

Bu dünyada karanlığın içinde boğulmuş gibiydim.Nerede olursam olayım hep karşı cinslerden uzak durmuşumdur.İnsanların kötülükle dolu olduğunu ve özellikle erkeklerden uzak durmam gerektiğini söyleyip dururdu annem.Bunu yapmayı pek istemesemde bir süre sonra kabullendigim,kendimi onların dışında tutmaya çalıştığım bir kalkandı aslında.Gerçekler bu gibi gelmişti ve sanırım da öyleydi.Hatta şu anda bedenimi saran güven verici kollar bile o adama ait olabilirdi.Yine de daha önce tatmadığım bu his ve an istemsizce çok çekiciydi.Sanki beynim ve kalbim birbirine zıttı ve ben kalbimi dinlemeye daha yakın gibiydim.Ama sonra bir anda düşüncelerim ağır bastı.Bu adam,bu soy,bu insanlar bizim halkımızın katiliydi.Babamın bedeninin,annemin ruhunun katiliydi...İçimdeki öfke tarif edilemezdi.
Onu omuzlarından ittirerek kendimden uzaklaştırdım.Bunu o kadar hızlı yaptım ki az daha yere düşüyordu.Kücük kız hala bizi izlerken durumu bozuntuya vermemeye çalıştım."Üzgünüm majesteleri yalnızca üstümün kirinin size bulasmaşmasını istemedim." Arthur kollarından destek alarak doğrulurken kız saçlarını ensesinin tepesine toplayarak yanımıza koşarcasına geldi."Beni bu pis yere sokmanın karşılığını senden alacağım abi." Bu duruma daha fazla katlanamayacagini belirten bir nefes verdi.
Arthur'a baktığımda kardeşine bunu-abisi olduğunu-öylesine ortalıkta söylemesine dair bir mesaj veriyordu.Kaş göz yaparak beni gösterip duruyorlardı.Tam bir paslaşma ortasındaydım.Hic ses yoktu ve içinde bulunduğumuz durum çok komikti.
Büyük gerçeği saklamanıza gerek yok majesteleri herşeyi gayet net duydum.Halkınızdan bile gizlediğiniz bir kardeşiniz var.Hemde neredeyse genç kız olacak yaşta.
"Pardon." Dedim.Bu yerden çıkmak için bitiyordum.Başka biri daha iceri girerse kesin kalbime inerdi."Davetsiz misafir durumunda olmam hiç hoş değil.Biliyorum."Tekrar bana döndüklerinde bu sefer bunu ona söylediğimi bilmesi için kıza döndüm.
"Durumu yanlış anlamanızı istemem."Dedim.Karnıma kramplar girmeye başladığında rahatsız olduğum bu durumu belli etmemeye çalıştım.Buraya gelene kadar özgüven problemleri yaşadığımı kesinlikle bilmiyordum.Nasil davranacağını bilmiyordum sadece yüzüme küçük bir gülümseme eklerken çok daha sefil göründüğümden emindim.Ayakkabılarım bile yoktu.Neyseki elbisenin astarlı kısımları bunu saklıyordu.Düşündükçe kendimi daha kötü hissederken küçük kız yüzünü buruşturdu."Iy bu kan kokusu da ne böyle.Sanki et kesilmiş gibi.En sevmediğim şey."
Hassiktir! Tabi ki de benden geliyordu koku.
Arthur da bu durumu yeni farketmiş olacağındandır direkt bana doğru yaklaştı ve ben daha ne yapacağımı bilemeden "Pardon." diyerek elbisemin eteklerine dokunarak kanlı kumaşı inceledi.Kaşlarımı çatarak ne yaptığını izlerken bu durumu kapatacak başka bir şey aklıma gelmediğinden utançla geri çekildim ve "Sanırım adet döngüm gelmiş.Dün geceki partide akşamdan sızakalmışım-" Elbisenin kirli yerlerini çitelerken gerçekten bu durumdan utanmıştım."Kan üzerime yayılmış."
Kız ağzını kapatmış ve her an kusabilirmiş gibi dururken hızlı adımlarla depodan çıktı.
Ay salak velet.O ne bilirdi ki bu zor durumları.
Yanıma döndüğümde Arthur koca eşyaların arasında bir askılığa yönelmişti.Karanlıkta olsa yüzünü az çok seçebiliyordum.Doğru şeyi ararken sıkıntılı bir nefes verdiğinde sanki yanımda soluyormus gibi hissediyordum.Fazla derin ve dikkat çekici bir varlığı vardı.Siyah bir platoyu buldugunda askılıktan çekti,boyutunun yeterli olup olmadığını inceler gibiydi.Ne gülüyordu ne de sert bir ifade vardı yüzünde.Sadece anlayış gösteriyordu.
'Yine de fena değil' diye düşündüm içimden.Şimdilik karşılaşmalarımız pek hoş olmasa da birbirimize karşı nötrdük.Sadece şu misafir salonunda olan dalaşmamızı düşünmezsem.O kızın ben olduğunu anlamıştır herhalde?Umarım.Yoksa bunu fark ettiğinde işler daha da kötü gelişebilir.
Ceketi kollarından tuttuğunda belime bağlayacağını sandım fakat öyle yapmadı.Uçlarından tutarak bana uzattı "Bununla örtün ve bahçeye gel." Dedi.Soğuk elleri tenimi ürpertirken hiç beklemedigim bu tepkiye karşı hazırlıksız olduğumu farkettim.O önden giderken ceketi aldım ve belime bağladım ardından yerdeki pisliklerin ayaklarıma yapışmasına aldırmadan depodan çıktım.
Çimler tenimi gıdıklarken yandan gördüğüm bahçe artık daha da gözümün önündeydi ve sonunu bilmesem meçhule doğru uzayabilecegini düşüneceğim kadar büyüktü.Kendimi tekrar bu heybetli manzaradan almaya çalışırken onlar büyük bir masanın yanında duruyorlardı.Üzeri sadece sağlıklı meyveler ve atıştırmalıklar ile donatılmıştı.Ayrıca iki kişilik meyvesuyu kenarları gümüş kaplamalı bardaklara konulmuştu.
Kendimi zorla sürüyerek yanlarına doğru yurumeye başladım.Zor bir gecenin ardından vücudumun dinlenemediğini hissediyordum.Kaburgalarım aniden sızladığında elimle ağrıyı hafifteletemeyeceğimi bildiğimden biraz durdum.Hissiz bir soluk alırken sanki kafam ağırlaşmıştı ve şakaklarıma keskin bir ağrı saplanıyordu.
Ayni bu şekilde hissettiğim anı hatırladığımda kendime gelmek için irademi zorladım.Arthur'un koynuna düşmek hissini birdaha yaşamak istemezdim.Neden onun beni tutacağını düşündüğümü bilmiyorum ama sanki yine bayılsam beni tutacak gibiydi.Onda düşündüğüm aksine farklı duyguların da içinde yattığını biliyordum;Sevgi,merhamet.Babasında olamayacak duygulardan en azından az da olsa kaçabilmişti.
Bunun için kralımızı tebrik edeceğimi düşünmeyin.
Evet yine onun kollarına bayılabilirim fakat bunun yalnızca kendi isteğimle,bir çıkar uğruna olacağından emin olduğumda yaparım.
Şimdilik böyle.Kesin ve net.
Dişlerimi gıcırdatan sesle dilimi ısırdım.Küçük kız masaya oturmuş önündeki lezziz jöleli tartları bir prenses adabıyla mideye indiriyordu.Tepeden tırnağa kesinlikle başlı başına bir gösterişti.
Atıştırmak istersen bize katılabilirsin.Ama önce üstüne giyebilecegin temiz bir kıyafet bulalım." Arthur'un teklifini red edemezdim.İkisine de fazlasıyla ihtiyacım vardı.
Kız ikimizin arasına kaçamak bakışlar atarak "Elbette benim kıyafetlerimi kullanabilirsin.Aralarında büyük parçalar da olduğunu sanıyorum." diyerek ukala bir tavır sergilediğinde onu çok da takmaya çalıştım.Yaklaşık 13-14 yaşlarında göründüğünden onun bu tavırlarını gelişim çağında olmasına veriyordum.Yine de bu kesinlikle sinir bozucu olmadığı anlamına gelmiyordu.
Arthur sözünü ettiği gibi beni bu sefil durumdan çıkaracak kıyafet bulmaya giderken yanımdan geçti."Burada bekle ve birinin seni görebileceği yerlerde durmamaya çalış."
"Neden ki?" Kendine özgü gülüş tarzı gamzelerini ortaya çıkartırken dudakları ağzını okuyamayacağım şekilde sessizce mırıldandı."Emin ol babamla tanışmak istemezsin." Saraya doğru ilerlerken saçlarının kokusu hafif bir rüzgarla içime doldu.Temiz ve odunsu aynı zamanda burun kaşındıran ilginç bir kokuydu.
Demek istediğini gayet iyi anlamıştım.Kendrick ile karşılaşacağım bir fırsatı daha sonra yaratmam çok daha iyi olurdu fakat bunu başka zaman elde edebilir miydim bilmiyorum.Saraya tekrar tekrar girmek gerçekten meşakatli bir işti.Bu yüzden tam tersine yaşlı pisliğin ilgisini çekmek işleri hızlandırmak için daha iyi olabilirdi.İkisini de yakından tanımalı ve hâla elimde olmayan planları uygulamalıydım.
Of bu gerçekten o kadar can sıkıcı bir durumdu ki! Daha sakin bir kafayla düşünebileceğim zamanım bile olmamışken çoktan iki gün geçmişti bile.Ve yorgunluk hala bedenimde büyük bir ağırlıktı.
Kasılan omuzlarımı ovuşturarak az da olsa hafifledim.Koskoca sarayda balodan sonra bütün hizmetçiler,muhafızlar sanki ortadan kaybolmuş gibiydi.Gerçi ilk geldigimde de bekledigimden çok daha ıssızdı saray; tüneli andıran uzun ve bitmek bilmeyen koridorlar,geçmişini hatırlayamayan bir kadın,genç bir doktor,kabus gördürecek kadar kasvetli odalar...Her şey çok boğucuydu.
Sarayın dışı ise bunun tamtersi olacak kadar cennetlik bir manzaraya sahipti.Kafamı yukarı kaldırdığımda gökyüzünü yerine koca bir kubbe etrafı sararken yabancılık çekmeyeceğim,aydınlık ve geniş bir akvaryumun içindeki dünyaydı burası.
Çirkin yönünü görmeyi ise iple çekiyordum.Lanet olası bu insanların yüzünü herkesin görmesini istiyordum.
Düşüncelerime ara verdiğimde ve küçük kızın yanına doğru ilerlediğim sırada yukarıdan yükselen bağırış sesleriyle kafamı saraya doğru çevirdim.Camı parçalayarak bahçeye düşen cisim az daha kafama geliyorken son anda kenara çekildim.Hem ben hem de kız ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk.Keskin parçalara ayrılmış kristaller etrafa saçılarak yere düşerken çığlık sesleri yükseldi.
"Kızımı istiyorum,kızımı!Nereye kayboldu?Zihnimde bir yerlerde ama ona sarılamıyorum bile!Bırak." Çılgına dönmüş bir annenin içinden çıkan isyandı bu.İnce perdenin ardında görünen birden fazla kişi vardı.Kadın elini kırık camların ardındaki çerçeveye sertçe vururken tutunmaya çalışıyordu.Bu görüntü karşısında için sızlarken kadının sesi yavaş yavaş kesildi.Artık içeride görünen kimse yoktu...
Oraya gidip ne olduğuna bakmamak icin kendimi çok zor tutuyordum fakat bunu az çok tahmin ediyordum.Kadın kendinde değildi,yine de hala sarayda hizmetçilik yapıyordu.Kim bilir gün içinde kaç kere kızının hayalini görüyordu.Pisikolojisi yerinde değildi fakat bu birileri tarafından bastırılıyordu.Muhafızlar sadece kralın emirlerini yerine getiriyordu.
"Gerçekten çok korkunçtu." Arkamdaki kız gözünü devirerek tekrar yemek yemeye devam etti."Neden böyle bir hayat yaşamak zorundayım bilmiyorum.Sadece diğer prensesler gibi normal insanların olduğu bir sarayda yaşayabilirdim.Ah gerçekten."
Kime çekmişse bu kız büyük haliyle karşılamak istemeyecegim kadar uyuz bir hali vardı.
Karnım guruldarken masaya yaklaştım.Onun yüzüne bakıyordum fakat her an elimle tabağındaki yemekleri avuçlayıp mideme indirebilirdim."Adı ne senin?" diye sordum.Biraz kaba kaçtığını düşünmüştüm ki, pembe dudaklarını yalayarak soruma yanıt verdi.
"Myrta.İsmimin anlamı Mersin ağacından geliyor.Güzellik,saflık,sevgi ve bereket yönüyle Yunan tanrıçası Afrodit ile ilişkilendirilmiş."
Ne anlama geldiğini çok da merak etmiyordum ama neyse.
"Güzel bir isimmiş."
"Senin adın ne peki?"
"Alberta." Ne anlama geldiğini eklememek için dilimi zor tuttum.(Alberta:Asil ve parlak anlamına gelmektedir.)
"Buralara yabancı görünüyorsun.Senin yaşlarındaki çoğu kişiyi tanıyorum.Hmm hatta adı Annabell'di sanırım?Yakın zamanda sarayda onu gördüm...Evet,o kız.Tasarladığı elbiseler bütün krallıkta dolaşıyor." Çayını yudumlarken ıslak görünümlü kirpiklerini kırpıştırarak üzerimdeki elbiseyi inceledi."Bu da özel bir tasarıma benziyor."
"Evet ama ne yazık ki ilk halinden eser kalmadı." Bunu gerçekten üzülerek söylüyordum çünkü hayatımda gördüğüm en güzel mavi tonundaki bu hafif elbiseyi üzerimde taşımak bana kendimi az da olsa güzel hissettirmişti.
"Ah işte geldi -Ama..." Az önceki sohbetimiz gayet güzel gidiyordu fakat bakışlarını bir arkama bir gözlerime çevirirken ne yapacağını bilemezmiş gibiydi.Dudaklarının kenarındaki kıvrımlar yok oldu ve benimle ilgisi yokmuş gibi soğuk bir ifadeye büründü.
Arthur ile birlikte babası da gelmişti.Yanındaki koruyucu muhafızların bile önünden yürürken tüm odağı benim üzerime kitlenmişti.Karnım acı verici bir kasıntıyla adeta vücuduma uyarı veriyordu.Beynim olanları düşünmek istemiyordu fakat merak hissi tenimin karıncalanmasına neden oluyordu.Kaçmak istemiyordum,öldürmek de istemiyordum sadece içimi yıllarca kemiren bu hissin sebebi karşısında ezildiğimi hissediyordum.
Bakışları aşşağılarcasına üzerimde geziniyordu.Yaşlanmış yüz hatları o kadar çok Arthur'unkine benziyordu ki bir anda ona karşı hissettiklerinde iğrendim.
Kendrick Salvador.Goldgeist krallığı'nın İmparatoru.Kral Arthur Salvador'un babası.
Ölmek üzere olduğu söylentisi pek doğru mudur bilemem fakat gözle görülür derecede sağlıklı duruyordu.Küçükken fantastik şeylere çok fazla ilgim vardı özellikle Harry Potter ile başlayan bu sevgim çığ gibi büyümüştü.Bu yüzden az çok Kral ve imparatorun farkını biliyordum.Kendrick,ülkeler üssü hükümdar konumundaydı fakat bunun için başka krallıklar da olmalıydı.Aklıma gelen farkındalıkla gözlerim büyüdü.Dev baloncukların içinde birden fazla krallık ve antlaşmalar.Farklı kültürler,insanlar,kostümler...Vay canına bu ilginç olurdu!
Baloncuklar tek tek patladı ve görüş açıma sadece İmparator girdi."Bu kim böyle?Benim bahçemde duran bu pasaklı da kim!" Diye bağırdığında irkildim.Cevap almak için bir oğluna bir kızına bakarken gözlerinden alevler çıkıyordu."Hiç kimse görmüyor mu gelen geçeni?Muhafızlar?Etrafta olamadığım süreçte sizi boş gezesiniz diye mi koydum!?"
Açıkça söylemek istemese de hastalığından bahsettiğini anladım.Bu kadar bağırması herkesi şaşırtmıştı.Kimse konuşacak cesareti bulamıyordu yalnızca kolunda kıyafetlerle koşede kalmış Arthur'un yerinde kıpırdanır gibi olduğunu gördüm.Dikkatli bir ses tonuyla,
"Baba o bizim misafirimiz."
Biraz beklerken söyleyeceği şeyin ağzından cikmasinin doğru olup olmayacağını ölçer gibiydi.Gözleri bahçedeki herkes üzerinde gezindi ve en sonunda beni buldu.Boğazını temizleyerek,
"Myrta'nın yeni vals öğretmeni." Dedi.Artık yüzünde kendinden emin ve sırıtan bir ifade vardı.
___________________________________
Uzun zamandır bölüm atamadığım için üzgünümm😭Yine de umarım bölümü seversiniz(Arada bı yaşam belirtisi verip kaçıcamğmm)😝😘
Desteğinizi bekliyorum💘ve ve bu sefer değişiklik olsun;
Bölümü .../10 üzerinden puanlayın.
Eleştirileriniz varsa açığım.Dikkat etmeye çalışırım.🫶🏼
Arthur'un yeni kız kardeşini nasıl buldunuz? İsmi hoşunuza gider mi bilemedim beğendiniz mi? Yoksa değiştiririm belki ilerleyen bolumlere gelmeden önce🙌🏼
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 2.18k Okunma |
1.38k Oy |
0 Takip |
17 Bölümlü Kitap |