

Sabah uyandığımda, kitabın üzerimde olduğunu fark ettim. Uyuyup kalmıştım. En son hatırladığım Hüma’nın yaşadığı zorluklara, benim de gözyaşlarıyla eşlik ediyor olduğumdu. Telefon çalmaya başlayınca aklıma Arkın geldi. Kesinlikle oydu. Dünden beri merak etmiş olmalıydı. Telefonu elime aldım. Arayan Aka’ydı.
“Günaydın ufaklık.”
“Günaydın.” dedim. Bir yandan yatağımdan çıkmış, okula hazırlanmak için üniformalarımı elime alıyordum. Elimi yüzümü yıkamak için lavaboya yöneldim. Kulağım Aka’daydı.
“İyi misin? Dün bir şey anlatıyordun yarım kaldı.” Sustu ve devam etti. “Okul çıkışı alabilirim seni.”
“İyiyim.” Durdum. Birinin bu soruyu sorması hoşuma gitmişti. Sahi Arkın neden aramamıştı. Endişelenmiş olmalıydı benim için. Aka kapatınca onu mutlaka aramalıydım. “Olur buluşalım. Şimdi kapatmam lazım. Görüşürüz.”
“Görüşürüz.”
Hızlıca hazırlanıp okul yoluna doğru ilerleyince Arkın’ı aradım. Telefon birkaç kere çalınca hemen açıldı.
Sitemli cevap verdi: “İnci neredesin? Dün aradım açmadın, aklım kaldı?”
Hoşuma gitmişti bu cümlesi. Neden sırıtıyordum ki? Ben Arkın’a âşık mıydım acaba? Ben daha önce âşık olmamıştım ki nereden bilecektim? Aşk nasıl tarif edilirdi acaba?
“Endişelenme.” dedim
Cevap vermeme fırsat vermeden: “Nasıl endişelenme İnci? Aklım çıktı.”
“Sen beni merak mı ettin?” istemsiz sırıtıyordum.
“Ettim tabi.”
Bir an sessizlik oldu. “İyiyim.” dedim “Dün biraz yoğun geçti ama anlatacağım sana.”
“Okul çıkışı görebilir miyim seni? Hayır diyemezdim. Dünden beri cevap vermiyordum. Ondan kaçtığımı düşünebilirdi fakat Aka’ya söz vermiştim. Aka’ya bahsedeceğim konu zaten Arkın’dı. Aslında anlatmak yerine bizzat tanıştırsam fena olmazdı. Bir taşla iki kuş vuracaktım.
“Olur. Görüşelim. Ben sana haber vereceğim okul bitiminde.”
Yoğun okul iteminin ardından kapıda Aka’yı görmek mutlu etmişti. Deniz ve Çiğdem’le vedalaşıp arabanın kapısını açtım.
“İstersen arkadaşlarını gidecekleri yere bırakabilirdim.”
“Uzak değil, iki sokak ötedeki kütüphaneye gidecekler.” dedim arabanın kapısını kapatırken.
“Ah lise yılları ne güzeldi.” İç çekti Aka.
Meraklı düşüncelerle Aka’ya döndüm: “Ya gerçekten anlatsana biraz. Nasıl biriydin okul yıllarında, lisedeyken de kızlar peşinden koşarlar mıydı? Üniversite de nasıl ortam? Şimdi de koşuyorlar mı? Sahi senin neden sevgilin yok?”
“Bir şeyler anlatacak olan sendin, ben değil.” Gülümsedi. “Senin sevgilin var galiba.”
Gözlerimi devirdim. “Biri var ama tam olarak neyiz bilmiyorum. Adını koyamadığımız bir durum var aramızda.”
“Firuze koyun.” dedi Aka, saçma esprisine gülmeye çalışıyordu.
“Aslında” dedim. “Seninle tanıştırsam, baksan bize. Bana biraz akıl versen.”
“Olur. Çağır gelsin. Her zamanki mekâna gidelim.”
Kafede oturmuş, Arkın’ı bekliyorduk. Aka’yla genelde bu kafeye geldiğimiz için kendi aramızda her zamanki mekân adını koymuştuk. Ben fırsattan istifade Arkın’dan bahsediyordum. Aka ise meraklı gözlerle bana bakıyordu. Jest ve mimiklerini kullanarak tepkiler veriyordu.
“Âşık mıyım sence?” sorusunu yönelttim Aka’ya.
Durdu. Düşünmeye başladı. Kendince irdeliyordu. Tam cevap vereceği sırada masamıza yaklaşan Arkın’ı fark ettim.
Aka’ya dürttüm. “İşte geliyor.”
Arkın masamıza gelince ayağa kalktım. Gülen gözlerle onu karşıladım. “Hoş geldin.”
“Hoş buldum.” Karşımdaki sandalyeye geçti.
Heyecanla lafa girdim. “Sizi tanıştırmayı o kadar çok istiyordum ki anlatamam.” Aka’ya döndüm. Tam cevap verecekken Aka’nın karşıdaki deniz manzarasına dalıp gittiğini fark ettim. Duraksadım. Aka bunu fark etmiş olacaktı ki bize dönerek “İnci senden baya bahsetti.” dedi.
Sadece arabada ayaküstü bahsetmiştim. Bazı durumları ne güzel abartıyordu Aka Erozon.
“Senden de öyle.” dedi Arkın, hafif bir tebessüm atarak.
Sohbet tam koyulaşacaktı ki araya garsonun sorusu girdi: “Ne alırdınız?”
Çabucak karar verdik garsonu bekletmemek adına. “3 kahve olsun.” dedi Arkın.
“Bir tanesi köpüksüz.” diye ekledi Aka.
Ben heyecanlıydım. Benim için iki kıymetli kişiyi tanıştırıyordum. Bunu daha sık yapmalıydık.
Arkın meraklı gözlerle Aka’ya baktı: “Köpüksüz mü içiyorsun kahveni?”
“Ben değil.” dedi Aka “İnci köpüksüz sever.” Gülümsedi. Arkın’ın biraz önceki meraklı gözleri kaybolmuş aksine kara bulutların etrafı sarması misali bozulduğunu belli edecek türden yüz ifadesi değişmişti.
Benim hakkımda daha az bilgi sahibi olması ve bunun Aka’nın bilmesi mi bu hale getirmişti Arkın’ı? Kıskanmış mıydı beni?
İşlerden, okuldan, sınavlardan, günlük hayattan konuşarak sohbetimizi neşelendirdik. Birbirlerini az çok tanıdıklarını düşünüyordum ve haklarında yapacakları yorumlar benim için çok önemliydi. Görüşmemizi sonlandırınca eve gitmemizin vakti gelmişti. Aka arabayla bırakmak istese de Arkın kendi gideceğini söyleyince fazla ısrar etmemişti.
Araba hareket edince soru yağmuruna tutmaya başladım Aka’yı:
“Sence nasıl biri?”
“Bunun cevabını senin vermen gerekiyor?” Gülümsedi. Ama bu kaçamak bir yanıttı. İkna olmamıştım. Neden hep böyle kapalı bir kutuydu Aka? Bu sorudan cevap alamayınca sorumu değiştirmeye karar verdim ve masaya oturduğumuzda sorduğum ilk soruyu yönelttim. “Sence ben aşık mıyım?”
“Sanmam.” dedi. Bir an için duraksadı ve devam etti. “Bence sadece hoşlanma.”
“Çok emin konuştun.” Ciddiyetimi takındım. “Sanki daha önce âşık olmuş gibisin.” Direksiyonu sıkıca elleriyle tuttu. Gözleri uzaklara daldı. Uzun süre sessiz kalınca cevap vermeyeceğini anlamıştım. Sıkboğaz etmek istemiyordum. Kimseden zorla bir şeyler öğrenemezdim. Belki kendini bana yakın hissetmiyordu. Belki biraz daha samimi olunca söyleyecekti. Zamana bırakmak en güzeliydi.
Yatağa uzanınca elim boynuma gitti. Kolyem… Aka’dan kolyeyi almayı unutmuştum. Akıl kalmamıştı ki. O da unutmuştu demek ki. Bu kadar kısa süre içerisinde kolyeye bağlanmam normal miydi? Sanki kendine çeken bir şeyler vardı. Kolyeyi düşünürken gözüm masamın üzerindeki kitaba ilişti. Uykum gelene kadar biraz okumalıydım.
“Annemle babam vefat edince bana amcam bakmaya başlamış. Ben on beş yaşıma gelene kadar amcamların çocuğu olmamıştı. Sonrasın da eşi ve iki çocuklarıyla bir hayli zorlanmıştık. Küçücük ev. Amcam desen çok az maaş kazanıyor. Yengem ona destek olabilmek için belirli günlerde ev temizliğine gidiyor. Ben ise artık büyümüştüm. Liseye başladığım andan itibaren okul çıkışları çalışıyordum. Amcamların evinin karşısında küçük bir bakkal vardı. Sahibi ise bir hayli yaşlıydı. Bana yardımcı olmak amacıyla okul çıkışları gelip çalışmamı teklif etti. Bende hevesli bir şekilde kabul ettim çünkü amcamlara yük olduğumu eve geldiğim ilk andan itibaren hissediyordum. Şimdi bir nebze olsun hafiflemiştim. Okumak meslek sahibi olmak benim için hayaldi. Yengem de çalıştığı için bakkalda işim bittikten sonra eve gelip yemek hazırlardım. Ayrıca haylaz kuzenlerim vardı. Onlarla ilgilenmek bir hayli zordu. Evin temizliği, bulaşığı, çamaşırı hep bana bakardı. Ben yük olmak istemediğim için yapardım. Ben yaptıkça yengem geri geri çekilmeye başladı işlerden. Ben hafta sonları bütün evi baştan aşağı silip süpürürken onun ayaklarını uzatıp televizyon izlemesi benim canımı yakar hale gelmişti. Oysaki ben daha liseye giderken ‘Kızım sen biraz derslerine çalış, ben hallederim’ demesi gerekiyordu. Gerçi bu cümleyi niye bekliyorsam. Sonuçta benim annem değil ki o. Benim annem öldü. Beni bırakıp gitti.
Liseyi zar zor bitirmiştim. Çünkü dört sene boyunca elime kitap defter geçmemişti. Kitap okumayı çok severdim. Uzaktan sevmek aşkların en güzeli misali ben kitabı uzaktan severdim. Okumaya fırsatım olmazdı ama her zaman yanımda kitap taşırdım. Bazen dolmuşta bazen ise birkaç dakikalık boşluktan fırsat bilip okurdum ama sadece birkaç dakika. Sonra hayatın gerçekleri beni kendine doğru çekerdi. Bazen ise bakkalda çalıştığım zamanlarda gelip giden müşteri olmazsa okurdum. Sadece bu kadar işte. Hayat bana fırsat vermiyor ki…
Küçük bir çocuğa ‘Ne olmak istersin?’ diye sorduklarında çok güzel cevaplar alırsın. Genellikle doktor olmak ister küçüklerimiz, bazılarımız polis, bazılarımız mühendis, çok farklı cevaplar almak mümkün. Bana hiç soran olmadı. Gerçi sorsalar ne olacak ki? Sanki saydığım bu güzel mesleklerden birine sahip olabileceğim. Ben hayal kurmayı ailem vefat edince bıraktım. Zaten istesem de kuramam. Benim hayal kurmaya bile hakkım yok şu hayatta. Sadece tek bir düşüncem var. O da şu hayattan bir an önce kurtulmak. Amcamlara saygım sonsuz. Bunca zaman besleyip büyüttüler fakat bazı şeyler katlanılmaz oluyor. Nereye, nasıl, hangi parayla gideceğimi bilmiyorum. Sadece küçük bir şansa ihtiyacım var. Belki biraz para biriktirsem, başka bir şehre gitsem, orada bir iş bulsam, ev tutsam yani kısacası kendi hayatımı kursam. En önemlisi kendi yalnızlığımda kavrulsam. Tek temennim bu.”
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |