11. Bölüm
Starry_nightt / Su Altı Krallığı / 9.Bölüm| Cordelia'nın Laneti

9.Bölüm| Cordelia'nın Laneti

Starry_nightt
berra._4

 

"Yemin ederim çok pişmanım bağışlayın beni!"

 

Muhafızlar hızla üzerime yürürken kalbim tekliyor,ayaklarım yerinde duramıyordu.

 

Ama kaçamazdım.

 

Nasıl salak gibi aynı şeyleri tekrar tekrar akıllanmadan yapıyıyordum artık ben bile bilmiyordum.

 

Muhafızlar yanıma varmadan önce tek yapabildigim son kez prensin yüzüne bakarak yalvarmak oldu.Fakat ifadesi tek bir duygudan yoksundu.

 

 

Zeminde tıkırdayan botların sesi yanıma vardığında boynumu kavrayan soğuk elin beni aşşağı çekmesine direnmeye çalıştım ama bu çok zordu.Bu sefer güçlü elleri kolumu tutmaya çalıştığında hissettiğim sızıyla yere çöktüm.Bu yetmemiş gibi sol omzumu tutup büktüğünde daha fazla dayanamadım ve acıyla haykırarak kolumu tutan eli yumruklamaya çalıştım.

 

"Bırak!"

 

Buna karşılık saçımı arkaya çekerek daha sert bir sesle bağardı.

"Tepinmeyi kes!"

Gözlerim tavana bakarken tıslamayala karışık bir nefes verdim.Yarım yamalak da olsa prensin gozlerini bulduğumda onlar başka bir yere odaklanmışlardı.Artık kolumu kavrayan tenin altında acıyla birlikte sıcak kanı da hissedebiliyordum.

 

Prens,beni bırakmaları için emir verdiğinde sesinde anlayamadığım bir tını vardı.Üzerimdeki eller çekildiğinde hiç yarama bakmadan yaşaran gözlerimi sildim ve başımı yere eğerek kolumu kendime sakladım.Çok utanç vericiydi o kadar şey olmuşken bir de o yazıyı görmelerini istemiyordum fakat sabahlığımın kolundan akarak altımı lekeleyen kan hiç öyle söylemiyordu.

 

Hayır.Hayır.

Orda bir şey yok.Sil.Sil...

Gitmiyor ki!

 

Avucumu kavrayıp beni kendine çeken el sabahlığın kolunu yukarı sıvadığında artık saklıyacak bir şeyim kalmamıştı.Derin çiziklerden akan kan o kadar fazlaydı ki yazı okunmuyordu bile.

 

Ben kaybedenim.

 

O sessiz anda belki de gittikçe daha çok yanan damgamı düşünmem gerekirken,ben hızlı nefes alışverişleri yüzüme vuran veliaht prense odaklanmıştım.Kaşlarını çatmış şekilde kolumu incelerken anlamsızca öne eğdiği kafasından sarkan siyah tutamını düzeltmek istedim.Geldiğimde her ne kadar ona karşı ön yargılı olsam da şimdi fena olmadığını düşünmeye başlamıştım.Hatta yakından bakınca gözünün altındaki küçük benin onu daha çekici yaptığını söyleyebilirdim.Gerçeklerini kıskandıracak kadar porselene benzeyen sert ve pürüzsüz bir yüzü vardı.

 

Hayır bu çok yanlış!Gözünün içine o kadar bakmamalısın.

 

Bunun farkındalığıyla bakışlarımı prensten kaçırdım."Bu gerçekten fazla olmaya başladı." bu sessiz mırıltısına karşılık sert bakışlarımı ona kitledim"Yeterince fazla değil miydi zaten?" Tek kaşımı kaldırdığımda bunun biraz fazla iddalı olduğunu fark ederek geri çekildim ve ayağa kalktım.

 

Hah gerçekten az önce onu kendi içimde övmüş müydüm?Hepsini geri alıyorum.

 

Bunun için kendime kızarken aniden başım döndü Hayır burda olamaz.Kendime gelmek için kafamı salladım.Cok fazla kan kaybetmiştim bu kadar büyüyeceğini asla düşünmezdim.Zemin gözüme daha büyük görünmeye başladığında prens koluma girdi.

 

"Yardım çağırın."

 

Arkamda dönen bazı fısıltılar.Bu sefer bağırdığında irkildim.

 

"Acele etsenize ne bakıyosunuz!"

 

Ağırlığımı üzerine daha fazla vermemeye çalışarak konuştum "Hayır,hayır.Gerek yok.Burdan çıkmak istiyorum."

 

Çok yakınımda tenimi gıdıklayan bir nefes.Sanki söylediklerini kulağıma ulaşmıyor ve sadece zihnimde anlamsızca yankı yapıyordu.Ne dediğini bilmesem de son kez sessizce yalvardım "Lütfen bırakın beni." Uğultular zihnimde daha çok dalgalanırken etrafa karanlık hakim oldu.

 

"""""""""""""""""""""""""""""'

Kendime gelmeye basladığımda altım yumuşak ve vücudum sıcaktı.Çorba kokusu burnuma dolduğunda bunun verdiği güzel hisle inledim ve battaniyeme daha çok sarıldım.Buraya geldiğimden beri ilk defa bu kadar rahat bir uyku çekmiştim.Saraydakini saymıyorum çünkü bu onun aksine ev gibi hissettiriyordu.

 

Küçük kızın yüzünden gülümsemenin eksik olmadığı,kahkahasının her dakika evin farklı bir duvarında yankılandığı,gecelerin tehlikeli olmadığı,canavarların acımasızca katletmedigi sıcacık bir yuva...

 

Yo yo ağlamak yok.

 

Yine de gözümden akan damlaya engel olamadım.Bir anda yere düşen metal sesiyle yerimde doğruldum ve yanağımdan süzülen yaşı sildim.Tencere yerde zangırdarken Annabell söyleniyordu "Hay ben senin ana-" Bu tarafa kısa bir bakış attığında zaten uyanmış olduğumu gördü. "Ah uyanmış mıydın?Üzgünüm tamamen benim sakarlığım." dedi ve elindekini tezgaha bırakıp yanıma geldi.

 

"Gerçekten sorun değil.Sanırım daha fazla uyusaydım kendimi kötü hissederdim."Dedim.Gözlerimi ovuşturdum ve etrafa kısa bir göz attıktan sonra tekrar Annabell'e döndüm.

"Burası senin evin mi?"

 

Sorumu cevaplamadan önce yanıma oturdu ve elini boşa sallayarak konuştu "Zevkimden benim olduğu kesinlikle anlaşılıyor değil mi?Evin küçük göründüğüne bakma,düzenli ve şık görünmesi için gerçekten çok uğraştım."

 

Gülerek koltuktan kalktığında onu durdurdum."Bir dakika..Buraya nasıl geldiğimi anlatmayacak mısın?"

 

İlk başta ses tonumadan dolayı yanlış anlaşıldığını düşünsem de kızın bakışları sonradan yumuşadı.

 

"Elbette,Seninle saraya girdiğimizde geri gelmeni çok bekledim hatta bir kaç kere koridorlarda sesini duymaya çalıştım ama nedensizce saray gerçekten çok ürkütücüydü ve o sessizliğin arasinda devriye gezen bir muhafiza yakalaninca durumu açıklayamadim ve buraya geldim.Seni getiren kişileri merak ediyorsan..."

Duraksadığında devam etmesi için yüzüne baktım.

"Anlamsızca baloya gelip gelmeyeceğini sordular.Üzerlerinde muhafız üniformaları vardı fakat hareketleri biraz acemi gibiydi...Bilemiyorum." Kaşlarını çatmış,bu durum hakkında en az benim kadar düşünceli duruyordu.

 

 

Bir anda aklıma salonda otururken koridorda gördüğüm genç adam geldi.Onunla konuşurken ruh halinden pek iyi durumda olmadığını çıkarmıştım ama ya birilerine hizmet ediyorsa?Koridorda koştururken hiç normal görünmüyordu.Ama bu iş her neyse başının o olmadığını hissediyordum.Bunun ardında başkası vardı.

Diğer insanları piyonu olarak kullanan biri.

O kişi katil kedi mi yoksa başka biri mi?

 

Başka biri?

Başka biri?

 

Kabus.Gördüğüm kabus gerçek olabilir miydi?Eğer katil kedi o kadınsa yanındaki adam...Kim olabilirdi?

 

Beynim gerçekten olanları algılayamıyordu.Her şey çok karışmıştı ve eğer bu soru işaretlerine bir çözüm bulmam gerekiyorsa o saraya tekrar girmeliydim.Bu gün gerçekleşecek balo bunun için büyük bir fırsattı.

 

Bu asıl amacımdı fakat aynı zamanda Prens Arthur'un da dikkatini çekmem gerekiyordu.Güzellik ve biraz seksilik bence dikkat çekmek için en iyi yöntemdi.

 

Hah evet bunu denemeliydim.

 

Ben düşüncelere dalmış giderken Annabell içinde çorba olan kaseyi önüme uzattı.

 

"İstersen gel masada iç"

 

"Olur."

 

Üzerimdeki ince battaniyeyi bacaklarımdan kaldırıp koltuğa bıraktım ve camın önündeki küçük masaya oturdum.

 

Burası mutfağı ve oturma odası birleşik olan,minimal eşyalarıyla küçük de olsa ferah hissettiren tatlı bir evdi.Kenarlarını duvarlar örten çukur girişli bir kapının hemen yanında orta boyda vitray camlar vardı.Yüzeyden yansıyan güneş yeri rengarenk süslüyordu.Kapının diğer yanından ise bir kaç basamakla bulundugumuz yere cikabiliyordunuz.

 

Beyaz puf koltuk tam karşımda dururken biraz daha uyuma isteğimi bastırmak zorunda kaldım ve çorbamı kaşıklamaya başladım.

 

Ilık sıvı mideme doğru yol alırken içimi ısıttı.Sadece biraz boğaz gıdıklıyordu.Annabell konuştuğunda yüzümü çorbadan kaldırarak ona baktım.

 

"Aslında çorba yapmakta iyiyimdir ama pek hoşuna gitmemis gibi duruyorsun." Dediğinde yüzümü buruşturduğumu sonradan fark ettim.

 

"Yok hayır gayet güzel sadece tadı biraz alıştığımın dışında.Sanırım baharat yüzünden."

 

"Ah tabii bazen dış dünyadan geldiğini unutuyorum.Bu baharatları Zifir Tepesinden topluyoruz.Orada genellikle yabani otlar yetişir.Ayrıca dövüşçülerinde anteman yaptığı bir yerdir.Goldgeist Krallığının küçük göründüğüne bakma derim.Bazen gözler insanı yanıltabilir.Bir ucundan yürümeye başlarsan karşına gizli bir geçit bile çıkabilir.Nerden biliyorum dersen çünkü bir keresinde ormandan girip sarayın içine çıkan bir geçit bulmuştum.Oraya girmek gerçekten çok riskliydi fakat merakıma yenik düştüm geçitin nereye çıktığını görünce de götüm tutuşmadan geri döndüm.Tanrım eğer saraydan birine yakalansaydım..." Yalancıktan titredi "Sonum Lanetli Cordelia Oramanından bile korkunç olurdu."

 

Macerasını anlatırken sonunda kullandığı kelime yüzünden genişçe sırıttım.Bu kızın görünüşüyle kullandığı kelimeler birbirine aşırı zıttı.Fakat komik olan şeyin yanında aklımı kurcalayan ormandı.Bu dünya hakkında elimden geldiğince şeyler öğrenmem gerekiyordu bu yüzden sordum.

 

"Cordelia Ormanı'nı bu kadar korkunç yapan ne ki?"

 

"Ne ki mi?"

 

Yapmacık bir kahkahadan sonra yüzüme doğru yaklaştı ve anlatmaya başladı.

⚜️

"Bir zamanlar,Goldgeist Krallığının varoluşundan da önce Azgarth Krallığının varisi Cordelia adında bir kız yaşarmış.Bir de bu kızın kendisinin aksine kibirli mi kibirli olan Cyrus adında bir erkek kardeşi varmış.Belki de yüzyıllardır varlığını sürdüren bu krallık yavaş yavaş halkına sözünü gecirememeye başlamış ve bu durumdan endişelenen kral ve kraliçe artık yönetimi büyük kızı Cordelia'ya bırakmaya karar vermiş.Yıllardır Cordelia'nın gölgesinde bırakılan Cyrus bu kararın elbet bir gün geleceğini biliyormuş.Kıskançlığı her şeyin önüne geçmiş ve etrafa alacakaranlıgın hakim olduğu bir gece,ormanda Cordelia'nın kafasını bedeninden ayırmış.Boyle vahşet verici bir olayın krallığa duyulmasına izin vermemiş ve cansız bedeni kurtların önüne atmış.Bir süre sonra ceset toprağa karışmış ve ortada kıza ait hiç bir iz kalmamış.Ama bu zamanların geleceğini bilen tek kişi Cyrus değilmiş.Cordelia uzun süre önce onalara vereceği insan bedenleri karşısında ruhunu bir niyph ile birleştirmiş.Eğer kardeşi gerçekten böyle bir şeye kalkisirsa onu golgeleriyle çıldırtacak ve sonunda ölmesini sağlayarak intikamını alacakmış.Öyle de olmuş.Cordelia'nın ruhu Cyrus'u her an kovalayıp,zihnine girmiş,düşüncelerini bulandırmış ve sonunda intihar etmesine sebep olarak krallığın son varisini de yok etmiş.Bu olaylardan sonra yıkılan Azgart krallığı sular altında kalmış."

⚜️

Uzun hikayenin ardından derin bir nefes alarak oturduğu sandalyesine yaslandı.

"Ve eğer şu anda Lanetli Cordelia ormanına girmeye kalkarsan onun ruhunun her gireni Cyrus sanarak delirtmeye çalıştığı biliniyor.Bu bir gerçek çünkü tanıdığım birini sırf bu yüzden kaybettim.Yani eğer işin yoksa o ormana girmemeni tercih ederim."

 

Belli etmemeye çalışsam da bu hikaye beni gerçekten ürpertmişti.Olaylar zihnimde canlanmaya başlarken yanımızdaki pencereye ormanı görebilmek için baktım.Fakat öyle bir yer asla görünmüyordu.

 

"Peki Cordelia'nın topladığı bedenleri Niyphler ne yapmış?"

 

Onaylamayan bir ses çıkartarak dilini şaklattı. "Tı tı tı ondan sadece erkek bedenlerini istiyordu çünkü Niyphlerin soyu tukenmek üzereydi ve üremeye ihtiyaçları vardı bu yüzden bedenleri canlı tutacak biçimde sakladılar ve iğrenç bir şekilde çoğalmaya başladılar.Cordelia en basitinden kendi krallıklarındaki insanları Niyphlere verdi ve şu anda benim gibi olan melez türler oluştu.Nerden geldiğini asla bilmeyen,hayatı normal insanlar tarafından zehir edilen zavallıların,yani benim gibilerin türü."

 

Tekrar Annabell'e döndüğümde bakışları hüzünlüydü hatta gözleri dolmuştu.Bunu fark ettiğimde hemen elimle göz yaşlarını sildim ve ona destek olmaya çalıştım ama o daha çok ağlamaya başladı.Hıçkırıklar eşliğinde konuşmaya başladı.

 

"Sırf onların türünden değiliz,kötü hikayenin bir lanetiyiz diye yıllarca bize işgence ettiler."

 

Onun acısı benim de içimi yakmıştı.Oturdugum yerden kalkıp yanına durdum.Yüzünü kaplayan saçlarını kulak arkası ettiğimde daha önce farketmedigim yaralar ve bazı kopmuş yerler vardı.Bilegimi tuttu ve onları tekrar saçlarının arkasına gizledi.Kesik bir nefes aldı.

 

"Kulaklarımı kesmeye kalkıştılar,direndigimde yüzgeçlerimi kaynar suya batırdılar."

 

Karnını açtığımda gördüğüm şey karşısında titrek bir iç çektim.Dışarı uzanan et parçaları tamamen yanmış ve kül rengi üzerinde ince bir katman oluşturmuştu.Ne kadar yetersiz kalacağının farkında olsam da "Gerçekten çok üzgünüm." dedim.

 

Tam beni de ağlatacakken Annabell yerinden kalktı."Her neyse bunlar geçip gitti şimdi önümüze bakmalıyız." dedi.Son kez burnunu ve gözlerini silerek dudaklarına küçük bir gülümseme yerleştirdi.

 

"Balo için güzel bir elbise tasarlamaya var mısın?"

 

Ne olursa olsun oraya gideceğime rağmen bu teklifi bilmemezlikten geldim.

 

"Ne balosu?"

 

Eliyle kolumu ittirdi "Bana sakın baloya gelmeyeceğini söyleme güzellik.Bu tanrıçayı herkes görmeli.Tabi benim tasarladigim mükemmel bir elbisenin içinde."

 

Bir anda üzerime doğru geldi ve elini belimin üzerinde gezdirdi "Fiziğin inanılmaz güzel." Eline bir şaplak attım ve geri çekildim.

 

"Saçmalama"

 

Suratına inanmayan bir ifade yerleştirdi ve baş parmağını yalayarak masaya yazıyormuş gibi yaptı.

 

"Eğer bu gün tek bir erkek sana yavşamazsa bu işi bırakıyorum.Nokta."

Sonradan aceleyle ekledi."Tabi ki kendime de en az seninki kadar güzel bir elbise tasarlayacağım."

 

Dudaklarımı birbirine bastırarak gülmemeye çalıştım "Hodri meydan o zaman" dedim.O da aynısını söyleyerek bana karşılık verdi.Serçe parmaklarımız birleşirken çekişmenin komikliği üzerine kahkahamızı tutamadık ve karnımız ağrıyana kadar gülmeye başladık.

 

Bölüm sonu...

_______________________________________

 

⚜️

Cordelia Ormanı'nın lanetini nasıl buldunuz?

⚜️

Sizce Alberta ile bu olayın bağlantısı ne?

⚜️

Geçmişten gelen bir şey hala devam ediyor olabilir mi?

⚜️

Kitabın atmosferi hoşunuza gitti mi?

⚜️

O kadar şeyden sonra da gülmek bu delilerden beklenirdi.👍🏻

Yorumlarınızı merakla bekliyorum🫶🏻🥹💖

_______________________________________

Bölüm Vibe:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 14.08.2025 11:08 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...