

Akşam güneşi evin içini turuncuya boyuyordu.Sanırım yemeği biraz fazla kaçırmıştım bu yüzden kıvranıp duruyordum.Sonra aklıma yürüyüş yapmak geldi.Hem karnımdakileri eritir hem de bu güzel kasabanın keyfini çıkarırdım.Tabi kime göre neye göre güzel.Çünkü aslında burası çok da modern bir yer değil.Evler eski püskü,resmen dökülüyor.Ama ben burda doğup büyüdüğüm için burası benim güzel Steamburg kasabam.
Çamaşırları asan annemin yanına gittim.Evimiz küçük olduğu için bir ucundan diğer ucuna gitmek sekiz adım falan sürüyordu.Zaten tek çocuk olduğum için annem ve ben buraya sığıyorduk.Annemin arkasına geldiğimde omzuna iki kere vurdum ve konuştum.
"Anne ben biraz yürüyüşe çıkıyorum" dedim.Bir anda arkasını dönünce korktum.Düşecek gibi olduğunda hızla kollarının altına girdim"İyi misin?" Zar zor yutkundu ve kafasını salladı.Bu halleri beni çok endişelendiriyordu.
"Kızım sen de ne sessiz sessiz geliyorsun arkamdan ödüm koptu"
"Annecim asıl ben korktum" İyi olduğuna emin olduktan sonra yavaşça geri çekildim.Tam arkamı döndüm gidiyordum...
"Eve geldiğinde olmayabilirim.Georgina teyzen hastalanmış ona bakmaya gideceğim."
Yanına gidip yanağına kücük bir öpücük kondurdum."Tamam ama lütfen kendini çok yorma."dedim ve üstümü değiştirmek için odama gittim.Sevgili babamdan kalma belki de otuz senelik olan dolabımı açıp içinden kıyafet seçmeye çalıştım.
Yoktu.
Birbiriyle uyumlu hiç kıyafetim yoktu.
Uyumlu olmasını boşver hepsi eskiydi.Tipik ergen triplerine girip bütün kıyafetleri odaya saçmadan önce dolabın kapağını kapadım.Yatağımın kenarına oturdum.
Giyinecek bir şeyler aramaktan ter içinde kalmıştım.Elimin tersiyle alnımı sildim.Sonra gözüme telefon çarptı.Madem terledim o zaman ben de bizim kızlarlarla okyanusa girerdim.Yatağın baş ucundaki sehpadaya uzanıp telefonumu aldım ve Darlayı aradım.Uzuuun uzun bekledim.Kardesi Lillesol ile kavga ettigini düşünüyordum.Yine de sabırla bekledim.Sonunda açtığında telefondan bağırışlar geliyordu.
"Ya bi dur diyorum sana gerizekalı! telefonla konuşacağım" (vurma sesleri)
"Kanka bekle ben hallediyorum.Çık dedim odamdan! Hâlâ ne bekliyorsun!? Naş naş." (düşme,kapı kapanma,çığlık sesleri)
"Heh kanka ne diyecektin?"
"Kavganızı böldüm ama şey diyecektim okyanusa gidelim mi?Pamelayı da çağrırız.Güzel olur diye düşündüm."
(Kapı yumruklama sesleri)
"Olur olur zaten ben de daraldım bu evden hemen hazırlanıyo..." bip bipp bippp
Sessizlik.
Artık buna şaşırmıyordum bu yüzden hiç beklemeden Pamelayı aradım onun hayatı Darlaya göre daha sakin ki telefonu hemen açtı.
"Alo?"
"Alo kanka Neber?Hiç aramıyorsun aşk olsun yani darıldım"
"Kanka sürekli ders çalışıyorum vakit olmuyor ki"
"O yüzden mi her aradığımda telefonu pat diye açıyorsun."
"Ne alaka canım asla telefona bakmıyorum.Ya valla özür dilerim çok boşladım seni bir daha olmaz canımmm kankam"
"İyi iyi tamam.Darlayı da alıp üçümüz okyanusa girmeye gidelim dedim sen de gelsene"
"Bilmiyorum yaniii şimdi ders falan yapmam lazım"
"Aynen kanka,on dakikaya kapındayım hazır ol"
Telefonu kapatır kapatmaz yataktan fırladım ve açık mavi renk,üstünde siyah dalgalı şeritler olan mayomu giyindim.En azından kıyafetlerimden daha düzgündü.Saçımı da kıskaçlı tokayla topladım.Ve evin anahtarını alıp çıktım.
Kapıdan dışarı adımımı atar atmaz yüzüme tatlı bir sıcaklık vurdu.Hava o kadar sıcaktı ki şuracıkta eriyebilirdim.Bir de karnım davul gibi olduğundan hiç yürüyesim yoktu.Soğuk suya gireceğimi düşünerek zar zor da olsa yürümeye başladım.Meydandaki tezgahlar her ne kadar toplanmaya başlasa da burası hep kalabalık olurdu.Bu yüzden insanlara çarpa çarpa ilk önce Darla'nın evine gittim.Onun evi çarşının başındaki,çok dik ve rengarenk merdivenlerin olduğu bir sokaktaydı.Daha eve yaklaşmadan Darla'nın kapının önünde beni beklediğini gördüm.El salladım.Beni görünce yüzü adeta parladı.Bu kız beni ne ara bu kadar sevmeye başlamıştı?Sonra bana doğru koşar adım yürüdü.
"Ay kanka nerde kaldın.Şu bücürden kurtulacağım diye evden erken attım kendimi."Hee şimdi anlaşıldı neden bu kadar mutlu olduğunun. Elini evlerine doğru salladı.O sırada küçül Lillesol de camdan bizi izliyordu.Sonra orta parmağını kaldırdı ve somurttu.
Gülümsemeden edemedim.Sonra o da gülmeye başlayınca kahkahalara boğulduk.
"Neyse hadi yürü şimdi daha fazla bulaşacak bize" dedim ve kolunu çekiştirdim.Sonra havadan sudan konuşarak Pamela'yı almaya gittik.Onu da aldıktan sonra okyanusa doğru yola çıktık.Bu gittiğimiz koyda genelde çok fazla insan olmaz bu yüzden biz de genelde buraya geliyoruz.Okyanus havası burnuma iyice dolmaya başlamıştı.İşte bu kokuya bayılıyorum.İçimden geldiği gibi yüzmek,suyun huzur veren sesi beni özgür hissettiriyor.Tıpkı eskisi gibi.O zamanlar ne kadar zengindik.Sadece biz değil bütün Steamburg halkı.Yani özgürlükle parayı çok da bağdaştırmak istemiyorum ama insan o zamanları özlüyor.Keşke eskisi gibi yaşayabilseydik.
Ben düşüncelerime dalmışken yol çok tan bitmişti.Havlularımızı kuma serdik ve üstüne getirdiğimiz atıştırmalıkları koyduk.Kızlar hemen girmek istemediklerini söylediler.Ama ben daha fazla dayanamazdım bu yüzden üstümdeki elbiseyi çıkardıp okyanusa doğru ilerledim.Su ayağıma değince ürperdim normalde bu kadar soğuk olmazdı.Her halde güneş batmaya başladı diyedir diye düşündüm.En iyisi direkt dalmak diyerekten suya girdim.Su o kadar berraktı ki yüzeye vuran güneş kumlara kadar ulaşıp onları kristal gibi parlatıyordu.Sonra gözüme kör edici bir ışık çarptı.Işığın olduğu tarafa elimi gözüme siper ederek zar zor baktım.Tam olarak net değildi ama sanki yuvarlak bir girdap gibiydi.Portal gibi.
Nefesim bitmek üzereydi.İstemeyerek de olsa yüzeye çıktım ve derin bir nefes alıp suya tekrar daldım.Bu sefer ışık azalmıştı şimdi daha net gördüğüm portalın ortasında birbirine girmiş mavi,kahverengi ve sarı tonları vardı.İçinde ne olduğunu merak ediyordum.Biraz da korkuyordum.Ama şimdi çekip gidersem ya bir daha karşıma çıkmazsa?Belki kader bunu benim karşıma çıkardı ve bunun içine girmemi bekliyor.Evet biraz saçma yani istersem bunu hiç görmemiş gibi yapabilir ve sıkıcı hayatıma devam edebilirim.Portalın rengi solmaya mı başlamıştı? Tamam karar vermem gerekiyor.Bir kere denemekten zarar gelmez dimi?
Gözlerimi sımsıkı yumdum ve elimi portala doğru uzattım.İçim bir garip mi olmuştu?Başım dönmeye başladı.Öğğh midem bulanıyor.Hâlâ gözüm kapalıydı.Açmaya cesaret edemiyordum.Umarım bu kötü bir fikir değildir.Tamam hayat sıkıcı ama ölmek de istemem yani.Buranın sonu nereye varacak acaba?diye düşünürken yüz üstü yere düştüm.Sert bir düşüş bekliyordum fakat canım hiç acımamıştı.Yer yumuşacıktı.Sonunda gözlerimi açmaya cesaret ettim.Fakat hiç hayal ettiğim gibi bir yerle karşılaşmadım.Ne hayal ettiğimi bilmiyordum ama etrafı pis tuğla duvarlarla çevrili,sonu gözükmeyen,suyun içinde olmasına rağmen rutubet kokan labirent gibi bir yerle karşılaşmayı ben bile beklemiyordum.Arkamı dönüp geçit yerinde mi diye baktım fakat yoktu.Sırtımda bir ürperti hissettim.
Kesik bir nefes alıp arkama dönmeye cesaret etmiştim ki beni sıkıca tutan bir çift kol hissettim.Bir eliyle kolumu tuttu diğer eliyle boğazıma hançerini dayadı ve kulağıma yaklaşıp sessizce sordu
"kimsin?"
________________________________________
Bölüm vibe



Ai ile oluşturmaya çalıştığım görsel🤧

Ana ve yan karakterleri de daha sonra paylaşacağım.İlerleyen bölümleri takipte kalın🙏🏿Eğer hikayeme şans verdiysen coook teşekkürler yorumunu beklerim🫶🏽💗
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 2.18k Okunma |
1.38k Oy |
0 Takip |
17 Bölümlü Kitap |