

Her an her şey biticekmiş gibi çaresiz hissettiğim bir andı.Bedenimi saran hareketlilik bunun sondan önceki tek şansım olduğunu bana hatırlatıyor gibiydi.Beynimin kendini kapanmadan önceki son savunma makanizması gibi bir şeydi.Güç tamamen elimde değildi ve zihnim hala bulanıktı fakat gerçeğin farkına varmış zihnim kendini zorlayarak bir kaçış yolu bulmaya çalışıyordu.
Boğazıma yapışan sıkı parmakları damarlarımda hissediyordum ve gittikçe sıkılaşıyordu.Nefes almak imkansızlaşmaya başladığında bacağıma bağladığım bıçağı hatırladım bir anda.Çaresizce ittirmeye çalıştığım adamın omuzlarından bir elimi çektim ve eteğin altına ulaşmaya çalıştım.Bir kaç kere denesem de her eğildiğimde beni düzeltti ve artık kaymaya başladığım duvara daha çok yapıştırdı.
Ne kadar net ve gözü dönmüş olan yüzü beyninden silinemeyecek gibi olsa da etraf kararmaya başladığında sonumun gelmeye yakın olduğunu anlamıştım.
Zeminde kayan ayaklarım artık tamamen hissizlesmisti.Kulağımda çınlayan sesle birlikte ağırlaştığımı hissettim ve üzerime binen dünya belki de zihnimin bir oyunuydu.
Alberta?Yine uyuya mı kaldın güzelim?Babana ulaşamıyorum.Bizi öyleye bırakıp gittin mi kızım?
Beni korkutuyorsun.Alberta!
Kafamı patlatacak kadar sert olan basınç kulaklarımda yankılanan sesle şiddetlendi
Baban yok!?
Alberta!
Çığlık sesi hızla giden bir trenin ıslığına benzemeye başladığında bir süre sonra yavaş yavaş azaldı.Artık zihnimdeki seslerden eser kalamadığında etraf hala karanlıktı fakat tanıdık bir ses kulağımı okşuyordu.Gözlerimi sıkarak gerçekliği bulmaya çalıştım.
"İyi misin?"
Onu duyabildiğime dair tepki gösterdim.
"Gözlerini aç ve yavaşça kalkmaya çalış."
Kafam ile duvar arasına yerleştirdiği elini oynattığını hissettim.Çok soğuktu.Belki bu kendime gelmemi sağlardı.
"Lütfen uyan Alberta.Hadi."
Soğuk elleri yüzümü buldugunda biraz olsun ayildigimi hissettim ve gözlerimi açtığımda yüzü çok endişeli ve sabırsız görünüyordu.
"Tanrı aşkına çok şükür uyandın.Boynun kıpkırmızı olmuş."
Boynumu ellemeye çalıştığında yana kaçtım."Sorun değil.Beni kurtardığın için teşekkürler.Gerçekten çok minnettarım."
Buna karşılık teşekkürünü gülümseyerek verdi.Bunu yaparken yüzündeki yaraların canını yaktığı belliydi.Beni böylesine önemsemesi elbet hoşuma gidiyordu ama bunu annesinin zoruyla yapmasını asla istemezdim.
Öyle mi yapıyordu emin degildim.Bakışları bunun tam tersini söylüyor gibiydi.
Elim elmacık kemiğini ezen yaraya gittiğinde o da benim gibi yaparak yana çekildi.
"Sorun değil ama kim bu adam Alberta?Öylece ortada duruyor."
İşaret ettiği yeri gösterdiğinde yüzü gözü harab olmuş adamın gerçekten yerde yattığını gördüm.Verdiğim küçük tepki sanırım şaşırdığımı gösteriyordu.Drake'in bu kadarını yapabilecegini asla düşünmezdim.
Sertçe yutkundum ve ona bunu nasıl söyleyebilecegimi düşündüm.Ama sanırım bir çaresi yoktu.Bu şerefsiz ölmeyi hakediyordu.Drake'in de böyle bir haksızlığa katlanamayacağından emindim.Hele ki o kişi kardeşi gibi gördüğü biriyse.Bunu yapardı ama onun kalbi yine de çok yumuşaktı ve birini öldürmenin verdiği rahatsızlık dayanılmaz olurdu.Bu yüzden sustum.
Yine.Sustum.
İçimi kaplayan karanlığı son kez yutkunarak bir kenara bıraktım ve gözlerimi onunkilerden ayırdım.Gerçekten söyleyemezdim.Ama o bu konuyu bir kenara bırakacak gibi değildi.Yüz ifadesi beni kendine öyle bir çekti ki,sanki insanı hipnotize ediyor gibiydi.Hala titremekte olan elimi avuçlarının arasına aldı.
"Lütfen,Alberta şimdi bana onun kim olduğunu söylemezsen zaten sana zarar vermesine asla izin vermem ama eğer söylersen bu pisliğin işini bitirmek icin başka bir nedenim daha olur."
Daha fazla dayanamadım ve konuştum.
"Oydu...Wanda'yı öldüren oydu Drake.Anladın mı beni?! Tanrım bunu söylememeliydim.Söylemeyecektim.Neden ısrar ediyorsun ki!"
Ağzımdan dökülen ilk kelimeden itibaren kendine hakim olmaya çalıştığı bakışları sertleşti.Çenesininin segirmesinden dislerini sıktığını anlayabiliyordum.Bu gün sanki tamamen başka biriydi.Onun,yani kardeşinin ölümünden sonra içinde bir canavar oluşmuş gibiydi.
Derisini kaplayan saf beyaz pulların ardında,küçük fakat yakıcı kıvılcımların hakim olduğu kalbiyle,ateşten oluşan bir canavar.
Şimdi içimi büyük bir sıkıntı kaplamıştı işte.Ben daha onu ikna etmek için ne diyeceğimi bile bilemeden hızla ayaklandı ve yerde yatan adamın yanına giderek üstüne bindi.
Siyah paltosu yeri kaplayan koca bir gölgeydi adam ve yapı olarak kesinlikle Drake'den kat kat daha iriydi.Fakat insanın gözünü hırs bürüdüğünde bunun hiç bir önemi kalmazdı çünkü insanın benliğini ele geçiren öfke kontrol edilmezdi.
Böyle bir şeyi asla yaşamamıştım.Ya ben çok kitap okuyordum ya da bu bir gerçekti.
Fakat üzerime sıçrayan kana bakılırsa bu kesinlikle bir gerçekti.
"Yeter!" Diyerek artık nefes almayan adamın üzerinden zorla çektim ellerini.
"Rahatladın mı şimdi?"
Nedensizce çemkirmeye basladığımı fark ettigimde sustum.Ona kızgındım çünkü bunu yapmamalıydı.Kendime kızgındım çünkü bunu söylemeliyim.Ama en çok onun için endişelenmistim.Farkına varmadığım bir şekilde.Bu duygular için kendime kızdım.Ortada yanlış bir şey yoktu ama yine de çok yanlış hissettiriyordu.Yine de kendimi tutamadım ve yüzünü bana çevirmesini sağladım.
Çanaklarına kan dolmuş gözleri ıslandı.O düşen küçücük damla bile vicdanı olan biri için çok ağırdı.
"Özür dilerim.İyi misin?" dedim.
Bunu sorduğumda sanki kendisini zayıf bir durumda hissetmiş gibi toparlandı.Kafasını salladığında hala iyi olduğundan emin değildim fakat daha fazla üzerine gitmedim.
Kısa bir duraksamadan sonra aniden kalktığında ben de aynı şeyi yaptım ve artık başımın dönmedigini fark ettim.Az önce boğulmak üzere olduğum yere baktığımda düşürdüğüm hapın artık orada olmadığını gördüm.
"Drake?Az önce orda duran hapı sen mi aldın?"
"Ne?Hayır."
Koridorda yankılanan sesle birlikte irkildik.Daha tepki vermeme kalmadan ağzımı kapatan Drake beni susturdu.Sessiz olmamı işaret ettiğinde ona kaşlarımla beceremediğim bir bakış attım.
"Neden bu şerefsizi götürmeye yeltenmedim biliyor musun?"
Sesini iyice alçaltti ve o kadar aceleyle konuştu ki ne dediğini zar zor anladım.
"Seni gözlerken aşşağıda bir kaç çalışanın konuştuklarını duydum.Buyuk salon hariç bütün katların kameralarının devre dışı bırakıldığı hakkında bir şeyler söylüyorlardı."
"Ne!? Bi dakika- sen beni mi izliyordun."
"Gerçekten şu an konumuz bu mu?Ayrıca seni izlemiyordum.Sadece güvende olup olmadığını kontrol ediyordum.Ve şimdi burda olduğumuza göre bunun kesinlikle senin üzerine kurulmuş bir plan olduğundan eminim.Alberta,peşinde birilerinin olmadığından emin misin?"
Kafamı hayır anlamında salladım.Peşimde birilerinin olmasını ondan saklayamazdım.O kadarına gücüm yetmezdi.Gerçekten korkuyordum,ne yapmam gerektiği hakkında en ufak bir fikrim yoktu.Fakat bu işin ardındaki gizemi de o kişileri de bulmak istiyordum.
"Kim olduklarını da bilmiyorsun degil mi? Alberta,assağıdaki küçük kız üstüne şarap dolu tepsiyi devirdiginde bunu yanlisikla mi yaptığını sanıyorsun? Arthur'un sana bu kadar tahammül edebilmesinin nedeni ne sence? Seni kendine çekmeye çalışıyor ve bunu yapacak da ama sen hiç bir şeyin farkında olamıyorsun.Biraz gözünü aç!"
"Yeter!Drake,yeter.Söyledigin şeyler ne kadar da anneninkine benziyor.Onu sevmediğini söylüyorsun ama gittikçe ona benziyorsun?! Ayrıca benim tahammül edilemez bı insan olduğumu mu söylüyorsun?"
"Ben o anlamda demek isteme-"
Sözünü keserek devam ettim.
"Bu pislik aile soyuna asıl ben dayanamıyorum.Madem bu kadar salağım ve bir şeylerin farkına varamıyorum o zaman beni bu iş için kullanmayın Drake anlıyor musun?"
Her şey üst üste gelmişti ve ben artık dayanamıyordum.Vazgecmek için erken olup olamaması umrumda değildi sonuçta buraya kendim gelmemistim.Her şey bir rüya gibi hissettiriyordu.Degisen kişiliğim çok rahatsız ediciydi.Asla kendimi bu kadar kontrol edemediğim anlar olmamıştı.
Zihnimi boşaltmaya çalıştım.Gereksiz tepkiler vererek onun kalbini de kırmak istemiyordum.
Pişman olacağım şeyler yapmak istemiyordum.
Sinirden titreyen ellerimi saçlarımın arasına geçirerek yatistirdim.Drake kısa bir duraksamadan sonra sakin duruşunu bozarak yanımdan ayrıldı.
Tam o gittikten sonra bu sefer sadece ses olarak değil tamamen görüş alanına girmiş olan insanla göz göze geldim.
Glenn.Yine o revirdeki çocuk.
Hiç düşünmeden yanında bittigimde üzerindeki deri ceketin kapının ardında gördüğüm zamankiyle tıpatıp aynısı olduğunu farkettim.Kesinlikle aynı kişilerdi ve bir işler çevirdiginden emindim.Yoksa bir anda önümüze düşmesi tesadüf olamazdı değil mi?
Sert bir sesle "Kalk yerden." Dedim.
Kısık bakışlarımı yüzüne kitledim ve uyuşuk hareketlerinin bitmesi için beklemeye çalıştım.Aklımı kurcalayan soruyu daha fazla bekletemezdim bu yüzden kolundan tutarak onu sertçe kaldırdım.Yüzünde sabrımı sınayacak derecede sakin bir ifade vardı.
"Uzatma ve konuş.Kimin için çalışıyorsun?"
"Ne-"
Hafifçe gülümsedim ve bir iki adım yaklaştım.
"Üzgünüm ki yaptığın oyun hiç başarılı değildi Glenn.Nefesimi gerçekten senin için harcamak istemiyorum,sadece konuş."
Sanki beni taklit eder gibi alaycı bir şekilde aynı hareketleri yaptı.
"Üzgünüm ama sanırım kendine biraz fazla güveniyorsun."
Buna dayanabilecek için sabır taşı falan mı olmak gerekiyordu acaba?Hala orda olduğunu umduğum bıçağıma uzandım ve sapını sıkıca kavrayarak çenesine dayadım.
"Sen bi kes sesini.Bir şey soruyorsam cevap vericeksin.Manasız oyunlara gelemiyorum maalesef."
"T-tamam güvenebilirsin.Neden bahsediyorsun hiç bir fikrim yok.Ben buraya sadece senin için gelmiştim oysaki.Belki revirde olan şeyler hakkında.Ne dersin?"
Eli şaplak atar gibi boynumu kavradığında donakaldım.Gerçekten tek niyeti bu muydu pisliğin."Sarayın diğer kanadına kadar gelmende benim için miydi yani?"Dediğimde birazcık düşünür gibi oldu.Boynumdan yukarı doğru çıkan parmakları sıkılaştı.Hareketleri gerçekten ürepertici ve igrençti.
"Elbette senin içindi güzelim."
Hemen.Şu anda.Burda.Kusabilirdim.
Bıçağın gövde tarafıyla çenesine sert bir darbe indirdiğimde inleyerek elini üzerimden çekti ve hiç ikiletmeden uzaklaştı."Bu hiç hoş değildi.Ama zaten seninle işim bitmişti güzelim." Asker selamı verir gibi gittiği,ukala ve saygısızın önde giden iti.
Düştüğüm hallere bak.Buraya gelirken ne yapacağımı bile unutmuştum resmen.Zaten kirlenmiş elbisem yerlerde süründüğümden iyice kararmıştı.Bell'in tasarladığı belime ve göğsüme tam oturan ve eteğinde mor sümbüllerin uçuştuğu elbise için gerçekten çok üzülüyordum.Şu anda bu güzel kumaşı düzeltmem imkansızdı ama en azından yüzümü yıkayıp ferahlamaya ihtiyacım vardı.
"Of nerdeydiki bu tuvalet?" Koca koridorun ortasında nereye gideceğini anlamaya calirken aniden başım döndügünde dengemi korumaya çalıştım.Sertce yere bastığım topuklu tabanları bu işi zorlastiriyordu.Ne diye bunları giyindiysem zaten alışık değilim.Gün içinde bu acıya daha fazla dayanamayacağımı düşündüğüm taşlı stilettoları ayağımdan cikarmak için eğildigimde boğazıma kadar gelen safrayı tutmak zorunda kaldım.Hizlica elime aldığım topuklularla birlikte koşturarak tuvaleti buldum.
Ağır kapıyı sertçe açtığımda elimdeki topuklulari yere attım,elimi ağzımdan çekerek lavaboya yaklaştım ve rahatlamayı bekledim fakat kuru öğürmelerden başka bir şey yoktu.
Bir süre öylece bekledim.Aynadaki yansımam sadece koca bir bulanıklıktan ibaretti.Gözlerimi kapatarak sakinlesmeye çalıştığımda yine aynıydı.
Şakaklarıma saplanan keskin ağrı dayanılmaz derecede fazlaydı.Bu hissettiklerim normal değildi.Daha önce de alkol tükettiğim olmuştu fakat bu kadar yan etkisini görmemiştim.
Elimi boynumu ovusturmak için sağa sola haraket ettirdigimde etimi çeken yapışkanı çıkarttım.Gözümün önüne getirdiğimde ilk başta anlayamadigim küçük yapışkana daha yakından baktığımda bunun cilt yoluyla emilen bir tür uyuşturucu olduğunu farkettim.
Seni doktor bozuntusu piç.Gelmis bide boynuma fentanil bantı yapıştırıyor.Daha çocuk olan biri için böyle şeyler kesinlikle bir oyuncak olmamalıydı.
Artık mermere dayadığım kollarımda güç kalmamıştı.Alnımdan akan terler boynumdan assağıya doğru süzülürken daha fazla bu kapalı alanda kalamazdım.Sıcaklık sanki bütün bedenimi sarmış resmen cızırdıyordu.Soğuğu bulmak için kapı koluna yöneldim.İlk başta güçsüzlukten beceremedigimi düşünsemde tekrar tekrar denediğimde kapı kesinlikle açılmıyordu.
Kitlenmişti.
Kalbimin ritmiyle göğsüm daralmaya,boğazım ekşimeye başlamıştı.Sanki biri kafama ağır taşlar koymuş gibi kafam öne doğru gitti ve kapıya dayandı.O an gerçekten iğrenç bir şekilde midemi ayaklarımın dipine boşalttim.Elimi hiç bir yere sürmedim sadece kafamı ve gözlerimi sertçe ovalayarak ne kadar aptal bir oyuna geldiğimi düşündüm.
Son kez belki açılması umuduyla kapı koluna yöneldiğimde bileğimi tutan el ve ensemde hissettiğim nefes karanlik bir gölgeye ait gibiydi.Fakat kulagimi gıdıklayan ses gerçek bir insanınkiydi.Derin ve soğuk bir ton.Kesinlikle çok tanıdıktı.
"Denemekten vazgeçmeyeceksin sanırım."
Arkamı dönmeye korkarak aynaya baktım.Yuzunu kaplayan siyah maskede açığa çıkan tek yer kısık gözleriydi.Kendimi zorlayarak konuştum.
"Bu sefer hazırlıklı gelmişsin.Değerli yüzünü bir ben göremedim."
Aynadaki yansımasını izleyerek hızlı bir hamle yapmaya çalıştığımda kaslarım sanki ölü bir et torbasından ibaretti.Bu yavaş hareketim ona ulaşamadan ayağıma taktiği çelmeyle yere kapaklandım.Gizli yüzü dibimde bittiğinde bu sefer gözlerimiz karşılıklıydı.
Gözleri ölümü beraberinde getiren siyah bir tondaydı.O gece hissettiklerim kadar korkunç ve kanlıydı.Bir daha olmazdı,bir daha kurtulamazdım.Bu yüzden tam olarak gözüme hızaladığı hançerden son anda kaçtım.Belki biraz daha erken hareket etmeliyim.Gözümün altından çeneme doğru akan sıvı çok hızlıydı.Yüzmü buruşturdum ve acınası pis bakışlarına karşı dik durmaya çalıştım.
'Belki düşmanın da vicdanı vardır' diyemeyecek kadar hızla yaptığı ikinci hamle tam karınımaydı.Avucumun içine aldım,sertçe tuttum ve geri itmeye calşırken dişlerimi sıkarak konuştum."Farklı yerleri hedeflemek hoşuma gidiyor sanırım?"
"Bilmem daha fazla görmek ister misin?"
Parmaklarımın arasından sıyrılarak akan kan yerde birikmeye başladığında üzerimdeki elbisenin sınırlarını zorlayarak karnına sert bir tekme geçirdim ve kendimi olabildiğince uzağa attım.
Dinlenmeyi umarak tuvalet kabinlerinin yanında durdum ama sedece bir nefes alabilmek can sıkıcıydı.Elindeki hançerin yönünü değistirdi ve daha sıkı kavrayarak üzerime geldi.Kendimi son anda kabinlerden birine attığımda kapıyı kapatamadım.O ittirdikce ben daha çok ittirdim.
Keşke zihnim kadar bedenimde yerinde olabilseydi fakat her yerinde hissettiğim acı ve yanmayla kapıyı asla kapatamadım.
Eli bir anda ayak bileğimi yakaladığında kaygan fayansın üstünde kafamı koruyamayarak sertçe düştüm.Bir kulağımdan başlayarak kafamın icinde yankılanan çınlama diğer kulağıma uzandığında başıma kendine gelmesi için bir kaç kez vurmaya çalıştım.
Zihnimin uyuşukluğu etrafa da yayılmaya başladı.Canlı ama aynı zamanda hayal gibiydi.İçine düştüğüm şu durumda ölmeyi kabullenebilirdim.Zaten hiçbir şeyi becerememistim.
Tırnakları etimi delecek kadar sıkılaştığında diğer ayağıma kolunu ittirerek kurtulmaya çalışsam da nafileydi.Sessiz ve zalim gülüşüne karşı daha fazla dayanamayarak kalkmaya çalıştığımda kapıyı ittirerek içeri daldı ve kaburgalarımı ezicek kadar sertçe üstüme çıktı.Bıçağı boğazıma dayadığında kafası,maskesini çekemeyecegim kadar uzağımda duruyordu.
"Bak Alber-"
"Bana ismimle seslenme!" Ciğerlerimi zorlayarak konuştuğumda sesim boş bir hırıltıdan ibaretti.
"Peki ne dememi istersin acaba?" Dedi.Bıçağın sivri ucunu kenara alarak boğazıma yapıştı.Kısa sürede damarım tıkanmaya basladığında nefesim kesildi ve gözlerime iğneler batmaya başladı.
Buraya geldiğimden beri gün içinde kaç kere ölümle karşılaştığımı sayamazdım.Hatta bir keresinde öbür tarafı bile görmüştüm.Boş vaktimde ölüm tarzlarını iyiden kötüye sıralayabilirim sanırım.Fakat şu anda olduğum duruma baklılırsa beş saniye daha nefes alamazsam bunların hiçbirini düşünemeyecektim.
Yalvarırcasına koluna yapıştım.Elimdeki derin kesikten akan kan kolunu boyadığında ağzımdan küçücük bir lütfeni zor çıkarabildim.
"Lütfen..."
Ne kadar acınası bir durumda olsam ve onu parçalamak istesem de canım içimdeki öfkeden daha önemliydi.Bu yüzden yüzüne sadece dolu ve yalvaran gözlerle baktım.
Belki ölmeden önce hayatımın önüme bir perde gibi açılması gerekiyordu.Fakat şu an o sahneye tanrıya şükür ki o kadar yakın değildim.
Sertçe elini boynumdan çektiginde dirseklerimle geri kaydım ve soluklanmaya çalıştım.Doğru nefesler alabilmek için adeta ciğerlerini yırtmak zorunda kalmıştım.
Kısmen kendime geldiğimde yüzüne tekrar bakmaya cesaret edebildim.Yaşadığımız her an tepkisiz kaldığını hissetsem de şimdi kaslarını çatmış gibiydi.En azından maske gözlerini gizleyemediginde duygu degisimleri hakkında ufak bir fikrim oluyordu ve şu an düşünceli ve nefret doluydu.
Boşluğunu yakaladığımda bıçağı kesinlikle yanlış tuttuğumu tahmin ettiğim bir şekilde suratına doğrulttum."Benden ne istiyorsun!?"
Gözleri yavaş ve hissizleşmiş gibi yüzümü bulduğunda sesi de bir o kadar donuktu."Seni öldürmek niyetim değil.Sadece önümde engel olmanı istemiyorum."
Düz durmasına rağmen burnundan kan gelmeye başladığında buna ben dahil anlam verememiştim.Yine de konunun dağılmasına izin vermedim.Dudağına doğru süzülen kanı eliyle sildiğinde konuştum.
"Ne demek beni öldürmek niyetin değil?Daha önce ne yaptığını hatırlatırım! Nasıl hayata döndüğümü bilmiyorum ama hiç hoş bir deneyim değildi açıkçası." dedim.
Sesimin biraz kendine gelmesi daha özgüvenli durmamı sağlıyordu.Fakat boş bir duvara konuşuyormuş gibi görünmem bu çabamı boşa gitmiş hissettiriyordu.
"Bir insanı öldürmek kolay değildir.Eğer bıçağı yanlış tutarsan kendine bile saplayabilirsin.Bu yüzden burda benim dediğimi yapmak zorundasın."
"Ne istiyorsun siktigim.Ne!?" diye öfkeye bağırdım.
İşte şimdi eski haline dönmüş gibiydi.Ona doğrulttuğum bıçağı umursamazmışçasına daha çok üzerime yaklaşarak konuştu."Arthur'u rahat bırakacaksın."
Gölge düşüren yüzüne bakmak için gözlerimi çevirdim.Onu taklit ederek sesimi alçaltarak konuştum."Niye yapıcakmışım?"
Sonrasında söylediği şey ortam sıcak olmasına rağmen kanımı donduracak kadar soğuktu.
"Bu dünyadan olmadığını biliyorum.Ve annenin de nerde olduğunu biliyorum desem?"
Dudağındaki küçük sırıtışı görebileceğim kadar uzaklaştı.
"Belki sana dokunamıyorum ama bu istediğim şeyi yapmam için başkalarına dokunamayacagim anlamına gelmiyor.Değil mi?" Dedi.
Soru sorar gibi bitirdiği şu konuşmaları kanımın daha da kaynamasına denen oluyordu.Ama bu tabir insanın kanının kaynaması şeklinde kullanılsada benimki buz gibiydi.Sanki kaynıyordu ve dışındaki buzları da kırarak büyük bir felakete yol açıyordu.
Gözüm hırsan ve nefretten karardığında elimdeki aletin sapını daha sıkı kavradım ve hedefe,onun yapamayacağımı düşündüğünün tersine sıkı bir atış yaptım.
İlk başta ne yaptığımı anlayamamış gibi tepkisiz kaldı.Sonradan beyaza dönen yüzü dehşete uğramış gibiydi.
Kalbini,boynunu veya karını hedef alacak kadar cani degildim.Ama yine de omuzuna sapladığım bıçağın yarası bir süre sonra yeri kan göletine çevirecek kadar etkiliydi.
"Ne oldu başkası yapınca sorun mu oluyor?"
Onun gibi ukala konuşmam ilk başta güzel gelse de sonradan yere yatıp gözümün önünde acılar içinde kıvranmaya başladığında yaptığım şeyin kötülüğü içimi kapladı.Bıçağı elimden fırlatır gibi attım.Omuzunun altında biriken sıvı arttıkça,ne müdehale edebildim,ne de izleyebildim.Titreyen ellerimle gözümü kapatıp başka tarafa döndüm.Ta ki acı içinde kıvranan nefes sesleri kesilene kadar...
Bölüm sonu...
__________________________________________
Nasıl sahneler yazmışımm?
Umarım beğenmişsinizdir.
Aslında tuvalet sahnesinde çok daha vahşetli şeyler vardı aklımda da hepsini sığdıramadım.🙏🏿Pwusihsijskj
Bu elimde olan son bölümdü bu arada🙌🏽😔Eğer gerçekten kitabımı okuyanlar varsa kendini yorumlarda belli etsin.Yeni bölümleri uzun uğraşlar vererek kaliteli bir şekilde sizinle buluşturmak istiyorum.Ve destekleriniz benim için çoook önemli.💖🫂Keyifli okumalar.
________________________________________
Bölüm vibe:
Kan içerebilir❗🙌🏼

Arthur'un takımı👇🏽













| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 2.18k Okunma |
1.38k Oy |
0 Takip |
17 Bölümlü Kitap |