Servet bey eline aldığı dosyayı hâkime uzattı. "İçinde Demir beyin sevgilisi ile resimleri mezarların resimleri ve Demir Bey'in Dolunay hanıma uyguladığı şiddetin darp raporu bulunmaktadır." Deyip tekrar sandalyesine geçerken Hâkim Bey çoktan dosyayı incelemeye başlamıştı. "Bunun yanı sıra,"diye tekrar konuşmayı devralan Servet beye döndüm. "Dolunay hanım yakın zamanda öz ailesini buldu. Dosyasında yetimhanede büyüdüğü geçiyordu zaten. Yakıcı ailesinin 96 yılında yaşadığı vahim olay sonucu Dolunay Hanım kaybolmuştu," demesinin ardından Hâkim beyde bir hareketlenme olunca kaşlarımı çattım.

"Yakıcı ailesi, NİA'nın kurucu ortağı olan aile mi?" Diye soran hâkimin ardından Servet Bey gözlüğünü çıkartıp ayaklandı. "Ta kendileridir efendim. Yıllar sonra kavuştuğu ailesi ile birlikte yaşıyor Dolunay Hanım ki bu aile oldukça kalabalık. Korhan Yakıcı'nın Eşi ve çocuklarının yanı sıra rahmetli kardeşi Koray Yakıcı'nın çocukları da aynı evde yaşıyorlar. Aynı zamanda diğer kurucu ortakları olan Kayabalı ailesi de zaman zaman aynı evde kalırlar ve Bora Bey ortak kurucunun oğlu oluyor bu da onları uzun yıllardır gelen aile dostluğuna götürüyor. Fakat Bora Bey aynı evde yaşamıyor. Dosyada ikamet ettiği adres bulunmaktadır yani Dolunay Hanım ile aralarında hiç bir yasak ilişki bulunmamaktadır."

Her şeyin kusursuz hazırlandığı duruşmayı hayranlıkla izliyordum film izler gibi. Ne bir şey dememe gerek kalmıştı ne bir şey yapmama. Her şey sanki en ince ayrıntısına kadar hazırlanmıştı. Ve bunun arkasında eminim ki Bora vardı. Buradan çıktıktan sonra ona sıkı bir teşekkür etmeliydim. "Karar," diye seslenen hâkim ile herkes ayaklanmıştı, heyecandan çınlayan kulaklarımdan hâkimin ne dediğini duyamıyordum. Deli gibi atan kalbime elimi bastırırken hâkim susmuştu ve o an yanımda sevinen avukatları ve birbirine sarılan ailemi görünce derin nefes vererek gözlerimi kapattım. Kurtuldum.

Gözlerimden inen yaşları ilk defa güçlü hissederek sildim. İlk defa kendimi ayakta hissederek sildim. Ve bu sadece ailem ve Bora'nın yardımı ile oldu. Ben ilk defa karanlıktan güneşime adım attım.

Ben onlardan kurtuluyorum ve ilk galibiyetimi şu an kazandım. En büyük galibiyetim de Özgür'den kurtulunca olacaktı.

****

 

nasıldı bölüm?

bölüm aralıkları 15 günde bir oluyor arada bir sarkabiliyor kusura bakmayın canlarım.

oy ve yorum unutmayalımmm

instagram: suveyda_reyy

Bölüm : 11.04.2026 02:19 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...