10. Bölüm
Fatmanur Kaymaz / İNCİ / BÖLÜM-10

BÖLÜM-10

Fatmanur Kaymaz
kitaphayatsiir

Aldandım mı? Aldatıldım mı? Sorunun cevabını bulmaya çalıştığımda suratıma farklı bir kapı kapanıyor. Bazen gözü yaşlı ayrılıyorum kapılardan, bazen ise eli boş. Bilemezsin kimseyi, kimsenin içini… Değmez diyorum ama merak da ediyor insan. Neden, neden aldatıldım? Üzgünlük, pişmanlık, keder, mutsuzluk peş peşe sıralanmış. Satranç oynuyorlar sonucu bulabilmek için. Lakin nafile. Satranç hep mata kalıyor, hep berabere. Demek ki sevmemiş bunu anladım. Oysaki sevilmek duygusunun tatlı kokusunu çekmiştim ciğerlerime. Meğer yalancı bir kokuymuş…

Yaklaşık bir haftadır yatağa bağımlı hayat yaşıyordum. Kimseyle görüşmek, konuşmak istemiyordum. Yemeklere inmiyordum. Günlerdir odama doktor geliyordu. İğneler ve serumlar eşliğinde hayatım devam eder olmuştu. Uyunca hayat çok güzeldi. Hayaller dünyasında yaşamak, gerçeklerden uzak kalmak… Çünkü gerçekler acıydı, gerçekler acıtırdı. İnsanı yakardı, alev gibi içine çekerdi. Üzerine su serpen olmazdı. Mümkün müydü, ben de hayata tutunabilir miydim? Geçer miydi her şey? Yeniden sevebilir miydim? Yeniden güvenebilir miydim? Birinin gözlerine derince bakabilir miydim? Bilmiyorum. Bilinmezlikler içinde kayboluyorum. Keşke bir el tutup çıkarsa beni. O kadar yardıma muhtacım ki…

“Bu kadar dinlenmek yeter artık, hadi kalk bakalım.” Kapının arasında her zamanki giriş şekliyle gülümseyen surat belirmişti. “Gelebilir miyim?”

“Sana hayır demek imkânsız gibi bir şey Aka.” Gülümsemeye çalıştım.

“Hazırlanman için 15 dakikan var. Seni aşağıda bekliyorum. Ben de o sırada Selma ablanın enfes kurabiyelerini mideme indireyim.” dedi ve kapıyı kapatıp çıktı.

İtiraz etmeye hakkım yoktu anlaşılan. Elimi yüzümü yıkayıp dolabımda elime ilk gelen kıyafetleri üzerime geçirip, odamdan çıktım.

Annem sanki yıllardır beni görmemişçesine sıkıca sarıldı. “Ah canım kızım.”

“İyiyim annecim.” dedim zorla gülümsemeye çalışarak.

“Ben size dedim bana bırakın diye.” dedi Aka tüm dişlerini göstererek. Sonrasında ağzına tekrardan kurabiye attı. Hızlıca yedikten sonra konuşmasına devam etti. “Hadi bakalım oyalanmayalım işlerimiz uzun.” Kapıya doğru yöneldi.

Ben salonun ortasında ne olduğunu anlamaya çalışıyordum ki Aka hızlıca yanıma geldi.

“Sen de iyice alıştın anlaşılan benim servisime.” dedi ve kucağına aldı beni.

“Aka ne yapıyorsun.” dedim.

“Başka türlü hareket edeceğin yok biraz tempo.”

Annem ve Selma abla arkamızdan kıkırdamaya başladı. Aka arabanın kapısını açtı beni koltuğa oturttu ve emniyet kemerimi taktı. Kendisi de koltuğa oturunca, neden yaptığını sorgularcasına baktım yüzüne.

“Alışma her zaman yapmam.” dedi ve arabayı çalıştırdı.

Uzun süre sessizlik oldu. Ben bir haftadır dışarı çıkmamanın verdiği yorgunlukla dışarıdaki insanları seyre dalmıştım. Sonra Aka’ya döndüm. “Nereye gidiyoruz?”

Cevap vermedi. Suskunluk beni endişelendirmişti. “Arkın’la mı konuşacağım?”

Aka biraz sinirlenir gibi olmuştu. “Ne Arkın’ı unut onu artık.”

Cevap vermedim, vermek istemedim. Ben susunca Aka konuşmaya devam etti. “Hayat devam ediyor ve sen yeniden beyaz bir sayfa açacaksın. Ne olursa olsun unutacaksın, unutmalısın. Başka türlü yaşanmaz. Buna mecbursun. İleride birini seveceksin. Ona âşık olacaksın.”

Lafını böldüm. Gözlerinin içine baktım. “Güvenebilecek miyim?”

Aka cevap vermeden arabayı kullanmaya devam etti. Cevap vermeyeceği belliydi. Ben de üstüne gitmedim. Demek ki insanlara güvenmek çok zordu. Bunu ikinci kez yaşıyor olmak o kadar zordu ki. Yıllarca ailem bildiğim kişiler ailem değildi. Ne olduğunu öğrenememiştim. Üstelik hayatın acılarına göğüs germeye çalışırken yeniden darbe yemiştim. Hem de çok acı bir darbe. Kalkabilecek miydim? Üstesinden gelebilecek miydim? Belki başarabilirdim ama tek başıma değildi…

“Daha önce birini sevdin mi?” dedim Aka’ya meraklı gözlerle bakarak.

Aka aniden fren yaptı. “Hop yavaş Aka, lütfen. Daha yeni komadan çıktım tekrardan girmek istemiyorum.”

“Bakıyorum komada espri kabiliyetin gelmiş. Arada yap sen şu koma işini.”

“Haha çok komik.” diye yüzümü buruşturdum.

“Az daha geldiğimiz yeri geçecektim o yüzden ani fren yaptım özür dilerim.”

Gözlerim geldiğimiz binanın önünde seyahat ediyordu. Biraz daha inceleyince buranın bir psikolog olduğunu gördüm. “Çok kötü durumda değilim eminim ki kendi kendime atlatabilirim.” Sonra gözlerimi devirerek “Yani belki, tam da emin değilim.”

“Sen psikolog olmak istiyordun. Ben de seni psikolog nasıl olunur öğrenmen için getirdim.” Biraz duraksadı. “Eğer istersen psikologdan yardım alabilirsin ama benim asıl amacım gelecekte olmak istediğin mesleği görmen.”

İkimiz de arabadan indik. Ben etrafı incelediğim için yavaş yavaş yürüyorduk. Kapıya geldiğimizde içeriye girmeden önce kapıda yazan doktorun ismini okudum ‘Buket Yalçın’

Aka yavaşça kapıyı açtı. İçeriye adım atar atmaz. Doktor buket hanım ayağa kalktı. “Hoş geldiniz Akacım.” Gerçek bir gülümseme yerleştirdi suratına. Aka’yı gördüğü için çok mutluydu anlaşılan. “Buyurun lütfen bende sizi bekliyordum.”

Buket Hanım tahminimce Aka yaşlarındaydı. Arkadaşlar mıydı acaba? Çok samimi bakmışlardı birbirlerine. Yoksa arkadaştan da öte miydi? Buket hanım güzel bir kadındı. Sarı bukle bukle saçları, yüzünde hafif makyaj ve beyaz önlüğüyle çok güzel görünüyordu.

“Beni kırmadığın için teşekkür ederim Buket. Bu bilgilendirme İnci için çok güzel bir deneyim olacak. Üniversite sınavına az kaldı ve psikolog olmak istiyor. Tavsiyelerine ihtiyacı var.” dedi Aka, sonra bana döndü. “Buket benim liseden arkadaşım.”

Elimi uzattım. “Memnun oldum.”

Buket Hanım’la tokalaşma faslını geçince yerlerimize oturduk. Aka’yla beraber kısaca eski günleri yâd ettikten sonra benim neler yapmam gerektiğinden bahsetti. Mesleğin zorluklarından, kolaylıklarından zevk duyduğu noktaları etraflıca anlattı Buket Hanım. Meslek iyice kafama oturmaya başlamıştı. Sanki hayalini kurduğum hayat bu dercesine dikkatlice dinliyordum.

“Peki.” dedim acaba sorsam mı sormamsam mı emin olamadım. Sonrasında devam ettim sözcüklerime. “Psikolog olunca kendi dertlerime de çözüm bulabilir miyim? Kendime de iyi gelir miyim?

“Terzi kendi söküğünü dikemez derler İnci.” dedi Aka. “Ben kendi davalarıma avukatlık yapabilir miyim hiç?”

Buket Hanım’la gülüşmeye başladılar. Sohbet biraz daha devam ettikten sonra Aka müsaade istedi ve kalktık.

“Bana kahve sözün var Akacım unutma lütfen.” dedi Buket Hanım heyecanlı bir ifadeyle.

“Sözüm söz.” dedi Aka tebessüm ederek.

Klinikten çıkıp arabanın kapısına geldiğimizde durdum. “Senin neden bu kadar şık giyindiğin belli oldu Aka Erozon.”

“Nedenmiş?”

“Acaba acaba…” dedim gülerek.

Arabaya bindik. Devam ettim konuşmaya. “Güzelmiş Buket Hanım.”

“Sen daha güzelsin.” dedi yanağımdan makas aldı.

“Ya Aka dalga sırası değil, fakında mısın sana çok başka bakıyor.”

Aka önce güneş gözlüğünü taktı sonra arabayı çalıştırıp bana döndü “İlgilenmiyorum.”

Bir süre sessizlik hâkim oldu arabanın içinde. Ben geçmiş ile gelecek arasında sıkışmış kendimce kararlar alıyordum dışarıdaki insanlara bakarak. Bugün daha iyiydim. Demek ki zamanla daha iyi olacaktım. Buna inanmak istiyordum. Aka bugün çok güzel bir şey yapmıştı. Bana çok iyi gelmişti. Beni iyileştirmek için daha fazlasını yapacağını biliyordum. Her daim yanımda olan, düştüğümde elimden tutan birisiydi benim için. Peki hangi sıfatla? Arkadaş mı? Kardeş mi? Aile dostu mu? Abi mi? Neydi Aka?

Aka’nın telefonu çalınca düşüncelerimden sıyrıldım. “Efendim Semih?”

Semih şirkette çalışan bir avukattı ama Aka için daha fazlasıydı. Birbirlerine kardeş gibi bakarlardı. Semih ve Aka liseden beri çok yakın dostlarmış. Tabi ben o zamanları bilmiyorum. Neyse Semih’in ailesinin pek durumu olmadığı için üniversite okutmaya güçleri yokmuş ama Semih fazlasıyla azimli ve çalışkan bir öğrenciymiş. Üniversiteyi kazanınca okutamayacaklarını dile getiren ailesi, Latin amca tarafından ikna edilmiş. Aka ve ailesi çok fazla destek olmuşlar Semih’in okuması için. Hukuk fakültesini bitirip kaliteli bir avukat olunca Latin amca, Semih’i kaçırmadan şirketinde çalışması için iş teklif etmiş ve işe başlamıştı. Bir an düşünmeye başladım. Semih ve Aka aynı yaşıt. Fakat Semih okulu bitirmiş, Aka ise üniversiteye devam ediyor. Aka zaten oturup ders çalışacak biri değil ki. Neden düşünüyorsam. Alttan ders bıraka bıraka bitirememesi çok normaldi.

“Tamamdır. İnci’yi bırakıp geliyorum.”

Telefonu bırakıp bana döndü. “Toplantı var da onu haber veriyor. Yani toplantı için şık giyindim İnci Uz.”

Asla cevabın altında kalmazdım. “Toplantıya Buket de geliyor öyleyse.” Gülmeye başladım.

“Psikolog olmak yerine stand up işini mi düşünsen acaba?”

Birlikte gülüp eğlendikten sonra eve gelmiştik. “Bugün için teşekkür ederim Aka.”

“Rica ederim. Kendine iyi bak. Yanına uğrarım müsait olduğumda.”

Onaylayarak arabanın kapısını kapattım ve eve doğru yürümeye başladım. Kapıyı açınca annem sıkıca sarıldı. “Hoş geldin canım kızım.”

“Sen bana böyle sarılacaksan ben arada gireyim böyle depresyona.”

“Hah şunun dediğine bak.” diye kahkaha attı annem. Sonra devam etti cümlesine “Odanda misafirlerin var fazla bekletme istersen.”

Meraklı gözlerle annemi süzdüm. Genelde Aka’dan başka gelen olmazdı yanıma. Tabi bir de canım arkadaşlarım.

Odamın kapısını açında tam üç dakikalık sıkı bir kucaklaşma yaşandı. Şu sahnenin bozulmasını hiç istemiyordum. Çok iyi gelmişti bana. Dost sıcaklığı her acıyı iyileştirirdi.

Aka sağ olsun her şeyi anlatmış arkadaşlarıma. Deniz ve Çiğdem ise beni rahatsız etmemek adına biraz toparlanmamı beklemişler. Aka, onlara ayağa kalktığımı söylemiş olacak ki hemen ziyaretime gelmişler.

“Eee.” dedim meraklı gözlerle. “Bensiz okul nasıldı? Herhangi bir yaramazlık oldu mu?”

Çiğdem hemen atıldı. “İnanamayacaksın ama sen o halde okuldan çıkıp gidince biz önce anlayamadık. Aradık açmadın. Sonra tabi en son Dilan’la konuşup bu hale geldiğin için Deniz dayanamadı Dilan’ı hırpaladı. Sonrasında müdürün yanına gittiler. Aileler geldi filan.”

“Ciddi misin?” dedim şaşkın halde sonra Deniz’e döndüm. “Çiğdem abartıyor diye umuyorum.”

“Yoo bunca sene içimde kalmıştı zaten üstüne seni de üzünce dayanamadım. Pişman değilim aklım hala yapamadıklarımda.” dedi ve son cümlesinden sonra gülmeye başladı. Deniz gülünce biz de kahkahasına eşlik ettik.

“Şunu ne yapmayı düşünüyorsun?” Çiğdem masanın üzerinde Arkın’ın bana hediye ettiği yastığı gösteriyordu.

“Bence yakalım.” diye atıldı Deniz.

“Hayır.” dedim. “Emanetleri sahibine geri vermek gerekir. Bana ait olmayanları yakmam, çöpe atmam ve bende kalması da doğru değil.”

“Başladı yine Polyanna’cılığa. İnci şu durumda bile aynısın. Kaliteli bir Polyanna.” diyerek gülümsedi.

Çiğdem meraklı gözlerle hemen atıldı. “Ama nasıl vereceksin ki?”

“Bilmiyorum ama çok da düşünmek istemiyorum. Bence Aka yardımcı olur bu konuda.” dedim.

Hınzırca sırıtmaya başladılar. “Noldu? Neden sırıtıyorsunuz?”

İkisi aynı anda “Hiiiç.” diye cevap verince cevabımı almıştım fazlasıyla. Deniz bulunduğu konumdan hemen ciddileşerek çok daha önemli bir mevzu giriş şekline hazırlandı.

“İnci, belki bana kızacaksın ama ben senin aile durumundan Çiğdem’e bahsettim.” Yüzünü devirdi Deniz.

Çiğdem hemen atıldı “Bunun tribini sonra atacağım aklında bulunsun. Benden sakladığın için.”

Deniz devam etti “Biz sana yardımcı olmak istiyoruz. Gerçeği öğrenmek, yani sana yardım etmek istiyoruz. Bence el ele verirsek bunu başarabiliriz. Ancak ‘unuttum, boş verelim’ dersen kapatırız bu davayı hem de hiç açmamak üzere.”

“Hayır.” dedim sert bir şekilde. “Hiçbir şey gizli kalmamalı öğrenmeyi çok istiyorum. Artık sorularıma cevap bulmak istiyorum. Ama nasıl?”

Yapabilecek miydik? Gerçekten sırları dökebilir miydik? Dostluk halleder miydi sorunları? Sorulara cevap bulabilir miydi?

“Biz bir plan yaptık bence sen de onay vereceksin.” dedi Deniz ciddiyetle.

Cevap vermesini bekledim. Merakla başımı salladım. “Müge Anlı’ya başvuracağız.” diye devam etti Deniz.

Önce anlayamadım. Sonra kafamda cümleyi tekrar ettim. Şaşkınlığım devam ediyordu. Ben anlamsızca bakarken Deniz ve Çiğdem haykırarak gülmeye başladı. Bu sefer bu kahkahaların aşağıdan duyulduğuna emindim.

“Şaka şaka.” dediler aynı anda. Tekrardan gülmeye devam ettiler. Eğlencelerinin son dozlarını içlerine çektikten sonra Çiğdem, dâhiyane fikir sunacakmışçasına aniden ciddileşti “Tüm cevapların sizin şirkette yani avukatlık bürosunda olduğuna inanıyoruz. Belki bir dosya belki bir ipucu ama orada olması yüksek ihtimal.”

Çiğdem cümlesinin bitirir bitirmez Deniz devam etti, “Bu yüzden Semih’le akşam plan yaptım yemeğe çıkıyoruz. Ben elimden geldiğince öğrenmeye çalışacağım sen de bu sırada Aka’yı görme bahanesiyle şirkete gidersin bulduğumuz ipuçlarını birleştiririz.”

Sonra durdu benden onay bekledi. Fikrine övgü yağdırmamı bekliyordu anlaşılan. “Helal olsun ya, Semih’i nasıl ayarladın? Tebrikler, önünde saygıyla eğilmek istiyorum. Ben Aka’nın yanına uğrarım o sorun olmaz. Sen kendine dikkat et.” Durdum sonra Çiğdem’e döndüm “Sen ne yapacaksın bu arada Çiğdem? Şirketten hangi şanslı kişiyle flört etmeyi düşünüyorsun?” dedim gülerek.

“Ben evde test çözmeyi planlıyorum.” dedi arkasına iyice yaslanarak. Sonra heyecanla bize doğru tekrardan yanaştı “Geçenlerde eski bir habere denk geldim. Deniz’in geçenlerde bizi götürdüğü yerde seneler önce büyük bir kaza olmuş, sanırım biri ölmüş ama tam detaylı bilmiyorum. Zaten haberin üstü de kapanmış zamanla.”

Deniz’le birbirimize üzücü bakış attıktan sonra elim istemsizce kolyeme gitti. Kolyenin hikâyesi neydi acaba?

Saat geç olmuştu. Arkın’dan kalan hediyeleri poşetin içine yerleştirip kapının yanına koydum sabah unutmamak için. Son olarak kitap vardı Arkın’dan kalan. “Kar Tanesi”. Onu da poşete koydum. Kitabın devamını çok merak ediyordum. Bilgisayarımı açtım ve kitap sitelerinde kar tanesi kitabını almak için araştırma yapmaya başladım. Sonuçlar beni şaşırtmıştı. Hiçbir sitede kitap yoktu. Satış yok yazıyordu. Araştırmalarıma devam ederken haber başlığı dikkatimi çekti “KENDİNİ SAKLAYAN YAZARIMIZ ZEMHERİ’NİN KARTANESİ KİTABI’NIN NEDEN BASIMI DURDU?” Bu çok ilginçti. Merakım gittikçe artıyordu. Elim istemsizce kolyeme gitti. Sanki bu kitabı mutlaka okumam gerekiyordu. Koyduğum poşetten kitabı çıkarttım, yatağıma uzandım ve kaldığım yerden okumaya devam ettim.

İki gündür elime kartviziti almış uzun uzun düşünüyordum. Tekrardan incelemeye başladım. ‘Doç. Dr. Meftun ALİCAN Akev Üniversitesi Dekan Yardımcısı’

Altında ise numarası vardı. İki gündür elimden düşmeyen bu kart sayesinde numarasının rakamlarını tek tek ezberlemiştim. İçimden ise Meftun Alican dekan yardımcısı diye geçiriyordum.

Belki de aradığım fırsat buydu. Biraz dişimi sıkarsam iyi bir mesleğim, iyi bir hayatım olurdu. Tek başıma sessiz sakin geçinirdim. Aynı zamanda kazandığım paralarla amcamlara da yardım ederdim. Kuzenlerimi bile okuturdum. Evet mantıklıydı. Sonuçta okulda ne masrafım olacaktı ki? Yol parası derdi yok, yurt derdi yok, yemek derdi yok… Okul çıkışları yine bakkalda çalışırdım. Derslerimi iyi dinler iyi notlarla bitirirdim üniversiteyi. Ayrıca iyi nota da gerek yoktu sadece bitirsem yine yeterdi. Sonra iş bulurdum. Hem de güzel bir iş. Sinema veya radyo sektörüne dair ne olursa. Aklımı kurcalamadan durmayan bir soru vardı: Acaba niye sinema ve radyo bölümü? Niye işletme, maliye, iktisat veya başka bölümler değil? Yoksa Meftun Bey’i kurtarırken kılığa girdiğim için mi bu bölümü söylemişti? Ayrıca Meftun Bey, üniversitede hangi derse giriyordu acaba? Bu soruların tek bir yanıtı vardı o da Meftun Bey’i arayıp teklifi kabul ettiğimi söylemekti, sonra kafamdaki soruları ona yöneltirdim.

Zaman kaybetmeden cebimden telefonu çıkarttım. Kapıdan bakkala gelen giden var mı diye kontrol ettikten sonra numarayı tuşladım. Birkaç kere çaldıktan sonra “Alo.” dedi bir erkek sesi. Emin olmak için: “Meftun Alican’la mı görüşüyorum?” dedim sesimi incelterek.

“Buyurun benim.” dedi sesini telefona iyice yaklaştırarak.

“Ben Hüma…Yani…Bakkaldaki kız, hani kartvizit bırakmıştınız.” dedim heyecanlı bir şekilde.

Meftun Bey birden oh çekti. “Şükürler olsun kızım inanır mısın iki gündür düşünüyorum. Bir an için teklifimi kabul etmeyeceksin zannettim.” dedi ve durdu rahat sesi birden gerildi “Kabul edeceksin değil mi? Onun için aramıştın.”

“Teklifinizi düşündüm.” dedim biraz meraklandırmak için “Evet kabul ediyorum.”

Meftun Bey’in mutlu olabildiğini hissedebiliyordum ama bildiğim en önemli şey benim ondan daha mutlu olmamdı. Sanki yeni hayatın kapıları bana gülümseyerek açılmıştı.

“Ama” dedim sözüme devam ederek. “Önce amcamlara haber vermem lazım. Onlarla hiç konuşmadım. Sonra tekrardan ararım ben sizi uygun mudur?”

“Olur kızım, tabi olur. Beni gerçekten çok mutlu ettin.” dedi ve “Haber bekliyorum, iyi akşamlar kızım ailene selam söyle.” diye ekleyerek kapattı.

Hava kararmaya başlamıştı. Bakkalı kapatıp eve doğru yürüdüm. Telefonu kapattıktan sonra sürekli kendi kendime prova yapmıştım. Acaba amcama, yengeme kendimi nasıl izah etsem diye. Beni biraz dinledikten sonra eminim onlar da teklifimi kabul etmeme sevineceklerdi. Sonuçta böyle fırsat milyonda bir kere gelirdi ayağımıza. Bana destek olmasalar bile kararıma saygı duysalar yine benim için yeterliydi.

Kapıyı açtım. Küçücük evin içinde koşuşturan kuzenlerimle karşılaştım. Acaba yine hangi oyuncağı paylaşamıyorlardı?

Üstümü değiştirmek için odama doğru yöneldim. Mutfak arkamda kaldığı için yengemin ne yemeği yaptığı konusunda bir fikrim yoktu. Öyle çok isterdim ki evin kapısını açtığımda mis gibi kokularla karşılaşmayı ama olmuyor işte. O mis gibi kokulu yemekleri çoğu zaman ben yapmak zorunda kalıyordum. Kuzenlerimin odalarına doğru kafamı çevirince odalarının dağınık olması bir yana akşam olmasına rağmen yataklarının toplanmaması yine gözümden kaçmamıştı. Yengem zaten toplamazdı ki. Ben evde olursam toplanırdı buralar. Kendi odama adım attığımda gerçek rahatlığın kokusunu çektim. Evin en rahat odası benim odamdı çünkü tek toplu ve temiz yer burasıydı. Kendi kabuğuma çekildiğim, yalnızlığımı doyasıya çektiğim eski küçük bir oda. Sadece bir yatak ve dolaptan oluşan odama her baktığımda kendimi görüyordum.

Bazen odamın kocaman olduğunu hayal ederdim. Kendi kafamda ‘acaba odanın şurasına ne koyardım, burasına ne koyardım?’ gibi söylemlerle uykuya dalardım. Gözlerimi açtığımda kendi gerçekliğim beni tekrardan içine çekerdi.

“Hümeyra burada bir sürü iş var neredesin?” dedi yengem mutfaktan bağırarak.

“Geliyorum.” dedim hızlıca üstümü değiştirerek.

Elimi yüzümü yıkamak için banyoya girdim. Gördüğüm manzara beni gerçek hayata bir adım daha yaklaştırmıştı. Yıkanmayı bekleyen, çamaşır makinesinin içinde asılmayı bekleyen ve ütülenmek için heyecanlanan bir sürü kıyafet vardı. Düşünmeden edemiyordum, acaba yengem saatlerce evde ne yapıyordu? Ben çalıştığım için işe gitmesine gerek yoktu ki gitmemek için can attığına da eminim. İşi olmamasına rağmen evde saatlerce boş boş oturması ağrıma gitse de bir şey yapamıyordum. En azından ev işlerini halletse yine böyle şeyler düşünmezdim.

Mutfağa girdim. Tezgâhta yıkanmayı bekleyen fazlaca bulaşık vardı. Ocağa doğru ilerledim. Yengem sadece makarna yapmıştı. Kendisi ise oturmuş ekmek kesiyordu. Ekmekle makarnanın çok güzel bir ikili olduğunu yengem sayesinde öğrenmiştim.

“Hümeyra ilk önce bulaşıkları yıka sonra çorba yap sonra da sofrayı hazırla, amcan gelmek üzeredir.” dedi tepeme dikilerek.

Ne desem, ne yapsam bilemiyordum. Bu evde köle olmuştum adeta. Beni kendi kızı olarak yeğeni olarak görmesi gereken yerde hizmetçiymişim gibi muamele yapması benim iyice bu dünyaya karşı kin beslememe sebep oluyordu.

Cevap vermeden bulaşıkları yıkamaya başladım. İşim çoktu. Sadece yemek faslı olsa iyiydi, daha çamaşırlar ve ev temizliği vardı. Bunca zaman sabretmiştim. Belki de karşıma çıkan bu fırsat sabrımın mükâfatıydı. Evin bu halini görünce bu fırsatı kaçırmamış olmanın çok büyük bir lütuf olduğunun farkına bir kez daha varmış oldum. Bulaşıkları yıkadıktan sonra çorba hazırlamak için işe koyulurken mutfak kapısından kafamı çıkarttım karşılaştığım manzara beni şaşırtmamıştı. Yengem ayaklarını uzatmış televizyon izliyordu. Ayaklarını sürekli uzattığı sehpa kırılacaktı ama farkında değildi.

“Amca” dedim çorbayı yediğim kaşığı yavaşça bırakarak.

Amcam ısırdığı ekmeği yuttuktan sonra “Efendim” diye karşılık verdi.

“Ben bir konu hakkında konuşmak istiyordum sizinle.”

Amcam konuş dercesine, yengem meraklı gözlerle bana bakıyordu. Bir yandan ise yemek yemekten kendini alamıyordu.

“Ben Akev Üniversitesinden burs teklifi aldım. Biraz düşününce doğru karar olabileceği kanısına vardım. Sizin için de uygunsa okula başlayabilir miyim?”

“Nereden çıktı bu okul işi?” diye çıkıştı yengem.

Amcam biraz daha sakin davranarak “Hümeyra seni anlıyoruz okumak istiyorsun ama farkındasın ki durumumuz yok. Senin kazandığın ve benim kazandığım para anca evin ihtiyaçlarına yeterken nasıl okutabilirim seni, üstelik üniversite diyorsun. Zengin aileler bile zor durumda kalıyor çocuklarını okuturken. Biz gibi birileri nasıl adım atabilir ki? Burs filan diyorsun ama bunun harçlığı kitabı derken illaki masrafı olacak.” dedi ciddi konuşarak.

Ne anlama geliyordu bu. Ben izin istememiştim ki. Sadece haberleri olsun diye demiştim. Onlardan para istemiyordum.

“Amca” dedim dudaklarımı titreterek “Akev Üniversitesi zaten yakın bize. Masraf da yapmam bunu benden iyi sen biliyorsun. Ayrıca ders çıkışları yine çalışırım bakkalda size fazlasıyla yine destek olurum.”

“Okumak zaman kaybı. Sen iş buldun da daha ne istiyorsun? Sonuçta okuduktan sonra da iş bulup çalışacaksın ne fark eder?” diye sesini yükseltmeye başladı yengem.

Ağlamak üzereydim. Hayatıma gelen fırsat elimden kayıp gidiyordu. Hayal kurmuştum. Üniversite hayali, gelecek hayali ve en önemlisi yalnızlık hayali. Hepsi toz olup uçmuştu.

“Hümeyra üzgünüm ama üniversiteye gidemezsin, bu konu burada kapansın!” dedi amca sesini iyice kalınlaştırarak.

Gözlerimden yaşlar boşalmıştı. İlk başta tek tek akan damlalar şimdi yerini sağanak haline bırakmıştı. Senin bir hayatın yoktu Hüma, bundan sonra da olamazdı.

Sofradan bir hışım kalktım. Odama girdim. Kapıyı sıkıca kapattım.

Yengemin sesi, odanın her yerinde yankılandı “Sofraları toplamayı unutma.”

Kapının arkasına çömelmiş ellerimi yüzüme dayamış ağlıyordum. Ben bunları hak edecek ne yapmıştım? Hani dünya adaletli bir yerdi. Hani mutluluk er ya da geç gelirdi. Hani sabrın sonu selametti. Sabretmekten, sabır kelimesi diğer adım haline gelmişti.

Elime telefonumu aldım. Ağlayan ses tonuyla Meftun Alican’ı arayamazdım ama haber vermem gerekirdi. Mesaj kısmına girdim ve şöyle yazdım: Merhaba ben Hüma. Maalesef teklifinizi kabul edemiyorum. Umarım anlayışla karşılarsınız. İyi günler…

Gözyaşlarım artmıştı. Hıçkırmaya başlamıştım. Telefonum çalmaya başladı. Arayan Meftun Alican’dı. Açamazdım. Kimse benim ne yaşadığımı anlayamazdı. Kime söylersem söyleyeyim derdime asla ortak olamazdı. En mantıklısı dertlerimle kimseyi boğmamaktı. Meftun Alican’ın aramasını meşgule attım. Belki yardımcı olabilirdi ama şimdilik yapılacak en doğru karardı.

Mesaj sesiyle kendime geldim. Meftun Bey atmıştı. ‘Ailen mi? Onlar mı izin vermedi? İstersen gelip konuşabilirim.’

Daha fazla hayal kurup umutlanmak istemiyordum. Telefonumu kapatıp kendimi yayları bozulmuş yatağıma attım. Biraz tavanı izledikten sonra gözlerim kapanmaya başladı.

Normal bir pazar sabahıydı. Arkadaşlarım hep bahsederlerdi pazar maceralarını. Aileleriyle piknik yapmak, sinemaya gitmek ve bunun gibi birçok aktivite yaptıklarını anlatırlardı. Ben ise yorum yapmadan saatlerce onları dinlerdim. Bazen içimden keşke kelimesi geçse de silkelenip kendime gelirdim. Birkaç kere rüyamda ailemle piknik yaptığımı görmüştüm. Onlara doyasıya sarıldığımı, gülüp eğlendiğimizi fakat gözlerimi gerçek hayata açınca saçma dünyaya tekrardan adım atmıştım. O rüyalardan uyanmamayı öyle çok isterdim ki…

Pazar sabahı değil pikniğe gitmek, evin içinden çıkamazdım. Hatta oturamazdım bile çünkü yataktan kalktığımdan itibaren yoğun tempolu gün beni kucaklayıverirdi.

“Ben komşuya gidiyorum. Çamaşırlar, bulaşıklar, ütüler sende bugün.” dedi yengem kapıyı kapatırken. Sanki ben yapmıyormuşum gibi. Zaten sürekli ben yapıyordum. Bunları söylemesine gerek bile yoktu.

Dünkü duygusallığım biraz hafiflemişti. Bundan sonra hayal kurmak yasaktı bana. Yaşanan her şeyi unutmam lazımdı. Ev temizliği bir numaralı çözümdü. İşlerim bittikten sonra üzümlü kek yaparım hem diye geçirdim içimden. Şu hayatta beni mutlu eden şeylerden biri ise üzümlü kekti ama önce yengemin de bahsetmiş olduğu işleri bitirmiş olmam gerekiyordu.

Bütün odaları topladıktan sonra köşe bucak demeden süpürmüştüm. Yıkanacak çamaşırları makineye attıktan sonra ütüleri de halletmiştim. İkindi vakti olmuştu ama yengem daha gelmemişti. Tabi neden gelsin ki, sonuçta evinde temizlikçi vardı. Ayrıca saatlerce dedikodu yapmak varken eve gelmesi normal bir şey sayılmazdı.

Kuzenlerim odalarında sessiz sakin oynuyorlardı. Ödevlerini yapmaları konusunda ısrar edince dayanamayıp önce ödevlerini bitirmişler, sonra da oyun oynamaya başlamışlardı. Ödevlerini yapmaları takdirde kek yapacağımı söyleyince yelkenleri suya indirmişlerdi. Kekin hamurunu yapmış fırına koymuştum. Şimdi sıra akşam yemeklerine gelmişti. Dünden artan biraz çorba vardı onu ısıtırdım, onun yanına da taze fasulye ve pilav yapsam güzel olurdu.

“Acaba aşçılık mı okusaydım?” dedim soğan gözlerimi yaşartırken. Kendime hâkim olamayıp gülmeye başlamıştım.

Odalarından koşturarak gelen kuzenlerim aynı anda: “Kek oldu mu Hüma abla?” dediler tüm şirinliklerini sergileyerek.

“Biraz sonra olur.” dedim yanaklarına öpücük kondururken.

Hava kararmaya başlayınca hazır olmuş yemekleri, kurduğum sofraya taşımaya başladım. Yengem ve amcam az sonra gelirlerdi. Yeğenlerim keki fazla kaçırmış olacaklar ki karınlarını tutarak “Biz yemek yemeyeceğiz doyduk.” dediler hafif kıvranır vaziyette.

Kapının çalmasıyla elimdekileri bırakıp kapıyı açmaya yöneldim. “Hoş geldin yenge.” dedim yapmacık gülümsememi takınarak. Hoş bulduk deme tenezzülüne bile girmeden kendini mutfağa attı. Yemek yapmamış olsaydım saatlerce azarlardı. Yemekleri görünce ifadesiz bir şekilde direkt sofraya oturdu. Keşke ellerine sağlık cümlesini duyabilseydim.

Kapıyı kapatıp mutfakta kalanları sofraya götürmek için ilerlerken kapının anahtarla açılma sesini duydum. Gelen amcamdı. Mutfağa gitmekten vazgeçip amcamı karşılamak için hole doğru adım attım. Holün eskimiş halısının kokusu burnumu yakmıştı. Bir saniyeliğine yüzümü buruştursam da amcama dönüp “Hoş geldin amca.” dedim gülümseyerek.

“Hoş bulduk Hümeyra.”

Amcam elini yıkadıktan sonra sofraya oturdu. Ben de acıkmıştım. Yaptığım kekten bile yiyememiştim. Çok yoğun bir gündü. Tam sofraya oturacaktım ki “Peçete getir.” dedi yengem azarlayan bir ses tonuyla.

Cevap vermeden ayağa kalktım. Kapı çalmaya başladı. “Birini mi bekliyorduk?” dedi amcam meraklı ifadeyle.

Ben hayır dercesine başımı salladım. Kapıyı açmak için holün eski halısının kokusunu çekmek zorundaydım.

“Komşulardan biridir. Kesin bir şey isteyeceklerdir. Onların istekleri bitmez.” dedi yengem ağzındaki yemeği püskürterek.

Kapıyı açtığımda karşımda Meftun Alican’la karşılaştım. Şaşırmıştım. Burada ne işi vardı? Demek ki amcamlarla konuşmaya gelmişti.

“Kimmiş?” dedi yengem içeriden dolu ağzıyla.

“İçeri almayacak mısın beni?” dedi Meftun Alican.

“Kusura bakmayın, buyurun.” dedim amcamların oturduğu yeri elimle işaret ederek.

Ayakkabılarını çıkartan Meftun Alican eski püskü evimizin içinde gösterdiğim yönde ilerlemeye başladı.

Amcam ve yengem oturdukları yerden kalkmış, takım elbiseli adamı baştan aşağı incelemeye başlamışlardı.

“Merhaba, ben Meftun Alican.” elini amcama doğru uzatarak.

Amcam elini sıkarken “Hoş geldiniz.” dedi ve bana döndü. “Hümeyra kim bu beyefendi?”

Ben açıklama yapmak için yutkunurken Meftun Alican yardımıma yetişti.

“Ben Akev Üniversitesi dekan yardımcısı Meftun Alican.” dedi arkasındaki koltuğu işaret etti “Oturabilir miyim?”

“Tabi.” dedi amcam, kendisi de modası bir hayli geçmiş televizyonun yanındaki tekli koltuğa oturmuştu.

Salonun orta yerinde küçücük bir yer sofrası vardı. Meftun Alican’ın gözü takılıp duruyordu. Anlaşılan bizim bu kadar zor durumda olduğumuzu hayal etmemişti. Yengem ve ben de eski koltuklara oturduktan sonra amcam devam etti sözüne gülümseyerek. “Açıkçası bu sözler pek yeterli olmadı, yani siz neden buradasınız bilmiyorum ama isterseniz yemeğimizi yiyin.” Eliyle yer sofrasını işaret etti.

“Teşekkür ederim fakat çok kalmayacağım. Sadece...” dedi bana dönerek “Hüma’nın geleceği için buradayım. Bu konuda konuşmak istiyorum.”

“Haaa o mesele.” dedi yengem “Kusura bakmayın Mefti Bey ama biz kızımızı okutamayacağız.” Biraz durdu, eliyle etrafını gösterdi. “Durumumuz yok.”

“Meftun.” diye düzeltti Meftun Alican.

“Yenge.” dedim sesim titreyerek.

Meftun Bey kafasını bana çevirdi. “Annen ve baban değiller mi?”

“Hayır.” dedim, sesim iyice titremeye başlamıştı. Başımı önüme eğdim. “Ben çok küçükken vefat etmişler.”

Meftun Alican konuşmak için ağzını açmıştı ki yengem cırlayan ses tonuyla araya girdi. “Hümeyra deli misin sen? Elin ne olduğu belirsiz adamına neden anlatıyorsun hayat hikayeni?”

Meftun Alican biraz sert bir ses tonuyla araya girdi “Hümeyra üniversiteden burs kazandı. Belli ki siz izin vermemişsiniz ama buna hakkınız yok. Eğitim görmek her gencin hakkıdır.”

“Meftun Bey.” dedi amcam, oturuşunu iyice ciddileştirdi. “Sadece bursla bitmiyor bu işler. İllaki bir ihtiyacı olacak yol, yemek, kitap parası. Bunları karşılayamam.” Elini çocukların odasına doğru kaldırdı. “Benim iki tane çocuğum var. Söyleyin bana onları nasıl okutayım?”

“Hüma’nın hiçbir masrafı olmayacak her şeyi ben karşılayacağım.” dedi Meftun Bey.

“Neden yapıyorsunuz tüm bunları?” dedi yengem kendine dedikoduluk pay çıkaracakmışçasına.

“Çünkü Hüma benim hayatımı kurtardı, ona borçluyum.” dedi ve dikkatli gözlerle amcam ve yengeme bakmaya başladı. Amcamla yengemin meraklı ve şaşkın bakışlarından hayat kurtarma hikayesini bilmediklerini anlamıştı Meftun Alican, bundan dolayı sözlerine devam etti “Ben Hüma’nın çalıştığı bakkalın yan sokağında birkaç şehir magandası tarafından darp edilip soyulurken buna sessiz kalmayıp yardım etti.” Bana döndü “Tekrardan teşekkür ederim.”

Amcam olayın iç yüzünü öğrenmek istiyordu anlaşılan “Nasıl bir yardım?”

Magandaların önüne atladığımı söylerse biterdim. Bu saatten sonra değil üniversiteye gitmek evden dışarı çıkartmazlardı. İyice ev hanımı moduna geçerdim. İçimden dua eder olmuştum. Umarım Meftun Alican anlatmazdı yaşadığım aksiyon sahnelerini.

“Polisi aradı.” dedi Meftun Bey.

Bir oh çekmiştim içimden. Deminden beri tuttuğum nefes içimi kemirmeye başlamıştı. Neyse ki söylediği iki kelime hayatımı kurtarmıştı. Anlaşılan evdeki gergin hava onu da rahatsız etmişti.

“Bu kadarcık mı?” dedi yengem gözlerini devirerek. Aslında ballandırarak anlatmak vardı hayat kurtarma merasimini ama asla risk alamazdım sırf yengemi kızdırmak için.

Meftun Alican iyice ciddileşerek amcama döndü “Konumuz bu değil, bakın ben bir eğitimciyim bu duruma asla müsaade edemem, başka insanları devreye sokarım ve eninde sonunda Hüma okuma hakkına sahip olur, sadece işin sonunda siz üzülürsünüz. Ancak ben isterim ki bu durumu tatlıya bağlayalım. Siz tamam deyin ben yarın okul işlerini halledip yurt bakmaya başlayayım, dediğim gibi tüm masraflar benden sizin cebinizden tek kuruş çıkmayacak.”

“Aman tamam canım okusun, biz ikna olduk eti sizin kemiği bizim.” dedi yengem hızlıca. Sesini sokak dilencilerinin yalvaran sesine benzetircesine devam etti. “Ama zaten Hümeyra’nın bir evi var yurda ne gerek var hem bana da ara sıra yardımı dokunur.”

Amcam hâlâ düşünceliydi. Düşünecek daha ne var diye haykırmak gelmişti içimden. Belli ki bu sessizliğin sebebi gönülsüz evet demek oluyordu. Sonuçta gidecektim okula ister kabul etsinler ister etmesinler. Meftun Bey çok ısrarcıydı.

Hem yurtta kalırsam daha çok çalışırdım derslerime. Çamaşır derdi yok, bulaşık derdi yok, en önemlisi yenge dırdırı da olmayacaktı. Çok ayıp diye geçirdim içimden ne olursa olsun onlar seni büyüten insanlardı. Böyle düşünemezdim. Evet yurtta kalırsam büyük bir yük omuzlarımdan kalkacaktı fakat Meftun Alican’ın yükleri artacaktı. Beni zaten kendi parasıyla okutacaktı özel üniversitede, burs kısmı lafın gelişiydi. Ayrıca pek masrafım olmasa da yurt yine para demekti. Bu kadar vicdansız olamazdım. Onun da ailesi vardı. Özel üniversite de okumam bile başlı başına bir dertti. Evet zengin olabilirlerdi ama yapamazdım bunu. Okul çıkışları yine çalışıp harçlığımı çıkartırdım. O konuda da yük olmazdım Meftun Bey’e. Kısacası yurt işi olmazdı. Ben düşüncelerim içinde kendi kendime hesap yaparken Meftun Alican yengeme cevap vermekle meşguldü “Eğer Hüma’nın ders çalışabileceği bir ortam varsa tabiî ki evde kalabilir ama seçim onun. Yurtta kalmak isterse yurt ayarlayabilirim.” Bana döndü Meftun Bey “Ne dersin Hüma?”

“Evde ders çalışabilirim merak etmeyin.” dedim gülümseyerek.

“Madem öyle diyorsun öyle olsun.” Sonra imalı bakış attı amcama ve yengeme “Ama notların düşük olursa seni yurda geçiririm haberin olsun.”

Tamam dercesine yengem ve ben onayladık.

Meftun Alican ayağa kalktı, amcama elini uzattı “Tamamdır değil mi?” dedi.

Amcam elini sıkarak “Tamam.” dedi.

Meftun Bey kapıya doğru ilerlemeye başladı. Yengem kapıyı açtı. Ayakkabılarını giydikten sonra yüzünü bana doğru çevirdi “Bu arada Hüma’yı yarın öğlen yemeğine bekliyorum umarım bir mahsuru olmaz.”

Gelebilir gibisinden başıyla onayladı amcam. Yengem yağ çekme kısmına gelmişti “Güle güle yine bekleriz. Bir ara mutlaka ailecek gelin.”

Kapıyı kapattıktan sonra yemeğimizi yemek için sofraya doğru yöneldik. Bunca yıldan sonra ilk defa ağız tadıyla yemek yiyecektim.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 30.06.2025 22:59 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...