19. Bölüm

Bölüm 17

Suveyda Rey
suveyda_rey

Helllüüüü. Yorum ve oysuz bırakmayın kalbim kırılır.

-*****

Yaşımız kaç olursa olsun biz yorgun kadınların hisleri kuvvetli olur. Vedalara, seni seviyorumlara gerek duymayız, bir bakış yeterdir. O bakıştan sonra değişir her şey. Bir kez daha yıpranırız, yoruluruz, düşeriz fakat hep kalkarız. Hep güçlü oluruz en sonunda.

Bu benim kaçıncı yıpranışımdı bilmiyorum. Bildiğim en önemli şey bununda üstesinden gelecek olmam. Sadece biraz daha dayanmam gerekiyordu. Şu an olduğu gibi.

"Bir şeyler yapmalıyız. Yardım almalı," dedi Korhan amca yorgun bir sesle. Özgür'den kurtulamadıkça bana hiçbir yardım işe yaramaz. Merdivenin son basamağını inip salona girecekken içeriden çıkan Melih'e çarpmadan son anda durdum. Gözleri üzerimde temkinli şekilde gezerken "Dolunay," diye fısıldadı. Zorlukla yutkunup aramıza mesafe koymam Melih'in zoruna gitmişti. "İyi misin," dedi üzüldüğünü çaktırmamaya çalışırken. "Benden korkma Dolu, sana asla zarar vermem."

Elimle kısa süreliğine ensemi ovalayıp "Elimde değil üzgünüm," deyip yanında hızla geçtim ve salona girdim. Tam o sırada kolumu tuttuğu gibi gerilen vücudumda korku sinyalleri dolandı. "Yapma şunu!" diyerek çığlık atıp kendimi geri çektiğimde salonun ortasındaydık. Ellerimin titremesini saklamak için avuç içime tırnaklarımı batırırken ayaklananlar olmuştu. "Melih ona zaman tanıyacağız demedik mi?" diye konuştu Sarp sakin bir şekilde.

"Bir şey yapmıyorum ki,"diye konuştu Melih kendini anlatmaya çalışır gibi. Ardından bana döndü. "Bizden korkmana gerek yok, sana hiç zarar vermedik," dediğinde sinirle kapattım gözlerimi. Yanağımdan akan yaşları silmeye bile uğraşmadım. "Bu bana zarar vermeyeceğiniz anlamına gelmiyor!" Diye bağırdım bir anda. Vücudumu kontrol edemediğim bir titreme ele geçirmişti. Nefesim sıklaşmış ve dengem bozulmuştu. "Anlamıyorsunuz!" diye bağırdığımda sesim boğuk çıkmıştı.

Görüşüm bulanıklaşmış, kalbimin hızı dayanamayacak kadar hızlanmıştı. Doğru düzgün nefes almaya çalıştım. Birilerinin bana seslendiğini duyar gibiydim fakat kafam içinde büyük bir kaos vardı ve bu yüzden hiçbir şey anlamıyordum. Gözlerimi karşımdakilere çevirdim. Bora'yla birlikte birkaç kişi daha ayaklanmış bana bir şeyler diyordu. "Susmuyor," dedim kısılmış sesimle. Bora yüzümü tutup kendine çevirmişti ve göz göze gelince elini yüzümden çekmişti. "Bora, burası susmuyor," diye acıyla fısıldadım. Titreyen elimle şakağımı gösteriyordum.

Nefeslerim hızlanmıştı Bora ne diyordu duymuyordum bile. Ellerimle kulaklarımı kapadım. Başım çatlayacaktı neredeyse ve kafamın içindeki Özgür'ün sesi susmuyordu. "Herkesin bana zarar vereceğini söylüyor," dedim ağlayarak. Hıçkırıklarım çoğalırken bacaklarım artık taşıyamaz oldu. Bora düşmemem için beni tutarken Melih benimle birlikte yere otur ve benim gibi yaşlı gözlerini üzerime dikti. "Özür dilerim kardeşim," dedi fısıltı gibi bir sesle. Kulaklarımdaki ellerimi tutup çekerken gözlerimi üzerinden ayırmadım. "Ben yanındayım tamam mı, beraber atlatacağız," dediğinde sanki içimde bir yerler yanmıştı.

Onları çok seviyordum, onlara aitmiş gibi hissediyordum ama bana ailedenmişim gibi davrandıklarında gerçek ailem olmadıkları canımı yakıyordu. Ben onlarda ailemin hasretini dindiriyordum onlar bende kız kardeşlerinin hasretini dindiriyorlardı. Sakin bir şekilde ellerimden tutup beni kaldırdığında Bora'nın temkinli bakışları üzerimdeydi.

Koltuğa oturduğum gibi önüme uzatılan suyu titreyen ellerimle tutup içtim. En azından nefesim düzelmiş, kafamdaki sesler durulmuştu. Herkes rahat bir şekilde koltuklara geri oturmuştu. Melih geri çekilip karşımdaki koltuğa oturduğunda Bora yan taraftaki tekli koltuğa oturdu. "Boğazın kötü duruyor. Ben krem getireyim," diyerek salondan çıktı Samet.

"İyi misin kızım? Bir şey ister misin?" Diye soran Ayla yenge unuttuğum ihtiyacımın aklıma gelmesine vesile oldu. "Ben ağrı kesici isteyecektim," demiştim ki salona giren Samet bir elinde ayna ve krem diğer elinde su ve bildiğim bir ağrı kesici tutuyordu. Önümdeki sehpaya bırakmasıyla ağrı kesiciyi içtim. Kübra'nın aynaya uzanması ile kremi açarak aynaya döndüm. Boğazımın halini görünce canım sıkılmıştı. Saat geçtikçe daha bir kötü hal alıyordu. Ara ara kan toplayan tırnak izleri de vardı.

Merhemi iki parmağıma sıkıp boğazıma değdirmiştim ki o an bir çekime girmiş gibi hissettim. Daha önce yaşadığım ama hatırlamaya korktuğum anılar.

Özgür'ün yine beni dövdüğü bir günün sonuydu. Vücudumdaki morluklara dolaptan gizlice aldığım bir merhemi sürerken ki halimi sanki aynadan izliyormuşum gibi... Ellerimin titrediğini hatırlıyorum, aşınmış yaralara, kesiklere merhemi sürerken bağırmamak için dudağımı ısırışımı...

Ve o an Özgür'ün eve gelip bir anda bağırarak ismimi söylemesi... Sanki gerçekmiş gibi yerimden sıçrarken elimdeki merhem gürültü yaratarak yere düşünce kendime geldim.

Korkunun harmanlandığı ela gözlerimi kırpıştırıp etrafa baktığımda bizimkilerin meraklı gözleri benim üzerimdeydi. "Dolunay ne oldu?" Diye fısıltı şeklinde konuşan hemen yanımdaki Kübra'ydı. "B-ben," deyip duraksadıktan sonra etrafta göz gezdirdim. Evdeydim, ailem yanımda, Özgür yok, ben iyiyim. "Hiç," diyerek geçiştirdim.

Korkum hala vücudumda kol gezerken aynaya dönüp acele tavırlarla merhemi sürdüm. Bana bakan herkesin bakışlarında sanki ne olduğunu anlayan bir hal vardı. "Uyumak ister misin?" diye sordu Bora benden gözlerini ayırmadan. Uyku şu an düşüneceğim son şeydi. Hızla kafamı iki yana sallayarak "İstemiyorum," dedim ani bir tepkiyle. "Neden?" diye sordu bu kez Bora kaşlarını çatarak. "Uyumak iyi gelebilir," diye tamamladı cümlesini.

Hafif bir telaşın sarmaladığını hissettim. "Kâbus görmek istemiyorum." Gözlerimi kapatıp ağrıyan sol şakağımı ovaladım. Yorgunluğumu uyku alır uykumu ise kâbuslar, hiçbir şekilde rahatım yoktu. "Kâbus göreceğine nasıl emin olabiliyorsun?" Şakağımı ovalayan elim duraksadı ve açılan gözlerim direk konuşan Ulaş'a değdi. Keder dolu bir tebessümle omuzlarımı silktim. "Sorun yaşadığım günlerin sonu hep kabuslu." Ulaş zorlukla yutkunurken bakışlarını benden kaçırdı.

O sırada telefonu çalan Kübra konuşmak için salondan çıkınca gözlerimi açık duran televizyona çevirdim. Fakat bırak odaklanmayı daha fazla başımı ağrıtmıştı. En azından odaya çıkıp bir şeylerle uğraşarak zaman öldürsem daha iyi olurdu. Burada diken üstündeydim sanki. Kübra'nın salona girmesiyle bakışlarımı ona çevirdim. "Arayan Azat'tı," diyerek yanıma oturdu. "Özgür'ün yaptıklarını duyunca delirdi," dediğinde aynı zamanda Kübra'nın da Azat'a kızdığına emindim.

"Bir de dediğine göre Demir cephe almış Özgür'e. Azat'ta bunu kullanıp ikisini karşı karşıya getirecekmiş bir şekilde," dediğinde sıkıntı dolu nefes aldım. Bu konulara girmek hatta bunları konuşmak bile istemiyordum. "Ben odama gideyim," diyerek ayaklandım. Her ne kadar uyumak istemesem de uyuyacaktım. Uykusuz duramazdım, bugün kâbus görmemek için uyumasam yarın uyuyacak ve kâbus görecektim. Kaçamazdım. Yukarı çıkıp yatağıma girmeden önce odamın kapısını kilitledim. Onlardan korktuğum için değil tedbir mi denir artık yoksa Özgür'ün gelemese de gelecekmiş korkusu mu bilmem.

Yatağa girdiğimde çoktan duran baş ağrısından geriye kalan yorgunlukla uykuya dalmış gelecek olan kâbuslarımla burun buruna gelmiştim.

Kesik kesikti sanki gördüklerim. Sanki o anı yine yaşıyormuşum da, gözlerimi açıp kaparken ki kayıp giden görüntüleri görüyordum. Bir çığlık duyduğum da taş kesildim. Sırtımda bir sızı hissettim. Hatta sızı demek az kalır. Keskin bir acı, sanki tam kemiklerimde hissettiğim gerçek bir acı.

Özgür onu her istemediğim zaman yaptığı gibi yine beni dövüyordu. Onun elinden kaçmaya çalışıyordum ama o yine kaçtığım için kemerine sarılmıştı.

Yere düştüğüm an üstüme basarak ayağa kalkmama engel olurken o pantolonundaki siyah deri kemerini çıkartıyordu. Bunu fark ettiğim an kanımın çekildiğini iliklerime kadar hissettim ve korkuyla bağırmaya başladım. Kendimi kurtarmaya çalıştım.

Beni duymuyordu bile.

Kemerini pantolonundan sökerek iki kat yapıp elini vurmak için havaya kaldırmıştı ki çığlık atarak uyandım.

Kapatmadığım ışık için kendimi tebrik ederken nefes alamadığımı fark ettim. Yanan boğazım yüzünden elimi boğazıma koyamıyordum. Doğrulmaya çalışarak komodinin çekmecesine uzanmıştım ki "Dolunay," diyen birini duymam ile taş kesildim.

Sesin geldiği taraf olan balkonuma döndüğüm de gördüğüm karartı ile yatakta korkarak geriye çekildim. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştım ki karartının gölgesine saklanmış olan kişi benim balkonumdan odama girince vuran ışık Bora'nın heybetli vücudunu gözlerimin önüne serdi.

Elindeki sigarasını, odama gelip beni görünce küfür ederek aşağı doğru fırlattı. "İyi misin?" Diyerek belli bir yere kadar yaklaştı bana. Sıkışan kalbim ile acıyla inleyip komodin çekmecesine uzandım ve içinde astım ilacını çıkardım.

Dudaklarıma dayayıp sıkmıştım ki aradığım nefeslere kavuşamadım. Telaş yaparak titreyen ellerim ile bir kaç kere sallayıp tekrar sıktım. Sinirden daha çok ağlayıp kesik kesik nefesler arasında yedek ilacı aramaya başladım.

Bora halimi görüp benden daha fazla telaşla "Hastaneye gidelim," demişti ki yataktan inmeden kolunu tuttum. "H-ha-yır." Kaşlarını çatıp bana bakmıştı kararsız şekilde. Daha sonra beni dinleyerek gitmedi ve yedek ilacı bulmak için odadaki eşyaları aramaya başladı.

Baktığım çekmecede bulamayınca yataktan inmiştim ki baş dönmesi ile yere kapaklandım. "Buldum, buldum sakin ol Leylifer," diyerek elini başımın altına koyup ilacı sıktı. Soğuk havayı çekmemle ciğerlerim rahata kavuştu. Kafamı geriye atarak Bora'nın koluna kendimi bıraktığım da Bora beni anında kendine çekip koluna yasladı.

"Bir şey söyle," diyen Bora ile kapattığım gözlerimi açtım. "İyiyim merak etme," deyip doğrulduğumda telaşı ne yüzünden ne de gözlerinden silinmemişti. "Yine en zor anımda yanımda buldum seni," dediğimde beni kendine çekti anında. Sarılsa da bana hala temkinli yaklaşıyordu, o da benim tepkilerimden korkuyordu.

"Her zaman Dolunay, ben her zaman yanında olacağım," dediğinde kollarımı sardım beline Bora'nın. Öyle sıkı sardım ki o an fark ettim. Ben Bora'dan güç almaya başlamışım.

Ben her kötü olay sonunda Bora'yı yanımda bulmaya alışmışım.

Hemen geri çekilip Bora'ya baktım. Derin nefes alıp "Balkona çıkalım, nefes alırsın biraz," diyerek kollarımdan tutup kalkmama yardım etti. Balkonuma çıkarak puflara oturduğumuzda odamdan görünen saat dikkatimi çekti.

"Geçenin üçünde neden uyandın?" Diye sordum Bora'ya merakla.

Bana dönen gözlerini hiç çekmeden elini cebine atıp sigara paketi çıkardı. "Sıkıntı eder mi?" Diye sorarken elindeki sigara paketini gösteriyordu. "Yok, içebilirsin," dediğimde bir tane içinden çıkartıp biçimli dudakları arasına aldı sigarayı.

"Bir şey mi oldu?" Diye bir kez daha sorduğumda dumanı üflemeden "Uyumadım hiç," dedi ve konuşurken dumanlar kendiliğinden sızıyordu dışarıya dudakları arasından. Kaşlarımı çatarak baktım ona. "Delirdin mi neden uyumadın?"

Gözleri öyle sormam ile anında bana döndü. Anlamadığım şekilde derin bana bakıyordu. "Kâbus görecektin," dediğinde oturduğum yerden doğruldum. "Anlamadım," dediğimde sigarasından derin bir duman çekti ciğerlerine zarar vermek ister gibi.

"O şerefsizi rüyanda görürken yalnız olmanı istemedim ve uyandığında da sadece beni görmeni istedim."

Şaşkınlıkla ona bakarken nutkum tutulmuştu. İçimde bir anda mutluluk kelebekleri uçuşmaya başladı. Yüreğimin göğüs kafesime sığmaması normal mi? Böyle güzel düşünen insanların hala var olması öyle güzel bir şey ki.

"Se-en," deyip duraksadım. "N-Nasıl," diyecektim ki şaşkınlıktan konuşamayacağımı anlayınca sustum. Bu Bora'nın hoşuna gitmiş olacak ki her zamanki yarım ağız gülüşünü takındı yüzüne. Biten sigarasını balkonun demir parmaklıklarına bastırıp aşağı atıp bana döndü.

Yüzümü sıvazladım sıkıntıyla. Derin nefes verip etrafa göz attığım da ortamı sessizlik çoktan fethetmişti. İkimizde dalmış şekilde bahçeye bakıyorduk. Şu an ne düşündüğünü çok merak ediyordum.

"Onu seviyor musun hâlâ?" Diye sorması ile anında ona döndüm. Ona baktığımda nedensiz koyulaşan gözleri ile karşılaştım. "Sen olsan, senin hiç bir suçun günahın olmadığı halde cezayı sana çektiren yalancılara inanan eşini hâlâ sever miydin?"

Gözlerimin içine bakıp bir şey demek yerine kafasını iki yana salladı. Ama gözleri çoktan çakmak çakmak olmuştu. " Sana inanmadı," Diye fısıldadı Bora anlamıyormuş gibi. Kafamı iki yana salladığımda duymadığım bir kaç küfür savurdu Bora. "İnsan kötü zaman da karısını dinlemeyecekse, ona inanmayacaksa o evliliğin ne anlamı var ki."

Ardından derin nefes alıp oturduğu yerden öne doğru kayarak bana yaklaştı. "Siktir et o iti de," deyip oturduğum pufu kendisine doğru çekti. Ben daha ne olduğunu anlamadan sıcak geniş kollarına beni çekerek göğsüne yasladı. "Uyu, rüyalarında ki diğer iti döveceğim daha," deyip saçımın üstüne kafasını koyduğunda bende anında gözlerimi kapattım.

Hem de huzurla. Bu çok tuhaftı.

******

Öyle bir zaman gelir ki koskocaman ömrü o acıları, korkuları, ağlayışları her şeyi sadece iki kelimeye sığdırırsın; hayırlısı buymuş. Her şeyin bir nedeni olduğuna inanırım, hayatımda yaşadığım her şeyin bir nedeni olmalı.

Bir tek bu aralar yanlarında yaşadığım bu ailenin bana neden bu kadar değer verip yardım ettiklerini bulamadım. Onunda yakında nedeni çıkar ortaya nasılsa. Önemli olan o nedenle içimdeki beslediğim umudun bir kere daha yıkılamaması. Çünkü ben artık bir şeylerden umut etmeye çok yoruldum.

"Kendini odalara kapatmak çözüm değil," dedi odamın aralık kapısından kafasını uzatan Ulaş. Balkondan odama doğru çevirdim kafamı. Ulaş içeri girmiş yüzünü buruşturarak bakıyordu. "Yabanileştin iyice," dediğinde gözlerimi devirdim. Benimle uğraşmayı çok seviyor.

"Sürekli seni gördüğüm için sana benzedim," diye memnuniyetsiz bir şekilde konuştuğumda tek kaşını kaldırdı. Karşımdaki yeşil pufa kendini bırakarak oturdu. "Başkasını mı görmek istersiniz Dolunay Hanım?" İmalı sesine zıt bir şekilde bakışları kısılmıştı. "Mesela Bora?" Ağzımdan laf alma çabasına omuzlarımı silktiğimde bakışlarına sinir oturmuştu.

"Ne gerek var görmeye onu? Adamı anca sinir ediyor. Ters, aksi, kaba..." diye tüm somurtkanlığıyla konuştu. Söyledikleri kaşlarımın şaşkınlıkla havaya kalkmasına sebep oldu. "Aynı Bora'dan bahsettiğimize emin misin?" Dilini kapalı ağzının içinde oynattı. Uçan kuşa bile sinirlenen bir insan olduğu için bu direnişini takdir ettim. "Başka bir Bora daha mı var?"

Gözlerimi devirdiğimde elinin ucuyla kafamın arkasına vurdu. "Gözlerin kayacak sonra aylarca güleceğim sana." Söylediği cümleyi umursamayıp ona döndüm. "Benim tanıdığım Bora, anlayışlı, kibar, arada bir esprili, çok ince düşünceli..." diye devam ederken oturduğu yerden bir anda doğruldu.

"Bir de gidip isteyelim adamı?"

Gözlerimi sonuna kadar açıp sinirli bir bakış attım. "Ne alakası var?" Bilmem der gibi kaşlarını kaldırdı. "Öyle bir anlattın ki herifi benim bile aşık olasım geldi," dediği an gözlerim sonuna kadar açıldı. Neden söylediklerimi farklı yönlerden algılıyordu? "Ben aşık falan değilim, sadece onun nasıl biri olduğunu anlattım o kadar."

Bana inanmamış gibi kafasını aşağı yukarı salladı. "Ben de az önce nasıl biri olduğunu açıkladım." Kollarımın arasında sardığım yastığı tuttuğum gibi Ulaş'a doğru fırlattım. Benimle uğraşmanın verdiği mutlulukla kahkaha atıp attığım yastıkla ayaklandı. "Hadi biçtiğin cezayı bitir de aşağıya gel."

Yeterince kendimi odaya kapatmıştım. Gerçi bana kalsa ben yine odadan çıkmazdım fakat sürekli birilerinin böyle yanıma gelmesi, sürekli beni çağırmalarına olumsuz cevap vermek istemiyordum artık. Ayağa kalktığım gibi resmen sürünerek Ulaş'ı takip ettim. Herkesin bahçede olmasıyla yönümüzü oraya doğru çevirdik. Hasır oturma grubu ve yerdeki minderlerle güzel bir ortam olmuştu.

Herkesin gözleri bana kayınca gülümseyerek baktım. "Selam," derken sesimin cansız çıkmasını umursamadım. "Gel Dolu," diyerek yanında ki minderi gösteren Kübra'nın yanına kurulmuştum. Kimisi oturma grubunda kimisi minderlerde oturuyordu. Ben yönüm verandanın kapısına dönük oturmuşken tam karşımdan Bora'nın geldiğini gördüm.

Geçen gün kollarında uyuyuşum aklıma gelince bakışlarımı kaçırmıştım. Böyle şeylere izin vermemem lazımdı, evliydim sonuçta her ne kadar sadece resmiyette olsa da. "Nereye kayboldun bir anda?" Sarp'ın sorusu ile Bora'nın bakışları ona kaydı. Melih'in verdiği yere otururken "Nia'da işim vardı," diyerek kısa kesmişti. Kollarında uyuduğum gecenin sabahında gözlerimi yatağımda tek başıma açmıştım. Tamam tabii ki onu yanımda beklemiyordum fakat tek bir tıkırtıya uyanan ben nasıl oldu da hiç uyanmadım yatağa taşınırken, bilmiyordum.

"Aa, Azat geldi," diyerek ayaklandı Kübra. O sırada bahçeye giren Azat ile gülümsedim. Muhtemelen beni görmek için gelmişti. Herkes selam verince sehpa ortamızda kalacak şekilde tam karşımdaki mindere oturdu. "Nasılsın?" Bu soruya verecek bir cevabım yoktu. Çünkü nasıl olduğumu daha ben bile bilmiyordum. Omuzlarımı silkip ona baktığımda yüzündeki morluk kaşlarımın çatılmasına sebep oldu.

Sanki sormamı istemiyormuş gibi anında atılarak yan tarafına koyduğu poşeti havaya kaldırdı. "Bil bakalım ne getirdim," dedi gülümseyerek. Lise çağındaki anılarımız canlanırken Kübra ile aynı anda kıkırdamış ve "Pamuk şeker," demiştik. Çocukluğumdan beridir sevdiğim tek şeydi.

"Unutmamışsın," derke elim çoktan poşete gitmişti. Poşeti kendime çektiğim gibi içinden birkaç pamuk şeker daha çıkarmıştım. "Pamuk şeker canavarı olduğunu mu? Asla unutamam." Kübra, kıkır kıkır Azat'ın söylediklerine gülerken diğerlerinin de bizi izlediğini biliyordum. Sema'ya, Elçin'e ve Kübra'ya birer pamuk şeker verdikten sonra geri kalanların hepsini sakin bir şekilde yemeye başladım.

Canım sıkkınken, üzgünken her zaman yerdim. Bir sebebi yoktu, sadece oyalıyor ve sevdiğim bir şeyi yediğim için mutlu ediyordu. "Lisedeyken, Dolu'yu asla pamuk şekersiz göremezdik," diye açıklama yaptı Azat. Ailem olduklarını düşündüğü içindi bu bilgi. Konuyu değiştirmek için ağzımdaki pamuk şekeri bitirdiğim gibi Azat'a döndüm.

"Yüzüne ne oldu?"

Boş ver der gibi elini salladığında aslında boş vermemem gerektiğini biliyordum. "Özgür falan mı bir şey yaptı? Benimle buluştuğunu falan mı öğrendi?" Derin bir nefes alıp ayaklarını yeşil çimenlere doğru uzatırken ruhsuz bakışlarım onun üzerindeydi. "Demir ve Özgür kavga ederken ayırmaya çalıştım. O hengâmede hangisi yumruk attı bilmiyorum," deyince ister istemez komik gelmişti.

Ya da bozuk psikolojimin bana getirisiydi bu, bilmiyorum. Sadece kahkaha atmadan duramıyordum. "Kim vurduya gitmişsin birader, yazık olmuş," dedi Melih gülerek. Bu benim daha fazla kahkaha atmama sebep olmuştu. Ellerimi gözlerime bastırarak kendim sakinleştirdikten sonra derin birkaç nefes aldım. Gözlerim bile sulanmıştı neredeyse.

"Neden kavga ediyorlardı?" diye sordu Bora katı ama merak dolu bir sesle. Bilmediğini göstererek dudaklarını büktü Azat. "Onları dinleyeceğim, izleyeceğim diye alnımın damarı çatladı. Casusluk ne zor iş arkadaş," diye yakınırken oturduğu yere iyice yayılmıştı. Ne ara bu kadar samimi oldular bilmiyorum ama Kübra'dan duyduğuma göre ara ara Özgür konusu yüzünden konuşup görüşüyorlarmış. "Sadece Demir'in sinirle 'Ölmediğime göre hala beni karım ister boşarım ister boşamam,' diye bağırıyordu. Bu aralar Özgür siz boşanın diye Demir'e 'O kadınla hala nasıl evli kalabiliyorsun,' gibisinden manipüle ediyor. Yine o şekil.." diye konuşmaya devam ederken gözlerimi kocaman açmış susması için işaret veriyordum. Fakat gerek kalmamıştı.

"Siktir!" diye hırladı bir anda Ulaş. Oturduğu yerden öne doğru eğildi ve "Sen evli misin?" diye sordu hayretler içinde. Azat'a yandan yandan ölümcül bakışlar atıyordum. Saklamamın bir nedeni yoktu, sadece hayatımdan ne kadar detay bilirlerse olaylar o kadar kurcalanırdı. Ben yaşadıklarımın bilinmesini istemiyorum, yeterince bana yardım ederken yaşadıklarımı öğrenip de beni yüz üstü bırakan insan tanıdım.

"Sen, neden bizden sakladın ki? Öğrenmemizi istemeyecek kadar mı istemiyorsun bizi hayatında?" diye soran Melih'e şaşkınlıkla döndüm. Bu çocuk olayları hep duygusallıktan vuruyordu. "Yok öyle bir şey," derken onlara böyle bir şey hissettirdiğim için kendime kızıyordum.

"Kızın üzerine boşuna gidiyorsunuz," diye konuştu Bora ters bir şekilde Ulaş ve Melih'e bakarken. Şaşkınlık ve anlamadığım birçok duyguyu barındıran gözlerin üzerimde oluşu beni tedirgin etmişti. Sanki suçluymuşum gibi fakat suçlu olacak bir şey yoktu ortada. "Sen biliyor musun?" diye sordu hayretler içinde Ulaş. Gözlerini anıda bana döndü. "Bizden sakla ama ona söyle," derken kızgınlığı onlardan sakladığım içindi.

"Kimseden bir şey sakladığım yok," diyerek olaya el attım. "Bora'ya ben söylemedim ki, nasıl öğrenmiş bilmiyorum," dediğimde gözer bu kez ona çevrilmişti. Nasıl öğrendiğini biliyor oluşumu göz ardı ettim. "Siz onun belgesini size getirdiğimde sadece tek bir şeye baktınız. Belgenin devamını okumadınız," deyip kısa bir an duraksadı. "Gerçi bende ilk sayfadan sonrasını okumadım."

Sarp sıkıntılı bir şekilde alnını sıvazlarken "Neden neler yaşadığını anlatmıyorsun Dolunay? Özgür seni evli olduğun halde alı koymuş, ona dava açabiliriz." Kafamı iki yana doğru salladım yavaş şekilde. "Öyle adamlar hiçbir zaman kaybetmiyor. Kanıtlarda olsa bir işe yaramıyor. Ben henüz onunla gireceğim savaşa hazır değilim, Özgür oyunu asla kuralına göre oynamaz."

Oğuz oturduğu yerden uzanarak elimi tuttu. "Bizim yanında olduğumuzu hep unutuyorsun," dedi keder dolu bir gülümseme ile. "Sonuna kadar seninle savaşmaya hazırız," dediğinde içimin, böyle sanki kalbimin en ücra köşesinin sızladığını hissediyordum. Bir ailenin eksikliği her zaman boğazımda düğümken sanki ilk defa o düğüm yok olmuştu. "Teşekkür ederim," dedim dolu gözlerimle ona bakarken. "İyi ki varsınız fakat şimdi değil. Özgür'den öğrenmem gereken, emin olmam gereken bir şey var ve bu kenara itebileceğim bir şey değil."

Kızımın ölüp ölmediğinden emin olmak zorundaydım. Özgür salak bir insan değil, sırf bana kullanabileceği bir koz olarak bile saklardı kızımı. Ayrıca yapamazdım ki, yaşadıklarımı anlatamazdım. Kanıt için muayene olamazdım, bunlar beni delirtirdi. Ne ruhen, ne fiziken ne de psikolojik olarak hiç hazır değildim.

"Demir ile evli kalmaya devam mı edeceksin?" diye sordu Azat merak dolu bakışlarla. Ortamın ciddiyetinden olsa gerek doğrulmuş ve toparlanmıştı. Bu konuyu hiç düşünmediğim için bir an kaşlarım çatıldı. Evet ben hala evliyim ama evli kalmaya devam mı etmek istiyordum?

"Hayır, asla," derken hem Azat'ın sorusunu hem de içimdeki soruyu cevaplamıştım. "En kısa zaman bir avukat tutup boşanma davası açacağım." Sesim kendinden emin ve kararlı çıkmıştı. Bora'nın ketum bakışları bende dururken kafasını salladı. "Avukat işi bende. Servet Bey halleder." Derin bir nefes alarak gerek olmadığını söylemek için ağzımı açmıştım ki ciddi bakışlarını üzerime dikip benden önce konuşmaya başladı.

"Onlar boş duracak insanlar değil, o yüzden güçlü bir avukat lazım. Servet Bey'den iyisini bulamayız."

Bu yardımını geri çeviremezdim, benim için avantajdı Servet Bey. "Her şeyiyle düşünmek zorundayız. Boşanma kağıdını görüp pisleşebilirler, Özgür'ü ortaya atabilirler." Samet'in dediklerini Azat yapacaklarından sanki eminmiş gibi kafa salladı. Kendilerini aklamak için her şeyi yapacak insanlar onlar.

Bora kendinden emin bir şekilde geriye yaslandı. "Aklımda güzel şeyler var, siz mera etmeyin," derken sesindeki ciddiyet ve kendinden emin tavrı ona sorgusuz güvenmemi sağladı. Heybetli vücudu, kendinden emin ve dik duruşu, güçlü yapısı ve sahiplenişi zaten gözümde yenilmez bir imaj çiziyordu yeterince. Bir de üstüne bu halleri ister istemez gülümsetiyordu.

Onların hepsinden kurtuluşumun ilk adımını bu şekilde atacaktım. Bu kez yalnız değildim.

******

Bir insan kaç kere yeni sayfa açabilir?

Sanırım defterin sayfası bitene kadar. Ama farkına vardım da hiç bir boka yaramıyor. Ne kadar yeni sayfa açarsak açalım eski sayfayı yırtıp uçak yapmadığın sürece yeni sayfayı hep kirlenir.

Ve yine kaçtığımız o geçmişin sarmaşığı dolanır boğazımıza.

Geçmişten kurtulamayız, her ne kadar yeni yaşantımıza sokmasak da geçmiş hep gölgedir arkamızda. Mutlaka hissettirir kendini. O geçmişin hesabını kapatmalıyız ki arkamızda ki gölgenin sebebi geçmiş değil de güneş olsun.

Bende bu yüzden boşanacaktım.

O ailedeki herkes tek tek bana yaptıklarının bedellerini ödeyecekler.

Bora dün benim kabul etmemin hemen ardından avukatı tekrar arayarak tüm prosedürü gerçekleştirmesini sağladı. Bu ailedeki erkekler ve Bora'nın işlerini henüz tam çözemedim fakat büyük bir iş olmalı ki her yere tek telefonları yetiyordu.

Avukat ise akşamın o vaktinde başlayacağını söyleyip yarına Demir'e boşanma kâğıdının gidebileceğini söyledi. İşte bende ondan sonrasını merak ediyordum. Gençlere pasta dağıtımı yapılırken ben de bir yandan kafeye göz atıyorum. Bar kısmı açıktı fakat bugünlük üniversiteli bir grup gencin doğum günü partisi için rezerve edilmişti kafe. Onunda sonlarına gelinmiş, pastalarını yiyenlerin çoğu gitmişti.

İçerideki korumalara da verdiğim pastalar için bana teşekkür ederlerken onlara gülümsedim sadece. Gündüz cafe açıkken giren çıkan dikkat ediliyor fakat akşam bar açıldığında kimlik kontrolü yapılsa da Demir ve ailesini bilmeyen korumalar ister istemez gözden kaçırabilirdi.

Mesela Özgür geçen sefer kuzeninin kimliği ile gelmişti. Koruma yaşa ve onlara verdiğim bir kaç isimden dolayı isme bakıp geçiyordu. Dikkat edilmediği içinde herhangi bir sorun mutlaka oluyordu. Bu yüzden de Bora yeni bir durum getirdi. Olurda tekrar içeriye girerler diye kafenin içinde belirli yerlere koruma dikmişti. Öyle koruma oldukları belli olmuyordu normal bir müşteri gibi duruyorlar fakat işlerinde oldukça iyiler.

Telefonuma göz attığımda hiç bir arama ya da bir şey görmemiştim. Ne bekliyordum bilmiyorum ama yine de Demir'in bir hesap sormasını bekliyordum.

Kağıt ulaşmamış mıdır diye düşünüyordum ki kafe'nin kapısında bir bağırtı koptu. Müzik ve danstan müşteriler duymasa da kapı yakınındaki korumaya pasta verdiğim için ikimizde çok net duymuştuk. Oraya doğru adımlamıştım ki koruma kolumu tutup "Siz durun lütfen," diyerek önüme geçti. Dinlemeyip arkasından giderken bar tezgâhını emanet ettiğim Melih ve Samet'e göz ucu ile baktım.

Kapı önündeki iki koruma zorla tuttukları adamı zapt etmeye çalışıyorlardı. "Bırak lan beni, sadece bir şey söyleyip çıkacağım!" Duyduğum ses taş kesilmeme sebep olurken; boşanma kâğıdı eline ulaşmış diye düşünmeden edemedim. "Bırakabilirsiniz," diye konuşmuştum ki korumalar bana döndü.

"Dolunay hanım, Bora beyin kesin emri var. Bu adam kafeye giremez," demişti ki derin nefesimi Demir'in keskin bakışları arasında zorla çektim. "Merak etmeyin, Melih ve Samet abim içeride," diyerek kapıdan kenara çekilerek korumaların bırakmasını işaret ettim. İki koruma Demir'i bıraktığında Demir kendini çekiştirip sert şekilde tişörtünü düzeltti. Tam bana doğru adım atmıştı ki benimle beraber dışarı çıkan koruma kolundan tuttu. Daha önce görmüştüm yanımdaki adamı. Galiba o da Bora gibi Nia'da çalışıyordu.

"Yanlış bir hareket yaparsanız kötü olur," deyip kapıyı gösterdi. "Şimdi belli bir mesafe koyarak içeride konuşabilirsiniz," diyen korumaya hiç bir şey demedim. Çünkü onca şeyden sonra her an tetikte olmak zordu ve onlar oldukça ben kendimi güvende hissediyordum. Demir ve ailesinin ne yapacağı belli olmuyordu.

Demir kolunu sinirle korumadan kurtarıp içeriye daldı. Aslında bu adam korumaların başı gibi bir şeydi. Bora ile arasının iyi olduğunu gördüğüm de korumadan daha fazlası olduğunu anlamıştım fakat adını bilmediğimden koruma olarak adlandırıyordum. Hatta bir kaç kere Ufuk ve Serhat ile şakalaşmalarına bile şahit oldum.

"Gözüm sizde merak etme içerisi dolu, bir şey olduğu an bana bakman yeterli," dediğinde gülümseyip beni içeriye yönlendirmesine izin verdim. İçeri girmiştik ki Melih ve Samet sinirli şekilde Demir'in karşısında duruyorlardı. Samet'in gözleri bize değmesi ile sert şekilde "Bu adamı hemen buradan çıkar, Alkım!" dedi.

Hızlı hareketlerle onlara doğru yürüyüp elimi Samet'in koluna koydum. "Sadece konuşacağız abi," dediğimde Samet'in gözlerinin neden bu denli parladığına anlam veremedim. İtiraz edecekmiş gibi ağzını açtığında hemen konuşmaya dahil olarak konuyu kapattırdım. "Konuşmamız gerektiğini sende biliyorsun," dediğimde vurguladığım konuşmamız gereken konu boşanacak olmamızdı.

Dudaklarını birbirine bastırıp tek eli ile saçlarımı hafifçe okşarken gözü Demir de idi. "Sakın sende ona zarar vermeye kalkışma buradan sağ çıkamazsın," demişti ki Demir umursamaz şekilde güldü. "Ona durduk yere neden zarar vereyim?"

Samet bir adım öne doğru adım atıp Demir'in karşısında durdu. Boyları aynıydı. Eve geldiğim ilk günden beridir Samet'i birine karşı soğuk ve sert şekilde davrandığını ilk defa görüyordum.

"Onu kuzenine soracaksın," deyip gözlerini kıstı. "Kardeşimin canını durduk yere yakmanızdan yeterince sıkıldım," diyerek Demir'e omuz atıp yanımızdan uzaklaştı. Hızlıca Demir'e oturması için bir masa gösterirken kaslarını çatmış bize bakan Kübra'ya 'iki çay' dedim ağzımı oynatarak.

"Abinin ne demek istediğini anlamadım," deyip bana değen gözleri önce gazlı bezini çıkarttığım ama dikişlerinin durduğu alnımdaki yaraya ardından mordan artık belli edecek şekilde koyu yeşile çalan boynumdaki morluğa kaydı. "Sana kim yaptı bunu?" Kaşları çatıktı. Sinirlendiğini hissettiğimde gözlerimi devirdim.

"Sanki inanacakmışsın gibi soruyorsun," dediğimde gözleri belli edecek şekilde yaralar ve morluktaydı. O sırada Demir'in önüne çayını çok sert şekilde koyan Kübra ile ben bile yerimden sıçradım. "Ne o," dedi Kübra ters şekilde. "Kuzeninin eserini mi görmeye geldin?"

"Ne demek istiyorsun, Kübra?" Liseden beri Kübra ile Demir birbirini tanıyorlardı. Demir'in anlamadığını belli eden sesi ile Kübra'ya döndüm. "Haberi yok," demiştim ki bu sefer şekerliği masaya çakarcasına koyan Kübra bir kaç gözün bize dönmesine sebep oldu. "Demir beyin neyden haberi var ki?!"

Haklı olduğu bir gerçek yüzünden Kübra'ya hiç bir şey dememiş şekersiz çayımdan ufak yudumlar almıştım sadece. Yanımızdan ayrılan Kübra'nın ardından bana dönen Demir ile hiç bir şey sormasına müsaade etmeyip asıl konuya direk daldım.

"Boşanma kâğıdı geldi mi?"

Demir sanki asıl konuyu şimdi hatırlamış gibi gerildi. Sert şekilde yutkunup kaşlarını çattı. "Sen..." dedi onda daha önce hiç görmediğim zorlukla. "Ciddi ciddi bizi parçalamak istiyorsun."

Kaşlarım refleks olarak kalktı. Elimdeki çayı bırakıp "Bunu soruyor musun?" dedim dişlerimi sıkarak. "Bizi zaten sen parçaladın, ben sadece kırıkları topluyorum." Dişlerini öyle bir sıktı ki dişleri kırılacak sandım. "İzin vermiyorum," diye mırıldandı. Bu dişlerini sıktığından olsa gerek.

Kafamı çevirip çevreye göz attığımda Alkım ve tüm korumaların gözleri Demir ile bendeydi. Ani bir harekette saldıracaklardı. Tekrar Demir'e döndüm. "Sen den izin istemiyorum, ister kabul et ister etme bitecek." Kasılsa da beni umursamıyormuş gibi davrandı. Ama içten içe kendini yediğinden emindim. Gözü korumalardaydı. "Abinler seni oldukça iyi koruyorlar, bu kadar korumaya bakılırsa."

Umursamıyormuş gibi davranıp rahat tavırlarla geriye yaslandım. "Sizin bana zarar vermeye meyilli olduğunuzu öğrendikleri için olsa gerek," dedim gözlerimi kısıp ona bakarak. Bana döndü mavi gözleri. Koyulaşmıştı. "Bir insana durduk yere kimse zarar vermez," deyip tekrar çevirdi kafasını.

Ama kuzenin verdi.

Bana zarar verdi.

Sana zarar verdi.

Kızımıza zarar verdi.

"4 ağabey 1 tane de ikiz, Amca, yenge, kuzenler falan oldukça iyiymiş," dedi sanki konuyu değiştirir gibi. Muhtemelen Azattan duymuştu. Ama oyunun kuralına uymam gerekiyordu. Pot kıramazdım. "Nereden biliyorsun," dedim gerçek olduğuna emin olduğum şaşkın ifademle. Omuz silkip bana döndü. "Azattan."

Bana baktığı için daha da şaşırmış gibi yaptım. Kurallar böyle. "Azat," dedim şaşkınlık sıkışmış sesimle. "O sizinle mi?" Kafasını aşağı yukarı sallayıp "Zaten o yüzden karışıyor kafam,"dedi. "Bazen diyorum suçsuz olsaydın Azat kesin ve net senin arkanda dururdu, bazense öyle tutarsız olaylarda karşılaşıyorum ki direk Dolunay haklıymış diyecek gibi oluyorum."

Kendimi sıkarken zorla titrek nefesler aldım sevindiğimi belli etmemek için. Demir'in bir şeyleri anlamasına az kalmıştı! Benim için önemli olan tek şey onların gerçek yüzünü ortaya çıkarmak. O sırada bizim masamıza birinin yürüdüğünü hissettim. Kafamı çevirdiğimde Bora çoktan masamıza yetişmişti. "Yeter bu kadar," diyerek hiç bir şeyi umursamadan Demir'i kolundan tutarak kaldırdı.

"Bora," diye fısıldadığım da diğerleri de yanımıza geldi. "Bırak lan kolumu! Ne karışıyorsun konuşmamıza?" Diye sinirle çatıştı Demir kolunu Bora'dan kurtarırken. Bora'nın biçimli kaşları gözlerine düşerken dişlerini ve dudaklarını sıkmaktan gamzesi ortaya çıkmıştı. Demir'e bir adım atıp yaklaştı. "Dolunay'ın iyileşmesi için uğraşırken onu tekrar yaralamana izin vereceğimi mi zannediyorsun?!"

Bora ve Demir'in yüzleri arasında santimler oynarken Bora'nın gürleyerek söylediği şeyler müziği bile geride bırakmıştı. Gözlerimi kafeye çevirdiğimde doğum günü partisinin bitmiş olduğunu ve sadece bizim olduğumuzu gördüm. Tabi birde sanırım Bora ile beraber gelen Oğuz, Sarp ve Ulaş vardı.

Demir duyduklarını sindiremeyip gerilirken bir kaç kere yutkunduğunu gördüm. "Ben sadece karım ile konuşmaya geldim o kadar. Bir şey yaptığım yok," demişti ki Bora sinirle güler gibi ses çıkardı burnunda. Bunu hep yapıyordu. Onda olan bir şey olduğu içinde sanırım sadece ona yakıştırıyordum.

Bora vücuduna nükseden sinir ile Demir'i itti. "Ne ulan sizdeki bu 'Dolunay' sevdası!" Diye çığırmıştı ki irkildim. Seninin yüksekliği değil de kelimelerinin çivileri batmıştı kalbime. "Biri gelir gizlice saldırır döver diğeri tutar karım der cam kırıkları arasına atar kızı," deyip sinirle Demir'in yakasını tuttu.

"Yedirir miyim lan size bu kızı! Geçmişinizi siker yine de ona dokunmanıza izin vermem!"

Bir an gelir, ne hissedeceğinizi şaşırırsınız. Ne diyeceğinizi bilmez, şaşkınlık, sessizlik içinde önünüzdeki olayı izlersiniz. Sanırım tamda o durumdaydım. Bora'ya bakarken ne hissedeceğimi şaşırdım. Eski olayları açtığı için öfkelendim, kızmak istedim. Beni iyileştirmeye çalıştığını söylediğinde mutluluktan gülmek istedim. Benden bir şey beklemeden sadece iyileştirmek isteyen bir kişiyle karşılaştım çünkü. Beni koruduğunda ise güven ve huzur hissettim.

Aynı anda kaç duygu hissedilir?

Demir hırsa Bora'nın ellerini yakasından itti. "Ne saçmalıyorsunuz siz sabahtan beri? Durduk yere kim Dolunay'a zarar verir ki?" Oğuz yanıma gelip beni onlardan biraz uzaklaştırdıktan sonra "Bunu neden kuzenine sormuyorsun?" diye ters şekilde konuştu.

"Ne kuzeni? Bunun kuzenimle ne alakası var?!" Diye sınıra gelmiş sabrı ile bağırınca yerimden herkesin dikkatini çekecek şekilde sıçradım. Bu benim geçmişim kırığıydı. Bazı kadınların yaraları ona bağıran kişilerden açılır ve o bağırışlar kadının korkusu olur. Bora katran gözlerini hışımla bana çevirip durdu. Sanki iyi olup olmadığıma bakar gibiydi. Gözlerimi usulca kapatıp açtığımda bunu neden yaptığımı bilmiyordum ama o sanki bunu beklemiş iyi olduğumu anlamış gibi tekrar Demir'e döndü.

"O sesini bir daha yükseltirsen ses tellerini boynuna dolarım."

Bora tehdidine eklediği korkunç sesinin yani sıra Demir çoktan susmuştu. "Şu kızın halini görüyor musun?" Diyerek beni gösterdi Ulaş. "Senin o piç kuzenin onu bu hale getirdi. Ne kadar berbat haldeydi onu bulduğumda biliyor musun? En kötüsü ben abisi olmama rağmen o adam ona dokunduğu için benden korktu." Diyerek bize doğru yürürken dedikleri yüzünden tüylerim diken diken oldu.

"Yeter artık," diye mırıldansam da kimse beni duymamıştı.

Yanımdaki Oğuz'a çekingen çekingen sokulmaya çalışırken beni anlayıp hemen kolunun altına aldı. Yanımdaki abimden güç almaya çalışarak dolu dolu gözlerim ile önümdeki adamlara baktım.

Biri geçmişim yarası, diğeri geleceğimin merhemi gibiydi.

"Bizden lan abilerinden korktu, o adam ona zarar verdiği için tanımadığı herkesten korktu. Günlerce kendine gelmesi, toparlanması için uğraştık ve siz onu tekrar üzerseniz cellâdınız olurum."

Demir'in gözleri bana dokunduğu sırada gözümden damlayan yaş umurumda değildi. Kelimelerin kalbimi kamçıladığından haberleri var mıydı? Can suyum yanaklarımı yakarken güler gibi bir ses geldi. Hemen kafamı kaldırıp sesin sahibine baktım.

Sahi bu adamı hiç mi tanıyamadım?

Karşımda gülen ve Ulaş'ın dediklerinin hiç birine inanmayan kocamı ben nasıl tanıyamadım? "Gerçekten mi? Bir de beni kandırmak için kendini bu hale mi getirdin? Beni değil de aileni gerçekten inandırmışsın." Duydunuz mu? Kırılan hayallerim. Kırılan umudum. Kırılan kalbim. Kırılan geçmişim. Kırılan Çocukluğum. Kırılan mutluluğum. Kırılan ruhum. Duydunuz mu seslerini?

Yerle yeksan oluşlarını gördünüz mü? Hayal kırıklığımı gördünüz mü? Demir'in söylediklerinin kalbime batışını sizde hissettiniz mi? Onu kazımak için kalbime giren kırıklardan damlayan kan, gözyaşı olur değil mi? Çünkü gözlerimden akan acımın başka bir açıklaması yoktu. Ben bu adama ağlamayı bıraktım. Ben bu adama üzülmeyi bıraktım. Ben bu adamı hissetmeyi bıraktım.

Ben kırıklarıma ağlıyordum. Kırıklarıma üzülüyordum. Kırıklarımı hissediyordum!

"Sen, bu kızın aşkını hak etmiyorsun," diyen Bora, Demir'in boğazına yapışmıştı ki hızlı bir şekilde bar tezgahının arkasındaki laptopu aldım. Ellerim titrerken ve görüşüm yaşlardan bulanıklaşırken ben geçmiş güvenlik kamera kayıtlarını açtım. Ekranı ayakta dikilen Demir'e doğru çevirdim fakat ekran hepsinin görüş alanındaydı. Oynat tuşuna basmaya cesaretim yoktu. Kübra hemen yanımda kafasını iki yana sallayarak güldü. "Dolunay'ı hiç ama hiç hak etmediğini birde gözlerinle gör," diyerek tuşa bastı ve geri çekilip kollarını bağladı göğsünde. Sakin bir şekilde Oğuz'un kolları arasına girdim tekrar.

Demir'in gözleri videoya inerken diğerleri de usulca videoya bakmaya başladı. Bende bakıp bakmamak arasında kalsam da bakmayı seçtim. Köşedeki saniye işlerken kilerdeki kamera görüntüsüne ben giriyorum. Yutkundum. Bir şeyler ararken arkadan o geliyor. Demir'in yutkunduğunu gördüm.

Görüntüde ses yok ama arkamı hışımla dönmem ile o sırada onun konuştuğunu anladım. Ve kendini bana göstermek için gizlendiği şeylerden kurtulunca Demir'in afallayıp tüm kaslarının gerildiğini gördüm. Ondan sonra başlıyor hırpalanma. Ondan kaçarken beni merdivene düşürmesi ile kafamı çarptığım anı izlerken Bora'nın kasılıp titrediğini gördüm.

Sinirlendiğini nefes alıp verişinden anladım. Ardından boğazımı sıkması, vücuduma dokunuşu ve ağzımı kapatıp nefes almamı engellemesi ile herkesin sinirlenip gerildiğini anlamıştım. Hatta Oğuz öyle bir gerilmişti ki neredeyse kolumu kırılacaktı sıkmaktan. En sonundan Özgür'ün kendini bana bastırması ile herkes delirdi. Benim videoda Özgür'ün altındaki çırpınışlarıma, çığlık atmaya çalışmalarıma, titreyerek ağlayışlarıma dayanamayan Bora Laptop'u tuttuğu gibi duvara fırlatırken deli gibi bağırdı.

Çıldırmıştı âdeta.

Oğuz'un tırnaklarının derime girmesine dişlerimi sıkarken, Ulaş sandalyelere tekme atıp duruyordu. Herkes bir anda delirmişti adeta. Ama benim gözlerim tek bir kişye kaydı büyük bir nefretle. Demir... O kendini sıkmaktan kızaran yüzüyle bana bakıyordu.

Kafamı kaldırıp mavi gözlerine baktım. Ağzını açamıyordu. Hiç bir şey diyemiyordu. Yüzü yoktu. "Git..." diye fısıldadığım da yutkunup bana doğru bir adım attı. O an öyle bir bağırdım ki "Git!" diye gözlerini bir kaç saniye kapattı ve kafedeki delirmekle meşgul olan bizimkiler hemen bana döndü. Bora hışımla Demir'in ensesinden tutup fırlatırcasına itti. "Siktir git bir daha ona yaklaşma!"

Demir ikinci kere yüzüme bakmadan kaçarcasına çıktığı an tutmaktan vazgeçtiğim hıçkırığım beni kendine çeken Bora'nın göğsünde kayboldu. Sarsılarak ağlarken o, bana daha çok sarılıp kafasını saçlarıma gömdü. Yine yanımdaydı, bıkmadan usanmadan tekrar sarılmıştı bana.

***

instagram: suveyda_rey

wp kanalım için instagramdan yazabilirisiniz.

 

Bölüm : 24.03.2026 23:41 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...