

Annabell daha önce fark etmedigim geniş odada elbiseleri dikerken,az bir şey de olsa,sarayı gören camdan dışarıyı seyrediyordum.Hava uzun süre önce aydınlanmış hatta yerini hafif gölgelere bırakmıştı.Bu sürede balo için hazırlanan insanların telaşı daha da artmıştı.Özellikle genç kızların elinde taşıdığı süs parçaları,elbiseler ve ayakkabılar her saniye yere saçılıyor ve bunu fark ettiklerinde yasadiklari telaşla insanları ittiriyorlardı.
Yapılı bir kız yere fisto elbisesini düşürdüğünde az daha üzerine basacak bir adamı hızla itti.Tükürükler saçarak bağırması çok utanç verici görünüyordu.Onun bu hareketi karşısında sabrı tükenen adam aniden elbiseyi ayakkabısının tabanıyla kirletip kaçınca kız arkasından ağlamaya başladı.
Bu duruma ilk başta üzülsem de kızın davranışları çok şımarıktı bu yüzden en sonunda kendi kendime gülmeye basladim.İnsanlarin alt tarafı bir balo için bu kadar heyecan yapması ilginçti.Fakat bu benim için bir ilk olacaktı ve önyargılı olmak istemiyordum.Ayrıca bu guzel kızların kim için hazırlandığından anlaşılacağı üzere belki de o kişiyi yakında ben kapabilirdim.
Hayır ihtimaller yok.
Bu iş bu gün bitmeli.Arthur'un dikkatini kendi üzerime çekmeli ve kızların üstüne düştüğü prensin sahibi olmalıyım.Her şey intikam için.Belki biraz da zorunlu olduğum için.Petra.Buraya ilk düştüğümde karşılaştığım kadın.Tam bir baş belası.Onun şu an bile beni izlemediğine asla garanti veremiyordum.
Ayakta durmaktan yoruldugumda uzun süredir içeride olan Annabell'e bakmak için camın önünden ayrıldım.Üzeri büyük bir fiyonk ve çeşitli simlerle süslenmiş kapının kolunu çevirdigimde çıkan kücük çığlıkla yerimde zıpladım.
"Tanrım ödümü kopardın.Yalnız yaşamaya alışık olduğumdan içeriye birinin girmesini beklemiyordum."
Omuzunun üzerinden bana dönük konuşurken acıyla tısladı.Bakışları aşşağıya kaydığında elinde tuttuğu iğne zarif parmağında küçük bir nokta bırakmıştı.Ben daha özür dileyemeden kanı dudaklarıyla temizledi ve hiç bir şey olmamış gibi önüne dönerek dikişini yapmaya devam etti.
"Böyle şeyleri sorun etmem.Yıllardır bu işi yapıyorum ve belki de şu an sana ihtiyacım olabilir." Ne istediğini duymak için ona doğru ilerlediğimde aniden çıkıştı.
"Sakın bu tarafa gelme! Elbiseyi bitmeden göstermeyeceğim." Üst vücuduyla masada duran elbiseyi kapamaya çalışırken boştaki avcuyla yüzümü bulup ittirdi.Boğuk bir sesle mırıldanarak avucunu yaladım ve hızla geriye kaçtım.Ben kısık bir şekilde gülerken tükürüğümü bıraktığım elini masanın kanarına sürttü.
"İğrenç kız.İstedigim şeyi yapmamak için mi böyle yapıyorsun?Yoksa elbisenin bitmesini istemiyor musun?" Tekrar bana döndü ve yeterince uzak mesafede durup durmadığımı kontrol ettiğinde alayla konuştum.
"Üzgünüm annecim bir daha olmaz." Bu davranışımı onayladıktan sonra gülümsemesini durdurduğunda ben de biraz fazla şımardığımı farkederek düzeldim.
Sanırım elbisesi düşen kızı biraz fazla izlemiştim.Iyy hiç de benim tarzım değildi doğrusu.
"Şimdi gerçekten Alberta.Eğer bu elbiselerin iki saate yetişmesini istiyorsak senden kasaba meydanındaki dükkanımdan ihtiyacım olan bir kaç parçayı getirmeni isteyecegim.Biliyorum burda yenisin ama şu anda toparlanıp oraya gidemem ve o parçalar olmazsa tasarımım eksik durur.Lütfen benim için gidip alır mısın?"
"Tabi ki alırım.Peki dükkan nerde?"
"Meydana çıktığında su şelalesinin içindeki deniz kızının kuyruğunun baktığı yönde,Mr.Mellon'un Patlayan Şekerleri dükkanının olduğu sokağın hafif içine doğru.Adı Bell'in Kumaştan Düşler Yaratan Dükkanı."
"Tanrım sakın bu isme güleyim deme!"
"Üzgünüm.Peki tamam gülmüyorum"
"Getireceğin şey ise parlayan taşlarım ve simlerim.Onlar olmadan elbiseleri asla tamamlayamam.Anladın mı?Hepsi çekmeceli dolabın içinde.Şimdi lütfen hızlı ol.Daha makyaj yapacağız." Bunu dedikten sonra derin bir nefes alarak işine dönmeden önce dükkanın anahtarını fırlattı.
Tamam parlayan taşlar ve simler.
Mükemmel.
Umarım buralarda kaybolmam.
Hava hafiften serinlemeye başladığı için üzerime Annabell'den ödünç aldığım ince bir ceket geçirdim ve bununla hala üzerimde olan geceliği kapayarak yürümeye başladım.Normalde kesinlikle bu şekilde dışarı cikmazdim fakat zaten kıza yeterince yük olmuştum üstüne başka şeyler de istemeye çekinmiştim.Ayrıca her adımında canımı daha çok yakan ince plastik ayakkabılar durumu daha kötü yapıyordu.
Hayır.İsyan yok.Bundan sonra da olmamalı.
Halimden yakınmamayı uzun zaman önce öğrenmistim bu yüzden her ne olursa olsun dik durarak yolumda ilerlemeye devam ettim.
Kısa sürede meydana varmıştım.Artık etraf daha az kalabalıktı.Buyuk ihtimalle herkes evine hazırlanmaya gitmişti.O kadar boş alana rağmen nasıl oluyorsa koca bir şeyin bana çarpmasıyla yere düştüm.Daha ne olduğunu bile anlamadan koşan adamın arkasından,belki de hayatımda cikardigim en hırıltılı ve sert sesle,bağardım.
"Hayvan herif!"
Bu tarafa döndüğünde kısaca sesin geldiği noktayı aradı ve gözleri beni bulduğunda ağzındaki kanı yere tükürdü.Dudaklarını yaladığında içim ürperdi.Korkunç adamdan gözlerimi kaçırarak kalktım.Bunu yaparken oyalanmama reğmen dikkatinin hala bende olduğunu hissedebiliyordum.Şelaleye doğru yürürken adama son bir bakış attığımda hızlı ve sarsak adımlarla koşmaya devam ediyordu.Fakat yüzünün sağ tarafını boydan boya kaplayan yara onu neredeyse tanınmaz hale getiriyordu.
Her an bana tekrar bakması ihtimaliyle onun üzerinde daha fazla oyalanmadım ve dükkanı bulmak için deniz kızının kuyruğunun baktığı yöne doğru ilerledim.
Mr.Mellon'un Patlayan Şekerleri'nin olduğu sokağa girdiğimde aradığım yerin tabelası duvarların üstüne düşürdüğü gölgede,loş bir ışıkla parlıyordu.Hava tamamen kararmamasina rağmen bazalt parkeli uzun yol ürkütücü görünüyordu.
İlk başta girmekte tereddüt etsem de son bir defa arkamı dönerek aklımdan cıkmayan adama baktım ve hızlı adımlarla dükkana doğru ilerlemeye başladım.
Bir.
İki.
Üç.
Anahtarı kapıya soktum ve aynı anda duyduğum sesle yerimde zıpladım.Sesi daha net anlayabilmek için şıngırdayan anahtarı sertçe avcumun içine aldım.Dikkat kesildigimde bunun korkunçdan ziyade acılıyla haykıran birinin bağarışları olduğunu anladım.
Hızla sesin geldiği ara sokağa doğru koştum ama hemen içine girmedim.Sırtımı köşe duvara dayayarak küçük adımlarla ilerledim ve dar sokağa baktığımda sadece bir kişinin olmadığını gördüm.Karanlikta görünen iki silüet vardı.Biri boğazı yırtılacasıya bağırırken,diğeri yerde hareketsizce yatıyordu.
Bu manzara karşısında kalbimin hızlandı.Her saniye göğüs kafesime daha çok baskı yaptı.Nefes alışverişlerim kesikleşmeye başladığında çekildigim duvara tekrar yaslandım.
Sessiz ol.
Sakın ses çıkarma!
Nefes Al... Ver... Al... Ve-
Aniden boşlukta yayılan metalin sesiyle korktuğumda ağzımdan çıkan küçük nidaya engel olamadım.
Siktir!
Oluşan sessizlikle birlikte elimle ağzımı örttüm,nefesimi tuttum.
Lütfen farketmemiş olsun.
Tanrım ölmek için çok gencim.
Korkudan gözlerimi hafifçe yumdum ve minik adımlarla duvara yaslanarak sokağın çıkışına doğru ilerlemeye başladım.
Ses yok.Bu kötüye mi işaret olmalı?
Tam adımlarım hızlanmaya başlamıştı ki sert bir kol çenemin altına dayanarak kafamı duvara yapıştırdı.Bu sefer gözlerimi tamamen yumdum ve ölmeyi bekleyemeden karnıma yediğim yumrukla iki büklüm oldum.Saldırgan beni bıraktığında yerdeydim.Tam yüzüne bakmak için dönerken üzerime gelen gölgesiyle bir şey yapacağını zannederek kolumu yüzüme siper ettim.
"Bana bak Alberta."
B-bu ses bir yerden tanıdık geliyordu.
Drake?
Onu görünce yaşadığım rahatlamayla yerden hızla kalktım ve ağlamaktan kaskatı kesilmiş omuzlarına sarıldım.Kör karanlık bile onun güzel gözlerini gizliyemiyordu ama şimdi yaşlarla ıslanmış,ince damarlarına kan dolmuştu.Ne olduğunu sormadan önce ona son bir kez sıkıca sarıldım.Geri çekildiğimde elleriyle yüzünü örttü ve diğeriyle bileğimi tutarak yürütmeye çalıştı.
"Nereye gidiyoruz?"
Direnmeme rağmen ayaklarımı istemsizce yürütmeye başladığında hızla bileğimi avcunun içinden çekerek iki adım geriledim.
"Drake!"
Açtığı yüzünü daha net görebilmek için gözlerimi kıstığımda zayıf görünmemek için kendini zor tutuyordu.Ne kadar dirense de sonunda sıktığı dişlerinden içli hıçkırıklar dökülmeye başladı.
Ben yerde yatan kişinin yanına ilerlemeye çalışırken Drake tekrar üzerime gelmeye başladı.
"Lütfen Alberta.Gel gidelim."
Gidemezdim.Orda ne olduğunu görmeden gitmeyecektim.Bir gözüm önümde diğeri arkamdayken temkinli adımlarla yatan gölgeye doğru ilerledim.
"Lütfen.Ben bir şey yapmadım."
Drake kendi kendine mırıldanırken,gölgenin hareket ettiğini sandım ve arkamı dönerek ona sus işareti yaptım.İlerlemeye devam ederken,gölgesi netleştikçe kız olduğunu anladigim kişi nefesi kesilerek inledi.
"Yaşıyor!"
Tam kıza doğru koşmaya başlarken Drake bu sefer iki eliyle omuzlarıma baskı yaparak beni geri çekti.
"Aaaah hadi ama."
Bunu yaptığım için üzgünüm Drake.Beni bırakamanı soylemistim.
Eger ne olduğunu görmezdem rahatlayamayacaktım bu yüzden tam arkamdan beni tutan Drake'in kasıklarının arasına hızla vurdum ve neredeyse düşerek yerde yatan kızın yanına çöktüm.
"Yaşamayacak.O öldü Alberta.Benim yüzümden öldü." demesine rağmen kızın boynunu destekleyerek havaya kaldırdım ve nereden yaralandığını bulmaya çalıştım.Titreyen elimi bedenin üzerinde gezdirirken hissettiğim boşlukla çığlık attım.Kızın kolunu koparmışlardı.
Sanırım kusucam.
"Nasıl senin yüzünden öldü?" Dedim.
"Wanda'yı bulmadan önce bir adamla dövuşüyordu.Ona doğru ne kadar hızlı koştuğunu bilmiyorum ama yetişemedim.Cok yaralanmıştı ve gücü kalmamıştı.Adam,dikkatinin dağıldığı bir anda...Onu bu hale getirdi.Pesinden koştum ama yetisemedim.Yüzüne siyah maske takmıştı.Daha on altı yaşındaydı Alberta.On altı."
Elim kopan yerin üzerindeki kanlı et parcalarinda daha fazla oyalanmadan geri çekildim.O kadar hızlı geri çekildim ki çömeldigim yerde kalçamın üzerine düştüm.
Yerden destek alarak kalkmaya çalışırken,elime ilişen kağıt parçasıyla duraksadım.Yazıyı okuyabilmek için havaya kaldırdım ve doğru ışığı bulduğumda üzerinde şöyle yazıyordu;
BAZEN DE İNTİKAM GEREKİR...
Hiç bir tepki vermeden kan göletinin içinde otururken,teninin rengi çekilmiş,bakışları donmuş ve dudakları kurumaktan çatlamış kızın bedenini inceledim.Daha fazla bu görüntüye dayanamayacagimi anladıgımda duvara doğru kustum.
Ben midemi boşaltırken arkamdan gelen Drake saçlarımı ve elimi tuttu.
"Artık gidelim."
Kendimi toparlamaya çalışırken kafamı salladım.Kıza bunu yapan kişi meydanda gördüğüm adam olabilirdi.Yüzünün çoğu kesik yaralardan akan kanlarla kaplanmıştı ama yine de onu bulma ihtimalim vardı.
"Ona söz vermem lazım."
Bu durum beni alakadar etmese de içimde ona karşı bir sorumluluk hissettmiştim.
"Ne sözü?"
Drake'i bu işe karıştırmak istemiyordum.Sorusuna yanıt vermeden önümü kaplayan gövdesinin kenarından sıyrılarak ölü bedenin etrafında bulabildiğim temiz kısımda durdum ve kanın yoğun demir kokusun aldırmadan kızın kulağına fısıldadım.
"Sana bunu yapan şerefsiz elbet bir gün karşıma çıkacak.Ve onu bulduğumda emin ol hiç acımadan canını alacağım.İste o zaman intikam ne demek anlayacak.Söz veriyorum." Yavaşça açık kalan göz kapaklarını indirdim ve Drake'e döndüm.
"Onu burada bırakmayacağız değil mi?"
Tepkisiz kalışı karşısında sesimi yükselttim. "Saçmalıyorsun! Ailesi falan yok mu?"
Gittikçe sinirimi bozan davranışı karşısında üzerine yürüdüm ve yüzüne okkalı bir tokat yapıştırdım.
"Kendine gel Drake! O artık öldü.Yapacak bir şey yok."
Görebileceği alanda yüzüne konuşmama rağmen bir faydası yok gibiydi.Bakışları hayatımda görebilecegim en duygu yüklüleriydi.Buna rağmen ona acımadan indirdigim elimi tekrar kaldırdığımda bileğimi tutarak bana engel oldu.Zaten yakın olan yüz mesafemizi,nefeslerimizi hissedebileceğiniz kadar birbirine yaklaştırdı.
"Anlamıyorsun Alberta.Onun kimsesi yoktu.Beni abisi gibi gördü.Ama ben onun ölümüne sebep oldum.Yaşadığımız onca güzel şeye rağmen,hayatına mal olduğum bu koca hatadan sonra...Ben iyi bir abi olabilir miyim sence?"
Dediklerinden sonra zor yutkundum.Kimsesi olmayan bu kıza abilik yapmıştı ve şimdi gözünün önünde bu halini görmesi çok acı vericiydi.Durumun böyle olabileceğini düşünmemiştim.Bu yüzden vicdanım,kalbimi ağrıtacak kadar çok sızladı.Soğuktan mıdır bilmem gözlerim yanmaya başladığında kendimi kandırıyordum.Simdi gerçekten ağlıyordum.
"Ne oldu Alberta?Şimdi sen susuyorsun."
Hiç ses çıkarmadan için için ağladığımı gördüğünde soğuktan donmuş elleriyle çenemi tuttu ve kafamı kaldırarak yüzüme baktı.
"Gerçekten ağlıyor musun?"
"Tabi ki de ağlıyorum aptal." Sordugu soru açığa çıkan duygularımı daha da hararetlendirdi.Ağlamak istemiyordum ama istemsizce kendimi onun yerine koyduğunda aklıma babam geliyordu ve bu beni daha da sarsıyordu.
Küçükken zayıf görünmektense duygularımı bastırmak için hep kaba davranmayı seçmiştim.Nedeninin o zamanlar yaşadığım seyler ve hassas konular açıldığında annemin daha fazla üzülmemesi olduğunu şimdi daha iyi anlıyordum.
Çocuk piskolojisi işte.Küçücük kalbime hem babamı gömüp hem de mutlu bir hayat yasatmaya zorluyordum.
Ama şimdi Drake bana sarılırken geri çekilmedim.Ağlamaktan içim dışıma çıktığında kafamı koyduğum omzu ıslanmıştı.Yakınlığım onu hiç rahatsız etmemişti ve bu bana kendimi toparlamam gerektiği hatırlattı.
"Her neyse olup bitti Drake.Simdi benim gitmem lazım.Ve sen de kızı alıp cesedini hakettiği bir yere göm."
Kendine gelmiş gibiydi.Derin bir nefes aldı ve ağır bedeni yavaşça kaldırıp sırtına aldı.
"Üzerin çok kanlanacak." dedigimde bana bunun kadar saçma bir şey duymamış gibi baktı.Dedigim şey yüzünden kendime kızdım ve daha fazla uzatmadan yoluma yürüdüm.
Bölüm sonu...
__________________________________________
Bölüm Vibe:







| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 2.18k Okunma |
1.38k Oy |
0 Takip |
17 Bölümlü Kitap |