13. Bölüm
Starry_nightt / Su Altı Krallığı / 11.Bölüm| Balo

11.Bölüm| Balo

Starry_nightt
berra._4

19.37

Balonun başlamasına yarım saatten az bir süre kalmıştı.Hiç bir planım yoktu.Düşünmekten kafam patlayacak gibi oluyordu ama vazgeçemezdim.Bu elime geçen büyük bir fırsattı.Kalabalığın içinde hem dikkat çekmeli hem de bir fare kadar sessiz olmalıydım.Avlarımı bulmalı ve önümde engel kalmadığında büyük peynire yani veliaht prense ulaşmalıydım.

 

Yüzümü maske ile gizleyebilirdim ama kimsenin böyle bir şey yapmayacağını varsayarsak bu daha dikkat çekici olurdu.Bu yüzden korkmadan olayları akışına bırakcaktım.Eğer katil kedi gelirse...

 

Belki de yanıma bir kaç keskin alet almalıyım ha?

 

Küçük basamaklardan sessizce çıkarak mutfağa girdim ve tezgahın üstündeki led lambayı yaktım.Çekmeceleri açıp kaparken çok ses çıkmamasına gayret ederken sürekli arkama bakıyordum.

Kapalı kapının ardında işine odaklanmış olmalıydı bu yüzden daha rahat hareket etmeye başladım ve sonunda elime tam oturan keskin bir bıçak buldum.Bir süre bıçakla bakışırken onu nereme koyabilecegimi düşünüyordum.

Etrafıma bakmam sayesinde bir fikir buldum.Kenari sokulmuş el bezini aldım,dikiş yerinden boylu boyuncasiya yırttım ve baldırıma yerleştirerek sıkı bir düğüm attım.Biraz kalın ipti ama iş görürdü.Bıçağı da araya yerleştirdiğimde eteğimi indirdim.

 

Önüme eğilmiş bir sekilde biçağın görünmediğinden emin olmaya çalişirken tam arkamdan gelen sesle kafamı üst dolaba vurdum.

 

"Off Annabell sen burda napıyorsun?Elbiseleri diktiğini sanıyordum.Ödümü kopardın."

 

"Yırtılmaya benzer bir ses duydum ve iyi olduğundan emin olmak istedim ama...Sen burda ne karıştırıyordun?"

 

Beni omzundan tutup kenara çekmeye calistiginda son bir kez kontrol ettim ve rastgele bir kaşığı elime aldım.

 

"Sadece biraz karnım acıkmıştı."

 

"Ne yiyecegini buldun mu ki?" Şupheli bakışlarına karşılık ne diyeceğimi bilemedim ve konuyu tamamen kapatmak adına konuştum.

 

"Aslında şimdi vezgectim ne de olsa baloda atıştırmalık bir şeyler yiyeceğiz değil mi?"Açık kalan çekmeceyi kapattı.

 

"Sanırım." Merdivenlerden adeta zıplayarak indi ve arkasını dönerek bana gelmemi işaret etti.

 

"Elbiseleri görmek istemiyor musun?"

 

"Gerçekten çok ilginç birisin Annabell.Modunun bu kadar çabuk degişebilmesi beni şaşırtıyor."

 

"Bakış açısı.Hayattaki küçük ve olumsuz şeyelere odaklanırsam mutlu olabileceğim şeylerin ne anlamı kalır.Bu arada bana sadece Bell diyebilirsin."

 

"Peki Bell hadi şu şaheserleri görelim." Kafamı sallayarak yürürken bir anda önümde durdu ve koluma cimcik attı.

 

"Çok ateşli oldular be" Göz kırptığında bu konuda gerçekten gururlu görünüyordu.

 

_______________________________________

...

19.58

Balodan önce taç giyme töreni olacaktı ve buna tam iki dakika kalmıştı.Karanlık yolda hızlı adımlarla yürürken topukluların sesi boş sokakta yankılanıyordu.Sarayın ışıkları,krallığını çevreleyen saydam yapıyı bile aydınlatacak kadar fazlaydı.İkinci katı kaplayan uzun camların icinden bile koca avizelerin üzerine yansıyan hareketli insan silüetleri görünüyordu.

 

Saraydan yüksek notada bir tını yükseldiginde Bell'e baktım.O da en az benim kadar nefes nefese kalmıştı.Bakışlarından anlayacağım üzere sanırım taç giyme töreni başlamıştı.

 

Sadece karşıya odaklanmış koşarken dizlerim kırılmaya başlamıştı.Ona yetişmeye çalışırken bir anda topuklum boşa bastı ve cigerlerimdeki hava çekildi.Düşmem gerekiyordu ama dusmemistim.Sanki dünya bir anlığına durmuştu ve ben sadece yanımdaki kişinin nefes alışverişlerini duyuyordum.Kalbim kurduğu temastan hızla atıyordu.Bir eli belimdeyken diğeri...

Tanrım!

Elinin göğsümun altında ne işi vardı?Bunun farkındalığıyla hızla kolunu aşşağıya ittim ve takılan topuğumu yerinden çıkararak düzeldim.

 

"Çok pardon hanımefendi sadece-"

 

Sonunda beni tutan kişiye bakmaya cesaret ettiğimde aynı anda şaşırdık.

 

"Hunter?"

"Alberta?"

"Adımı nerden biliyorsun?"

"Tanıştığım kişileri genelde araştırım."

"Sapığın tekisin yani."

"Sen öyle bil."

 

Az önce büründüğü sapıkça ve korkunç bakışı bir o kadar hızlı yumuşadı ve elini kabaca öne doğru uzattı.

 

Burdaki insanlar gerçekten dengesizdi.

 

Sabırsız bir iç çektim.Uzattığı elini onu istemedigimi belirterek ittim ve basimi dik tuttarak kapıya yürüdüm.Bu sırada biraz uzağında duran Bell'e de birinin referans yaptığını gördüm.

Merak ettiğimde durdum ve yüzünü gördüğümde bu adamın saraya ilk girdiğimizde aralarındaki elektirigi çok net hissettiğim muhafız olduğunu gördüm.Beyaza çalan saçları neredeyse Bell'inki ile aynıydı ve gerçekten yakışıklıydı.

 

Genç adamın,Hunter'ın aksine zarif hareketleri dikkatimi çekmemiş değildi.Bunu farkettigimde hafifçe ona döndüm ve imalı bir şekilde konuştum.

 

"Ne kadar kibar bir beyefendi."

 

Tabi ki ondan böyle bir şey beklemiyordum amacım sadece onu sinirlendirmekti ve sanırım başarmıştım da.Benimle ilgilenmesini istemiyordum açıkçası çünkü ona pek güvenemiyordum.Bakışlari çoğunlukla yumuşak olsa da bazen ölüm gibi hissettiriyordu.Onun hakkında düşüncelerim çok karışıktı bu yüzden konuyu şimdilik bir kenara bıraktım ve aldığım keyifle gülümseyerek sarayın kapısından içeri girdim.

 

İçerisi göründüğünden çok daha şatafatlıydı.Buraya ilk geldiğim haliyle alakası yoktu.Altının ağırlıkta olduğu tonlar etrafa zengin bir hava katıyordu.Şaraplarla donatılmış masaların etrafına dizilmiş bütün insanların dikkati kraldaydı.Kafamı biraz kaldırdım ve ben de başını kacırdığım konuşmasını yapan ihtiyarı dinlemeye başladım.

 

"...Bu yüzden sizden birazcık anlayış bekliyorum.Tahta geçecek oğlumun da en az benim kadar nitelikli şeyler yapacağına inanıyorum.Her zaman mutlu olun Goldgeist halkım."

 

Hastalıktan kısılmış sesiyle olabildiğince bağardı.

 

"Yeni kralınız Arthur Salvador!"

 

O kadar gösterişe rağmen küçük ve sade olan tacı yeni taht sahibinin başına koydu.İkisinin de yüzünde beliren gülümseme bir o kadar kadar sahteydi.Kalabalıktan yükselen alkış seslerine ıslıklar eşlik etti.Durduğum yer çok ortaydı bu yüzden biraz daha ilerledim ve insanların yüzlerini inceledim.

 

Gercekten mutlu olmuşlar mıydı? Onun da babası gibi olacağından korkmuyolar mıydı?

 

Fakat insanların yüzüne bakılırsa Kendrick'in garezi sadece bize yani suyun dışında kalanlaraydı.İnsan neden böyle bir şey yapardı ki? Bu sadece bir heves değildi.Bell'in anlattığı hikaye hala aklımdaydı...

 

"...Tı tı tı ondan sadece erkek bedenlerini istiyordu çünkü Niyphlerin soyu tükenmek üzereydi ve üremeye ihtiyaçları vardı bu yüzden bedenleri canlı tutacak biçimde sakladılar ve iğrenç bir şekilde çoğalmaya başladılar...

 

Saklamak.

Bunu herkesten sakladılar.Kimse bir şey bilmiyor.Neredeyse her gece olan katliamdan haberleri bile yok!

 

Kendrick'e bakarken içime büyüyen öfke,önümde olsa onu öldurebilecegim kadar fazlaydı.Sinirden tırnaklarım derime batmaya başladığında,sırtıma hissettiğim elle dikkatim dağaldı.

Küçük kız elinde tuttuğu tepsiyi önüme uzattı ve bir içki almam için ısrar etti.Ne kadar onu reddetsemde sonunda beni,bunun guzel bir gün olduğuna ve küçük bir kaçamaktan zarar gelmeyeceğine ikna ettiğinde kırmızı sıvıyla dolu bardağı elime aldım.Küçük bir yudum aldığımda gerçekten içki içmeyeli uzun süre olmuştu ve ağzımın buna alışması biraz uzun sürdü.

______________________________________

...

Zaman geçerken hafif müzik gittikçe kulağımı tırmalamaya başlamıştı.Uzun süredir Arthur'u görmeyi umarak etrafı izliyordum fakat kapanan gözlerim ve bulanık cisimler buna engel oluyordu.On birinci shut bardağını masaya sertçe bıraktığımda şakaklarım daha da zonkladı.

Ağzımdakı tadı bastırması için su dolu sürahiye uzanmaya calişırken zihnim kadar hareketlerim de anlamsızdı.Midem bulanmaya başlamıştı.Kusmamak için dudaklarimi birbirine bastırdım.

Kendimi tutabilirdim.

Sonunda ulaşmaya çalıştığım şeyi kavradigimda,hayat çölün ortasında kalmış kadar kuru ve tatsız hissettiriyordu.Boşluk gibi.Kesinlikle çok kötü bir histi.

 

Sürahinin ağır geldigi kolum,suyun yarısını dışarı dökerken aniden sarsıldım.Ama sanki bu baş dönmesi gibi değildi.Ne olduğunu anlamaya çalışırken iyice ağzıma gelen midem durumu kötüleştiriyordu.Sanırım yere düşmüştüm.Gözlerimi kısa bir süre kapayarak kafamı yukarı kaldırdım ve bana çarpan kişinin az önceki küçük kız olduğunu farkettim.İcimde bir ıslaklık hissetmeye başladığımda bütün şarap kadehlerinin etrafımda kırıldığını ve elbisemin kırmızıya boyandığını yeni fark etmiştim.

 

"Kahretsin.Neden insanlar bu kadar sakar olmak zorunda ki?" Kendi kendime mırıldanırken kız çoktan kaçıp gitmişti.

 

"Nereye gittin pis velet!" Kimseden ses alamayınca üstüme sıçramış cam parçalarını dikkatsizce alıp kenara atmaya başladım.

"Ah tam bi oros-" Ağzım koca bir elle kapandı.

"Şşş hiç bir hanımefendiye böyle sözler yakışıyor mu?"

 

"Sana mı sorucam be nasıl konuşacağımı! Ayrıca sen kimsi-" Arkama dönmemle çenemi kapamam bir oldu.Geçirdigim şokla birlikte elime daha çok batan cam parçası canımı yakıyordu.Ama onu umursamıyordum çünkü...

 

Nerden çıkmıştı ki bir anda?Yoksa beni mi gözetliyordu.

Hah canım beni niye gözetlesin ki?Değil mi?

Koskoca Arthur Salvador.

 

"Kral Arthur Salvador." Ne dediğim veya düşündüğüm hakkında hiç bir fikrim olmadan parmağımı yüzünün önünde sallıyorum.

Sağ.Sol.Sağ.So-

Tanrım ne saçmalıyordum ben.

 

Hemen parmağımı indirdim ve artık düzelmesi gereken kafama avcumun içiyle bir kaç kere vurdum.Gerçekten iyice mallaşmıştım.

 

"Daha fazla sıkarsan üstün bu sefer şaraba değil kana bulanacak." dediginde ne yaptığım hakkında hiç bir fikrim yoktu.Sonradan fark ettiğimde kafama da vurduğum avcumun içinde hala cam duruyordu. "Daha çok bulandığım oldu kralcık."

 

"Efendim?"

 

"Yok bir şey."

 

Terden ıslanmış saçlarımı geriye yapıştırdım ve ayağa kalktım.Daha doğrusu kalkmaya çalıştım.Dönen dünya bana ihanet etti.Aniden dengem bozuldu ve kendimi Arthur'un kollarının arasında buldum.

 

Bu gün biraz fazla mı temas yaşıyordum?

 

Yüzüm neredeyse boynuna gömülmüştü ve belimden tuttuğu elini korsemin altından bile hissediyordum.Hala dengemi bulamamisken vücudumu daha sıkı kavradı.Verdigi nefesler kulağımı gıdıklıyordu ve kalbimin çarpıntısı da bir o kadar hızlıydı.

 

Ayaklarım yere düzgün bastığında soğuk elleriyle boynumun arkasını tutarak gözlerimizi hızladı.Hareketleriye gittikçe cigerlerimi zorlayan kesik nefeslerimi düzene sokmaya çalıştım ama imkansızdı.Bakislari o kadar derin ve yorgundu ki çoğu zaman böyle olduğunu bilmesem bunun bana özel olduğunu düşünebilirdim.

 

Sisli bir yeşil tonu ve onu üstünden örten kara gölgeler gibiydi.Boynumdaki his gittiğinde içimde bir boşluk oluşmuş gibi hissettim.

 

Tanrım ben ne saçmalıyordum!?

 

Ama hayır engel olamıyordum çünkü o gerçekten çok yakışıklıydı.Özellikle üzerindeki resmi kıyafeti sert yüzünü daha da öne çıkarıyordu.Onu daha iyi incelemek için kafamı aşşağıya eğdigimde kendimi kötü hissettim.

 

"İyi misin?"

 

Zaten berbat ve rezil durumdaydım daha ne olabilirdi ki?

"Sanırım kusucam."

 

"Oo hayır hayır.Seni lavaboya götürelim.Dur bir dakika ben götüremem." Dedi.

 

Elini kulağıma goturup bir şeyler söylemeye başladığında daha fazla dayanamayacağımı hissettim ve onu beklemeden hızla kalabalığın arasından sıyrılmaya başladım.İttirdiğim insanlar arkamdan kabaca söylense de buna aldırış edecek zamanım yoktu.Bu sefer gerçekten ağzıma gelen saframı tutmak için iki elimi de kullandım ve sonunda sarayın yan bahçesine çıktığımda yeşilliklerin arasına kustum.

 

Titreyerek rahatlamaya çalışan vücudum kasılıp duruyordu.Saçlarım neredeyse ağzıma girecekti.Çimlere düşen gölgeden onun yanıma geldiğini anladım.Bu sefer sadece parmak uçlarını hissettiğim eliyle saçlarımı ensemede topladı.

Sonunda rahatladığımda egildigim çalılıktan bir iki adım geriledim ve utancimin yüzüme yansımamasını umarak ona döndüm.Ellerini ceplerine koymuş dururken çok rahat ve umursamaz görünüyordu fakat sonradan dediği şey beni yanılttı.

 

"Şimdi daha iyi misin?"

 

Kafamı sallayarak onu onayladım fakat hala başım dönüyordu ve uykumun olmadığı da söylenemezdi.

 

"Biraz halsiz hissediyorum." dedigimde eli ceketinin içine uzandı.Çıkarttığı şey sanırım bir ilaçtı.

 

"Bunu iç.Eşlik etmesi için yanına birini göndereyim."

 

Ne?Beni nereye gönderecekti?

Yoksa kustuğumda ondan iğrendiğimi mi düşünmüştü?

 

Kelimeler ağzımdan yayılarak çıktı."Pardon da nereye acaba?"

"Lavaboya?Kendine çeki düzen vermen gerektigini düşünmüştüm." Boydan boya gösterdiği elbisem gerçekten berabat durumdaydı ve ruhsal olarak da bir o kadar kötüydum bu yüzden teklifini reddetmedim.Uzattığı ilacı aldım ve bekledim.

Çağırdığı muhafız yanımıza geldiğinde...Hunter.

 

"Ağhha yine mi sen?Başka birini secemiyor muyuz kralım?" Neden böyle arsızca konuştuğumu bilmiyordum.Gercekten bir an önce kendime gelmeliydim.Her saniye daha da utanç verici şeyler yapmaktan yeri dişleyecektim.Düşündüklerim ile söylediklerimin birbiriyle alakası yoktu resmen.Yine de söz ağzımdan çıkmıştı bi kere.Bakislarim ikisinin arasında gidip gelirken kesinlikle mal gibi görünüyordum.

 

Muhafız,"Benden başka seçenek yok gibi." dediginde göz devirdim ve yine her zamanki gibi beklemeden bahçe kapısına doğru sarsak adımlarla yürümeye başladım.Aklıma bir şey geldiğinde,sanırım biraz geç yükleniyordu,hızla muhafıza döndüm ve parmağımla Arthur'u göstererek konuştum.

 

"Bir dakika sen,bana onu bir seçenek olarak gördüğümü mü söyledin?Hah ne kadar komik."

 

Yakında dilimi kesecektim.Gerçekten.

 

Aslinda biraz iyi mi olmuştu ne?

 

Ah kahretsin sonradan bu lafları toplamam çok zor olacaktı.

_______________________________________

...

Koskoca katın ortasında beni bırakıp gitmişti.Kendi kendime konuşuyordum.

"Neymiş önemli bir işi çıkmış.Bla bla bla.."

"...Hiç biriniz adam değilsiniz oğlum.Korkaklar-"

 

İki ayağım birbirine dolandığında az daha düşüyordum.Midemin bulanmamasi için yere bakarak yürüyordum ama düz renk fayanslar bile dönüyordu.

 

"-anca geceleri gelmeyi bilirler.Ama ben bulucam oğlum bulucam sizi."

 

Sol elimle destek aldığım duvar acıyı parmaklarima kadar hissetmeme neden oldu.Aptal camı nasıl elime soktuysam parçaları hala derimin içindeydi.

 

"Kendime çeki düzen vericekmisim.Önce sen insan ol be hayvan!"

 

Bomboş koridorda yürürken karşıma çıkan adamla duraksadım.Ne ara dibimde bitmişti bu herif.Öne eğik kafamı yavaşça kaldırmaya çalışırken "Pardon?" dediğini duydum.

Koca bir gölgeden ibaret,irice bir adamdı.Yüzü kaskatıydı ve alnından başlayıp burun kemiğine kadar inen derin bir yarası vardı.

 

Kısa bir süre duraksayan adam sabırsızca burnundan soludu ve omzuyla beni ittirerek yanımdan yürümeye devam etti.

 

"İşimiz gücümüz var.Uğraştırma beni."

 

Sarsıntıyla birlikte yine midem bulanmaya başladığında Arthur'un verdiği hapı hala icmedigimi hatırladım.Elbisemin küçük cebine koyduğum hapı çıkarmaya çalışırken yere düşürdüm.

En olmadık zamanlarda tutan sakarlığım.

 

Neredeyse yere yatarak bulduğum küçük hapı tekrar avcumun içine aldığımda dikkatimi hala koridorda yürümekte olan adam çekti.

 

Nerden çıkmıştı ki bir anda?

Ve hiç kimsenin olmadığı bu katta ne işler çeviriyordu?

Sanki bana birini anımsatıyordu.

Uzun paltosundan bunu fark etmek zordu fakat dikkatli bakıldığında sol ayağını yere basmadan yürümeye çalışıyordu.

Sendeleyerek yürümesi,yüzünün yarısını kaplayan yara ve aynı bakışlar...

 

Bu meydanda gördüğüm adamdı.

Kesinlikle oydu.

Hiç bir suçu olmayan o kızın katili.

Yazık değil miydi?

Şerefsiz piç!

 

Tam ara kat merdivenine adım atmıştı ki durdu.Nefesimi tutmuş ne yapacağını beklerken az önce içimden söylediğimi sandığım şeyi sanırım dışımdan söylemiştim.

 

İtinayla koruduğu karanlık bakışları beni bulduğunda yavaşça yerden kalktım ve üzerime doğru yürürken alkolün yarattığı mayhoşluğu bir kenara bırakmaya çalıştım fakat olmuyordu.Gittikçe yaklaşan yüzü bir rüya gibi görünmeye başladığında kendimden geçmek üzereydim.Bacaklarım daha fazla dayanamadı ve bedenim tam kendini yere bırakacağında boğazıma sarılan elle adrenalin vücudumu ele geçirdi.

 

Simdi değil adamım.

Önce ben değil sen öleceksin.

 

Bölüm sonu...

________________________________________

 

Bakalım sahne devamında neler olacakk?

 

Yorumlarınızı esirgemeyin lütfen.Her biri benim için çok değerlii🙌🏽💞

 

________________________________________

Bölüm Vibe:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 15.08.2025 23:28 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...